İnanmıyorum! etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnanmıyorum! etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2022 Cumartesi

İnanmıyorum!

 Herkes benzin fiyatından şikayetçi; toplu taşıma aracı kullanalım diyorlar. Benim ehliyetim de yok, kişisel aracım da olmayacak. Yaş 52. Kendimi otomobili olanlardan eksik hissetmiyorum.

Hayatım boyunca hiç kurban adamadım-kestirmedim; kendimi hiç günahkar hissetmiyorum. Hayvanlara yardım ettiğim için-sokak hayvanlarına mama aldığım için kendimi daha iyi hissediyorum.

Kahvehaneye, eğlence mekanlarına falan gitmediğim için, kendimi hiç de az sosyal hissetmiyorum; bana göre oraları zaman öldürmekten başka bir şey değil. Müzik, dans evde daha iyi.

Dışarıda hiç yemek yemiyorum. Evde daha ekonomik ve daha lezzetli. Böyle yaptığım için kendimi hiç alt sınıftan falan hissetmiyorum.

İhtiyacım dışında hiç alış veriş de yapmıyorum artık. Moda veya demode olmak benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Bu da beni diğer insanlardan hiç de geri kılmıyor.

Ben alkol, sigara vesiare de içmiyorum. Çünkü bunlara ne ihtiyaç hissedecek psikolojik bir eksikliğim var, ne de bu maddeler bana zerre keyif veriyor.

Ben aile kavramını da reddediyorum ve hiç çocuğum falan da yok, olmayacak da; kendimi toplum dışı hissetmiyorum bu yüzden. Herkes kendi yapısına göre toplumsallaşır, toplumu zenginleştirir.

Ben dine inanmıyorum, bilindik anlamdaki tanrıya da; akıl ve mantığa inanıyorum. Bu yüzden de kendimi hiç suçlu hissetmiyorum. Çünkü en güzel inanç dürüst olmaktır, vicdanına hesap vermektir.

Ben şans oyunlarına da inanmıyorum, hak yemeden alın teriyle varsıl olunacağına da. Dolayısıyla minimal yaşamak çok daha çevreci.

Ben arkadaşlığa, dostluğa da inanmıyorum; hiç kimse çıkarı yoksa eğer, senin arkadaşın veya dostun değil.

Ben aşka da inanmıyorum. Seksini yap, orgazm ol; geriye hiçbir şey kalmıyor!

5 Mart 2022 facebook notlarım

İnsan gerçek anlamda; hayatından, gerçeklerinden, hatta imkansızlıklarından utanmadağı; kimseye aldırış etmeden içinden geldiği gibi yaşadığı zaman büyür.

Z KUŞAĞI DA NEYMİŞ AYOL! ZZZZZ!

Z kuşağı hiç hazzetmediğim bir kuşak. Çünki saygısızlar ve nezaket kurallarını kesinlikle bilmiyorlar. Donanımsız oldukları için içleri boş, koflar! Bakınız, istisnalar kaideyi bozmaz. O jenarasyondaki bazı gençlerin iyi olmasının, Z kuşağından olmalarıyla alakası yok. Her şeyi ellerindeki cep telefonundan ibaret sanıyorlar. Oysa internetten bilgi olarak faydalanmayan beyinlerin klavyeyi hızlı kullanması onları iyi yapmaz. O teknolojiyi biz de onlar kadar iyi biliyor ve kullanıyoruz ayrıca. Evet bireyseller ama asla organize değiller. Organize olamayan bireysellik asla işe yaramaz. Bir de şuna şahit oldum. Psikolojik olarak problemli, stresli ve agresif kişiliğe sahipler. Çünkü sağlıklı ilişki kuramıyorlar. Anlaşılmıyorlar, çünkü anlaşılacak bir tarafları yok.

NE VARSA X KUŞAĞINDA VAR; Z KUŞAĞI DA NEYMİŞ AYOL?

X kuşağı, 1965-1980 yılları arasında doğan kişilerden oluşur.

1. Aynı işte uzun yıllar çalışan tek kuşaktır. Çalışma motivasyonları çok güçlüdür.

2. Kariyer yapan ve teknolojiyi kullanan bir kuşaktır.

3. Toplumal meselelere en duyarlı kuşaktır.

4. Kadınlar en az bu dönemde çocuk yapmışlar ve dolayısıyla en çok çalışan kadın sayısı bu kuşaktandır.

5. Mesleklerini, özgürlüklerini koruyacak şekilde seçer ve yaparlar; bireysel çalışmayı tercih ederler; çünkü en özgür kuşak X kuşağıdır.

6. Erken yaşta sorumluluk aldıkları için iş ortamında yönetilmeyi asla sevmezler ve yaratıcılıklarını kullanarak hedeflerine ulaşırlar.

7. İş ve özel yaşamlarını birbirinden ayrı tutmayı başabildikleri için, yaptıkları şeylerin doğruluğundan emindirler ve dolayısıyla saygısızlığa asla tahammül edemezler.

8. X kuşağının en belirgin özelliklerinden biri de, günde 2 öğün yemekle yetinmeleridir.

9. Çok organizedirler. Eşcinsel hakları mücadelesi X kuşağı ile başlamıştır ve bu mücadeleyi hala 40-55 yaşı arasındaki X kuşağı bireyleri yapmaktadır. Türkiye'de Cumhuriyet tarihinde mesela aynı kuşaktan olan EYT'liler kadar organize olan bir jenerasyon olmamıştır.

10. Bir çok yenilik X kuşağı ile başlamıştır. Sanatsal olaylar, özellikle müzikteki patlamalar bu kuşakta olmuştur.

Biz ne zaman demode bir toplum olduk; Vay Zeynep Farah oynadığı Bergen filminim galasına nasıl spor bir kıyafetle ve afro saç modeliyle katılırmış, galadan sonra Erik Dalı türküsüyle niye dans edermiş, bu durum Arabesk bir filmin ruhuna aykırıymış da falan filan... Ulan size ne; her oyunca filmin etkisini gala da olsa film tamamlandıktan sonra da sürdürmek zorunda deği ASLA. Eğer senin film anlayışın filmin içeriği ile değil de filmin galası ileyse, o zaman o filmi izlemezsin olur biter. Farah'ın yerine ben olsam, mıçarım böyle eleştiriyi yapanların ağzına. Gerçekten siz deli zekalı mısınız?

Erol Köse de, Farah'ın "Bergen" filminde oynamasından dolayı, repçilerle takılan bir oyuncuya nasıl arabesk bir rol verilir demiş. Sinema anlayışına bakın hele!

Kim ne derse desin; Bergen rolünü Farah Zeynep kapmış, oynamış ve tarihe geçmiştir. Çünkü filmi salt arabesk olmaktan kurtaran bir oyuncu kimliğine sahiptir Farah Zenep.

Sokağa çıktığım zaman insan türünü sevmediğim ve sevmemem gerektiği tescilleniyor. O kadar içgüdüseller ki; o kadar duyarsızlar ki... Hele kedileri pist diye kovalayan insanları görmek falan midemi bulandırıyor. Adam et türü  kokoreç veya tost gibi ürünler sattığı dükkanının önünden elindeki fırçayla kediyi kovalıyor gitsin diye. O kadar utanç verici bir durum ki. Ulan sen o hayvanların etiyle satış yapıp idameni sağlıyorsun, utanmıyor musun kediyi kovalamaya?

İnsanlardan bıkan bazı insanlar, tanrım al canımı da kurtar der; ben de diyorum ki, evrenmim şu insan türüne öyle bir felaket ver ki, beni doğa ve hayvanlarla başbaşa bırak!

Yıllardır sinemaya gitmiyorum. En son Ayla'ya gitmiştim. Son filmler ise Naim, Müslüm, Dilber, Bergen gibi toplumun içinden çıkmış ve toplumu yansıtan popüler kişiletin hayatlarının anlatıldığı filmler. Neden; çünkü gişe kaygısı. Çünkü toplum, kendinden bir şeyler bulabileceği şeylere ilgi gösterir. Yani Türkiye'de genel manada, sanatın dönüştürücü gücü pek kullanılmaz. Mesela nefret cinayetleri ile ilgili film nednen yapılmıyor; neden eşcinsel hakları görmezlikten geliniyor; çünkü homofobik bir toplumda eşcinsellere haklarının verilmesi toplumu rahatsız edeceği için, bu konuda bir farkındalık ilgi görmeyeceği gibi, belki filmin yayınlamasına izin bile verilmez, yapımcı şirketi de batırır zaten bu tür filmler. Bu toplumda insanları ya ağlatarak, ya da güldürerek para kazanabilirsin ancak, ya da dini veya milli duygularını okşayarak, veya veya şiddetle; gerçekçilik ve duyarlılık rahatsız eder!!!