27-28-29-30 Ağustos 2022 facebook notlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27-28-29-30 Ağustos 2022 facebook notlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2022 Salı

27-28-29-30 Ağustos 2022 facebook notlarım

 27

NEGATİF DUYGULARIN KÖTÜ OLDUĞU TARTIŞILMAZ BİLE!

Hayatta en sevmediğim şeylerden birisi, bazı insanların kendi bakış açılarına göre bazılarını yargılamaları, yargılarken saldırgan olmaları ve karşısındakini yaralayacak şekilde aşağılamaya çalışmaları. Bu tür insanlar bunu normal kabul eder ve hayata iyimser bakan insanları samimi falan bulmazlar. Bu tür insanlarla uğraşmayın, tartışmayın, uzak durun derim. Çünkü onlarım amacı zaten bir neticeye falan varmak değil, sizi negatif duygularına malzeme yapıp bununla tatmin olmaktır. Bu tür insanlara prim vermeyin, alttan almaya çalışmayın, acil bir şekilde haddini bildirin ki, size asalak olmasın. Çünkü iyi niyetli yaklaşırsanız sizi sömürmeye devam ederler. Bu tür insanların sizi üzmesi için uzun yıllar tanışık olmasına gerek yok; onlar zaten aranıyordur. Niyetlerini anladığınız zaman, yolunuzu değiştirin.

Ahlak kumkumalarından midem bulanıyor. Hakan Ural geçmişine bakmadan "Gülşen'i tutuklamayacağız da ne yapacağız?" diyerek ahlak dersi vermeye kalkmış. Hakan Ural'a dair paylaştığım çıplak fotoğraf sadece semboliktir. Yoksa çıplaklığı ahlaksızlık olarak gördüğümden değil ama çıplak bir insanın, çıplaklıkla insanları vurmaya kalkmasının bir çelişki olması bakımından ciddiye de alınabilir. Mesela asker kaçağı olup da militarist olmak gibi. Mesela vicdandan bahsedip de homofobik olmak gibi. Mesela sanatçı olmayıp da sanatçı geçinmek gibi, sanatçı olamayınca da muhafazakar sisteme yaranmaya çalışarak medya figürü olmak gibi.

Karikatür hangi amaçla çizildi bilmiyorum ama benim anladığım, yobazlığın-cahilliğin kurttan bile tehlikeli olduğu! Yani kurt bile yobazların-cahillerin tehlikesi karşısında vicdana gelebilir veya kurta bile yobazlardan-cahillerden daha çok güvenebiliriz.

Kendime iki noktada çok kızarım; zamanımı boşa harcadığımda ve beni anlamak istemeyenlere laf anlatmaya çalıştığımda!

Kapasitesiz insanlar donanımsız, donanımsız insanlar cahil, cahil insanlar anlayışsız, anlayışsız insanlar da tehlikeli olur!

Bir insan bencilse yalancı, yalancıysa tutarsız, tutarsızsa iftiracı, iftiracıysa vicdansız, vicdansızsa akılsız olur!

28

Kendilerine oy verenlere cennetten arsa tahsil edileceğini söyleyenlere inananlar, elbette buna hayli hayli inanır...

Muhafazakar ve ırkçı partilere oy verenler, birazcık insansanız, lütfen bana selam bile vermeyin, konuşmayın benimle..!

Muhafazakarlığa, ırkçılığa, her türlü ayrımcılığa, sınıfçılığa bu yaştan sonra kesinlikle tahammül edemiyorum!

İnsanlara sizi yönetecek kadar yetki vermeyin! Kendinizi, kendiniz yönetin! Yoksa suistimal edilirsiniz!

Yobazlar cennette erkeklere sınırsız cinsel güç ve huri vaat ediyor. Ayol ben huriyi ne yapayım; bana Nuri gerek Nuri!

Cennete ve cehenneme inananlar, bu dünyada insanca yaşamayı beceremeyip, dünyayı cehenneme çevirenlerdir!

Cahilliğin en büyük sorunu, kendini hep haklı görmesi, bir de gücü eline geçirmişse, vicdansızca acımasızlaşması!

Cahille uğraşarak harcama vaktini, düşürürsün bak bir de seviyeni!

Tanıdığın bir insan, eğer cahil bir insanla senin aleyhinde kahkaha patlatıyorsa, hiç düşünme, bitir arkadaşlığını!

Hayatta en çok sevdiğim sözlerden biri, "Bana arkadaşını söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim"dir!

Gizli, bastırılmış egolardan uzak durun ki, sizi malzeme etmesin egosuna!

29

Gelişmiş ülkelerle gelişmemiş ülkeler arasındaki fark; gelişmiş ülkelerde insanlar için insan hakları, hak-hukuk, eşitlik-özgürlük-demokrasi, çevre, duyarlılık önemlidir, yolsuzluğa ve haksızlığa tepki gösterilir vesaire ama gelişmemiş ülkelerde iktidarlar vatandaştan topladıklarını ceplerine indirirler, cemaatlere para akıtırlar, yol yaparak falan da vatandaşın gözünü boyarlar, sonra ahlakçı kesilirler, senin bedeninle, cinselliğinle uğraşırlar, bunlar üzerinden vatandaşı vurmaya, zapturapt altına almaya çalışırlar. Vatandaşlar da yaşasın kral derler. Gelişmiş toplumlar bilime-eğitime önem verirler, gelişmemiş toplumlar hurafelere-dine önem verirler. Gelişmiş toplumlarda tekstil sektörü ihtiyaçtan modaya dönüşmüş, gelişmemiş toplumlarda kadına özgürlük başlığı altında din üzerinden bir baskı unsurudur. Gelişmiş toplumlarda ahlak dürüst olup olmamakla alakalıdır, gelişmemiş toplumlarda cinselliğin ve bedinin özgürse ahlaksızsındır. Gelişmiş toplumlarda insan olup olmadığına göre bir muamele olur, gelişmemiş toplumlarda din ve cinsiyet ve milliyet üzerinden değer verilirsin. Gelişmiş toplumlarda insanlar hayatını en iyi şekilde yaşamaya çalışır, gelişmemiş toplumlarda insanlara karınlarını doyuracak kadar imkan verilir ve öte dünya ile avutulur, cennet ile kandırılır. Gelişmiş toplumlarda ruh sanat ile terbiye edilir, geri kalmış toplumlarda şiddet ile! Gelişmiş toplumlarda insanlar kitap okur, geri kalmış toplumlarda insanların kendilerini geliştirmeye çalıştıkları tek eylem pikniktir, okeydir. Gelişmiş toplumlarda insana yatırım yapılır, geri kalmış toplumlarda bankaya para yatırılır. Gelişmiş toplumlarda insanlar sevgilerini gösterirler, gelişmemiş toplumlarda sevgi itibar sarsıcı bir şeymiş gibi algılanır. Vesaire vesaire...

30

İnsanlara en önemli tavsiyen ne olurdu deselerdi, yaşam tecrübeme dayanarak, size kötülük yapan bir insana asla ikinci bir şans vermeyin derdim. Çünkü kötü kötüdür ve fırsatını bulunca gene kötülük yapar. Ama bakıyorum da dayağını yiyip de aynı hayatı paylaşan insanlar görüyorum. Bu bir mecburiyet olamaz; hastalıklı bir ruh halidir. 9 milyarlık bir dünyada niye bir insana mecbur olasınız ki, hayır bir insanı da boşverin, niye birilerine mecbur olasınız ki? Kendi başınızın çaresine bakamıyorsanız, yaşamayın daha iyi.

***

Az veya çok farketmez, ruh hastası olan insanları hayatınıza asla sokmayın ve asla acımayın onlara ve bir şekilde girmişlerse de uzaklaştırın; çünkü asla iflah olmazlar! Ayrıca siz ruh doktoru değilsiniz ki; gitsin kliniğe yatsın. Az önce tenisten dönerken bir sarhoş, yürürken demir parmaklıklı duvara çarptı ve her yeri acımış olmalı ki, acıyan yerlerini elliyordu. Bu insanı siz ne yapabilirsiniz ki; sizin hayatınızı da zehir eder. Asla uğraşamam; çünkü benim bir tane hayatım var. Aslında ruh hastalığını direkt alkoliklere bağlama niyetinde değildim; açıkça konuşamayacağım bir konu diye düşündüğümden bir de olayı az önce karşılaştığım sarhoşa bağladım ama sürekli alkolik olanların da çok sağlıklı ruh hallerinin olduğuna inanmıyorum. Az önce biri aradı, bu kişi ara ara arıyor ve ben her seferinde yanlış numara diyorum. Tesadüfen tanışmıştık ve psikopat çıkmıştı ve tanıştığımız anda noktayı koymuştum. Yani kısaca bir insan ruh hastası ise, eğer o kişiden uzak durmazsanız, şiddetten cinayete kadar giden bir yola girmiş olabilirsiniz.

***

İnsanlara bir tavsiyem de şu olurdu. Yalnız yaşayın. Çok rahat oluyor. Kafanız şişmiyor, istediğiniz her şeyi yapma fırsatınız oluyor, zamanınız sadece size ait oluyor, kavga olmuyor, sorumluluk olmuyor, daha dingin ve özgür oluyorsunuz, ruh haliniz daha sağlıklı oluyor, pozitif oluyorsunuz, daha verimli oluyorsunuz, çevrenize veya topluma daha faydalı oluyorsunuz, hayatınızı dolu dolu yaşamış oluyorsunuz, ne çevrenizle ne kendinizle kavganız oluyor, vesaire. "Bu mümkün mü?" diyebilirsiniz. "Mümkün mü?" sorusu bile saçma. Niye mümkün olmasın ki? Evlenmek zorunda değilsiniz, aile kurup çoluk çocuk sahibi olmak zorunda değilsiniz, soyunuzu soyadınızı devam ettirmek falan bana göre o kadar saçma ki. Dünyada 9 milyar insan var ve bu nüfus yoğunluğu yaşadığımız gezegene zarar vermekte. Ölüp gideceğiz ve size dayatılanların doğru olma gerçekliği yok. Yani soyadı devamlılığı, din emirler gibi şeyler demek istiyorum...

***

Kimse üzerine alınmasın, sözüm meclisten dışarı ama hazzetmediğim 1 numaralı insan tipi, kendi idamesini sağlamayıp ana-baba ve karı parası yiyen erkeklerdir. Tamam, ülkemizde işçi hakları yok ve insanlar karın tokluğuna enayi gibi çalıştırılıyorlar ve keyif alabilecekleri işleri yapmadıkları için çalışmak zor geliyor olabilir. Bunu çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de hiçbir zaman yapıma uygun işlerde çalışamadım ama şu aşamada yapılacak bir şey yoksa da hayatımızı garanti altına alacak kadar da olsa çalışmalıyız. Ben emekliliğimi hak edecek kadar 6 bin iş günü çalıştım ve bir de  kümes gibi de olsa kalabileceğim-yaşayabileceğim mekanı aldım; şu anda karın tokluğuna da olsa, kimseye minnet etmeden yaşayabiliyorum. Yani şu hayatta bir emekli maaşınız, bir de eviniz olsun yeter; gerisi bir şekilde halloluyor. Ne demek yaa ana-baba-karı parası yemek. İnsan belli bir yaştan sonra utanır. Benim ailem varlıklı olsaydı bile, ben onların bana imkan sağlamasını asla istemezdim.

***

Spor ne kadar rekabet işi olsa da birlik beraberlik olmadan hiçbir şeyin olmayacağının en güzel kanıtı. Spor farklı karakterlerin birbirini absorbe ettiği bir denge unsuru bence. İncilipınar Tenis Grubu'nun dernekleşerek spora katkı sağladığı günleri de görürüz umarım...

***

Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun işgalci güçlere son ve kesin darbeyi vurmasını sağlamak ve Anadolu'dan atmak için düşünülüp planlanan gizli bir harekâttır. Büyük Taarruz'un zaferle sonuçlanması ve işgal birliklerinin ülke sınırlarını terk etmeye başlaması açısından önemi çok büyüktür. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terk etmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder. İlk kez 1924 yılında Afyon'da Başkumandan Zaferi adıyla kutlanan 30 Ağustos günü, Türkiye'de 1926'dan beri Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır.