10 Mayıs 2020 facebook notlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Mayıs 2020 facebook notlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2021 Pazartesi

10 Mayıs 2020 facebook notlarım

 GERÇEKÇİ OLMAK İÇİN, HAYAT BOYU ÜNİVERSİTE ZORUNLU OLMALI!

Bazı insanları anlamak için çaba sarf etmemeliyiz. Çünkü hayatta zamandan daha değerli bir şey olmadığı için, zamanımızı boşa-bunlara harcamamalıyız. Dünyayı kurtarmak için gidin plastik şişeleri toplayın ama onlara laf anlatmaya falan çalışmayın. Hadi cahilken bir şey bilemeyebiliriz, çocukken bilgiye ulaşmamız zaman aldığı için yanlış yönlendirilebiliriz ama artık internet çağındayız ve bilgi bir tıkla parmağımızın ucunda. Hayatta iyi insan olmanın, doğru insan olmanın, erdemli insan olmanın kriterleri ortadayken; yaptığımız suçların hukuksal mecrada bir karşılığı ve yaptırımı varken; artık deprem, sel gibi doğa olaylarının bilimsel kanıtları ve açıklamaları açık ve netken; ben şimdi kalkıp da zamanında insanlara yardımcı olmaya çalışan kültürel yazıtlara niye bel bağlayayım, niye günümüz hayatının karşılığını orada bulmaya çalışayım? Şu anda yaşadığımız devasa hayat, bir zamanlar yazılmış olan bir şeylere sığamaz arkadaşlar, hayatlarımızı karşılamaz, bize ışık olamaz, bize huzur ve barışı getiremez. Her şey değişirken, değişmeyen bir şeyden ne bekleyebiliriz ki? İnançlı insanlar, inançsız insnalardan daha fazla mı toplumsal fayda sağlıyor? Dogmatizm, insanlara baskı aracı olarak kullanılmaktan başka ne veriyor? Dünyada şu anda milyonlarca bilgi ve faydalanabileceğimiz güncel kaynak varken, niye aynı şeyleri terennüm edelim. Hani bazıları diyor ya, işte manevi şeyler aslında kötü yorumlanıyor, aslı öyle değil falan; işte bu bile değişimin önüne geçilemeyeceğinin göstergesi değil mi? Yanlış yorumlanan bir şey falan yok; eşcinsellik lanetleniyorsa, vakti zamanında yanardağ patlaması eşcinsellere ceza olarak atfedilmiş, dogmatik insanlar da cahilliklerinden dolayı hala bu inançtan kurtaramıyor kendini. Eğer eşcinsel olanların falan, manevi yazıtlar yanlış yorumlanıyor diye, manevi yazıtları kurtarmaya çalışması falan da, aslında bu değişemez-aslının bozulmasına ihtiyaç yok denilen yazıtları değiştirme çabasıdır. İnsanlar akıl-mantık ve bilgiye inanırlarsa, bu yolda kendilerini geliştirmeye çalışırlarsa, hiçbir şekilde gerçekliği olmayan tabulara saplanıp kalmaktan kurtarabilirler kendilerini. O yüzden eğitim çok önemlidir, o yüzden bireylerin kafalarına her gün bilgi sokması çok önemlidir-şarttır. Eğer insan kendini bilgi ile güncellemeyip, tabularla varolmaya çalışırsa, bu ortaçağlılıktır. Bunun başka bir açıklaması olamaz. Kutsal olarak atfettiğimiz geçmiş zaman ifadeleriyle her gün kendimizi tekrar etmek, bize insanca bir yaşam getirmeyecektir. Adaletsiz ve karmaşa halindeki coğrafyalara bakarsak, bunun arkasında eğitime ve bilgiye önem verilmediğinin yattığını görebiliriz. Batı bir şeyleri icat ediyor, doğu günah diye karşı çıkıyor. Buyrun burdan yakmaya başlayın! Hiç düşündünüz mü Korona aşısını Türkler niye Türkiye'de değil de Almanya'da buluyor diye? Demek ki eşcinsellik sapıklık falan değilmiş bizim diyanetin dediği gibi. Orada demokrasi var insnalara yaşama haklarını veren, eğitim sistemi var bilgi ile yeni şeyler keşfetmelerine izin veren. Biz hala evrime karşı çıkıyoruz. Arkeoloji veya Antropoloji gibi bilimsel branşlar yalan mı söylüyor öyleyse? Gerçekten insanlar kutsal yazıtlara inanacaklarına; Arkeoloji, Antropoloji ve Tarih falan okusalar; hayata bakış açıları öyle hızlı değişir ki... Tabi bunları okumak için, önce kendimizi dogmatizmden kurtarıp bilime inanmamız gerekiyor. Bunun için de çocuklarımızı eğitime koşullamalıyız. Artık okuyup da ne olacak diye, eğitimi maddi kazanç kapısıyla örtüştürmeye çalışmamalıyız. Ben geri zekalı mıyım da hayatım boyunca Açıköğretim okuyorum?

Türkler Korona aşısını niye Türkiye'de değil de, bizim ahlaksız olarak gördüğümüz Batı'da-Almanya'da buluyor diye hiç düşündünüz mü?

İnsanların yapılarına uygun insanca yaşama haklarını, aile kavramını çökertecek diye cahil cahil saçmalamayalım artık. Saçmalayanlara da kulaklarımızı tıkayalım.

Aynı şeyleri yaparak sonuca gidemiyorsak, kafaları değiştirmeliyiz!

Bir arkadaşım var aşktan muzdarip. Ben de ona diyorum ki, aşk diye bir şey yok. Aşk denilen şey, seksin evlilik yoluyla ahlakçı toplum tarafından yasallaştırılmasıdır. Eğer egemen cinsiyet yani erkeklik aynı hayvanlar gibi davranıp kadınların duygusal beklentilerini karşılamıyorlarsa, bu karşılamak istemediklerinden değil, toplumun onlara verdiği ayrıcalıklar sayesinde, doğalarını gerçekleştirmelerindendir. Eğer "kadın egemen bir dünya"da yaşasaydık, şu anda kadınlara verilen sadık, aşksız seks yapamaz gibi vasıfları, bu sefer erkekliğe yükleyecek, kadınların özgürlüğünü ise doğalarına verecektik. Sen ne diyorsun diyeceğinize, bence bir düşünün derim. Mesela ben egemen sistemin ahlakçılığına esir olsaydım, şu anda eşcinselliğimle barışamayacak, zorunlu olarak heteroseksüel bir evlik yapacak ve görünmez bir kamburum olacaktı. Ben ne yapıyorum; ahkalçılığı yok sayıyor, erkekliği de sadeec vibratör olarak kullanıyor, duygularımı ise hayallerime bırakıyorum. Çünkü aptal değilim! Tecrübeyle sabit olduğu için de, tavsiye ediyorum.

Evimi karıncalar basmış; doğal bir zenginlik. Çayıma kedi tüyü düşmüş; yalnız değilim! Herkes dertli; oysa yaşamak çok güzel!

Zayıflamak istiyorsanız, zayıflayıncaya kadar aç kalıp, sonra gene eskisi gibi yemeyin. Yeme limitini kalıcı olarak azaltın!

Eski stil yarışmaları karşıma çıkınca Bahar'ın hatırına izliyorum da, zaten Bahar olmasa, o yarışmaların hiçbir anlamı olmazdı, herkese öyle güzel laflar sokmuş ki, onlar da Bahar'ı ciddiye alıp tavır koymuşlar. Ama kimisi öte dünyaya gitti, Öykü Serter, Kemal Doğulu, yarışmacılar dahil hepsi silinip gitti, bir Bahar kaldı sadece Gene başları sıkışınca, raiting yaptırmak için, parayla Bahar'ı çağırıyorlar programlarına... İşsiz kalan Öykü Serter de itiraf etti zaten katıldığı bir programda; Bahar'ın başlı başına bir program olduğunu...

Kadınları şiddette ve öldürülmelerine karşı eşcinsellikten korumaya çalıştıkları aile kavramı değil, İstanbul Sözleşmesi gibi yazılı yasalar koruyacaktır. Tabi en başta nefret etmek ve de bu nefret yüzünden öldürülmelerini seyretmek yerine eşcinselerin de de korunması gereken insanlar olduklarını öğrenmeleri gerekiyor.

Kadınları şiddette ve öldürülmelerine karşı eşcinsellikten korumaya çalıştıkları aile kavramı değil, İstanbul Sözleşmesi gibi yazılı yasalar koruyacaktır. Tabi en başta nefret etmek ve de bu nefret yüzünden öldürülmelerini seyretmek yerine eşcinselerin de korunması gereken insanlar olduklarını öğrenmeleri gerekiyor.

Hayatta kötü şeyler olabilir ama insanın canını sıkan, bütün bu kötülüklerin sebebinin insanların seçtiği yöneticiler olması.

Marx teorisine göre, insanlar hafta içi günde en fazla 6 saat çalışarak, tüm ihtiyaçlarını çok rahat karşılayabilir. Ama bilinçsiz yöneticilerin, insanların emeklerini bencilce kendi çıkarları doğrultusunda kullanması, gelir eşitsizliğine sebep olmaktadır. Batı'da insanların yıllık kişi başın düşen gelirleri neden 50-100 bin dolar arası ve en kötü Avrupa ülkesinde bile açlık sınırının altında yaşayan bireyler yok? O eleştirdiğiniz Yunanistan'da bile kişi başına gelirin kaç dolar olduğunu biliyor musunuz? Neden ben hiç seyahat yapamadan öleceğim; ben de herkes kadar çalıştım, vergimi verdim. Neden yöneticilerin aylık geliri 25-30 bin iken, ben neden 2 bin lira alıyorum; onlar daha mı fazlasını hak etti; daha mı fazla okudu, daha mı fazla alın teri döktü? Kör gözüme parmağım şeklinde bilinçsizce birilerini destekleyeceğinize, halinize yanın diyorum insanlara... Daha birkaç yıl önce 4-5 lira olan tenis topunun tanesi 20 lira olmuş. Korta en az 10 topl gireceksin ki, rahat oyun oynayabilesin. Bu da 200 lira demek.  Bu ne yaa? Siz dalga mı geçiyorsunuz insanların hayatlarını mevzubahis ederek?

Bizim derdimiz salgın hastalık falan değil, insanca yaşayamamak. Koronavirüs bahanesi oldu!

Eşcinsellere diyeceğim o ki, sakın kendinize zarar verilmesine izin vermeyin; kendinizi fiziksel olarak savunun.

Birisi eşcinsel olduğum için beni öldürecek mi; kendimi koruyacak şekilde savunurum. Herkes aklını başına alsın, ona göre davransın!

Eğer yasalar biz eşcinselleri korumuyorsa, bizi yasal olarak tanımlamayıp tanımıyorsa, kendi kenimizi korumaktan başka çaremiz var mı? Ben saldırıya sıradan bir insan olduğum için veya bir olay sebebiyle maruz kalmıyorum; sırf eşcinsel olduğum için maruz kalıyorum. Yasalar da eşcinseller var demiyor, eşcinselleri yasal olarak koruyan bir yasa yok. Hatta eşcinselliğe özendiriyor diye kadını şiddete karşı koruyan İstanbul Sözleşmesi'ni bile iptal ettiler. Ne yapalım öyleyse; kurban mı olalım; elbette kendimizi gerektiği ölçüde savunacağız; ASLA KURBAN OLMAYACAĞIZ!

Bana diyorlar ki, "eşcinsellikten bu kadar bahsetme".  Dayak yiyen, ayrımcılığa maruz kalan, öldürülen siz değilsiniz ki? Ben öldürüldükten sonra da benim adıma konuşacak hiç kimse yok! Dou you understand? O yüzden paylaşımlarımdan rahatsız olanlar, arkadaşlıklarını bitirebilirler. Kimseyi tutan yok çünkü.

Eşcinsellere diyeceğim o ki, saldırılara karşı savunma tekniklerini öğrenin, tedbirlerini alın; asla boş bulunmayın!

Eşcinsellere diyeceğim o ki; yeni tanıştığınız kişilerin isimlerini, telefon numaralarını ve onlara dair bilgileri bir yere not edin ve herkesin ulaşabileceği bir yere koyun ki, başınıza bir şey geldiği zaman katillere ulaşılabilsin. Eğer tehdit alırsanız da, direkt adli mercilere gidin. Yaşamak istiyorsanız, eşcinselliğinizden utanmayın. Utanması gerekenler eşcinselliğinizi kabul etmeyenler ve sizi korumayanlar.

Oruç tutacak olsam bile, sırf yobazlara inat gene tutmam ayol! Sırf bu yobazlara inat, inanacak olsam bile inanmam ayol! Sizin bedduanız ancak kendinize döner! Ayrıca bedduaya inanan kim ayol!

Tanrıya inanmıyorum, dine inanmıyorum, günaha inanmıyorum, oruç tutmuyorum, namaz kılmıyorum, vesaire...

Çıplak yıkananlar deli ise, kaç tane akıllı insna var acaba?

Her şeye allahın takdiri diyorsunuz ya, tanrı gerçekten milyarlarca insan için tek tek kader mi yazıyor, basurla falan mı uğraşıyor sanıyorsunuz; öyleyse doktora falan gitmeiyn o zaman!

Yolda yürürlerken daha 7-8 yaşında olmasına rağmen başı kapatılan bir kız çocuğu babasına diyor ki, "ALLAH İZİN VERİRSE yarın kar yağar değil mi baba?". Baba kendisi de bilmiyor ki doğa olaylarının nasıl gerçekleştiğini. Her yıl yağan karın Allah'ın izniyle olduğunu sanıyor...

Sosyal medya sayfalarında, sanki yıllık kişi başına gelirleri 100 bin dolarmış gibi mutluluk fotoğrafları paylaşıp da hiç suya sabuna dokumayanlara ayrı bir gıcık oluyorum.

Diyorlar ki, Türkiye'de muhalif sağlam bir muhalif parti yok. Söyleyenin ağzına... Sankim kendileri çok muhalifmiş gibi. Sen muhalif olursan, sağlam muhalif partiler de olur.

***

Bana diyorlar ki; ...

Halil niye oruç tutmuyorsun, niye namaz kılmıyorsun, niye dine ve tanrıya inanmıyorsun, niye evlenmiyorsun, niye çocuğun yok, niye kan vermiyorsun, niye futbol oynamıyorsun, niye kahveye gitmiyorsun, niye karı gibisin, vesaire... 

E ibn*yim! Yeterli değil mi bu cevap? Dinde eşcinselliğin yeri olsun, ben de inanayım. Evlenmemem izin verilsin, evleneyim. Evlat edinmeme izin verin, benim de çocuğum olsun. Eşcinsellere kan vermek yasak olmasın, ben de kan vereyim. Eşcinsellerle dalga geçmeyin, biz de kahvehane gibi yerlere gidip sosyalleşebilelim. Sanki futbolcu olsam, beni aranıza alacaksınız. Sanki karı gibi davranmasam, eşcinselliğimi sorgulamayacaksınız.

Veee, ben kendim olmaktan vazgeçerek sizin gibi olamam, OLMAM DA, sizin isteklerinizi yerine getiremem, GETİRMEM DE. 

Bu saatten sonra da sizin isteklerinizi yerine getiremem, GETİRMEM DE. 

Sizin inandıklarınız ve yaşadıklarınız sizin olsun, bana, bize de karışmayın, KARIŞTIRTMAM DA. 

Bu nasıl bir özgüven biliyor musunuz; cahillere karşı % 100 haklı olmanın getirdiği bir özgüven.

Bugün de akşam oldu...Eskiden TRT'de bizi geliştiren kütür sanat programları vardı ve evrimden bolca bahsedilebiliyordu. Selamlar Seynan Levent... seni çok özledik...

Ayrımcılık yok deniyor ama Amerika'da mesela R & B veya rap şarkılarının klipleirnde sadece zenciler yer alıyor gene...

Müzikte yeni moda mı; yabancı şarkılarda intorodan 2-3 saniye sonra bir duraksama oluyor...

Hayret, eski popüleritesi olmasa da Justine Bieber bitmedi! Yeni şarkısını ve stilini beğendim... Justin Bieber'im 178 milyon takipçisi varmış ama ben takip etmiyorum. Çünk çok kalabalık bir sayfası var.

BU HAFTAKİ DÜNYA LİSTELERİNİN ÜST SIRALARINDAN...

Save Your Tears - The Weeknd 

Peaches - Justin Bieber feat. Giveon & Daniel Caesar

Montero (Call Me By Your Name) - Lil Nas X

Leave The Door Open - Silk Sonic

Levitating - Dua Lipa

Kiss Me More - Doja Cat feat. SZA

Astronaut In The Ocean - Masked Wolf

Drivers License - Olivia Rodrigo

Botella Tras Botella - Gera MX & Christian Nodal

RAPSTAR - Polo G

Your Power - Billie Eilish

Heartbreak Anniversary - Giveon - Heartbreak Anniversary 

Up - Cardi B

Beautiful Mistakes ft. Megan Thee Stallion - Maroon 5

Wellerman - Nathan Evans

15 Mayıs 2020 Cuma

10 Mayıs 2020 facebook notlarım

Netflix kanalı insanları eşcinselliğe özendiriyor diyen yobazlara Savcılıktan jetflix karar; herkesin hür iradesine karışamazsınız

Anne-baba omak isteyenler; çok geç çocuk sahibi olmayın ki, çocuklarınız sizinle arkadaşça bir hayat sürebilsinler. Yoksa benimkiler gibi dedeniz veya nineniz yaşında çocuk sahibi olursanız, o çocuklara ne gelecek hazırlayabilirsiniz, ne de onları geleceğe. Hatta yaş itibariyle hayata erken veda edeceğiniz için, onları yalnız bile bırakma ihtimali de çok yüksek. Hatta hatta bu durum çocuklarınızda, yaşlanınca bize baksın diye dünyaya getirmişler duygusu yaratabilir. Oysa bir çocuk sağlıklı ebeynleriyle hayata hazırlanmak ister, geçmişe baktığı zaman birlikte geçirilmiş zamanları hatırlamak ister; bunu çocuklarınızdan esirgemeyin! Ben 50 yaşındaysam, şu anda 70 yaşlarında anne babamın olmasını istemez miydim? Oysa babam 43 sene önce öldü. Unutmayın ki hiçbir çocuk erken yaşta ölmüş veya sağlık problemleriyle boğuşan yaşlı ebeveynleriyle çok mutlu olamaz. Haa, çocuklarınızın mutluluğu ve geleceğine dair kendinize güveniyorsanız, o zaman bir şey diyemem... Tabiki de beni hayata getirmeye bir aracı oldukları için ebeveynlerime sonsuz teşekkürler. Bu yazdıklarım, benim kendi durumumdan şikayetçi olduğum anlamına gelmesin kesinlikle. Ben şu anda onların yaşlı ve hasta olarak bile hayatta olmalarını o kadar çok isterdim ki. Başkalarını bilemem ama şu hayatta anne baba kadar seni düşünen hiç kimse olamuyor. Bu söylediklerime yıllarca çocuk sahii olmak için mücadele verip de geç çocuk sahibi olmak zorunda kalanlar dahil değil... Doğum kontrolünün ne demek olduğunun bilinmediği dönemlerde istem dışı çok çocuk sahibi olmak zorunda kalan anne babalar da dahil değil...

Kedilerimle ilgili son dönemlerde yazı yazmıyordum. Çünkü kendi dertlerim boyumu aşınca, biraz özgür bıraktım onları. Bu özgürlük en çok sevdiğim Jaizze kızımın başını yaktı. Çünkü sadece o kayboldu bu özgürlükten. Oysa en akıllısı oydu, en çevik olanı oydu... Onun başına bir şey geleceği hiç aklıma gelmezdi. Başına bir şey gelmese mutlaka gelirdi şimdiye kadar.
Suzi artık bağımsızlığını tam anlamıyla ilan etti. Evin etrafında dolaşıyor ama içeriye girmiyor artık. Kapatacak diye korkuyor sanırım veya tamamen sokak kedisi olmayı tercih etti.
Büyük kedilerden 4 erkek kardeş olan çete tayfasını hala koruma altında tutuyorum. Üstelik o kadar vahşi olmalarına rağmen. Ama içlerinde o kadar büyük sevgi varki bu şerafettinlerin. Hem tırmalıyorlar beni, hem de bensiz yapamıyorlar. İşte o sevgileri onları özel bir koruma altına almama sebep oluyor. İsimleri Nohut, Harry, Hans ve Kadayıf!
Artık diğer büyükleri kendi haline bıraktım; istedikleri zaman gidiyorlar, istedikleri zaman dönüyorlar. Şu anda evde yeni doğmuş 7 yavru var, sanırım Lilly'nin yan bahçeye yaptıkları da her zamanki gibi 5 tanedir. Artık evden yiyecek taşımaya başladı onlara. Verdiğim salamları kendisi yemiyor, onlara taşıyor. Hayatımda onun kadar yavrusunua düşkün hiçbir kedi görmedim. Onları korumak adına insanara saldırabiliyor.
Bu sene evdeki dişi kedilerden 5 tanesi hamile kaldı, 4 tanesi doğurdu. Yeni doğanlardan 2 kayıp var. Chitosh kızım hamile kalamadığı için çok mutsuz hala. Yalnız Carol belki ilk anneliğinden olsa gerek, yavrularıyla çok ilgilenmiyor. Yavruları da sürekli bağırma halindeler. Küçük bey de işte ordan oraya... Fırıl'ın doğumuna da az kaldı. karnı büyük. En az dört yavru bekliyoruz.
Ayı Pedro'yu sosrarsanız bildiğiniz gibi, Boz kediler sıpa gibi oldular.
Pırıl ise artık engelli olmasına rağmen dışarıya çıkıp dönebiliyor.
Melek gene evdeki tüm kedileri emziriyor. Geçen yıl parktan getirdiğim 1 yaşındaki Küçükbey'i bile emziriyor. Sanki anne olmak için doğmuş ama bugüne kadar son iki yavrusu hariç hiçbir yavrusunu(Toplamda 10 yavrusu öldü) yaşatamadı; süt yetesizliği veya süt kalitesizliği... Yüzyılın annesi o!
Toplam sayı mı? Sayamıyorum artık; 30 kadar...
Bu sabah Kadayıf oğlumu bulamadım. Sokakları aradım, en yakınımdaki 10'larca arabanın altına baktım yok. Sonunda evin içinde gelen miyav sesi beni çekmecelere götürdü. Akşamdan çekmecenin içine girmiş. Hem bulduğuma sevndim, hem geceden beri çekmecenin içinde beklediğine üzüldüm...

Sporda kadın ve erkek kategorisi niye var; orantısız bedensel güç yüzünden. Trans kadınlık nedir; erkek bedeninde kendini kadın cinsiyetinde hissetmek ama bedenin sonuçta bir erkek. Şimdi ben erkek bedeninde bir kadın-eşcinsel olarak, kadın arkadaşlarımla tenis veya badminton oynarken, aramızda fiziksel güç olarak orantısızlık yok diyebilir miyim; mesela badmintonda smaç vuruş yaparken, erkek rakiplere yaptığın smacı yapmak istesen de yapamıyorsun; çünkü üzerlerine gelen topu karşımalarını boşverin fiziksel olarak zarar bile verebiliyorsun! O yüzden trans arkadaşlar, biraz yerçekimi kuvvetine uygun şekilde mantıklı düşünün diyorum. Hani siz trans kadınlar kadın kategorsinden yarışmak istiyoruz diyorsunuz ya; olmaz böyle bir şey; sizin kafanız kadın olsa da bedeniniz erkek. Trans erkekler de erkek kategorisinden yarışırlarsa yetersiz kalırlar.

Rap müzik değildir, müziğin katilidir! Çünkü müzik melodidir. Sözler olmadan da yapılabilir müzik; duygu işidir çünkü!

80'lerde beni en çok etkileyenler... Modern Talking, Wham-George Michael, Michael Jackson, Madonna, Cyndi Lauper, Duran Duran...

Dünya tarihinde 80'ler müzik açısından devrimsel yıllardı. Video klip ve video müzik kanalları o dönem çıktı. Müzik bir anlamda görsellikle daha etkili hale geldi ve de dolayısıyla tüm zamanların en büyük starlarını yarattı. Bir daha Maddona veya Michael Jackson'un, hatta Geoge Michael ve Whitney Houston'un üzerine çıkacak sanatçılar olmayacak. Onlar evrenin gezegenimize hediye ettiği birer müzik tanrı ve tanrıçalarıydı...

Kelli felli adamlar çıkıyor, durmadan eşcinsellik hastalık, sapıklık, günah, ahlaksızlık, yozlaşma, vs. bağırıyorlar. G. zekalıca!

Kusura bakmayın ama ben, bilimsel dayanağı olmayan şeylere inanmayı sağlıklı bir beyin yapısı olarak görmüyorum!

Türkiye 1500'lü yıllarda yaşayan bir ülke. Çünkü günümüzde nasıl KoronaVirüs salgınının sebebi eşcnsellik olarak gösteriiyorsa, "yaklaşık 500 sene evvel, III. Murat zamanında Takiyiddün Efendi’nin zamanın en ileri rasathanesi veba salgının nedeni olarak görülerek Şeyhülislam Kadızade’nin fetvası sayesinde denizden yapılan top atışları ile yerle bir olmuş(cümlenin tırnak içi bölümü Ahmet Çubuk'tan alıntılandı)". Aslında bu zihniyt Ortaçağ zihniyetiyle aynı olduğu için, şu anki iktidar zihniyeti tıpatıp Ortaçağ zihiyetidir bence. Çünkü din üzerinden fetva veriliyor ve dini yaşam insanlara resmen dayatılıyor. Laikliğimiz ve demokratik oluşumuz kağıt üzerinde kalıyor. Türkiye'de insan hakları yok, adeta sadece din hakları var gibi bir durum hissediyorum ben. Yani bir insanın cinsel yönelimi hukuki çerçevede ele alınınca, mesela barolar tarafından savunulunca, hemen suç minvalinde o baroların yapısı değiştirilmeye başlanıyor ve ve ayrımcılığa karşı çıkmak suçmış gibi savcılığa şikayet ediliyor. Ama radikal dincilerin ayrımcı ve bir kesimi nefrete hedef gösteren söylemi din ifadesi özgürlüğü çerçevesinde suç teşkil etmiyor. Çünkü savcıllığın burada kimlere vfe neye hizmet ettiğine de bakmak gerekiyor.

İki türbanlı kadın bir TV programında konuşuyorlar. Ben önce Twitter'da gördüm. Konuk türbanlı, ailesiyle birlikte 50 kişiyi öldürmekten bahsediyor. Ayaklarını denk alsınlar diye de tehdit ediyor. Program sahibi türbanlı da 4 ayaklarını denk alsınlar diyor. 15 temmuz falan deidiklerine göre FETÖ'cü olarak tabir edilen kesimden bahsediyorlar sanırım; biz laikler, demokratlar ve Atatürkçüler, hatta dinsizler bundan alınmamalıyız değil mi? Çünkü biz sol-liberal-özgürlükçü-sosyalist kesim kim, kısaca muhafazakar-şeriatçı kesim kim; aramızda dağlar var. Yani alakamız olamaz, OLAMAZ! Hatırlıyorum da bu Fetöcü denilenlerle, şu anda onlara karşı olanları açıkçası ben aynı kesim olarak biliyordum. Sonra ne oldu da bölündüler ve birbirine düşman oldular, sıradan bir vatandaş olarak elbet ben bilemem. Çünkü açlık sınırının altında yaşayan bir vatandaş, geri planda neler olduğunu nereden bilebilir ki? Ve işin en ilginci, nasıl bunlar keskin bıçak gibi ikiye ayrılabildiler; yani bunların birbirinden kolayca ayırt edilebilecekleri belirgin kimlikleri mi vardı? Yoksa birden güçlü olan tarafa mı geçti herkes? Ve bu konularla hiç ilgilenmiyorum biliyor musunuz; yani bana ne. Çünkü o kadar zıt kutuplardayım ki bu tür zihniyetlerle; çünkü ne dini inancım var, ne de iktidar gibi şeylerin doğru bir şey olduğuna inanıyorum. Çünkü eşitlikle ve özgürlükle, bilim ve sanatla bağdaşmıyor bu tür zihniyetler. Seyrediyorum sadece. İnsan haklarının, demokrasinin, eşitlik ve özgürlüğün, bilim ve sanatın, saygı ve sevginin-hoşgörünün yanında bu tür dalaşmalar çok cahilce geliyor bana... Sonra iki türbanlının sohbeti tepki görünce birisi özür diliyor, birisi de üzgün olduğunu söylüyor. Ne değişti, ne değişecek; sadece o anki tepkiye karşı paçalarını kurtardılar. Kafaları gene aynıdır. Yani içlerinde öldürme duyguları mevcuttur büyük ihtimal. Nasıl bir kafadır ki bunlar; hem din tarafındalar, hem de öldürmekten bahsediyorlar. Yani Atatürk'ün 100 sene önce öngördüğü gibi bir şeyleri paylaşamayınca birbirlerini yeme durumu söz konusundan dolayı bana ne diyebirim ama bu topraklarda ben de, biz de yaşıyoruz ve demokrasi varsa, herkes ölçüsünü bilmeli; ben iktidar tarafındayım, asmalı kesmeli konuşma özgürlüğüne sahibim diye bir şey olamaz. Gerçi konuşanların kim olduğuna bakarak boşver diyebiliriz ama gücün tarafında yer alan bu yobaz zihniyetlerin ne yapacağı hiç belli olmaz çünkü... Haa, sohbetteki ayaklarını denk alsınlar diye tehdit edilen kesim biz olmadığımız için, biz laiklere bir şey yaparlar mı bilemeyeceğim diyeceğim ama fırsatını bulsalar daha beterini yaparlar... Çünkü birbirleriyle herhangi bir sebepten dolayı ayrılmışlar olabilirler ama şeriatçı kesimin asıl karşıtı zaten laikler değil mi?

Sevda Noyan diyor ki: "15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık. Boş bulunduk... Yanlış anlaşılmasın, doğru anlaşılsın; bizim aile 50 kişiyi götürür. Bu konuda çok donanımlıyız maddi ve manevi olarak. Liderimizin yanındayız ve asla yedirmeyiz bu ülkede, onu söyleyeyim. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim sitede hâlâ 3-5 var, benim listem hazır."
Esra Elönü de diyor ki: "'Ayak' az kalır bence, 4 ayaklarını denk alsınlar" diyerek yanıt vermişti.
Sevda Noyan sosyal medyadan da havasını atmaya devam etmiş...
"Evet açık ve net söylüyorum. Hiç birinizden korkmuyorum hain zombiler. Şayet bir kez daha bu ülkede darbe yapmaya kalkarsanız sonunuz hiç iyi olmayacak bunu çok iyi bilin. Yaptığınız hakaretleri attığınız iftiraları size iade ediyorum... Bilin ki hiç etkilenmiyorum.. Hain zombiler.
Konuşmam niye size dokundu tekrar darbe yapmayı mı planlıyorsunuz? Bu sefer kaçacak delik bulamazsınız. Sahte hesaplarla istediğiniz kadar saldırın, hiç etkilenmem. Alışkınız sizin iftiralarınıza... Liderim Recep Tayyip Erdoğan... Sonuna kadar onun yanındayım."
Esra Elönü de diyor ki: "'Ayak' az kalır bence, 4 ayaklarını denk alsınlar" diyerek yanıt vermişti.

Şimdi nasıl bu üslüpsuz yobaz kişileri TV'de program yaptırıp saçma sapan konuşturuyorlar diyebilriz; ARZ TALEP MESELESİ desek!

Türbanlının biri, diğer türbanlı için, konuğumun "ayaklarını denk alsınlar" ifadelerine müdahale etmeliydim demiş ama sen de "4 ayaklarını denk alsınlar" demişsin. Sana kim müdahale edecek peki? Önce sen kendine müfdahale etsene. Konuğun senin düşünceleirne tercüman olmuş, sen de konuğunun cümlelrini iki ile çarparak dört ayaklarını denk alsınlar diye tehdit etmişsin. Bunlar gerçekten salak mı, yoksa milletle dalga mı geçiyorlar? Gerçi karşındakini salak yerine koymak, apayrı bir salaklıktır; senin onu salak yerine koyduğunu anlamadığını sanmak, daha salakça bir salaklık olduğu için...