5 Eylül facebook notlarım
Yaşam tecrübelerime dayanarak, içinde yaşadığım kültürü baz alarak gruplaşmanın zorluklarına ve güzelliklerine değinmek istiyorum. Bizim gibi bilgi toplumu olamamış toplumlarda, bireylerin donanımsızlığından, dolayısıyla doğruyu veya yanlışı sağlıklı bir şekilde ayırt edememesinden, faydanın veya zararın kendisine ne derece etki edeceğini göz ardı etmesinden dolayı egosal davranılarak, "bunu ben yapamıyorsam, bunu ben başaramıyorsam, yapılan şeyler benim istediğim şekilde olmayacaksa hiçbir şey olmasın" düşüncesiyle hazımsızlık çekilerek yapıcı olmak yerine genellikle yıkıcı olmak tercih edilir. Bunu LGBTİ gruplaşmasında da gördüm, spor gruplaşmalarında da gördüm, sosyal medya üzerindeki gruplarda da gördüm. O yüzden farklı bir gruplaşma yolunu seçtim. Grubu kurmak ama yöneticisinin olmadığı, herkesin eşit yönetici olduğu ama grubun anahtarını hiç kimseye teslim etmediğim bir yönetim şekli. Böyle kültürlerde güzel bir şeyler yapmaya çalışırken, enerjini bir de grubun dağılmaması için harcıyorsun. Başta da dediğim gibi, bireyler kendilerine bir şey ters düşünce grubu terk ettiği gibi, o grubu yıkmak için de ellinden ne geliyorsa ardına koymuyor. Grubun ayakta kalması için bu sefer başka stratejileri devreye sokmak zorunda kalıyorsun. Çünkü bireyler tek başına yıkıcılık yapamıyorsa, bu sefer grup içinde başkalarını da ayartarak kötü amaçlı güç birliği yapmaya çalışıyor. Bu yüzden hem grup içersinde güç birliğini korumaya çalışıyorsun, hem de dışarıdaki yıkıcıların kendilerini güçlendirmemeleri için, grup ortamına yeni girmek isteyenleri o kötülere kaptırmamaya çalışıyorsun, hem de kötülerle direkt savaşmak yerine, onları da dışlamayarak, birlik beraberlik içersinde olmanın güzelliğini göstermeye çalışıyorsun. Eğer grup olayını sürdürmek istiyorsan, hiçbir zaman gemileri yakıp gidemezsin. Çünkü bu, hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Çünkü en kötü plan veya düzen bile, düzensizlikten kat be kat iyidir. Ve hayatta DÜZEN, gerçekten en iyi şeydir. Çünkü düzen demek, işlerin aksamaması, her şeyin yolunda gitmesi demektir. Düzen için de çabaya değer. Çünkü bu sayede düzgün bir şekilde yapmak istediklerimizi gerçekleştirebiliyoruz.
***
Aile kurmayı ve çocuk yetiştirmeyi sadece heteroseksüellere layık gören, eşcinselliğe ve eşcinsellerin aile kurmasına, çocuk yetiştirmesine karşı çıkan cinsiyetçi yobazların düşüncelerini ne gerçekleri gözlerine sokarak, ne de istatistiki değerlerle değiştiremezsin. Çünkü onlar cahildir. Bu yobaz STK'lar eşcinselliğe karşı eylem yapacaklarmış. Şimdi ben bunlara ne anlatabilirim? Çünkü neye karşı çıktıklarını bile bilmiyorlar. Çünkü konuyla ilgili doğru bilgilere sahip değiller. Çünkü hayata bilimsel gözlerle bile bakmıyorlar; Çünkü olaylara daha cennet cehennem üzerinden bakıyorlar. Oysa birazcık akıl ve mantıklarını çalıştırsalar, eşcinsellerin homofobi yüzünden fazla görünür olamadıklarını, hayatın her biriminde, neredeyse her ailede bir eşcinselin olduğunu, o eşcinsellerin de çalıştıklarını, topluma faydalı olduklarını, toplumsal görevlerini yerine getirdiklerini, örneğin askerlik yaptıklarını, vergi verdiklerini, cinsel yönelim olarak eşcinselliğin canlıya dair kaçınılmaz bir gerçek olduğu için mevki, statü gözetmeden hayatın her alanında, biriminde varolduğunu görebilirler. Toplumun % 90'ı homofobikken, eşcinsellerin varolan oranda görünür olabileceğini bekleyemeyiz değil mi? Zaten ahlakçı ve homofobik toplumun amacı da eşcinsellik yok demek değil, baskılamak.
Muhafazakarlık iyi bir şey olsaydı, böyle toplumlar açlıkla mücadele etmek yerine, uzaya giderlerdi!