Az önce fotoğrafta görülen ıslak yerde cinayet işlendi. Islaklık, kanları yıkadığım için. Geçen hafta, birkaç gün bizim binanın önünde dolaşan ve sürekli miyavlayan 6 aylık bir kediyi arabalar çarpmasın diye eve aldım. Belli ki daha önce evde yaşamış ve sahibi varmış. Çünkü kaçmıyor ve kendini sevdiriyordu. Evdeki kedilerin yeni bir kediyi kabul etmesi zor olmasına rağmen aldım. Çünkü evde zaten 7 kedim var. Kavga ediyor olsalar da idare ediyorduk. Zamanla alışırlar birbirlerine diye düşünüyordum. Ben kedileri sürekli eve kapatanlardan değilim ve de karşıyım. Zaten evde çok kedi olunca birbirleriyle çok kavga ediyorlar. Enerjilerini atmaları için dışarıya çıkmaları gerektiğine inanıyorum. Zaten zemin kattayım ve dışarıya, binaların arka bahçeleirne gitmeleri kolay. Bu sabah da pencereyi açtım ve dışarıya çıktılar. Eve son aldığım kedi de çıktı. Hatta arabalar çarpmasın diye 5-10 dakika dolaştıktan sonra içeriye aldım, tekrar çıktı ve kaşla göz arasında takip etmeme rağmen sokaktan geçen bir araç, kediyi başından ezerek öldürdü. Bu bir cinayettir. Bu bir ruh hastalığıdır. Hız yapmak öyle bir tutku falan değildir; gerçekten tedavi edilmesi gereken ruhsal bir problemdir. Ben kedileri, korumak için ne kadar eve alsam, onlara elimden geldiğince bakmaya çalışsam da, dışarıda BOZUK bir düzen olduğu sürece, bütün çabalarım boşuna. Dışarıda, tetikte bekleyen, hep bir cinayet tehlikesi var. Evet kedilerin ölmesi, bir cinayettir. Eğer sokak arasında hız limiti aşılmasa, kediler çiğnenmez. Önceden kedilerin çiğnendiği noktada hız kesme bariyeri vardı. Kaldırım taşları yenilendikten sonra tekrar yapılmadı. Bariyer kedilerin ölmemesi için ne kadar bir engeldi, ayrı bir mesele. Dediğim gibi, insanlarda vicdani sorumluluk olmadığı sürece, iki adım ötede o cinayet gene işlenecek! Belediyeye başvuruda bulundum o noktada hız tümseği oluşturulması için. Ben kedileri korumaya çalıştıkça, onların başına bir şey geldiği için artık kendimi suçlıu hissetmeye başladım. Ben onları korumaya çalışmasam, acaba kendilerini kurtarırlar mıydı diyorum. Aslında gerçek olan şu ki, hayvanseverler hayvanları korumaya çalışmasa, başlarıana gene benzer şeyler gelecek ve bizim ruhumuz bile duymayacak. Alışmıştık bu kediyle birbirimize bir haftada. Kedi evde yaşarken gürbüzleşmiş, tüyleri pırıl olmuştu. Canımın ne kadar yandığın tahmin edemez kimse. Çünkü arabalar çarpmasın diye gözüm üzerindeyken oldu olanlar. Gaza basılmış her araç sesi duyduğumda lanetler yağdırıyorum. Şu ana bu yazıyı yazarken bile gaza basılmış bir araç sesi geliyor sokağımızdan. Nefret ediyorum araçlardan da, o araçları kullanan hasta ruhlu hız tutkunu insan türünden de! Ben insanlardan gerçekten nefret ediyorum artık. Araba yarışı falan ne demek ya? Bunu spor diye bir de insanlara aşılıyorlar. İnsanlar gördüklerini de sokak arasında uyguluyorlar işte. O yüzden trafik kazalarında ölen insanlara hiç ama hiç üzülmüyorum! O yüzden salgınlarda ölen insan türüne hiç ama hiç üzülmüyorum. Dünyanın kurtulması için, doğanın dengesi şart. Az öncesine kadar varolan bir can, şu anda yok.. Olmayan en önemli şey ne biliyor musunuz; tamam insnalarda vicdan falan yok da, ülkemizde düzeni sağlayacak ne ciddi bir yasa var, ne de bu yasaları hayata geçirecek bir kapasite. Son dönemde arabaların çarpması ve de mahallelinin kedileri kovmasından dolayı, sokağımızda kedi bile kalmadı gibi bir şey. Sokakta kendi binamızın dibi dışında hiçbir yere mama koydurmuyorlar. Ben görmediğim anda hemen mama kaplarını ve su kaplarını atıyorlar. Nasıl bir insanlıktır bu; yanlış olan vicdan mı, vicdansızlık mı?
***
Yavrumla bir hafta birlikte yaşayabildik, bir hafta koruyabildim onu. Az önce insan türünün hasta ruhlu hız tutkunu bir şahsı tarafından başı ezilerek hunharca katledildi! Lanet olsun araçlara da, sorumsuz şekilde kullanan hız tutkunu ruh hastası insanlara da, LANET OLSUN! Bi' defolup gitmediniz şu dünyadan. Gidin uzayın derin boşluklarında hız yapın!
Herkes vicdanını saygı duruşuna geçirsin. Az önce insan türünün hasta ruhlu hız tutkunu bir şahsı tarafındna ezilerek öldürülen kedinin cenazesi kalkıyor!
Ben de aynı türdenim ama gerçekten o kadar nefret ediyorum ki insan türünden. Evrenim bir göktaşı çarptır ki, yok olalım!
I love you Korona ve tüm virüsler; çünkü ben doğayı seviyorum!
Hani aşı yaptırmayanlara bazıları düşman oldu ya; siz neyi ve kimi kurtarmaya çalışıyorsunuz ki? Milyarlarca insan olmak çok mu matah bir şey? Gerçi onlar da insanları düşünmüyor; ya dötlerinden korkuyorlar, ya da sistemin bir parçası olmuşlar! Hatta eşcinsel aktivistin biri, sen de transfobiksin diye beni belden aşağı vurmaya çalışmıştı! Vicdan olmadıkça, her şey göstermelik, her şey hikaye! Offff, canım çok yanıyor şu an bir kediyi, bir insanın arabasıyla çarpması sonucu!
İnsan türünden o kadar nefret ediyorum ki, tüm dünya bana deli desin, bendne nefret etsin, beni soyutlasınalr istiyorum. İnsan türüyle yan yana anılmaktan bile midem bulanıyor.
PAMUK ŞEKERI YOK ARTIK!
Kapımın önüne bırakılan bu pamuk şekerini arabalar çarpmasın diye 4 -5 gün önce almıştım. Yanin tanışalı ortalama 1 hafta oldu. İlk gördüğümde bizim binanın etrafında oyalansın, mamasını yesin dedim ama içeriye girmek istedi, sevilmeyi okşanmayı çok seviyordu. Kapıyı açmamı istiyordu miyavlayarak. 4. günde bu sabah dışarıya çıkar çıkmaz hasta ruhlu hız tutkunu birinin arabasının çarpması sonucu öldü. Benim kaderim de canımın süırekli yanarak geçmesi sanırım.
Hayvanlar için kendini parçalayan insanlar var, hayvanları öldürmekten zerre vicdanı sızlamayan insanlar var. Nasıl açıklayabilirsiniz bunu? Ben açıklayayım mı? Bazı insanlar, insani gelişimini tamamlayabilmiştir, bazıları ise ister doğuştan kapasitesiz olarak tanımlayalım, ister kendini yetiştirememiş, yani kendisine verilen aklı kullanmayı öğrenememiş diyelim, evrimini tamamlayamamış, iç güdüleriyle hareket eden, hani gerçekten içgüdüleriyle hareket eden hayvanlar var ya, işte onun gibi bir şey, onun gibi bir canlı.
İnsanlara bakıyorum, çoğunun kafaları sadece paraya çalışıyor, sorumsuzca yaşamaya çalışıyor, dünyayı-doğayı düşünmeyen bencilce şeyler işte! Başka türlü açıklayamıyorum işte!
Yaa ben hayvancılığı da anlayamıyorum. Besliyorsun, büyütüyorsun, sonra kesiyorsun! Kafayı yiyeceğim resmen!
Ben dini de anlayamıyorum, hayvanların kurban edilerek bayrama dönüştürülmesini de! Gerçekten ne bu yaa?
Eğer cennet-cehennem, Tanrı varsa da, hayvanların kurban edilmesine karşı çıkıyorum, bu yüzden cehennemde yanacaksam da, gururla!
Dine inanmıyorum, tanrıya da, kurbana da karşıyım. Ayrıca bir ibneyim; işinize gelirse!
Sizin bir yakınınız mı öldü; az önce bir kediye insan türünün bir hasta ruhlusu çarparak öldürdü, haberiniz var mı? Fark yok bence!
İnsan türünden nefret ediyorum; çünkü canımı çok yakıyorlar!
Hayat çok güzel ve yaşamaya değer ama insan türü yüzünden de çoğu zaman yaşamak istemiyorum!
Bir kedi öldürüldüğü zaman, bir çiçek kopartıldığ zaman bile, dünya savaşı çıkmış gibi çok canım yanıyor! O yüzden yaşamak bana çok ağır geliyor!
Bugün benim için dönüm noktası. Bu sabah sokaktan aldığım bir kediyi daha insan türünün öldürmesi sonucu, gerçi bu son olay bardağı taşıran son damla, çünkü yıllardır insanların hayvanlara karşı acımasızlığına artık dayanamaz hale geldim, artık spor veya bazı sanatsal etkinliklere katılmak dışında, insan türüyle irtibatımı kesiyor, tamamen kabuğuma çekiliyorum. Benim için böylesi, bundan sonrası için daha iyi olacak diye düşünüyorum. Köye gitme kararım da artık daha bir netleşiyor gibi...
Hayvanlar öldürülürken, doğa katledilirken; insanların hiçbir şey olmamış gibi davranması nasıl bir akıl, kabul edemiyorum!
Hayvanları kurban etmek ve bunu bayrama dönüştürmek, vicdanımı kurban etmektir. Vicdanım hiçbir şey için kurban edemem!
Kurban Bayramı denilen ritüelden-geleneksel dini törenden nefret ediyorum!
Şimdiden söyleyeyeim. Kurban Bayramı denilen süreçte, benim bayramımı kutlamak için aramayın, yeme içme ayinlerine çağırmayın, benim de sizlerle bu rutini gerçekleşltirmediğim için alınmayın. Lütfen nezaket sınırlarımı zorlamayın benim! Eskidendi o sessziliğim; kalan zamanımı kafama göre bencilce yaşamak isityorum!
Kurban Bayramı denilen, asla bayram olarak kabul etmediğim süreçte, telefonumu bir hafta kapatacağım, merak etmeyin!
Hayvanların kesilip bayrama dönüştürüldüğü KURBAN'a KAR-ŞI-YIM!
Her gün, acaba bugün de bir kedi insanlar tarafından öldürülecek mi korkusu içinde yaşamak nasıl bir duygu anlayabilir misiniz? Ben işte o psikoloji ile yaşıyorum ve hala akıl sağlığımı koruyabildiğime şaşırıyorum! O duyguyu yaşıyorum, çünkü sorumsuzca sürekli hayvan katliamlarıyla karşılaşıyorum. Pardon ama ben sizin gibi, hayvan katliamlarına, "yazııık" diye falan uzaktan geçiştiremiyorum. Benim vicdanım çoğununki gibi bencilce ve çıkar üzerine kurulu değil!
Son kedi ölümü, yaşadığım kaçıncı dünya savaşıydı hatırlamıyorum! Sürekli savaşa maruz kalıyorum çünkü!
***
İçinde yaşadığım kültür, 20 yıl önce bir akıl tutulması yaşadı ve bunu bir daha atlatamadı!
En büyük savaş, akılsızlığa ve cahilliğe, yobazlığa karşı verilmeli. Oysa bütün savaşlar din için verilmiş, millet için verilmiş, toprak için verilmiş. Bana çok manasız geliyor bu tür savaşlar. Dinin hiçbir gerçekliği yok, millet desen herkes aynı türün devamı, toprak desen kim sırtında bir avuç toprak götürebilmiş ki..? Cahillik yüzünden hayatlarımız mahvoldu! Ne özgür olabildik, ne eşit olabildik, ne hakka hukuğa uygun şekilde-adaletli bir şekilde yaşayabildik. Bu akılsızlık ve cahillik yüzünden toplumsal gücü ele geçirenler bencilce bir hayat inşa etti ve dayattılar bizlere. Hepisine de lanet olsun!
Bir eşcinsel olarak homofobiden muzdaribim. Bir hayvansever olarak hayvanların yaşama hakkına saygı duyulmamasından rahatsızım. Eşitlikçi ve özgürlükçü biri olarak farklılıkların ötekileştiirlmesinden rahatsızım. Örnekleri çoğaltabiliriz. Bütün bunlar için iktidarsal güçleri suçluyoruz. Oysa suçlu yanıbaşımızda. Eşimiz, dostumuz, akrabamız, annemiz-babamız veya kardeşimiz, arkadaşımız, dostumuz... Vay be, güvenebileceğimiz hiç kimse yok. Etrafınızda yaşasın eşcinsellik diyen kaç tane yakınınız var? Suriyeliler, İranlılar, Afganlılar iyiki de geldi diyen kaç tane insan var? Hayvanlar da bir can taşıyor, kesmeyelim diyen kaç tane yakınınız var? Benim hiç yok valla. Ben kendimi milyonda bir hissediyorum. Bu, benim yanlışlığımı göstermez. Eğer bir şeyler düzgün gitmiyorsa, o zaman yanlış olan çoğunluk demektir. Ya şikayetçi olmayacaksınız, ya da yanlışlığınızı kabul edeceksiniz. Bana göre insanların tamamına yakını yanlışlıklar içersinde. Bu, kabul etmeseniz de sosyal bir gerçek. Pazara gidince bir kilo patatese 15 lira verince içinizden küfür edersiniz, ama dışarıya karşı da yaşasın iktidar dersiniz. İstisnalar kaideyi bozmaz. Bir eşcinsel öldürülünce, su testisi su yolunda kırıldı dersiniz; oysa içinizi açıp bir bir baksak, hepiniz birer su yolunda kırılması gereken su testisinizdir. Mülteci istemezisniz, ama hepinizi gözü Avrupa gibi güzel bir yaşamdır. Canınıza tak etti mi Avrupa'yı översiniz, bir kilo makarnayı görünce gavur diye lanetlersiniz. Herkesin ciğerini biliyorum. Çünkü ben bu toplumda yaşadım ve bir laboratuvar gibi kendimi soyutlayarak objektif bir şekilde gözlemledim. Kimsenin tavuğu olmadım çünkü. Onurlu bir şekilde yaşadım; yalaka, yağcı, yandaş, kaypak olmadım!
Bana diyorlar ki, sen İranlılarla, genel olarak yabancılarla falan arkadaş olabiliyorsun. Ben insanları etnik kökenlerine veya milliyetlerine göre etiketlemiyorum ki; akıllı oluşlarına, dolayısıyla vicdanlarına, insan oluşlarına bakıyorum. Belki bir çoğu bilmez ama benim kapımdan içeriye etnisite olarak en çok kürtler girmiştir. Suriyelisi de girmiştir, İranlısı da, Afganlısı da. Özel hayatıma da girmiştir bunlar. Bir şey kaybetmekten çok, birer zenginlik katmışlardır hayatıma. En azından toplumsal önyargıya esir olmaMAmı sağlamışlardır. Dolayısıyla vicdan eşiğim yükselmiş, duyarlılğım artmıştır. Kedilerle yaşamam insanların çoğuna tuhaf geliyor. Oysa onlara sarılarak yatmak, insan türüne sarılarak yatmaktan daha güven ve huzur verici. İnsanlar genelde robot gibi. Kendilerine ne dayatılırsa, ona göre yaşıyorlar. Oysa hayatı deneyimleseler, çok daha insancıl ve huzurlu bir dünyada yaşayacağız.
Şekilci olmak, sistemin esiri olmak demektir. Giyim kuşam, estetik, kısaca tüm şekilsel varoluşlar birer esarettir.
Eşyaya para yatırmayın; çevreye-doğaya, hayvanlaraya ve sanata yatırım yapın; Geleceğe ancak bu şekilde miras bırakılır!
Görgüsüzlük, cahilliktendir! Vicdansızlık da... Bir çok olumsuz şey de..!
Bugün internete sosyal medya dışında girip,hayatın gerçekleri için, içinde bilimsel bilgi barındıran bir şeyler okuyabilir misiniz?
Size bir şey itiraf edeyim mi; son yıllarda sosyal medyada paylaştığım fotoğraflarda falan, üzerimde gördüğünüz tüm kıyafetler çöpten alıp, yıkayıp giydiğim kıyafetler. Bu benim seviyemi hiç düşürmedi. Çünkü ben öyle hissetmeyince, hiç kimse de bana öyle sınıfsal ayrımcı bir duygu hissettiremez. 3 bin liralık emeklilik gelirimi, mutfak masraflarım dışında kediler ve sanatsal şeyler için harcıyorum. Mutfak masrafı da soğan, yağ, çay, şeker ve ekmek gibi temel gıdalardan ibaret. Bakınız ölmüyorum, yaşıyorum. Böyle bir toplumda ben zaten milyarlarım olsa da kendimi tatmin edecek şekilde varolamam ki. Ancak görgüsüzlük yapabilirim. O da bana ters. Milyarlarım olsaydı da gidip Bodrum'da 200 liraya lahmacun yemeyi bırakın, yaşadığım yerde bile dışarıda yemek yemezdim. Ben, bir kedinin karnını doyurunca daha çok mutlu oluyorum. Yani benim mutluluğum maddiyatsız! Milyarlarım olsaydı, hayvan barınakları ve sanat merkezleri, insanların kendilerini geliştirecekleri atölyeler açardım. Çünkü bu toplumun sanata ve vicdana, bilgiye-eğitime ihtiyacı var.
Bugün elimde olsaydı; sorumsuz, vicdansız, duyarsız, zararlı vs. insanları tek bir tuş-buton basımıyla yok etmek isterdim.
Et yememek elimizde. Et yemeyince hiçbir şey olmuyor. Bak ben 53 yaşında bile canavar gibi spor yapıyorum ve bütün bio kimyasal değerlerim 20 yaşında gibi ve de 20 yaşındakilerle başabaş tenis ve badminton oynuyorum... Aynı protein yumurtada da var, kuru bakliyatlarda da... Vücut bunları etten gelmemiş diye ayırt etmiyor. Et yememeyi sağlıksız olarak gören uzmanlar, sistemin birer kölesi!
Ben bir insanım. Çünkü aklımı kullanabiliyor, akıl ve mantık çerçevesinde düşünebiliyor, sistemin kölesi olmuyorum. Kurban ritüelini de hayvan kesmeyeceğim için, huzur içinde atlatacağım!
***
İnstagramın kafası nasıl bir kafa; ben nefret söylemine karşı, homofobiye karşı paylaşım yaparken, benim paylaşımlarımı nefret söylemi veya sembolü diye kaldırıyor, paylaşımımı engelliyor!
Kedileri çarpan sürücüler kadar, kedileri yavruyken sahiplenenler de, o kedileri sokağa karşı tecrübesiz oldukları halde daha sonra bıraktıkları için suçlular. Bugün bir kedinin çarpılması o yüzdendi. Daha dün biri daha bizim binanın dibine içinde havlu olan karton bir kutu bırakmış ve yaşlı bir erkek kedi peydahlandı. Kedi uysaldı ve sevdirdi kendini ama bu sabah kedi kutusu olduğu halde kedi yoktu. Kimbilir hangi sokaktan getirip bıraktılar kediyi bizim binanın dibine. Yazıklar olsun size de, vicdanınıza da...
***
Hayvanseverler derneği, kedilere çarpan hız tutkunu insanları ruh hastası olarak ifade ettiğim için, ölen keidiye dair yazımı paylaşmamış. Hay sizin hayvanseverliğinizin içine..!
DOĞAL VE NORMAL OLUP DA ÖTEKİ OLMAK, EN BÜYÜK GURURM!
İnsanlar istiyor ki, sine-i yareye dokunmayan paylaşımlar yapılsın. Mesela eşcinsellikle ilgili net ve dürüst paylaşım yapamazsın. Çünkü sosyal medyamızın Türk yöneticileri anında müdahale ediyorlar. Mesela hayvanseverler sayfaları var. Orada paylaşım yaparken asla iktidara veya insan türüne karşı bir söylemde bulunamazsın. Hiçbir alanda özgürce düşünceni ifade edemezsin. Bir eşcinsel olarak bile eşcinsel sitelerinde veya derneklerinde, onların şablonlarına aykırı davranamazsın. Benim 15-20 sosyal medya sayfam, 20 kadar bloğum varsa, o alanlarda özgürce kendimi ifade etmeme izin vermedikleri için, kendi sayfalarımı açmak zorunda kaldığımdan. Bu şundan da kaynaklanıyor. İnsanlar kapasitesiz ve algıları gerçekleri algılayamayınca, farklı düşünceleri yanlış gibi algılıyorlar, hatta seni düşman zannediyorlar. İşte böyle bir ülkede yaşıyoruz. Benim ayrı bire spor sayfamın, hayvan severler sayfamın, müzik veya eşcinsellik veya diğer alanlarda sayfalarımın, bloglarımın olması bu yüzden. İyi de oluyor. Çünkü ne ben o kitlelere hitap edebiliyorum, ne de o kitleye verebileceğim bir şey var. Kendi talep ve arzımı kendim yaratıyorum. Almak isteyen geliyor, almak istemeyen sadece gerekli mercilere şikayet ediyor. Düşünsenize ben, Kaos GL ve Pembe Hayat, Listag gibi eşcinsel dernekler tarafından homofobik ve transfobik ilan edilmiş, kara listeye alınmış bir kişiyim. Neden; çünkü kukla değilim! Çünkü gerçekleri dile getiriyorum. Eşcinsellere bedeninizle barışın dediğim zaman, transfobik ilan ediliyorum. Yani onlara göre illa ki çükünü kestirecek, o kimyasalı alacak, dantelli külotunu ve mini eteğini giyecek, seks işçiliğini normalmiş gibi savunacaksın.
SİZSİNİZ MARJİNAL; BEN NORMALİM!
Bana diyorlar ki sen farklısın, sıradışısın; oysa o kadar doğal, o kadar samimi, o kadar dürüstüm ki.., ama bu-ben yalan dünyaya anormal geliyor-um. Doğasını, özünü, samimiyetini, dürüstlüğünü kaybedip marjinalleşenler, asıl kendileri. O kadar sıradan, o kadar mütevazi, o kadar basit yaşıyorum ki, keşke 24 saatim kamerayla incelense. Ama eğer özgürsen, sisteme kafa tutuyorsan, ve de çok doğalsan; sen marjinalsindir! Yani seni öyle görürler. Bakınız başını örtüp dine inanmak, devlet-ulus sistemini desteklemek, milliyetçilik, ırkçılık, gelenekçilik falan vesaire size hani çok normal geliyor ya; asıl bunlar marjinalliktir. Çünkü doğada yok ki böyle şeyler. Mesela sabahları okul yolunda gencecik çocuklar görüyorum ellerinde sigara tüttürerek sigara telleyip, argo küfürler edip erkek olmaya çalışan; bu bir marjinalliktir. Çünkü toplumsal cinsiyetçilik doğasını kaybetmiş bir marjinalliktir. Eğer içinden geldiği gibi yaşıyorsan, seni marjinal ilan ediyorlar. Mesela benim şehrimdeki yabancılarla irtibata geçip onlara yardımcı olmaya çalışmam bir marjinallik olarak görülüyor. Sanki yapılmaması gereken veya yapılması cesaret isteyen bir şeymiş gibi. Veya işte sistemdeki problemleri gerekli yerlere şikayet ederek sosyal sorumluluk sahibi olmaya çalışıyorum; bu bile Avrupai bir davranışmış gibi görünüyor; çünkü alışmışlar ya duyarsızlığa...
***
Niye/nasıl bu kadar çok rahat söylemlerde bulunabiliyorsam;
göbeğimin kimseye bağlı olmamasından,
kimseye hiçbir konuda gebe kalmamamdan,
hesap veremeyeceğim hiçbir şeyimin olmamasından,
üzerimde baskı oluşturabilecek hiçbir sırrımın olmamasından,
haksız olabileceğim hiçbir konuda boş laf yapmayacağımdan,
sadece ve sadece kendime inancım ve güvencimden,
ve dolayısıyla hiçbir şey ve kimsseden korkmadğımdan,
hiç kimsenin benden daha üstün ve güçlü olmadığını bildiğimden,
akıl ve mantığa kimsenin karşı koyamayacağını bildiğimden...

