23 Kasım 2020 Pazartesi

EŞCİNSEL OLMAMA RAĞMEN NEDEN ASKERLİK YAPTIM?

Ve 23 Kasım 2020 facebook notlarım

EŞCİNSEL OLMAMA RAĞMEN NEDEN ASKERLİK YAPTIM?

Arkadaş diyor ki, abi sen eşcinselliğini ne zaman farkettin? Kendimi bildim bileli, diyorum. Peki niye çürük rapru-pembe teskere almadın da askere gittin? diyor... Açıklayayım... Zeki Müren, Bülent Ersoy, Aydın, Fatih Ürek bile askerlik yapmışken, ben mi askerlik yapamayacağım? Ben çürük değilim ki veya kadın değilim ki askere gitmeyeyim. O erkek dediklerinizden ben daha düşük bir erkek değilim ki; onların yaptıklarının misli mislisini bile yapabilen, yapabilecek biriyim. Bir şeyi yapabilmek için, sadece güçlü bir kas yapısı yetmiyor, eğer bunu akılla birleştirirsen, Herkül'den bile güçlü olabilirsin. O dönem için çok bilinçli olduğumdan değil de, fazla sorgulamadan herkes gibi üzerime düşen vatan borcumu ödemek için gittim askere. Hiç pişman değilim. Hayat dediğimiz şey zaten, bir şeyleri tecrübe değil midir? Birilerinin, aaa, çürük adam, askerliğini bile yapamamış denilmesi kadar onur kırıcı bir şey olabilir mi? Burada ki düşüncemin sebebi militarist olmamla alakalı değil, sadece herkes kadar eşit bir insan olduğumu belirtmek. Bakınız, eşcinsel hakem eşcinselliğini yapmadığı için başına gelmeyen kalmadı; çürüksün diye mesleğini bile elinden aldılar. Hak ettiğinden demiyorum, sadece içinde yaşadığımız kültürde bir şeyleri yapmamanın sana maliyetlerinin ağır olabileceğini söylemek amacım. Ben askerlik yaparak, böyle bir şeye ihtiyaç hissetmediğim halde, birincisi hem kendime, hem de birilerine eksik olmadığımı ispat etmiş oluyorum. İkincisi, ben ne kadar içinde yaşadığımız kültür bana ters gelse de, ben vatanımı çok seviyorum. Ters gelen unsurlarla da olsa, içinde yaşadığım vatanım için yapmam gereken ne ise, onu yapmak bir borcumdur diye düşünüyorum. Eğer açıklamadığı halde bile eşcinseller askere alınmasaydı, ben gene de askere gider miydim bilmiyorum. Bir bilimcimle o zorlukları yaşamamk için gitmezdim diyorum ama bir bilincimle de, inadına eşcinsel olarak askere giderdim. Var ya serde bir asilik, bir kafa tutan, ayak direyen yapım, inatçıyım, anlayacağınız aksiyim! Yani bir eşcinsel olarak askerlik yapmamın özel bir sebebi yok; o dönemki şartlar bunu gerektiriyordu, ben de yaptım geldim. Şaşırılacak bir durum yok. Çünkü o dönem eşcinsellerin neredeyse % 100'ü askerlik yapıyordu. Askerdeyken gördüğüm bazı eşcinsellerin yanında, benim feminenliğimin lafı bile olmaz. Onlar resmen bir "civelek"ti. Ben askerliğimi onurlu bir şekilde yaptım geldim.

***

Eğer eşcinseller ayrımcılığa uğruyorsa, bunu sadece homofobik bir topluma vermek ne derece doğru olur acaba? Sonuçta Batı'da çok şiddetli homofobik bir süre olmuş. Onlar toplumsal anlamda Ortaçağ zihniyetinden kurtulup modernleşebilmişler, insan hakları için mücadele verip kazanmışlar. Ama bizde ne yazık ki, mağdur olanlarımızda bile mücadele edip mağduriyetimizden kurtulma zihniyetimiz yok. Mesela eşcinseller haklarının mücadelesini vermek yerine gizli eşcinsel olarak yaşamayı tercih ediyorlar. Çünkü kendileri de toplumsal paralellikte bilinçsizler ve homofobikler. Yani içselleştirilmiş homofobikler. Yani kendi moklarına düşmanlar. Hal böyle olunca da kendilerini doğru ifade edemiyorlar. Ve dolayısıyla önyargıya kurban gidiyorlar. Nasıl mı; eşcinsellik toplumun gözünde "ters" bir ilişki ve ahlaksızlık. Onun dışında da eşcinseller toplumsal anlamda varOlamıyorlar ve da varolma çabaları yok. Bu sadece toplumun baskısından değil, kendileri de dirayetsiz. Bi' deneyin, mücadele edin. Başarılı birer insan olursanız, kendinizi cinsellik dışında da ifade ederseniz, kabul edilmemeniz için bir neden yok diye düşünüyorum. Öteki olarak kabul edilmek, ötekileştirilmekten-toplumdan soyutlanmaktan daha iyidir; çünkü zamanla öteki olarak toplumsallaşmak, öteki olmaktan da kurtaracaktır bizi. Unutmayın ki, heteroseksist ve eğitim düzeyi düşük bir toplumda, mağdur olan eşcinseller hakları için mücadele etmez ise, ne eşcinsel hakları ne de eşcinsellik kabul edilecektir.

***

Bazı insanları gerçekten bahtsız mı doğuyor, yoksa rotalarını mı doğru çizemiyorlar bilmiyorum. Eşcinsel doğdu, sonra en büyük aşkını kaybetti, ardından ailesini, ardından bacağını, daha sonra ülkesini, sonra genel sağlığını, en çok da umudunu da kaybetti aslında, ve en sonunda ölümden döndü. Geçmiş olsun... Bu süreçte şunu bir daha gördü ki, düşenin dostu olmuyor ve bir insanın hayatta gerçek dostu bir veya iki oluyor. Aileden bile düşman oluyor da, gerçek dost olmuyor biliyor musunuz?

***

Bahar Candan efsanesi, "Doy Doya Moda" ile geri döndü. Benden şahanesi yok artık.

AVRUPA'DA İNSAN HAKLARINA SAYGI % 90'LARA ULAŞIRKEN, TÜRKİYE'DE SADECE % 4! BUYRUN, BURDAN YAKIN!

Şu tabloya bakın, Türkiye'de Avrupa'ya göre insan haklarının sıfıra yakın olduğunu görün ve ondan sonra Türkiye'de eşitliğin, özgürlüğün ve demokrasinin olduğundan bahsedin. Bakınız, eşcinsellik günah diye eşcinsel insanları lanetleyen bir toplumda, insan haklarından bahsedilemez. Günah sevap işi, bilimsel gerçek dışı uhrevi bir şeydir ve günümüzde içinde yaşadığımız dünyada hiçbir şey günah sevap üzerinden değerlendirilemez. Günümüzde geçerli olan hak-hukuk ve insan haklarıdır. Demek ki adaletinize güvenemiyorsunuz ki, istediğiniz şekilde yönlendirebileceğiniz dine sığınıyorsunuz, onun üzerinde bir düzende yaşıyorsunuz. Silkelenin artık, bi' kendinize gelin! Biz Müslüman bir ülkeyiz diye sırtınızı insan haklarına, demokrasiye, eşitliğe ve özgrülüğe dönemezsiniz. Dönerseniz de sizi kimse kaale almaz ve biz gelişmiş ülkeyiz diye kendinizi kandırır durur ve o geri kalmışlığın içinde boğulursunuz. Sonra da Avrupa'yı ötekileştirerek kendinizi avutmaya çalışırsınız. Anlayabiliyor musunuz dediklerimi? Unutmayın ki eşcinseller de insandır ve eşcinsel hakları da insan haklarıdır. Etrafınızda gördüğünüz bir çok insan, eşiniz-dostunuz da eşcinsel ve homofobik bir toplumda gizli eşcinsel olmak zorunda kaldıkları için, açılamıyorlar. Hatta homofobik bir toplumda, eşcinseller bile eşcinsel karşıtı olmak zorunda kalabiliyor.

BEN NEDEN KORONAVİRÜS'E YAKALANMADIM, YAKALNMIYORUM, YAKALANMAYACAĞIM?

Bazılarımız, şahsım adıma konuşursam mesela ben, Koronavirüs'e niye yakalanmadım biliyor musunuz; Çünkü ben dini inancı olmayan biri olduğum için camiye gitmem, aile kavramına inanmadığım için düğün gibi geleneksel rutinlerde işim olmaz, kafa yapım asla ve asla uyuşmadığı için hayatım boyunca kahvehaneye gitmemişimdir, dans etmeyi tepinmek olarak bildikleri için ve de açıkça söylüyorum insanlarımızın dans biçimlerini düzeysiz bulduğum için konserler dışında eğlence mekanlarına gitmem, alkol vesaire alışkanlığım olmadığı için barlarda işim olmaz, gösterişe karşı olduğum için elimde karton kutularla AVM'lerde görgüsüzlük yapmam, paylaşacak bir şeyim olmadığı için zorunlu kalmadıkça kimseye misafirliğe gitmem, evde kedilerim çok olduğu için de zaten misafir gelmez bana, vesaire. Sosyalleştiğim benim bir sporum vardır tenis ve badminton, o da 10-15 mesafe ile oynanan ve de tanıdığım kişilerle oynadığım bir şey, bir de tenha zamanlarda yürüyüşüm vardır. İhtiyaçlarım dışında markete gitmem. Bir de ödemelerim vardır. O kadar. Anlayacağınız, benim Korona ile kesişmeyen bir yaşam biçimim var. Beslenmeme de mümkün olduğu kadar dikkat ederim. Alkol, sigara, kola dahil zararlı hiçbir şey vücuduma girmez. Vejeteryana yakın bir beslenme düzenim var. Proteinimi bakliyatlardan, yumurtadan, peynirden falan alıyorum. Ben sürekli evdeyim; internetim ve kedilerimle. İnternet zaten her şeye ulaşabildiğim benim gerçek dünyam. Gerçek sevgi de kedilerin ki...

***

Koronavirüs'e yakalannalara vebalı muamelesi yapmayın. Korona, kurallara uyduktan sonra Koronalı insanlardan değil, bizim yaşam biçimimizin bizi koruyacak şekilde olmamasındandır.

Koronaya yakalanan bir arkadaşım vardı ve kurallara dikkat ederek onu yalnız bırakmadığım için, ve de tekrar hayata döndüğü için, hayataıma bir manevi huzur daha ekledim.

Benim HIV Pozitif arkadaşım var. Hatta bu arkadaşım neredeyse 20 yıllık. Ve hala kopmadık, hala görüşüyoruz. Ben ona hiçbir zaman zerre kadar bile uzak durulması gereken bir insan gözüyle bakmadım. Çünkü onun kişiliğini çok ama çok seviyorum, onunla sohbet etmek çok keyif veriyor bana. Ve HIV Pozitif değilim. Yani AIDS dediğimiz rahatsızlık öyle dokunarak falan bulaşan bir şey değil. Korkularımızın çoğunun cahilliğimizle alakalı olduğunu unutmayın. Size bir şey söyleyeyim mi; cahil olmak ve bu doğrultuda yaşamak, AIDS'e yakalanmaktan bile daha hastalıklı bir durum...

Benim yabancı arkadaşlarım var mülteci olan. Herkes farklı kişilikte ama bu, onlarla hayatı paylaşmayacağım anlamına gelmiyor. Çünkü ben onları yatağıma sokup eş olmayacağım ki. Hayatı paylaşmanın seviyesini bildikten sonra, yaşamak farklılıklarla öyle renkli ve keyifli oluyor ki...

Aysel abla diyor ki, kedi giren eve melekler uğramaz. Bazı arkadaşlarım, akrabalarım, dostlarım falan da hastalık bulaşır diye kedilerle hayat sürmeme karşı çıkıyor. Birincisi kedilerin rahatsızlıkları, insanlara bulaşmıyor. İkincisi, gerçek ve en büyük hastalık sevgisizliktir. Hayvanların sevgisi çıkarsızdır, insanlarınki gibi değildir. Aysel abla, kedi giren eve melek uğramaz diyorsun ama kediler zaten gerçek birer melek; senin inancındaki görünmez olan melekler, senin halüsinasyonundan başka bir şey değil. Uhrevi meleklerden medet umacağınıza, kendiniz birer melek olun!

BEN BAHAR CANDAN'I NEDEN SEVİYORUM?

Bana göre reality şovlarının efsanesi Bahar Candan, Doya Doya Moda programı ile tekrar televizyon dünyasına döndü. Daha olgun, daha keyifle izlenebilir bir Bahar Candan olmuş. Ben neden seviyorum Bahar Candan'ı; zekası ve doğallığıyla alışılagelmiş düzene tezat oluşturduğu için. Aslında Bahar Candan beni şaşırtmıyor, çünkü bana normal geliyor ama jüriyi ve diğer yarışmacıları şoka sokması beni çok eğlendiriyor ve keyiflendiriyor. Stil yarışmasında tartıştığı ve küs olduğu Öykü Serte, konuk olduğu Armağan çağlayan'da, Çağlayan'ın sorusu üzerine Bahar Candan'ın adını ağzına almadan, onun başlı başına program yapabilecek bir kişi olmasını söylemesi bile aslında Bahar Candan'nın ne olduğunun bir göstergesi.

***

Hastalık, ruhsal veya fiziksel bir rahatsızlıktır. Bir eşcinsel, ben eşcinselim demediği sürece, ona hasta tanısı konmamaktadır. Ne zaman eşcinselim derse hasta denmektedir. Hastalık insanların nefretine veya hoşgörüsüne göre değişen bir şey değildir ki. Eğer eşcinsellik hastalık diyenlerdenseniz, etrafınızda o kadar çok gizli hastayla yaşıyorsunuz ki... En yakın dostunuz, aileden birileri de hasta, yani eşcinsel olabilir...

Eğer bir erkek ben biseksüelim, hem kadınlarla hem erkeklerle beraber oluyorum diyip de erkeklere aşık oluyorsa EŞCİNSELDİR!

***

Arabesk Kamuran Akkor'dan dinlenir...

***

Türkiye'de 10 ayda, 234 kadın yakını olan erkekler tarafından öldürüldü. Toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı çıkanlara duyurulur!

***

Babür İmparatorluğu'nun kurucusu Babür Şah bir eşcinseldir ve "Babürname" isimli eserinde başka bir erkeğe olan aşkını yazmıştır.

***

Karabağ, Azerbaycan'ın ayrılmaz bir parçasıdır. Nokta. Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Ermenistan'da mok işi mi var öyleyse? Ermenistan'ın kendisinin bile tanımadığı Dağlık Karabağ'ı bağımsız bir ülke ilan etmek hangi aklın ürünü? Bildiğiniz o eski Azerbaycan yok artık! 10 milyon nüfuslu ekonomik bölgesel bir güç var artık. Çıkar dünyasında Azerbaycan'ın haklı davasına kimse sırtını dönemez artık!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder