"Abdullah'ın kazakları da kaybolursa ben neye sarılıp ağlayacağım" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
"Abdullah'ın kazakları da kaybolursa ben neye sarılıp ağlayacağım" etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2013 Perşembe

"Abdullah'ın kazakları da kaybolursa ben neye sarılıp ağlayacağım"


Bazen kendimizi o kadar mühimsiz şeylere daldırıyoruz ki, dünyada özgürlük mücadelesi verirken ölenlerin haberlerini duyunca yaşadığımdan inanın çok utanıyorum. "Ne yapıyoruz biz, ne önemsiz şeylere falan hayıflanıyoruz?" diyorum. Acaba bu ölümler varken bizim sevinmeye, gülmeye hakkımız olabilir mi? Bunları düşününce düğümleniyorum, kilitleniyorum, içimde boğuluyorum. Hele bugün okuduğum bir haber resmen hayattan, yaşama arzusundan kopardı beni.

"Gezi" olaylarında Ali İsmail ve Ethem ön plandaydı. Çünkü haklı davalarının takipçileri olan aileleri vardı. Geride kalan fotoğraflardan biriyse Abdullah Cömert'e aitti. O kadar masum bir yüzü var ki, gazetelerde her haber olup gördüğümde içim bir farklı burkuluyordu. Çünkü "kim vurdu"ya gittirilmişti. Oysa...

Utanç Müzesi diye bir müze varmış 12 Eylül Darbesinin utancını sergilemek amacıyla açılan. Ama benim daha önce hiç haberim olmamıştı bu müzeden. Oysa böyle müzelere, her türlü mağduriyetlerin sergilendiği müzelere her şehirde, her köşe başında insanlığın ihtiyacı var daha iyi insan olabilmesi için. Bu müze "Gezi Direnişi" temasıyla açılıyormuş bu yıl. Gezi olayları sırasında ölenlerin eşyaları sergileniyormuş, Ali İsmail'in, Ethem'in... Ama Abdullah Cömert'in eşyalarına Hatay'da Direniş Parkı'nda sergilenirken polis el koyduğu için sergilenemiyormuş. Abdullah'ın abisinin dediğine göre, gariban insan oldukları için Abdullah'ın fazla eşyası yokmuş. Abdullah'ın elde kalan iki kazağını da annesi vermek istememiş "Bunlar da kaybolursa ben neye sarılıp ağlayacağım?" diye.

Yaşanılanları aklım, vicdanım almıyor. Oysa bu olumsuzluklar yaşanmayabilir insanlar birbirine kulak verse, birbirlerini anlamaya çalışsa. Ama anlamak, dinlemek istemiyorlar ki. İlla ki kendi canımızın yanması gerekiyor empati kurabilmek için. O zamana kadar geç kalınıyor ne yazık ki. Oysa o süreci yaşayanların acısına ortak olabilsek, daha fazla acı yaşanmayabilir. Tabi heteroseksist bir dünyada erkekliğin kadın olmak, anne olmak gibi derdi yok ki. O yüzden üzüntülerini dile getiren siyasileri falan hiç samimi bulmuyorum. Çünkü samimi olunsa inatla karşılık verileceğine, güzellikle "dur" denilebilir olumsuzluklara.