Yaptığı her şeyi ciddiyetle yapan insanlar hakkında, sanki hayatlarındaki tek şey o an yatıkları şeymiş gibi bir önyargı oluşabiliyor. Örneğin tenis oynuyorum, çok emek vererek, çok zaman harcayarak ve de çok ciddiyetle oynuyorum. İnsanlar tek uğraşımın, yatıp kalkıp düşündüğüm tek şeyin tenis olduğunu zannediyor. Kedilere yardımcı olmaya çalışıyorum; mahallede beni kedi delisi zannediyorlar. Eşcinsel haklarını savunuyorum, eşcinselliği yücelttiğim, tüm gün boyunca bu konuya kafa patlattığım ve 7/24 sadece eşcinsel olarak varolduğum zannediliyor. Müzik arşivimi genişletmek için sürekli albüm satın alıyorum; bunu bir bağımlılık, bir delilik seviyesinde yaptığım zannediliyor. Ne bileyim mülteci yaşlı veya ihtiyacı olanlara koştuğum zaman, bunu opörtünist, yani kendimi göstererek varolmaya çalışan samimiyetsiz biri olarak algılanıyorum. Veya hayatım boyunca Açıköğretim okumam, aşağılık kompleksini tatmin etmek için gene buraya kafayı takmış biri olarak algılanabiliyorum. Veya sürekli kitap, dergi almam, gene entellektüel gözükmekm için göstermelik bir alışkanlık sergilediğim zannedilebiliyor. Onlarca sosyal medya sayfamı da kendimi göstermek için falan değil, üretmek, birilerine faydalı olmak için zaman ayırıp emek veriyorum. Vesaire, vesaire. Oysa ben bütün yaptıklarımı, daha burada saymadığım ve saymanın görgüsüzlük olarak algılanabileceği için saymak istemediğim bir çok şeyi, hayatımın merkezi haline getirmeden, severek yaptığım için emek verdiğim ve önemsediğim hayatımın % 1'lik dilimlerinden biri. Ben tek bir şeye hayatımı adayarak yaşayamam. Bu sadece yaptığım uğraşlar açısından değil, her türlü ilişkilerde de bile bir kişiye odaklanmam. Herkese sevgi ve saygı duyarım ama bu hayatımı o veya onların etrafında döndürdüğüm anlamına gelmez. Bu şekilde yaşamamın çok faydasını gördüm. Bir şeyi, bir kişiyi vesaireyi çok sever, çok özümser, çok emek veririm ama o şey bittiği zaman yıkılmam. Çünkü hayatımdaki tek şey veya kişi, kişiler o veya onlar değildir. Bir şeyi layığıyla yaptığım zaman, doyuma da ulaştığım için, pat diye tamamen bırakabiliyorum bile. Mesela tenisi önümüzdeki yıl bırakmayı düşünüyorum. Çünkü ben hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi kendimden çok sevemem. Çünkü ben olmazsam, kendimi düşünmezsem benim sevdam ve sevdalıklarım da olmaz. O yüzden bedensel ve ruhsal sağlığım her şeyden önemlidir ve tenis de artık bedensel olarak ağır geliyor bana. Mesela çok sevdiğim badmintonu yılda 3-5 kere oynuyorum artık ve ölmüyorum yapmadığım için. İnternet üzerinden çalışmalarımı da azaltmayı düşünüyorum. AÖF bu sene zaten son. Artık eve mecbur kalmadıkça yeni kedi almamaya çalışıyorum. Çünkü belli bir yaştan sonra çok zor. Yarın ölsem, evdeki kedilere ne olacak? Müzik arşivime yeni albümleri artık istesem de sokamam. Çünkü CD üretilmiyor. Vesaire vesaire ve bu bitişler beni üzmez. Her şey bir süreç ve başladığı gibi biter de. Yapmak isteyip de yapamadığım şeylere önem vereceğim önümüzdeki dönemlerde. Yapınca da görürüsünüz veya göremezsiniz, çünkü alakası olmayanlar göremez. Bir de şöyle bir şey var. Ben değişik şeylerle uğraşmayı, değişmeyi ve değiştirmeyi çok seviyorum ve beni tatmin eden şey aynı anda değişik şeyler yapmak. Hayatta sadece tek bir şey veya birkaç şeyle uğraşmak beni sıkar. Tek bir enstrüman çalmak bile beni sıkar. Sanatın tek bir alanıyla uğraşmak da sıkar. Ben fotoğraf çekmeyi de çok seviyorum, resim yapıp bırakmayı da, dans etmeyi de, bazı şeyleri hayallerimde bile, edebiyatı da, görsel ve işitsel olan her sanatı da, yeri geldiğinde gezmeyi de, yeri geldiğinde eve kapanmayı da... O yüzden aynı anda çok şeyle de uğraşabilirim, sıkılınca veya tatmin olunca bırakabilirim de, vesaire. Kısaca ben tek odaklı yaşayan, bir şeyleri hayatının merkezi haline getiren ve vazgeçilmez kılan biri olmadım hiçbir zaman. Ben belli konularda profesyonelleşmekten çok, amatör yaşamayı seviyorum. Ben hayatım boyunca çok şey yaptım ama yaptığım her şeyi severek yaptım. Ben sevmediğim yemeği de yemem, sevmediğim müziği de dinlemem, sevmediğim insanlarla mesafeyi azaltmam, bana uymayan yaşam tarzlarını da ne benimser ne savunurum, kısaca toplumsal değil bireyselimdir. Toplumda çoğalırken-sosyalleşirken bile bireysel özelliklerimden, bireysel varoluşlarımdan ödün vermem. Toplum öyle istiyor diye heteroseksüel görünemem, ailem istiyor diye çocuk yapamam, din böyle emrediyor diye özgürlüklerimden vazgeçemem. Bütün bunlar bencillik değil, kişinin kendine saygısıdır, hayata müteşekkirliğidir. Ben mesela terapi gibi geldiği için yazı yazmayı, duygularımı ve düşüncelerimi yazı ile ifade etmeyi çok seviyorum. Mesela şu anki yazı hiçbir cümlesine ve kelimesine bile müdahale etmeden konuşurken gibi bir yazıdır. İnsan sevmediği bir şeyi kaç kere yapabilir ki? Ama bireysel olunamayan toplumlarda, insanlar kendilerinden vazgeçiyorlar, dayatılan veya içselleştirdikleri yaşam tarzlarını sanki tek doğruymuş gibi kutsallaştırıyorlar. Ama ben bazen gibi hep bazen yaşıyorum; ne kadar farklı algılansa da.