31 Temmuz 2024
Hayatımın en şiddetli soğuk algınlığı süreçlerinde birini yaşıyorum. Zaten ben hep boyleyimdir aslında. Çok ağrılı geçiririm nezle gribimi. Özellikle geceleri depreşir. Derimi yüzerler ve üzerine bir de tuz basarlar adeta ki, kabus gibi hiç uyuyamam. Nöbetler geçiririm bir yanma bir donma şeklinde. Etim kemiğinden ayrılır, boğazlarım ağrır, kronikleşen öksürük seansları... Bazen de karnının ağrımasi ve kusma şeklinde bir durum da olur ve hayatta en korktuğum şey istifra etmektir boğulacağımı zannederek. 3-5 gün sürer bu hastalık sürecim. Ama bilirim ki bu, bağışıklık sisteminin güçlenmesi adına bir yenilenme sürecidir. Veeee yattıkça yatasım gelir bu süreçte ölü gibi. Kalkmaya karar verip bir şeyler yersem zorla da olsa, o zaman kendime gelirim... Acılı ekşili şeyler iyi gelir...
#mywindow
#kabak kızartması ve yemeği aynı anda!
30
Hastalıktan ayakta duramıyorum ama doğa beklemez ki. Anlamaz ki kediler senin hasta olmanı; onlar taşa dönmüş-dengesi bozulmuş dünyada mama bekler...
29
Elbette böyle olacağını biliyordum. Benimki bile bile lades. 2 aydır 16 saatlik açlık diyeti, 2 hafta aralıksız her gün tenis oynamam sonucu omuz sakatlığı, kedilerin bakımı ve tedavileri sonucu yorgunluk ve uykusuzluk, çünkü evde 30 kedi, sokaktaki ve parktakilerle sayıyı bilmiyorum, ve vücut direncim düştüğü için sabah iyi olup günlük sporumu ve işlerimi yapmama rağmen pat diye hasta olma durumu... Bu, vücudumun uyarısı, dur Halil artık demesi... 2-3 güne ayağa kalkarım ama... Yeşilin ve morun gücü adına...
SİZ NER'DEN BİLECEKSİNİZ Kİ?
Gerçek bir hayvan severin en büyük sorunu mama değildir. Evet mama çok önemli sorunlardan biri ama elimizden geldiğince yetmeye çalışıyoruz işte. Ama yetmemiz gereken o kadar çok hayvan, kedilerle ilgilenenler için o kadar çok kedi var ki. Ne kadar acı bir şey biliyor musunuz, bir hayvan sever sokakta kedilere mama dağıtırken diğerlerinin "vicdansızca" bakması. Ve en büyük sorun ne biliyor musunuz; sağlık bakımı. Çünkü, mesela bir kedinin tek sorunu beslenme ve barınma değil. Onlar da insanlar gibi hastalanıp tedaviye ihtiyaç duyabiliyorlar. Ve bir hayvanın veteriner masrafı, insanınkinden kat be kat pahalı. Çünkü ticari bir dünyada yaşıyoruz. Ve istisnalar hariç veterinerler, sokak hayvanlarıyla ilgili yeterli indirimi yapmıyorlar. Yapsalar bile ben, sokaktan her bulduğum kediye 10 bin lira maaşımla ne kadar yetebilirim? Mamaya mı yetişeceğim, sağlık giderlerine mi? Ve en ama en önemli sorun ne biliyor musunuz; mesela bir kedinin sağlık problemi aylar, yıllar sürebiliyor ve iyileşemeyebiliyor(Size göre, uyutun gitsin değil mi?) ve daha da önemlisi, bu süreçte kurduğumuz duygusal bağ sebebiyle yaşadığımız acının büyüklüğü. Veee, biz yaşatmaya çalışırken, üst merciler duyarsız çoğunluktan aldığı cesaretle uyutma yasası çıkartıyor. Bugün yasayı geri çek etkinliğinde, türbanlı bir kadın yoldan geçerken bize laf atıyor; "köpekler sizin çocuğunuzu yese...". Sanki kendi çocuklarını yemiş, sanki köpekler kaç çocuk yemiş ve öldürmüş, ayrıca sokaklarda köpek mi kalmış? Ben göremiyorum. Birisi fotoğrafını çeksin de, ispat etsin. Sokaklarda, belediyelerin kulaklarına küpe taktığı, saldırgan olmayan, "Bakın biz öldürmüyoruz yaşatıyoruz" diye kendilerini hayvan dostu göstermek için bıraktığı birkaç köpek var. Ve siz bu anlattıklarımı bilmiyorsunuz değil mi? Halil'i sadece eline aldığı bir poşet mamayla sokaktaki kedileri beslerken görüyorsunuz, onu da hobi olarak yaptığımı sanıyorsunuz. İçime akıttığım gözyaşlarını görseydiniz, okyanuslardan fazla olduğunu da görürdünüz.
***
Bir insan kaç kere evlat sahibi olur, kaç çocuk büyütür, kaç evlat acısı yaşar ve bu acıyı ne kadar kaldırabilir ve bu acıların hiçbir önemi yoktur aslında biliyor musunuz kadersiz veya acı dolu bir yaşamın parçası olan canlının hissettiklerinin yanında... Bugün bir veda daha yaşıyorum ve bir yaşam sınavına daha başarılı bir katkı sağlayamadım... 1.5 yıl süren acı tatlı bir yaşam daha bitti... Bir kış günü gelmişti 2 aylıkken kapımın önüne ve nezle idi. Tedavi, tedavi ve ilaçlardan nefret etme, başına gelen kazalar, uzun süreli iyileşmeyen rahatsızlıklar... Belki acıları dindi... Güle güle âsi kızım. En azından giderken acı çekmedin... Hayata kazandırdığım onlarca kediyi eve kapatarak bakamayacağım için, 3-4 aylık olduktan sonra sokağa çıkmaya başlıyorlar. Kısırlaşma ayı gelinceye kadar da kızan bir süreç yaşıyorlar ve bu süreçte başlarına kaza gelebiliyor. Sarı kızım da ya araba çarpması veya birisinin saldırısı sonucu arka bölgesine aldığı darbe sebebiyle sakatlanmıştı. Yürümesi düzeldi ama kalın barsak problemi yaşadı ve kakasını tutamamaya başladı ve son 2-3 ayı şiddetli olmak üzere 1 yıldır böyle bir durum mevcuttu. İlaç tedavisine de olumlu tepki vermedi. Son 1 ayda da iyice zayıfladı. Bugün hayvan hakları ile ilgili etkinlikten döndüğümde evde kaka kokusu yoktu. Ortalık mis gibi gül kokuyordu. Ama benim sarı kız da ortalıkta görünmüyordu. Çekyatın içine ölüme yatmış. Çıkardım dışarıya, yaşıyordu hala. Gül kokusunun sebebi, evdeki diğer kedilerin 3 kiloluk sıvı sabun şişesini yere düşürüp patlatmasıymış. 00:30'da hayata bir miyav sesiyle ve gül kokusu içinde veda etti kızım. Her gün sürekli kaka temizliği yapmaya isyan etmeme evren de mesajını bu şekilde vermişti.
28
YAŞAM BIR UMUTTUR, REVIRE DÖNSE DE DÜNYA!
Öndeki büyük olan Pedro, geçen yıl hayata kazandırdığım 20 küsur yavrudan biri. Diğer 4 küçük yavru kedi ise bu yıldan. Bir tanesi FİB'DEN döndü ve tedavisi devam ediyor.
27
Bazıları yemeyi, bazıları da pişirmeyi şölene dönüştürür...
24
Eğer insan türü; aklını doğru kullanamayıp ve konuşabilmesine rağmen sağlıklı bir diyalog geliştiremeyip savaşlar çıkartıyorsa, diğer türlerden üstün sayılmaz; onun diğer türlere egemenliği üstünlüğünden değil, zorbalığındandır! Küresel ısınmaya sebep olan hayvanlar değil, insanlardır!
Doğal yaşamın kaybolmaması adına aslında yerleşim birimlerinin 1 milyonu aşmaması için sehirler arası vize uygulanmalı... Mesela önü bahçeli evler olmalı ve bahçelerinde zorunlu meyve ağaçları... Bu arada yoldan geçerken topladığım incirler yere düşenler; dalından kopartmıyorum...
23
#sesiniduyur
Başladılar köpekleri toplamaya... Bu hükümeti de, bu hükümete oy verenleri de asla affetmeyeceğim... Unutmayın ki doğa bunun cevabını verecektir... AKP'ye oy verenler, gerçekten hayat boyu konuşmayalım sizinle. Bu sistemi destekleyenlerle diyaloğa girmek kanıma dokunuyor çünkü...
***
HAYVANLARI SEVİYORUM AMA İNSANLARI... BEN YAŞATMAYA ÇALIŞIRKEN, SİZ ÖLDÜRÜYOR VEYA ÖLDÜRÜLMELERİNE SESSİZ KALIYORSUNUZ!
Nerden başlanır bilmem ki? Ben iktidarların aldığı yanlış kararlar veya politikalardan dolayı onlara kızma lüzumunda bile bulunmam; ben kime kızarım biliyor musunuz; onlara oy veren kişilere, onlara oy veren kişilerden de en çok yakınımdaki insanlara. Nezaketimden kimseye bir şey söylemem ama içimde bitmiştir o kişiler. Selam verirlerse de gene insanlığımdan selamlarını alır, ihtiyaç duyarlarsa da gene insanlığımdan yardım ederim. Zaten insan insana muhtaçtır, ben de birilerine muhtacım ama elimden geldiğince muhtaç olmamaya çalışırım. Bakınız, hepimiz yanlış yapabiliriz; bir şeyleri yanlış biliyor olabiliriz çünkü. Ama öğrenmemiz gerekir doğruyu yanlışı; ot gelip saman gitmemeliyiz bu dünyadan. Hayatı okey masası, mangal partisi, eğlence, görgüsüzlük vesaire etrafında döndürmemeliyiz artık. Biraz duyarlı ve vicdanlı insanlar olalım. Ben 10 bin liralık emekli maaşımın yarısını kedilere harcıyorsam, bu benim aptal olduğumdan değil. Sokakta bulduğum her hasta veya yardıma muhtaç kediyi hayata kazandırmaya çalışırken, sistemin sokak hayvanlarını öldürme yasasını meclisten geçirmesinin mantıklı bir gerekçesi olamaz. Uyutma gerekçeleri sunulmuş ama nerden bilelim o hayvanların direkt uyutulmayıp öncelikli olarak hayata kazandırılmaya çalışılacağını? Ve böyle vicdansızca bir yasa, milyonlarca kişinin umurunda bile değil. Zaten yetkiyi verenler de bu milyonlarca kişi değil mi? Sokakta karşılaştığım ve konuştuğum hiç kimse de uyutulmasın demiyor. Yani alınan kararlar, çoğunluğun düşüncesiyle örtüşüyor. Yasa çıkartanlar, işte bu duyarsızlıktan cesaret alıyor. O yüzden sevmiyorum hiçbirinizi. Bu sezon neredeyse her gün park dahil, sokağım dahil yetişebildiğim her noktaya mama ve su bırakarak hayvanlara elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Kimseden takdir falan da beklemiyorum. Ama biraz vicdan. Siz de biraz vicdanlı olun. Bencilce sadece kendiniz için yaşamayın. Bu benim hayatım, benim yaşam biçimim, benim bakış açım falan derseniz, ben de size vicdansızsınız derim, nokta! Etrafımda sosyalleştiğim insanlara falan bakıyorum da, bir kere bile sokak hayvanlarına mama dağıtırken görmedim. Nasıl bir anlayıştır bu? Saygı falan duyamama ben böyle anlayışa. Bir çoğuna sorsan, hepsi hayvan seviyordur. Oysa sadece lafta!
22
21#patateskızartması #biberkızartması #yogurt
19
Tomişko bana geleli tam hatırlamıyorum ama 2-3 yıl olmuştur sanırım. Şu anda 5 yaşında vardır sanırım, belki daha fazla. Kısırlaştırıldığına göre ev kedisi olsa gerek. Büyük ihtimal kedilerle ilgilendiğim için evimin yanına bırakılan kedilerden. Önceleri hep penceremin karşısında bir ayağı yukarıda bekledi. Yavaş yavaş içeriye girdi ama bir ayağını hep yukarıda tutmayı unutması 1-2 yıl sürdü. Hep şunu düşündüm. Acaba birisi sirk hayvanı gibi eğitmek için patilerine falan mı vuruyordu? Çünkü ellerine hiç dokundurtmuyordu. Sonraları benim sistemime, sevgi sistemine dahil oldu. Önceleri öpmeme tırmalayarak cevap veriyordu. Şimdi ise beni sahiplendi ve evdeki diğer 25 kediden çok kıskanıyor. Yatarken mutlaka uzattığım kolumun üstüne sırtını bana dönerek, kafasını da öpmem için ağzıma dayayarak uyuyacaktır. Ve ben yorulmadığım sürece sabaha kadar o şekilde uyur. Diğer kedilere söylediğim sevgi sözcüklerini duyar duymaz hemen koşar koynuma gelir. Şunu unutmayın ki, istisnalar dışında sevginin halledemediği hiçbir şey yoktur.
***
Bugün çektiğim bu fotoğrafımı çok sevdim. Mükemmel nedir? Benim için, şekilci dünyayı umursamadan, mutlu olacağım şekilde, içimden geldiği gibi yaşamaktır. Elbette ben de simetrik yaşamak isterim, mesela çoraplarımı eşli giyebilmeyi ama kayboluyorlar, yemin ediyorum nereye gidiyorlar bilmiyorum, arıyorum tarıyorum bulamıyorum. Neyse ki uzun bir şeyler giyince kimse görmüyor...
18
Şu cehennem sıcağı günlerde buzdolabına cennet gibi tapıyorum. Soğuk sular, çölde susuz kalmışım gibi serinletiyor beni!
PLEASE, PLEASE!
Ölmeden önce bazı şeyleri dile getirmek istiyorum. Hayatım boyunca onlar kırılmasın diye insanlara hayır dememek için çok fedakarlıklar yaptım. Seks mi yapıyorum, bırakıp kapı ziline koştum. Banyo mu yapıyorum, belime havlu dolayıp kapıya veya telefona koştum. Çok mu yorgunum veya çok öncelikli işim mi var, isteyenin yardımına koştum. Hatta canımı tehlikeye atıp, benden nefret edenleri bile hiç düşünmeden kurtarmaya çalıştım. Ama insanlar hep iyi niyetimi suistimal etti. Hep çıkarlarına uygun şekilde davrandılar. İhtiyaçları olunca aradılar, onun dışında beni yok saydılar. Ama ben gene de onları kırmamaya, isteklerini yerine getirmeye çalıştım. Sadece bencil ve çıkarcıları düşünmedim, ruh hastalarına bile, 'aman kendilerine bir şey yapmasın' diye uzun uzun vakit ayırdım, emek verdim. Evet insanlara iyilik yaparken, kullanıldım ne yazık ki. Ama birilerinin işine yaradıysam ne ala. Ama unutulmasın ki; ben ne geri zekalıyım, ne de birilerinin beni çıkarlarına alet ettiğini anlayamayacak kadar aptalım, ne de birilerine muhtaç biriyim. Benim görgüsüz değil de minimal yaşamam; ne beni vasat yapar, ne de birilerine minnetimin olduğumu gösterir. Artık yoruldum işim olduğu zaman telefonlara bakamayıp-akabinde hemen dönmeme rağmen trip atılmasından, saatlerce zamanımın çalınmasından, kapasitesiz insanların şebeleği olmaktan, birilerinin ihtiyaçları olunca jokeri olmaktan, bir şeylere en emek veren kişi olduğum halde yok sayılmaktan, vesaire. Artık nezaketsiz davranışlara, kişilik haklarımın rencide edilmesine, zamanımın çalınmasına, iyiniyetimin suistimal edilmesine, iki kelimeyi bile biraraya getiremeyen insanların oyuncağı olmaya, cahil insanların ayrımcılığına, vesaireye tahammül edemiyorum. Lütfen rahatsız etmeyin artık beni yaa!
Patates, patates yemeği olalı, böyle ihtişamlı olmamıştı!
#patatesyemeği
17
İnsanların yaşam alanlarını, sözlü veya fiziksel olarak, kendi inanç ve doğrularınıza göre bencilce, ihlal etmeyin!
Evet gene bulgur ama tadına bir baksanız parmaklarınızı yersiniz...
Eğer karşınızdaki insanlar size haksız bir şekilde yanlış yapıyorsa; alttan almak veya onları değiştirmek yerine, tepkinizi koyup çekin gidin. Çünkü bu onların karakteridir zaten; onlardan bir fayda gelmez size. Bırakınız ne halleri varsa görsünler; ne yaparlarsa da önce kendilerine yaparlar.
16
İlk öğün ve yumurtalı çavdar ekmekli yaz kahvaltısı... Dilimlerin hepsini yemedim tabiki de; 2 dilim... Yanında çay...
Ben 55 yaşıma kadar soda içemedim. Tadını sevmiyorum çünkü. Ama limonla karıştırılırsa, vücut yağlarını eritiyor diyetiy sebebiyle içine 3-4 kaşık da şeker ve bolca buz ilave ederek içmeye başladım. Özellikle spordan sonra çok iyi geliyor... Müzikte de, her şeyde de deneysel şeyleri seviyorum...
15
14
Gerçek hayvanseverlik, evinde 1-2 tane süs mahiyeitnde kedi - köpek beslemek değil; sokaktaki hayvanları da en az onlar kadar düşünmektir. Ben en düşük seviyedeki emekli maaşımı sokak hayvanlarına harcıyorsam; bu benim ne aptal olduğumu gösterir, ne de oportünist-çıkarsal amaçlı bir poltik biri olduğumu. Eee öyleyse, evinde kedi köpek besleyenler, sokaktaki hayvanları niye düşünmüyor öyleyse?
Bu iktidara; kadın haklarını yok saymak için İstanbul sözleşmesini iptal ettiğinde de çok kızdım, eşcinselleri sapık ilan edip nefrete hedef göstererek linç ettirdiğinde de çok kızdım ama savunma gücü olmayan sokak hayvanlarını uyutma yasasını çıkarttığında hiçbir şekilde affedemeyeceğim şekilde daha çok kızdım. Tabi iktidar derken, sadece hükümetten bahsetmiyorum; bu yasanın çıkmasını sessiz kalarak da olsa onaylayan büyük orandaki milyonlarca insandan da bahsediyorum. O yüzden bu insanlara karşı, akrabalarım-en yakınımdaki insanlar dahil, bu sistemi destekleyen hiçbir kimseye karşı zerre iyi şeyler hissetmiyorum. Doğa, kendisine yapılan bu kötülüğü hiçbir zaman affetmeyecek, bir şekilde intikamını alacaktır.
Bugüne kadar sokak kedileri için mama toplama çabam birkaç istisna dışında başarısızlıkla sonuçlandı. İnsanların içinde yoksa, talepte bulunarak olmuyor bu işler. Çünkü hayvanlar ve doğaya yardım; insanların; görgüsüzce-insanların gözünün içine soka soka-şatafatlı bir yardım şekli değil. Yani toplumsal bir itibar ve saygı şeklinde yansımayacak kişiye. Dolayısıyla ne yaparsam, kendi imkanlarım ölçüsünde kendim yapabiliyorum ancak. Ama bugün sürpriz bir şekilde tanımadığım bir kişiden yardım geldi. Teşekkürler kocaman yürekli kadın, vicdanlı insan...
Sizler, yıllarca kadın haklarını engelleyenlere, sokak hayvanlarını öldürme yasası çıkartanlara, escinselleri sapık ilan edip ve nefrete hedef gösterip linç ettirenlere, enflasyonu düşük gösterip insanları açlık sınırının altında süründürenlere oy verdiniz... Not: Sözüm meclisten dışarı ama istisnalar da kaideyi bozmaz... Gün gelecek, mücadeleyi iyiler ve vicdanlılar, aklı başında insanlar kazanacak...
13
Melek, Papaz, Pırıl, Kerıl, Tomiş, Masi, Monik, Pedro, Yumoş, Sarı erkek, Sabri, Tekir, Prenses, Prens, Cengiz, Kırpık, Brovni, Güngör, Sarı kız, Sarı kız 2, Lara Elmas, Şibir, Ekşi sürat, Tekirtoş, Cudi, Sülo... +Ninoski, Tina, Nora, Fırıl, Ece,
Çocukluğumdan beri sabah kahvaltısı yapmam. Bunun bilimsel açıklaması, uyandıktan sonra hareket etmediğimiz için, hala enerji depomuzun dolu olması. İlk öğünümü öğleden sonra yiyiyorum. Kahvaltı yerine, sokak kedilerine mama dağıtıyorum. Böylece hem metabolizmama uygun davranmış oluyorum, hem de manevi açlığımı gidermiş oluyorum. Siz de deneyebilir misiniz?
En sevdiğim icatlar; televizyon, buzdolabı, internet, fotoğraf makinesi, müzik CD'si...
Özüm zaten minimal. Ruhumda olmayan görgüsüzlük zaten bana ters. Görgüsüzleşip de tekrar doğama dönmek icin zaman kaybedeceğime ve de kişiliğime saygısızlık edeceğime, hep doğama uygun minimal yaşadım. Bana diyorlar ki, "burda yaşanır mı?" 1250 odalı sarayda yaşamak da bana çok fuzuli ve ters geliyor. Tablo gibi hayat yaşadım. Bununla da gurur duyuyorum.
12
Konumuz gene #kabak sorunumuz gene göbek
İster sade tabak, ister soğan biber yoğurtla süslemeli sanat
11
AY İNANMIYORUM!
İnsanlara, bu sisteme, kısaca bu dünyadaki hiçbir kimseye ve hiçbir şeye ne güveniyorum ne de inanıyorum. 1 Mayıs İşçi Bayramında LGBTİ+lar, eşcinseller olarak maruz kaldığımız saldırının davasının neticesi elime ulaştı. Saldırganların iddiası üzerine biz eşcinseller, bu saldırganları darp etmişiz ama yapılan doktor muayenesinde darp izine rastlanmadığı için kovuşturmaya gerek kalmamış. Düşünebiliyor musunuz; gerçekte saldırıya maruz kalan biz eşcinseller, hakarete maruz kalan biz eşcinseller ama dava raporunda biz eşcinseller darpçı konumundayız... Benim adaletim vicdanım; elimde de yaşadığımız olayların belgesi var ama bu sisteme inanmadığım için uğraşmayacağım. Ben bu davayı niye açtım;
1. Eşcinsel olmamız ne korkmamızı gerektiriyor, ne de hakkımızı aramamamızı...
2. Homofobikler bilmeliler ki, dava nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, yaptıkları görmezlikten gelinmemeli.
3. Homofobik bir saldırı mahkemeye nasıl yansıyacak, nasıl sonuçlanacak, bunu da öğrenmek istedim. Haa korkmadım mı acaba dava, homofobik bir sistemde yaşadığımız için aleyhime sonuçlanabilir diye; korktum ama tahmin ettiğim karşı tarafın iftiralarının bir delili olmayacağı için, içim rahattı bu konuda.
4. Bu düzenin vatandaşlarıyla da mahkemelik oldum, doktor, polis gibi resmi görevlileriyle de ama haklı olmama rağmen hiçbir zaman davalar lehime sonuçlanmadı, haklı olduğum için elbette suçlu bulunmam da söz konusu bile olamazdı...
9
Sade bir bulgur pilavı... O kadar lezzetli oldu ki... Biliyor musunuz, kendi pişirdiğim yemeği yemeyince benim karnım doymuyor. Sizin de öyle mi oluyor? En lüks restoranda da yesem en gurmenin elinden de çıksa, eve gelince gene acıkıyorum. Basit bir yemek de olsa kendim yapmalıyım... Bugünkü akşam öğünümdü. Yarın 14-16 saatleri arası ilk öğünümde buluşmak üzere...
İKİZLERİ TANIYAMIYORSANIZ, BU SİZ KAYNAKLIDIR!
İkizler burcu insanları söylendiği gibi 2 yüzlü değildir; değişen durumlara göre adaptasyonu güçlü insanlardır. Çok büyük üzüntülerde bile 2. gün hayata dönerler. Çünkü akıl ve mantık çerçevesinde hareket ederler. Neymiş; bir dediği bir bir dediğini tutmuyormuş, çok eşliymiş, bir gün öyle bir gün şöyleymiş vesaire. E saplanıp kalsınlar mı bir şeye. İkizler burcu durağan bir burç değildir. Hareketlidir, çok yönlüdür, yaşamayı sever, zaman değerlidir onlar için, meraklıdır, öğrenmeyi sever... En önemlisi de kendileriyle barışıktırlar, kendilerini severler, hayatı severler. Dolayısıyla özgüvenlidir. İkizler insanı göründüğü gibidir; onların arka bahçeleri yoktur. Çok şeffaftırlar, çünkü çok dürüsttürler; saklayacakları ve de gocundukları bir şeyleri yoktur. Aslında sevilmeme sebebi de budur; İkizler insanları o kadar samimidirler ki, insanlar samimiyetsiz dünyada bu kadar samimiliği inandırıcı bulmazlar. Çünkü insanlar iki yüzlülüğe ve dürüst olmamaya alıştıkları için, İkizlerin gerçekçiliği karşısında şaşırırlar. İkizlerin kırmızı çizgisi, haksızlığa gelememeleridir. Eğer bir kere güvenlerini kaybederseniz, onların hayatında yer alma şansını da kaybedersiniz. Çünkü onlar zaten, hayatlarını tek başına yaşamayı seven insanlardır. Hiçbir zaman onların duvarlarını tam anlamıyla aşamaz, hayatlarına sirayet edemezsiniz. Onların insanlara karşı kişiden kişiye değişen hep mesafeleri vardır. O yüzden karşılarındaki insanlar yamuk yaparlarsa, bir kalemde silerler, hatta tamamen silmeleri çok kolaydır. İkizler insanları soğuk zannedilir ama onlar başkalarına güvenmedikleri için hep gardlarını alırlar... Şunu da ilave edelim; İkizler insanı aşk saplantılı değildir; yaşarlar geçerler. Bir kişiyi odak noktası haline getirmezler. Çünkü onların gözünde, kendileri dışında kaybedilmeyecek hiç kimse yoktur. Evet narsist olabilirler. Yapılacak bir şey yok...
Akıl ve tecrübenin birleşimi mükemmeli doğurur... Böylece pratikleşip hem kaliteyi yakalarsınız, hem de zamandan tasarruf edersiniz. En önemlisi özgüven kazanıp başkalarının da güvenini kazanırsınız...
Teşekkürler hayat; oksijen için, güneş için, hayvan ve bitki örtüsü için, renklerin için, bize yaşama şansı verdiğin için...
8
Bana diyorlar ki, yağını-soğanını-salçasını-biberini kavurmadan yemek ki olur? Sanki ben o şekilde yapılan yemeklerin tadını bilmiyormuşum gibi... Siz bir de benim gibi deneyin bakalım nasıl olacak?
7
Tarih diye akademik bir branş var. Dinler tarihine göre dinin çıkış sebebi, bilimin gelişmediği dönemlerde doğa olaylarına psikolojik bir yaklaşım, zamanla da evrimleşmiş psikolojik bir durum. Gelişmiş toplumlarda dinler, insanların yaşamına müdahale etme gücünü kaybetmiş ama gelişmemiş toplumlarda hala kitlelerin hassas noktası. Dinin bilimsel hiçbir dayanağı yok; günümüzde insanların maneviyatı. Çünkü toplumsal düzeni sağlayan yasalar var artık. Ama gelişmemiş toplumlarda egemen güçler tarafından kitleleri sürükleyen bir unsur olarak kullanılmaya devam etmekte, özellikle siyasi güçlerin en etkili silahlarındna biridir. Günümüzde televizyon ve eğlence gibi, futbol gibi kitleleri peşinden sürükleyen şeylerin dinin yerini aldığını söyleyebiliriz. Ne alaka diyebilirsiniz. Çok alaka. Çünkü din ilk çıkış amacındaki fonksiyonunu yitirmiş ve bazı güçlerin kitleleri etkilediği bir araç haline dönüşmüş durumda. Ama yaşamı dikkatli okursanız, din artık sanki formalite gibi bir etkiye sahip ve yeni dünyada insanların peşinden sürüklendiği ve etkisinde kaldığı başka şeyler var artık... Peki kitleler niye din, futbol gibi şeylere ihtiyaç duyuyor? Özellikle eğitim seviyesinin düşük olduğu toplumlarda, başarısızlık; taraftarlık aidiyetiyle başkalarının başarısından nemalanarak tatmin olma ve toplumsal varolma ihtiyacı hissettiriyor. İktidarlar; din, futbol, kültüre göre değişen eğlence veya gelenekselleşmiş etkinliklerle kendi yanlışlarını örtbas ettiği gibi, kitleler de olumsuzluklarla mücadele etmek yerine kendi mücadele etmeme durumunu falan örtbas etmeye çalışıyor. Mesela neden açlık sınırının altında yaşadığını veya gelir dağılımı konusunda insanlar arasında niye bu kadar uçurum var diye sorgulamak, veya başarısız sistemleri oylarıyla olsun değiştirebilme gücü varken; kolay yolu seçiyor, sonra kitlelerin afyonu denilen unsurlarla kendini avutmaya çalışıyor işte...
Bir melemenin anatomisi...
Düzen bozuk. Asıl üzücü olan, insanların bunu düzgün zannedip kabul etmesi!
Emekliler 10 bin lira maaşla-330 Dolar'a tekabül eder- açlık sınırının altında yaşamaya çalışırken (bu parayla faturalarını mı ödeyecek ev kirasını mı, vesaireyi mi?..1 kilo taze fasülye 100 lira, 1 kilo bamya 200 lira, 1 kilo limon 80 lira olmuş vesaire...) ben futbol afyonuyla uyutulamam. Acımasız erkek egemen ve eşitliksiz dünyanın futbolunun kazanmasından veya kaybetmesinden bana ne? Benim hayatımı elimden almış bu sistem. Futbola da inanmıyorum, dine de, milliyetçiliğe de. Ben insanca yaşama hakkımı istiyorum sadece. İnsanlar futbolda kaybettiklerine üzüleceklerine, ekonomi ve demokraside kaybettiklerine üzülsün. Maç bitti, gerçek olan açlık sınırının altında yaşamaya dönelim. Hollanda gibi ülkeler hem ekonomide hem de demokraside kazandıkları için, maç gibi kültürel etkinlikleri elbette kazanacaklar...
İKTİDARLAR TOPLUMUN AYNASIDIR!
Bir ülkenin nasıl yönetildiği, yönetenlerden çok o ülkenin insanlarıyla alakalıdır. Çünkü iktidarları seçen, toplumlardır. İktidarlar da toplumun nabzına göre yönetim yapar. Bir toplumun eğitim seviyesiyse, o toplumun doğru yönetilip yönetilmediğinin tek göstergesidir. Çünkü eğitimli toplumlar, iktidarları tek bir yanlışta bile affetmez ve koltuktan indirir ama eğitimsiz toplumlar, iktidarları körü körüne destekler, açlık sınırının altında yaşatma pahasına bile. Kendimden örnek vereyim... Mesela çekirdek aile olarak anne baba cahil, 7 kardeşten 6'sı ilkokul mezunu, ben Lise 2'den terk ve dışarıdan okuyarak açıköğretimden 5 üniversite mezunu, 20 yeğenimden neredeyse tamamı da ilkokul mezunu, yeğenlerimin çocuklarından da üniversiteye giden 4-5 tane... "İktidarın" eğitime önem vermemesinin sebebi de, toplumdan aldığı cesarettir. Başka bir örnek vereyim; 50 kişilik bir aileysek, 49 kişi dogmatik, yani din ve tanrı inancı var. Bu durum 100 kişilik bir sülalede de aynı olabilir, 1000 kişilik süllalede de... Benim 50 kişilik bir ailede böyle olmam-(ateist ve açık eşcinsel), istisnadır çünkü. Bu, bizim ülkemizde neredeyse, ülke geneline uyarlanabilecek bir orandır. Bilemiyorum, belki yanılıyorumdur. Ama yaptığım gözlemlere göre; sol partilisi de, libarelleri de, özgürlükçüleri de, vesairesi de, hatta hatta lanetlenen eşcinselleri bile genellikle halkın hassas noktaları sayılan din, milliyet, vesaire gibi ortak kavramlar etrafında birleşmektedirler. Dolayısıyla İran'a şeriat gelmesinin sebebi, onlar ne kadar bizim halkımız aydın dese de yönetimden çok halkın kendisidir. Bizim ülkemizin şeriata direnmesinin sebebi ise, Atatürkçülerin Atatürk ruhlarının sarsılmaz oluşundandır. Yoksa şimdiye kadar çoktaaan..!
Çocuklara havan sevgisi aşılansaydı, hayvanlara mal gözüyle bakılmazdı!
5
Benim için etnisite kültürel bir renktir; asla bazılarının, birilerinin ideoloik malzemesi olamaz. Artık milliyetçiliğin de günümüzde ırkçılık değil de insanı sevmek olması gerekmez mi? Ben senden üstünüm demek yerine, senin yanındayım demek gibi mesela. Ben üstünüm demek, aslında zayıflığın göstergesidir. Gücü elinde bulunduranların üstünlük taslamasının; demokrasiyle, eşitlikle, özgürlükle, insan haklarıyla bir alakası olabilir mi? Ne zaman ötekileştirilenlerle yan yana durulabiliyorsa, o zaman medenileşilmiş demektir. Keşke spor arenalarında, ırkçılık yerine en ötekileştirilenlerin gökkuşağı bayrağı dalgalandırılabilse... Yapılan şey, en azından hümanizm adına bir hizmet olsun...
En iyisini yaparsa Halil yapar! Masterşef neymiş ayol!
Bu minik kızı bugün sokaktan getirdim. Daha doğrusu yokla bulan biri, parka bırakacaktı. Çok küçük olduğu için risk barındırdığından eve getirdim. Pire torbasıydı adeta. Yüzlerce pire. 3 saatte temizledim. Daha önceden pire ilacı veren @calusiangel arkadaşıma tekrardan çok teşekkürler... Adı Lady-leydi oldu...
4
Eril dünyanın futbol ve basketbol gibi eril sporlarındaki hiçbir başarısı beni zerre ilgilendirmiyor, hatta başarıdan bile saymıyorum. Çünkü beğenmediğim o dünyanın kültürü futbola da yansıyor ve bu beni çok rahatsız ediyor. Nokta. Tartışmaya kapalıdır. Bu da benim bakış açım.
Gerçek vicdan ve duyarlılık sözde kalmaz, icraat gerektirir.
CAHİL İNSANLARDA GÖRÜLERN ÖZELLİKLER
Her şeyin en iyisini bildiklerini sanırlar.
Hiç araştırmadan bilgi sahibi olduklarını sanırlar.
Nezaketli insnaları zarif karakterli olarak görürler.
Onlara göre herkes kusurludur ama kendileri kusursuz.
Kendi arka planlarını görmezlikten gelip başkalarına ahlak dersi vermeye bayılırlar.
Empati yoksunu ve anlayışsızdırlar.
Başkalarının hayatlarına burunlarını sıkarlar.
Her zaman onlar haklıdır.
Hayatla barışık olmak çok önemlidir; bunun için de insanın kendini sevmesi, kendine yabancı kalmaması, kendini tanıması gerekir. Ben kendime aynada bakarım, kişiliğimi-karakterimi hep irdelerim. Hele kendime dair hiçbir şeyin üstünü örtmem. Yüzleşirim kendimle, yargılarımı kendimi, hesap sorarım kendi kendime; başkalarına bırakmam hatalarımın, kusurlarımın yargısını; malzeme vermem onlara kendime dair. Neysem de oyumdur; seven sever, sevmeyen de sevmez; sevilmek gibi kaygım da hiç olmadı zaten; insan kendi kendini sevince, başkasının sevgisi samimiyetsiz kalıyor zaten...
Duyarlı ve vicdanlı olmak sonradan öğrenilen bir şey değildir. Bir insanın hamurunda varsa vardır, yoksa da yoktur. Çünkü hayvanlara ve doğaya karşı saygılı olunmasını ben birilerinden ögrenmedim. Çocukken de karşıydım; hayvanların kesilmesine ve binek olarak ve taşıma aracı olarak kullanılmasına, ağaçların kesilmesine, çiçeklerin kopartılmasına... Çimlere basılmamıası gerektiği falan bana dışarıdan dayatılan bir şey değil, içsel bir şey. Sokak kedilerine mama verirken insanlar sevap kazanıyorsun diyor, ne güzel diyor... Siz veriyor musunuz mama diyince önce bir irkiliyorlar; çünkü sorumluluk duygusu ve vicdan duygusuna basılmış oluyor. Bu da hiç işlerine gelmiyor. Çünkü onlar için sigara içmek, kahvede çay kahve içmek, dışarıda yemek yemek falan daha öncelikli. Çünkü onlara göre hayvanlar, insanlara hizmet icin yaratılmış mal konumunda...
3
Karartma bahtını, hayra aç ağzını, Senin olacak şu karşıki yalı!
2
Tam tarihi hatırlamıyorum ama 20 yıl kadar önce, belki 25 bile olabilir, 63 kiloya düştüm. Bilerek. Çünkü kilo takıntım vardı. Kendimi mutlu hissediyordum artık. Sağlıksızdım ama bunu görmezlikten geliyordum... Fotoğrafın orjinalinde o kadar kötü görünüyorum ki, resim filtresinden geçirdim... Small beden tişört ve 30 beden kot pantolon bile üzerimde bol duruyordu... İçimde hala yok mu böyle zayıf olma duyguları; çoook ama metabolizma yavaş olduğu için açlıktan gebersem gene zayıflayamıyorum...ü
Sokak kedilerine bakmanın en zor tarafı, vedalaşırken arkamdan beni de götür diye gelmeleri ve ağlamaları...
DOĞAYA İNANAN BİR EŞCİNSEL!
İnsanlar, eğer doğru bir şey söylüyorsan, bir de kendilerine ters geliyorsa; gerçekleri anlamak ve kabul etmek yerine, altta kalmamak için hemen belden aşağı saldırıya geçiyorlar. Açık eşcinselim ya; hemen din, tanrı, günah, ahlak, vesaire üzerinden vurmaya çalışıyorlar. Takmıyorum elbette; çünkü ne beni itham ettikleri kavramların anlamlarını layığıyla biliyorlar, ne de eşcinselliğin ne demek olduğunu. Yaralamak için ellerinde bir silah varsa, vuruyorlar; aslında bu şekilde kendilerinin kapasitesizliklerini göstermiş oluyorlar ama bunun bile farkında değiller. Evet eşcinselim. Sadece eşcinsel olsam; bir de din ve tanrı inancım da yok. Ben evrenin bütünselliğine inanıyorum, ben de o bütünün zerre kadar da olsa bir parçasıyım. Nokta. Nereye çekerseniz çekin. Dinlere inanmıyorum ama bakın nasıl yaşıyorum. Her gün onlarca sokak kedisinin karnını doyuruyorum. Evimde ortalama 25 kadar kediye bakıyorum; onların bakımı, temizliği, vesiare. Ve her yıl büyütüp hayata karıştırdığım yavru kedilerin yerini yenileri alıyor. En düşük emekli maaşı olan 10 bin liramın yarısı kedilere gidiyor, kalanla da kendim idare olmaya çalışıyorum. Evet, fitre zekat vermiyor, namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, hacca gitmiyorum ama; her gün sokak kedilerine saatlerimi harcıyor ve açlık sınırının altında yaşama pahasına hayvanlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Günde 2 öğün yemek yiyiyor, ilk öğünüm saat 12-14 arası, akşam 19 yemeğinden sonra ertesi gün öğleye kadar aç duruyorum. Açın halinden anlamak için illa ki Ramazan ayı gibi belli dönemlerde oruç tutmama gerek yok; ben zaten oruç tutanlardan hayatım boyunca günlük daha az kalori alıyorum...
1
Kabukları soyulmuş patlıcanı 3-4 milim kalınlığında parmak gibi uzun uzun doğruyoruz. Soğan, domates, biber ve salça ilave ederek yağıyla, tuzuyla 10 dakika pişiriyoruz.
































.jpg)












































