5 Aralık 2020 facebook notlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Aralık 2020 facebook notlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2020 Cumartesi

5 Aralık 2020 facebook notlarım

TOKAT!

Yılbaşı'na yaklaştığımız şu haftalarda, 2020'nin bir değerlendirmesini yapmam gerekirse... 2020'yi virüs yüzünden kötü bir dönem olarak nitelendirmek, yaşam denilen olguya, dünyanın-evrenin bir döngüsü olarak bakamamak, olayı ilkel bir beyin kapasitesiyle değerlendirmek olur. Çünkü hayat denilen şey böyle bir şey; Cahillikler, virüsler, savaşlar, doğal olaylar, ölümler, doğumlar, vesairelerden ibarettir hayat. Kimisi şans eseri kazasız belasız bir sürece denk düşer, kimisi de olayların içinde bulur kendini. Olumsuzluklar, öyle veya böyle olacaktır kaçınılmaz olarak; önemli olan yaşadıklarımızdan ders çıkartıp, düzlüğe çıkma gücüdür. Eğer hala yaşıyorsak, nefes alabiliyorsak, "ağzımızın tadı bozulmadıysa", sevdiklerimizle birlikteysek, NE ALA! Bırakın maddi kayıpları, önceki günlerden daha sıkıntılı geçen günlerinizi; insanlar sağlıkları için her şeylerini feda ediyorlar; ama sağlıklarını kaybetmeden, sağlığın önemini idrak edemiyorlar. Sağlık olsun, her şeyin başı sağlık lafları sözden ibaret kalıyor. Yaşadığımız kötü durumlar bizde hasar bırakmıyor mu, bu yıl virüsten dolayı bırakmadı mı; bedel ödenmeden bir yaşam var mı zannediyorsunuz; kimisi bu bedeli bedeniyle ödemek zorunda falan kalabiliyor, veya ruh sağlıklarıyla. Dünya malı, dünyada kalır; bırakın artık maddi kayıplarınıza üzülmeye falan, yaşadığınız sıkıntılı günlere falan. Dün dünde kalıyor, önemli olan yarına sağ salim çıkıp çıkamayacağımız. Günü kurtarın ve yarının hesabını yapın artık. Bir yılınızı da hayatttan ders alma süreci olarak değerlendirirn ki, bir aklınız başınıza gelsin. Belki de evrenin, doğanın bir tokadıdır yaşadığımız süreç; İNSAN OLMAK İÇİN!

TIRTILLI MI OLSUN, TIRTILSIZ MI?

Dün Miley Cyrus, Korona günlerinde sanal seksle kendini tatmin ettiğini söyleyince, bizim gazetelere bile manşet oldu. Hani o marjinal dediğimiz, terbiyesizce bulduğumuz bize ters gelen hayatlar var ya, işte onlar akıl ve mantık çerçevesinde geleceğin gerçek hayatları. Hani robotlarla sevişilir mi diyordunuz, vibratör gibi seks oyuncaklarını ahlaksız buluyordunuz ya; işte onlara bir gün eliniz mahkum! Geçmiş olsun; tırtıllı mı olsun, tırtılsız mı?

Eşcinselliğe inanmak için kapasite, eşcinsellere destek vermek içinse insan olmak!

Amerika ve Avrupa'daki modern yaşamı sevenlerinki özenti falan değil, akıl meselesi!

"GERÇEK ANLAMDA" kedi sevenler vicdanlıdır ve sıradışıdır, mesela eşcinseldir!

Doğa, her zaman kendini arındırmanın bir yolunu bulur! Doğanın arındırıcı gücüne kafa tutulmaz!!!

Rap yapanlar lütfen önce 2Pac'i falan dinlesin! Ağzına açan konuşup, kendini şarkıcı ilan ediyor!

Bir sanatçıyı geç keşfettiğim zaman, geç keşfetmenin utancıyla paylaşmaya cesaret bile edemiyorum!

Ben eskiden Rap'i o kadar çok severdim ki.., ne zaman Türkler keşfetti, nefret etmeye başladım!

Amerika'da, rap'in fonunda çok güçlü melodisi olan bir müzik, armoni vardır; bizdeki gibi ağzı olan konuşmuyor!

Şimdi benim Alternatif Rock-Pop Rock, Indie Rock-Brit Pop, Soul, Rhythm & Blues(Arkadaşlar anlasın diye zenci müziği derdim), 90'lar repi, Euro Pop, Disco, latin rüzgarları, Electronic, House, Acid, Tekno, Funk, New Age, Heavy Metal, Senfonik Pop, Pop Caz, Country, dub, Etnik vesaire türleriyle hamurum karılmışken, günümüz gençlerindne biri Rock dinlediğimi veya işte ne bileyim onun sevdiği sanatçı veya gruplardan birini telaffuz edince, adama bak ya, bu müzikleri de dinliyormuş lafıyla karşılaşınca, içimdeki müzik ansiklopedisini kafasına bir tane yerleştiresim geliyor. Ulan ben sanatçıların bokunun rengini bilirken, onlarla yatıp kalkarken, duyup sevdiğin tek bir şarkıcıyla kendini müziksever mi zannediyorsun?

Müziğin tarihini bilmeden, bütün dünyanın müziklerini dinlemeden kimse sanatçıyım veya müzikseverim diye geçinmesin!

Ben çocukluğumda bile nasıl bir müzik severdim biliyor musunuz..?Çocukken köyde TRT 3'teki yabancı pop müzik programlarını kaçırmak istemediğim için tarlaya çalışmaya gitmek istemeyen, bu yüzden evdekilerle tartışan, evdeki Türkçe kasetlerin üzerine radyodan yabancı müzikleri kaydeden ve bu yüzden ortamı geren, askerdeyken içtima sırasında bile cebimde kulaklıksız TRT 3 dinleyen, doğuda eksi bilmem kaç derecelerde dağlarda askerlik görevindeyken müzikleri hiç kaçırmayan, memleketten Blue Jean dergisinin yıl sonu müzik anketlerini mektupla gönderten, televizyondaki müzik yarışmalarının sorularını şıp diye bilip insanları şoka sokan, o dönemler Türkçe müzik dinlemeyen, Amerika, İngiltere, bütün dünya müzik listeleirni takip edip ezbere bilen, hatta önümüzdeki hafta bir şarkının kaç numaraya çıkabileceğini tahmin eden... Elindeki son kuruşu müzik albümlerine ve müzik dergilerine yatıran... Kısaca ben müzik delisindne öte, müzik manyağıydım ve hala da öyle. Şükür ki internet işimi kolaylaştırdı. Çünkü eskiden müziklere ulaşmak o kadar zor du ki... Bir anımı anlatayım... Samsun'da acemi birliğindeyken, çarşı izninden o dönemin bütün müzik dergilerini aldım, tam nizamiyeden girerken dergileri içeriye sokmak istemediler. İçeriye bırak dediler. Ben ne yaptım içeride... Derginin bir tanesinin posterini bıraktım, diğerlerini çamaşırlarımın içine sokmuştum...

Günümüzde müzik kalabalığına rağmen, aslında yeni müzikleri takip etmek, kaçırmamak da bir o kadar kolay! Yeter ki isteyin!

Dogmatik olmaktan kurtulamayan ülkelere kadın hakları asla gelmez. Çünkü kutsal üzerinden erkeklik yüceltilmeye devam edecektir. Açıkça söylüyorum; din cinsiyetçidir, erkek üstünlüğünü dayatır. Çünkü kutsal kitapta, kadın 4 koca alabilir demez, cennette ereksiyonu hiç tükenmeyen Nuriler yoktur. Yanlış anlamayın; kimsenin maneviyatıyla falan dalga geçtiğimi zannetmeyin; sadece insanları gerçekçiliğe davet ediyorum. Kadın, erkeğin namusu falan değildir. Geçelim artık bu safsataları. Çünkü kadın erkeğin malı değildir ve eşit ve özgür olma hakkı vardır. EĞER İSTİYORLARSA TABİ! O yüzden yaşasın dul ve evlenmemiş kadınlar!!!!

YAŞASIN BEKAR VEYA DUL KADINLIK!

Ben kadın olsaydım, namus benim için vajinamı korumak olmazdı. Namuslu olmak, benim için dürüst olmaktır. O yüzden asla evlenmezdim ve canımın istediği kadar erkekle yatar kalkardım. Çünkü ruhumu, bedenimi istediğim kadar ve şekilde tatmin etme hakkı sadece bana aittir. Nasıl bir eşcinsel olarak özgürce yaşıyorsam, kadın olsaydım da aynı özgürlükte yaşardım. Çünkü akıllı insan cinsellikten utanmak yerine, onu dibine kadar yaşar. Çünkü ben akıllıyım, o yüzden özgürüm ve toplumsal kuralları tınlamıyorum. Ve hiçbir şey de olmuyor, hiçbir şeyi de zorla yaptırtmam kendime. Çünkü kendimi biliyorum, tanıyorum, kendimden eminim, kendime inanıyor ve güveniyorum, kendime aşırı derecede saygı duyuyorum ve kimsenin de haksızlık ve saygısızlık yapmasına izin vermem. Bu erkeklik, kadınlık, eşcinsellik meselesi değil; kişinin kendine özgüveni meselesi.

DEVLETLERİN DİNCİLİĞİ VEYA AHLAKÇILIĞI, BENİM GİBİ DİNSİZ VE İBNE BİRİNE NE KADAR SÖKER SİZCE?

Hiç düşündünüz mü devletler neden din ve ahlakçılıkla varolmaya çalışırlar; onlar bilmiyor mu dinin gerçek dışı olduğunu, cinselliğin falan ahlaksızlık olmadığını. Bal gibi de biliyorlar. Halkı uyutmanın en kolay yolu budur çünkü. Neden devletler eğitimden çok dini söylemde bulunur, neden onların refah yaşamasına izin vermeyeek şeilde bir ekonomik ayarlama yapar(Vatandaşı düşünmek veya ülkeyi geliştirmek pratikte değil, sözdedir sadece); özellikle Doğu toplumlarında. Çünkü karnı tok sırtı pek olan ve de eğitimli aklı başında olan kişileir uyutamayacaktır. Mesela Devlet bana be kadar söz geçirebilir? Onun ahlakçılığı veya dini söylemi benim gibi ibne ve de dinsiz birine ne kadar söker?

Voleybol 6 oyuncu ve bir libero ile oynanıyor ve genlde sakatlık olmadığı sürece zorlu maçlara as oyuncularla çıkılıyor. Eğer idareli kullanılıp oyuncular sakatlanmaz ve formda olurlar ise, Fenerbahçe gerçekten güçlü bir takım. Ben Mihajlovic'i Boskovic'ten bile istikrarlı bulurum. Avrupa şampiyonluğu Boskovic sayesinde kazanıldı. Vargas, gerçekten hücum hatası yapmaz ise, durdurulamayacak, dünyanın birkaç pasör çaprazından biri. Eda desen dünyanın 1 numarası. Naz desen dünyanın 1 numarası... Busa da bence garanti bir smaçör. Zor anlarda can simidi gibi takımı kurtarıyor. İpar'ın oynatılmayarak köreltilmesinden korkuyorum. E Bahar ve Dicle de dönüşümlü olarak ikinci orta oyunculuğu kurtarabilecek potansiyelde oyuncular. Keşke Beliz'e de güvenilse; Oynatmıyorlar ki. Kimse de Melis'e kötü demesin. Bence Aylin'den daha iyi. Aslında doğru yönetilse, takım mevki oyuncuları itibariyle hiç de küçümsenecek bir takım değil. Aslında kızlar arasında uyum da çok güzel. çünkü çok eğlenerek oynuyorlar. Biraz daha ciddi mi oynamaları gerekiyor ne? Eksikleri de biliyoruz. Blok ve manşet. Okey?

BOYUNDURUKSUZLARDANIM!

Eşcinsel olmama ve homofobiye rağmen ben bu ülkedeki mutlu azınlıktanım. Çünkü aklımı kullanma kapasitesine sahibim. Dolayısıyla bilime inanıyorum; hurafelere değil. O yüzden toplumdan bağımsız yaşayabiliyorum. Çünkü neden evlenmedim, neden dine inanmıyorum, neden aile kurmadım diye falan psikolojik olarak etkilenmiyorum. Üzerimde psikolojik bir baskı hissetmeyince de kendimi daha özgür hissettiğim için baskıları bertaraf edip, kendimi daha rahat gerçekleştirebiliyorum, hayatımı mümkün mertebede içimden geldiği gibi, yapıma uygun yaşayabiliyorum. Yapıma uygun seçtiğim yaşam tarzı da, sosyo ekonomik olumsuzluktan fazla etkilenMeMeme olanak sağlıyor. Ben kira vermiyorum, işsizlik sorunum yok ve de geçindirmekle yükümlü olduğum bir aile gibi grup yok. Böyle serbest olunca da kendimi okuyarak, öğrenerek geliştirme imkanlarımı daha da arttırıyorum, dolayısıyla bilgili olunca da yanlışa hayır diyebilme bir donanımım ve özgüvenim oluyor. Sanat, spor gibi faaliyetlerle de bedensel ve ruhsal olarak beslenme fırsatı da yaratıyorum kendime. Yani 7/24 sisteme bağımlı değilim. Sabah 8, akşam 8 arası sisteme kölelik yapıp, akşamları da yorgunluktan zıbarmıyorum. Akıllılık yapıp, emeklilik primim için gerekli olan 15 yıl çalışıp, çalışma hayatımı dondurdum. Çünkü sanat, spor ve seks varken, okuyup öğrenmek varken çalışmak da neyin nesi ki? Gelir eşitsizliğinin uçurumlar olduğu bir sistemde çalışmak, zenginlerin hesabına para yatırmaktan başka bir şey değil, olamaz da. İçinde yaşadığım ülkenin aslında dışında yaşıyormuş gibi yapabiliyorum. Ve doğruları, yanlışları bu sayede çok daha iyi görebiliyorum ve sisteme hayır diyebiliyorum. Dediğim gibi sisteme bağımlı değilim zaten. Yani çalışmak zorunda değilim, bakmakla yükümlü olduğum toplumsal olgular yok. Açıkçası boyunduruğum yok! Refah düzeyim yüksek olmasa da, sosyo ekonomik olarak özgürüm! Virüslü günler de yaşam düzenimi hiç aksatmadı!

2021, 2020'den kötü olabilir!

2021 yılı Türkiye için 2020'den daha kötü geçebilir. Çünkü biz üreten bir ülkeden çok tüketen bir ülkeyiz. O yüzden ekonomik olarak yaşadığımız sıkıntılar, siyasi dengeleri bozacak bir kitle tepkisi yaratabilir. Çünkü halkı sakinleştirecek bir stok yok ki? Virüs sürecinde üretim iyice berbatlaştı bildiğiniz üzere. Fabrikalar işçi çıkartıyor durmadan. Kimsenin de yalanlara inanacak hali kalmadı. Sarsıntı kaçınılmaz olacak ama doğru seçimlerimiz bu süreci kolay atlatmamızı sağlayabilir. Herkese aklını kullanabilmesini diliyorum!

AVRUPA'DA ÇALIŞMA HAYATINDA ÇEŞİTLİLİK KAVRAMI!

Avrupa'da çalışma hayatında işverenlerin gözettiği eşcinsellik, etnik köken farklılığı, engellilik, yaş, cinsiyet gibi kategorileri gözeten-iyileştirmeye-iyi tutmaya çalışan ÇEŞİTLİLİK başlığı altında bir zorunluluk var ve şirket olarak bu konuda kim daha iyiyse, iyi bir yönetim sergiliyorsa, ödüllendiriliyor. Yani orada eşcinsellerin, kadınların, yaşlıların, yabancıların haklarına saygı gösteriliyor ve bu insanların kendilerini iş ortamında dahi özgürce ifade etmelerine olanak sağlanıyor. Bizdeki gibi ibne top diye işten çıkartılmıyor, yabancı diye karın tokluğuna çalıştırılmıyor, kadın diye vasıfsız işler yaptırılmıyor, sen yaşlısın diye kapıdan geri çevrilmiyor. Okey, anladınız mı?

Not: Fotoğraf yazıya ironik amaçlı yerleştiirlmiştir!

Biliyorum düşüncelerim bazılarına veya bir çoğuna uçuk kaçık gelebilir ama bu uçuk kaçık olduğu için değil, bizim toplumsal yaşama uymayan ama hayatın tartışmasız gerçekleri olduğu için...

Okuyan bir toplum olsaydık, bilinçli bir toplum olurduk, bilinçli bir toplum olunca da haklarına sahip çıkan demokratik bir toplum olurduk!

EŞCİNSELLER PEMBE VEYA MAVİ DEĞİL, OLMAK ZORUNDA DA DEĞİL!

Bir yazı okudum ve buna istinaden tekrar eşcinsellikle ilgili yazmak istedim. Arkadaşlar eşcinselliği ben size tekrar anlatmak istiyorum. Şimdi erkeği mavi, kadını pembe olarak falan tanımlıyorlar ya, hani siz de erkekseniz kendinizi mavi ve toplumdaki erkeklik anlayışıyla, kadınsanız toplumdaki pembe ve kadın kimliğiyle özdeşleştirirsiniz ya... Kendi adıma konuşuyorum, biz eşcinsellerde öyle bir duygu olmuyor işte. Yani kendimizi ne erkek olarak hissediyoruz, ne de kadın veya ne bileyim biraz erkek biraz kadın olarak... Yani bunun mavi veya pembe gibi keskin renkleri yok. Gene kendim adıma konuşursam, ben gündelik hayatta yaşarken kadın mı veya erkek mi olduğum hiç aklıma gelmiyor. Çünkü içimde erkeklik veya kadınlık adına bir tarafa ait hissetme duygusu yok. Yani insan türünde bir canlı yaşayıp gidiyor işte. Tek fark, sevişirken hemcinsiyle sevişiyor. Kendilerini transseksüel olarak tanımlayan veya ifade eden arkadaşlarımıza da lütfen ister heteroseksizmin etkisiyle olsun, isterse içlerinden öyle geldiği için olsun, saygı duyalım. Çünkü canlı dediğimiz varlık bir şekilde kendini gerçekleştirmek zorunda ve herkes de kendini istediği şekilde ifade etsin ve gerçekleştirsin. Bilmem anlatabildim mi?

İnsan türünün kedilerden daha fazla hakkı yoktur, heteroseksüellerin de eşcinsellerden..!

İstanbul'da polisler ikidir trans kadınları gözaltına alıyor. Sebebinin sadece trans kadın olmaları değil, büyük ihtimal seks işçiliği de yapmalarıdır. Ama şu gerçek de unutulmamalı. Neden sadece transseksüellere böyle bir uygulama yapılıyor? İnsanlar Koronavirüs var diye seks hayatlarını bitirmediler ya. Herkes gene hayatlarına kaldığı yerden, bildiği gibi devam ediyor. Bilmem anlatabildim mi? Evet burada bir transfobiden bahsedebiliriz...

İnsan haklarının olduğu/olması gerektiği yerde lütfen dinden, ahlaktan bahsetmeyin; cahilliğe kaçıyor!

Trafik, hayvanların zarar görmeyeceği bir sisteme oturtulmalı!

Ümit Besen, Cengiz Kurtoğlu ve Arif Susamlı İbo Show başlamış da, Trend Topic olmuş. Bundan bana ne? Hay sizin müzik anlayışınız!

Shawn Mendes, Camila Cabello'ya aşkını reddedilme korkusuyla tam beş yıl itiraf edememiş. Sakın eşcinsel olduğu için olmasın?

Eskiden Denizli'de günde 20-30 ölüm olurken bu sayı 70'e çıktı. Son 10 günde sadece bizim köyde bile 3 kişi öldü Korona'dan. Sadece 1 milyonluk Denizli'de bile her gün 40 kişi Korona'dan ölüyor tahminimce ama 80 milyonluk Türkiye'de sadece 190 ölümün gerçekleşmesi bana hiç inandırıcı gelmiyor.

Bir Azerbaycan müzik çekiminde mesela masada bütün meyveler var. Yeneceğinden falan değil. Masayı zengin göstermek gibi bir şey bu sanırsam. Bunu bir de İranlılara misafirliğe gittiğimde gördüm. Sakın eleştridiğimi veya dedikodusunu yaptığımı sanmayın. Belki Türk masaları, sofraları da böyledir. Misafirliğe gitmediğim için bilmiyorum. Ama bende durum şöyle mesela. Canım elma mı istedi, gidip sadece elma alıyorum. Üzüm mü istedi üzüm, incir mi istedi incir, kayısı, vesaire ama hepsi aynı anda değil. Çünkü market, pazar zaten iki adım ötede. Bir caddede bile aynı isimde marketten bir kaç tane var. Bu gidişle neredeyse her apartmanın altına market açılacak.