4 Temmuz 2026 Cumartesi

Mart 2026 facebook - Instagram notlarım

30 Mart

En baştan şunu söyleyeyim de... Çoğunluk olmak sizi ne ayrıcalıklı, ne haklı, ne de doğru kılar...

Aslında bana uymayan kişilere selam bile vermemem gerekiyor. Beeen, herkesi olduğu gibi kabul etmenin bir saygınlık, bir hoşgörü olduğuna asla ve asla inanmıyorum, bu düşünceyi de sonuna kadar reddediyorum.

Peki ben ne miyim? Aslında öyle ideolojilerin peşinden sürüklenen birisi falan hiç değilim. Elbette akıl ve mantık çerçevesinde doğru, iyi, güzel olan gerçekçi şeyleri destekliyorum ama benim tek inancım doğa ve bilimsel gerçeklerdir. Eğer bir şey ideoloji haline getirilmeye başlanmışsa, orada gerçeklerden kopmalar başlamış demektir.

Sanat konusundaki akımları takip ediyorum, beğendiklerim oluyor ama onun dışındaki tüm yaşam kültürleri bölgeseldir, kişiseldir, vesaire; evrensel değildir ve içinde doğa dayanağı, bilimsel gerçeklik olmayan hiçbir evrenselliği de körü körüne desteklemiyorum.

Tüm bunlara istinaden neden böyle düşünüyorum; çünkü ben insanların bakış açıları, yaşam biçimleri, ideolojileri, inançları vesaireleri yüzünden doğama-yapıma uygun insanca yaşayamıyorum. Hatta daha da ötesi cahillerin zorbalığına, zalimliğine maruz kalıyorum.

Öyle bir noktaya gelindi ki, artık kendini bilimsel çerçeveler doğrultusunda ispatlı, kanıtlı, dayanaklı ifade etsen bile; bu, "toplumu tahrik ve rencide ediyorsun" kanunuyla suç sayılıyor. Onlar her türlü yobazlığı ifade özgrülüğü kapsamında senin gözünün içine içine sokuyor ama sen, yapına uygun insanca yaşama hakkını bile savunamıyorsun. 

Öyle cahillikler türedi ki son zamanlarda, artık düzeni bozanları uyarman bile linç edilme sebebi oluyor. Adam kırıyor, döküyor, hatta canlı cansız her şeyi yok ediyor ama "karışamazsınız" diyor ve haklıymış gibi seninle savaşa giriyor. Resmen gözü dönmüş kitlesel bir rahatsızlığa maruz kalmış durumdayız. Artık sistemin robot gibi kurduğu sözde kahramanların dünyasında yaşıyoruz... 

En büyük suç ise, bütün bu olanlara sessiz kalmak, kimsenin dur demeye cesaret edememesidir. Sesini çıkaranlar da öğütülüyor, hatta sesini çıkaranlara düzen bozucu gözüyle bakılıyor.  

Ve kötülük atık kanıksanmaya ve normalleşmeye başladı, normalleştikçe de iyice palazlandı. 

Veee, kötülükle varolunduğu için, kötülük özenilen ve küçük yaşlarda taklitedilen bir durum haline geldi. 

Sahtekarlık ahlak sayılmaya başladı, doğruluk-dürüstlük-doğal olan ise ahlaksızlık... 

Sistemin oluşturduğu bu kötü düzen kutsallaştırılmaya başladı, tabulaştırıldı ve yaptırımlarla tartışılamaz hale getirildi... 

28

27

Patates kızartması üstü ıspanak kavurması üstü peynir... Ne yaparsan yap, içine sanat bulaştıracaksın...

#patateskızartması #ıspanak #peynir

Gerçekten ben hiç kin tutmam. Ama bana yaşatılanları tekrar yara almamak için asla unutmam. Çünkü insanlar-kişilikler değişmez; ilk fırsatta gene iyi niyeti suistimal ederler. Bir süre idare ederim insanları ama tahammül sınırlarım zorlanınca terkederim orayı. Bir elin 5 parmağı bir olmadığı gibi, insanlar da çeşit çeşit. Ben de, beni az yaralayacak insanlarla soyalleşmeyi tercih ediyorum. Herkesin hayata bakış açısı ve hassasiyet seviyesi farklı olduğu için, insanlar kendi yapılarına uygun tercihler yapmalılar. Katlanmak, çekmek diye bir şeyi kabul etmiyorum. 8 milyar insan arasında seçme şansımız vardır diye düşünüyorum...

BANA GÖRE BİLGİ NEDİR?

Bilgi hayattaki en önemli şeydir. Çünkü bilgi bize hayatı ve doğruları öğretir. Eğer bilgi olmasa; önyargılar olur, yanlışlar olur, yok oluşlar olur, vesaire... Bilgi canlı bir şeydir, sürekli büyür, gelişir ve sürekli günceller kendini. Bilgi geleceğin tek anahtarıdır. Bilgi dışındaki bilgi sanılan şeyler hur@fe sınıfındadır. Çünkü bilgi; akıl, mantık ve bilim çerşevesinde deneylerle kanıtlanmış gerçeklerdir. Yolunuz bilgi olmazsa; karanlıkta kalırsınız, geri kalırsınız. Aydınlık ve medeni olmanın tek yolu bilgiye inanmaktır. Sosyo ekonominin ve insan haklarının, hatta vicdanların geliştiği coğrafyalara bakarsanız; oralara bilginin hakim olduğunu görebilirsiniz. Oralarda eşitlik, özgürlük, demokrasi, insanca yaşama kalitesi vardır. Oralarda dürüstlük vardır, hoşgörü vardır, saygı vardır, nezaket vardır, gerçek amlamda erdemli insanlar vardır... Oralarda kaideler kurallar sözde değil, uygulamadadır... Oralarda bencillik yoktur; çünkü insanlar oralarda bilgisizlik sonucu oluşan bencilliğin toplumu zehirleyeceğini bilir. Bilginin olduğu yerlerde görgüsüzlük yoktur; sadelik vardır, minimalizm vardır; insanlar küçücük şeylerle yetinmesini ve mutlu olmasını bilir. Oralarda insnalar boş zamanlarında buzdolabına dantel örmez, okeyi dörtleyerek vakit öldürmez; oralarda insanlar kitap okur, hobileri olan sanatla terapi yaparlar, ruhlarını olgunlaştırırlar, zamanı kendilerini geliştrecek şekilde değerlendirirler. Bilginin en güzel devreye girdiği noktada hümanizm vardır; ötekileştirme yoktur, nefret yoktur, insanlar birbirini olduğu gibi kabul eder; zorla kendine benzetmeye çalışmaz, benzetemeyince de yok etmez. Bilginin olduğu yerde bireysellik vardır çünkü; birey olmak koloni olmaktan önemlidir çünkü. Çünkü herkesin birey olarak insanca yaşama hakkı vardır. Bilimsel bilgi, kutsaldır. Bilgi alınan her gün de çok değerlidir. Öğrenme heyecanı olmayan yerlerde hayat durur ve onları birileri yönetir; oysa bilginin olduğu yerde yöneticiye ihtiyaç yoktur; insanlar sistemin birer parçası olarak üzerine düşen sorumluluğu alır ve sistem kendiliğinden düzgün bir şekilde işler, hiç sapma olmaz, zikzaklar olmaz hayatta; çünkü bilgiyle yetişen insanların olduğu yerlerde, insanlar birbirinin kalibresidir, birbirinin uyaranıdır, birbirinin kontrol mekanizmasıdır... 

22

Ah Halil'im, çocuk kalplim, vicdanlım; hayat seni çok üzdü biliyorum! Seni kimse anlayamadı; çünkü sen sevgi dolu, hoşgörülü, barış dolu bir dünya istiyordun; başka hiçbir şey istemedin bu hayatta. Olmadı. Bir ömür geçti gitti. Kendin olmaktan hiç vazgeçmedin, ödün vermedin kendin olmaktan. Kendin olarak varoldun, kendin olarak öleceksin. İnsanları anlayamadın; neydi ki dertleri; güzel bir yaşam mümkünken üstelik... Ne sen onlara uyabildin, ne de onlar seni kabul edebildi; hep ötekiydin onlara göre. Çünkü dürüst bir kimliği kimse arasına alma cesareti gösteremez. Bu ayrı bir yürek gerektirir. Oysa gerçekleri kabul etmek çok kolaydır ve hayatı kolaylaştırır, verimli hale getirir... 

EVLENEYİM Mİ DOSTLAR?

Eşcinsel evliliğe izin verilseydi bile benim evlenmek gibi derdim olmazdı. Çünkü benim evlenMemem eşcinselliğimle alakalı değil, evliliğe inanmamamla alakalı. Çünkü ben bağımsız yaşamayı seviyorum; bana göre evlilikler bir ayak bağıdır. Evlilik için yaşam biçimimden fedakarlık edemem. Evlilik gerçekleştirmem için, aynı kafadan benim gibi ikinci bir Halil'in olması gerekir-di. Hayatını doğaya, sokak hayvanlarına adamış bir sevgiyi paylaşmanın güzelliğine varabilecek kaç kişi var bu hayatta? Kaç kişi 3-5 saat uyuyup da geri kalanını faydacılık ve öğrenme heyecanıyla yaşaşayan birisiyle vakit geçirmek ister? Böyle olmayan biriyle de ben hiç vakit geçiremem, yük bindiremem sırtıma zaten. Konuyu nereye mi bağlayacağım; evlilik dışı sevdiğim bir kişiyle de mıncık mıncık 24 saat geçiremem. Ama beraberliğimizden keyif aldığım ve bana değer veren beraberliklerim olmadı mı; oldu. Hala devam eden ve benimle ömür geçirmek isteyen bir beraberliğim de yok değil hani. Ama aynı eve hapsolup da o heyecanımı bitirmek istemiyorum. Hatta ben bu heyecanımın bitmemesi için bazen gereksiz "hey hey"lenip o kişiyi 3-5 ay veya bir yıl uzaklaştırabiliyorum kendimden. O da buna razı geliyor. Ama ne bileyim 3-5 sene sonra falan aynı çatı altında yaşamaya başlar mıyız bilemiyorum. O çok istiyor çünkü. Ben de onun nefesini, dokusunu seviyorum çünkü. Genleri Mezopotamya'dan olan tam bir Hollywood erkeği!

***

Okuyun ki aydınlanın, ki içinizdeki manasız nefreti yenin! Siz de daha mutlu olursunuz bu sayede!!!

SİZ TATİL YAPIYORSUNUZ, BEN DÜŞÜNCEMELERDEYİM!

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, insanların % 90'ı, buna yakınlarım ve sokaktaki çocuk bile dahil, sanki bir kusurmuş gibi benim doğuştan getirdiğim özelliğim olan eşcinselliğim üzerinden beni karalamaya, yaralamaya çalışıyor. 1. Eşcinselliğin kime ne zararı var; sen karşı cinsle ilişki yaşarsın, ben kendi cinsimle; ben senin karşı cinsel ilişkinden rahatsız oluyor muyum; sen niye bendne rahatsız oluyorsun; çünkü kafalar öyle kurulmuş. 2. Eşcinsellik doğuştandır; kimse özenerek yapısına uymayan bir şeyi yapmaz. Ben karşı cinsten hoşlansam, niye karşı cinsle ilişkim olmasın? Ben özenerek kadın kılığına da girmiyorum, özenerek kadın gibi de davranmıyorum ki, kadın gibi görünen erkekliğin de eşcinsellikle alakası yok. Eşcinsellik kadın gibilik değildir. Eşcinsellik bir cinsel yönelimdir; hislerinin arzularının hemcinsine doğru olmasıdır. Yalan yanlış konuşanlar, önce iki sayfa bir şey okumasını öğrensinler, sonra da yob@zlardan direktif alacaklarına, bilimsel makaledelerden öğrensinler eşcinselliği. 3. Niye çok dile getriiyorum bu konuyu; çünkü bu toplumda yaşadığım her problemin tartışması, eşcinselliğim üzerinden vurularak sonuçlanıyor. İnsanlar her türlü haksızlıklarını homofobi üzerinden, eşcinsel karşıtlığı üzerinden, benim eşcinselliğim üzerinden haklı çıkarmaya çalışıyor. Cahil toplumlarda, eşcinselin sokağa çıkıp etrafına bakması bile "niye bakıyorsun" diye saldırıyla sonuçlanabilir. 4. Diyebilirsiniz ki, dünyada ne dertler var, seninki de dert mi? Bana göre dünyalıların uğraşları bana anlamsız geliyor. Bir canlının bir birey olarak kendi yapısına-doğasına uygun olarak yaşama hakkından daha üstün ve kutsal hiçbir şey olamaz. İnsanlar başka konularda sorunlar yaşıyorlarsa, kendi kendilerine yarattıkları bir sorun. Ağızları var, akılları var; düşünerek, konuşarak halledilemeyecek hiçbir şey olamaz. Ama homofobi, eşcinsel karşıtlığı bir nefrettir, bir hastalıktır. Haksız yere bir nefrettir. Ve bir insana sırf eşcinselliğinden dolayı hiçbir suçu yokken öyle veya böyle, fiziksel veya sözel saldırmak için hiçbir gerekçe olamaz veya başka konulardaki sorunlar yüzünden oklar eşcinselliğine yöneltilimez. Yaşam hakkına-insanca yaşam hakkına-kişinin yapısına uygun yaşam hakkına sebepsiz saldırıdan daha büyük sorun olabilir mi? İnanıyorum ki, hani eşcinsellik erkek egemen toplumun en hassas noktasıdır ya, hani erkekliğin namusu bir noktaya indirgenmiştir ya, işte erkekliğe tehdit olarak algılan eşcinselliğie karşıtlık-homofobi biterse, erkekliğin sırtındaki en büyük yük inecek, ve erkeklik rahat rahat bir hayat yaşayacağı için, sorunlar da olmayacak. 5. Biliyorum benim anlattıklarım size masal geliyor. Gerçeklerden haberdar olup doğru davranmak adına İki sayfa yazı okuyup bilgilenmek yerine insanların zamanlarını boşa harcamaları ve yalan yanlış şeylere inanarak bunun üzerinden hükümranlık yapmaları çok daha önemli konulardırDEĞİL Mİ?! Aslında hiçbir şey anlatmak istemiyorum biliyor musunuz bu dünyada; keşke başka gezegene çekip gidebilme imkanım olsaydı. Elimden geldiğince yapıma uygun, iyi bir şekilde yaşamaya çalıştım. Çünkü ben her şeyi bertaraf edip istediğim şekilde yaşama yetisine sahip bir insandım ama zayıf eşcinseller bunu başaramıyorlar, onlar daha çok acı çekiyorlar. Çünkü onlar benim gibi kendilerini savunamıyorlar, tepkilerini koyamıyorlar. Ya gizli kalıyorlar, ya da ikili cinsiyetten birini seçmek zorunda bırakılıyorlar.

6. Eşcinselliğime karşı haklı zerre kadar bile haklı tarafınız yok biliyor musunuz; bu konuda düpedüz c@hilsiniz! C@HİL! Bir de Lut kavmi diyorlar, günah diyorlar... Doğada yanardağ patlamış, cahiller de bunun eşcinsellere ceza olduğuna inanıyor. Tanrınız ayrımcı değilse ve de eşcinsellik günahsa, eşcinselleri niye yaratmış; gene başa döneceğiz, sizler bilgiye inanmadığınız sürece-BİLGİYE İNANMAK;BU ÇOK ÖNEMLİ- homofobi hastalığını yenemeyecek ve eşcinselliğin tercih olduğuna inanmaya devam edeceksiniz, bizler de milyonlarca eşcinsel olarak-EVET MİLYONLARCA EŞCİNSEL OLMAK DA ÖNEMLİ-MİLYONLARCA ELCİNSEL ERKEK VE EŞCİNSEL KADIN YANILIYOR OLAMAZ DEĞİL Mİ?-, homofobiye rağmen, nefret rağmen yaşamaya devam edeceğiz. Canlı tarihinden beri varolan eşcinselliği kim değiştirebilmiş ki, c@hiller değiştirebildin; ancak zarar verebilrisiniz eşcinsellere-elinizden ancak bu gelir çünkü; çünkü yapabileceğiniz sadece bu. Eşcinsellik geniyle, annenin doğurganlık geninin aynı olduğunu biliyor muydunuz; eğer eşcinsellik biterse, canlı türü çoğalamaz. Bu gen sayesinde canlılar çoğalıyor, kimisi eşcinsel, kimisi heteroseksüel oluyor. Evet bu dediklerimi anlayamazsınız; çünkü okumuyorsunuz; çünkü yob@zların dediklerine inanıyorsunuz. 

***

Her gün bilinçsiz insanların cahilliklerine maruz kalmak zamanımı boşa harcamama sebep olduğu için, giden saniyeler bile geri gelmeyeceğinden dolayı strese giriyor ve huzur için daha izole bir hayatı bie isteye tercih ediyorum... Gerçekten bazı insanlar öyle doğuyorlar-doğanın bahşettiği akıl ve konuşma yetisini kullanamıyorlar ve negatiflikle, saldırgnlıkla, şiddetle, yıkıcılıkla besleniyorlar. İşin en kötü tarafı, kötülüğün-negatifliğin-şiddetin-saldırganlığın normalleşmesi... 

Yaşamayı çok seviyorum, nefes alabilmek bana doğanın bir lütfu, nankörlük edemem ama c@hil bir dünyaya gelmek istemezdim!

21

57. baharım... Artık psikolojik sağlığım için;

1. Bir şey istediğim gibi gitmiyor mu; orayı hemen terketmeliyim. İstediği gibi gidecek yerlere git, istediğin gibi gidecek olan zamanı bekle...

2. Bir kişiyi yıldızım almıyor mu; o kişiyle bir daha görüşmemeliyim. O kişiden hayır gelmeyecek ki sana...

3. Bir şeylere öfkelenip sonrasında pişman mı oluyorum; öfkemi kontrol etmeliyim. Çünkü sonrasında başa saramıyorsun hiçbir şeyi..

4. Sürekli sorumluluk almamalıyım. Çünkü dünyayı sen mi kurtaracaksın? Zaten dünya yansa yorganın yok içinde. Köy yansa, kel başını tara Halil!

5. Seni seven insnaların da kıymetini bil...

Köyden gelen ıspanakları yumurta ile kavurup peynir ile lezzetlendirdik, yanında da yumurtalı ekmek...

Hayatımdaki bir çok sayfayı bir kaç yıldır teker teker kapatıyordum zaten ve son olarak kalan sayfaları da hiçbir noktaya takılmadan gönül rahatlığıyla kapattım!

Ben hayata, insanlara, her şeye, herkese emek vermeyi severim, karşılığında hiçbir şey beklemeden. Bakın hikayeme, kötülüğe ve yıkıcılığa dair hiçbir şey bulamazsınız. Hep güzel bir şeyler yaratmak vardır benim hikayelerimde. Çünkü faydacılığa inanırım, faydacılığın yaşamı güzelleştirdiğine. Ama boşa kürek çektiğimi anlarsam da, çeker giderim arkama bile bakmadan, başka sularda yüzerim. Ama ben hala aynı benimdir, değiştiremez beni hiçbir şey ama aynı beni siz bir daha bende bulamayabilirsiniz. Tabiki de bu kimsenin umrunda olmaz. Zaten umrunda olmadığı, olmayacağı için böyleyimdir ya! 

Yüzbinlerce fotoğraf çektirmişim iyi ki de dediğim, her anımı belgelemişim görsel olarak... Bir artist değilim, narsist hiç değil. Seviyorum yaşamayı ve kendimi, bir de fotoğraf çekmeyi... ***

***

OJELİ VE AKTİVİZMLİ YILLAR-IM!

Bunu övünmek için söylemiyorum; zemin uygun değilse ağzınla kuş tutsan da hiçbir şeyi değiştiremyorsun. Eşcinsel hakları mücadelesi konsunda tektim ben yaşadığım şehirde. Bakınız eşcinsel, transseksüel olma konusunda tekim demiyorum, bilinçli bir şekilde eşcinsel hakları mücadelesi konusunda diyorum. Kimi eşcinsel olaya sadece cinsel anlamda baktı, hala da öyle bakıyor; kimisi de eşcinsel haklarına bir hobi gözüyle baktı, hala da öyle bakıyor. Benim eşinsel hakları mücadelem gösteri şeklinde olmaktan çok, açık bir eşcinsel olarak yaşamın her alanında varolmak şeklindeydi. Eşcinselliğimi hiç gizlemedim, ufak ufak da olsa tırnaklarımı ojelemek gibi sembolik manada ve de içimden geldiği gibi özgürce doğal davranarak bunun donelerini verdim, gösterdim. Hiç kimse de bir şey demedi; çünkü ne şekilde varolduğun değil de, nasıl varolduğun belirleyiciydi insanların sana karşı nasıl davranması gerektiği konusunda. Elbette öyle veya böyle, az veya çok homofobiyle karşılaşmadığımı söyleyemem ama insan istedikten sonra hayatın her alanında varolma konusunda hiçbir şey engel teşkil edemez. Eylemsel manada eskisi kadar aktif değilim artık; çünkü yaş 56 oldu. Artık 1 Mayıs yürüyüşlerine katılmak bile zor geliyor. İnsanlara meramımı anlatamaya takatim de kalmadı. Anlatımım artık sadece varoluş şeklinde. Anlayan anlıyor, anlamak istemeyene de zaten sivri sinek saz. Yalnız şu unutulmamalı; 90'larla birlikte bizim jenerasyonun başlattığı aktivizm sonucu eşcinsel hakları an itibariyle geri gitmiş gibi gözükse de ben buna katılmıyorum. Homofobinin artması, bu sürecin geriye gittiğini göstermez; tam aksine mücdele amacının hedefine ulaştığını, bu durumun homofobikleri ve sistemi rahatsız ettiğini ve dolayısıyla sadece insanların hala bunu-eşcinsel haklarını kabul etmek istemediğini gösterir. Ama reddedilmek, görmezlikten gelinmekten daha iyidir çünkü... Çünkü bir şeyi reddetmek, reddettiğin şeyin sen kabul etmesen de gerçek olduğunu gösterir. 

***

Diyor ki, tüm İslam aleminin bayramı kutlu olsun. Bayramın anlamı ne; tüm toplumun bu vesileyle biraraya geldiği, küslerin barıştığı, sevgi-saygı ve hoşgörünün vusul bulduğu bir kutlama. Diyeceksiniz ki, İslamın kabul etmediklerinin bayramı mı olur, onlar acaba bu bayrama inanıyor mu, benim dileklerim kabul görecek mi? Sen bir dene de, hoşgörü yelpazeni genişlet de; karşı adım gelmezse, gene de bir şey kaybetmezsin. İyi bayramlar iyi bayramlar da, ne kadar samimi bir iyi bayramlar; bir gün ile sınırlı ve göstermelik bir iyi bayramlar mı, yoksa yıl boyunca veya hayat boyunca mesela eşcinselliği kabul edecek ve eşcinsellere de hoşgörülü olacak mısın, başka dine inananların da senin gibi benzer bir inanca sahip olduğunu anlayabilecek misin, başka milliyetten-ırktan olanları da aynı türün bir parçası olduğunu görebilecek misin, tüm canılıların da bu dünyada eşit yaşama hakkına sahip olduğuna ne zaman inanacaksın vesaire vesaire... Hoşgörü sadece belli bir insan topluluğu ve güne sığdırılınca anlamsal olarak ne kadar karşılık bulmuş olur acaba? İnsanlar kendine benzemeyen tüm farklılıklara hoşgörülü olmadıkça, onların yaşamsal ve toplumsal varoluş haklarına saygı göstermedikçe bayram algısı kısır kalmaz mı? Daha biz yapısal farklılıkları bir tarafa bırakın, kendimiz gibi giyinmeyeni, kendimiz gibi yiyip içmeyeni, kısaca kendimiz gibi yaşamayanı bile kabul edemiyoruz. İyi bayramlar olsun... 

20

ŞEKER Bayramı derlerdi bu bayramın adına çocukluğumda, ve sokağa çıkar şeker dağıtanlardan şeker toplardık; öyle kapı kapı dolaşıp, el öpüp para da istemezdik!  ŞEKER Bayramı denilince aklıma hiç güzel şey gelmiyor. Sırf anam üzülmesin diye bayram namazına gidiyormuş gibi yapıp, sokakta dolaşıp eve gittiğimi hatırlıyorum. Kalbalık ortamları sevmediğim için her bayram köye gitmenin ne kadar ağır geldiğini hatırlıyorum... Ama bayram anlamsal olarak gene de güzeldir pozitif ve sevgiye, barışa dayalı bir anlamı olduğu için. Herkesin bayram havasında geçsin her günü; bir günle sınırlı kalmasın. Hoşgörü sadece kendi tarafında yer alanlara değil; kendine benzemeyen, kendisine uymayan, karşı tarafta yer alan herkese de olsun, hayvanlar dahil bu alemdeki her şeye de olsun. Sözde olmasın bayram, özde olsun yani. Önce kendimizle barışalım ki, kendimize benzemeyenlerle de barışmaya cesaretimiz olsun. Beni ben olarak kabul etmeyen, bana sözde hoşgürülü olsa kaç yazar. Yüzüme gülüp arkamdan dedikodumu yapanların bayram dileğine falan ihtiyacım olamaz. Ben gene de herkese iyi bayramlar diliyorum ama bazı gerçekleri kabul etmeyenleri kabul ettiğim anlamına da gelmesin... Hayatta gerçekçi olmakta fayda vardır, ben kendimi kandıramam. 

19

Etrafıma bakıyorum da, o kadar çok mutsuz insan var ki; egoları ve bencillikleriyle herkese de mutsuzluk saçıyorlar!

O kadar çok hayranım var ki, bu kadar ilginin altında ezilmiyorum. İçimde bütün kedilere yetecek kadar sevgi ve şefkat var!

Bize her gün bayram, maşallah şeker gibiyiz de... Yiyin gari! #cat #kedi

18

Patates kızartması... #patateskızartması

17

Gece gece peynirli patates kızartması....

Yumurtalı bulgur... Hiç denediniz mi?

Kabak marmelatlı, peynirli, kızarmış ekmek tatlısı...

Bana saygısızlık yaparak beni saygısız kılmıyorsunuz, kendinize olan saygınızı kaybediyorsunuz; benim bir saygısızın saygısına ihtiyacım olamaz! Bunu göremiyorsanız, ruhunuza fatiha!

***

MEMLEKETİM DE KADERİM, BEDENİM KİMLİĞİM DE KADERİM; İYİ Kİ DE!

Tepkilerim, cennetimi cehenneme çevirdiğimin göstergesi değil, olamaz da... Çünkü ben yıldızlara bakmasını bilenlerdenim, her şeye rağmen hayattan keyif almasını, hayatını gönlünce yaşamasını... BİLEN! TepkimLER sadece bir hatırlatma olması gereken... Yoksa dünya yansa yorganım yok içinde Zeki Müren gibi, arkamdan ağlayacak çocuğum... YOK Bülent Ersoy gibi...!

Kim gecenin gökyüzünü huzurla dinleyebilir dertlere sorunlara kapısını kapatıp? Ben tabi ki!

Çayı taze ve konsantre severim, yeri gelir dibini de içerim bir bardaklık çakartarak. Sadece ekmekle de doyurabilirim karnımı çok lezzetli bir şekilde hıyar gibi. Çünkü yaptığım her şeyi ben istiyorum, ben istediğim için yapıyorum; özgürlük bu işte; özgürlük en önemli şey!

B-ağım var benim uluslararası- internetim; kocaman, en kocaman dünya, hayalimdeki dünya, yaşamak isteyip de yaşayabildiğim dünya; çünkü her şey internetin içinde.

Dört duvarım var boyasını canım ne zaman isterse o zaman gönlümce boyadığım, penceresine perde takmadığım, içine sadece KE-n-Dİ-min-LERin misafir olduğu, ev sahibi kediler olan ve benim bedava kaldığım, karşılığında onlara hizmet ettiğim, karşılığında huzur bulduğum, karşılığında melek kanatlarıyla beni kötülüklerden korudukları, sarmanından tekirine, smokininden Norveçine, siyahından siyamına...

Çayımı soğuduğu için içemeyip dolu dolu geçen zamanım var benim şeytanın işini yaptıramayıp beni hayatımın akışından edemediği...

Arkadaşlarım, dostlarım var mı; benim yalnız kalmadığım, yalnızlığı kendimin seçtiği, kendimle çoğalmasını bildiğim, kendimden başka kimsenin bana keyif veremeyeceğini bildiğim...

Doğduğum bedenim gibi, doğduğum evim de kaderim, ne büyük şans dediğim! İyi ki de dediğim!!!

Çünkü ben coğrafyamı da çok seviyorum bedenim gibi, ruhum gibi, kimliğim gibi, kişiliğim gibi...

Hayattan-insanlardan şikayetim varsa da kimseye değil, kendime; ancak kendimle ulaşabilirim çözüme!

Yazdıklarımı şifreli bulup anlayamıyorsanız da, bana kalsın anlayamadıklarınız! Oysa anlaşılamayacak hiçbir şey yok!!! 

***

Yaa arkadaşlar, 56 yaşına gelmiş insan türünde bir canlıyım ve tamam hassasım, alınganım ama bunun sebebi benim alınganlığım değil, sizin bile isteye canımı yakmak isteyişiniz, kasıtlı şekilde cephe almanız, içinizde beslediğiniz hazımsızlığı dışarıya yansıtmanız... Tamam ben 56 yaşında biri olarak kaldıramıyorum beni strese sokan durumları ama sizin yaşınız benden küçük değil ki... Ama çocukça hareket ediyorsunuz, farkında değil misiniz? O yüzden sizi benden-kendimden men ediyorum! 

***

EŞCİNSELLEĞİN KADINSILIKLA ALAKASI YOKTUR; YANLIŞ BİLGİYİ DÜZELTELİM LÜTFEN; UZMAN GEÇİNENLER DE ALSINLAR BU YAZIYI BAŞ KÖŞELERİNE ASSINLAR!

Eşcinsellerin feminen olacağına dair algı tamamen bir önyargıdır. Bilinçli hiçbir eşcinsel erkek, erkekliğinden vazgeçmez yani; feminenleşmez, kadınsılaşmaz; doğasında varsa biraz yumuşaklık, o da; nezaketindendir, kibarlığındandır, insanlığındandır, özgüveninden dolayı ikili cinsiyetten etkilenmeyip kendini kasmamasındandır. Eşcinsel erkek kadınsı olmalıdır; lezbiyen erkeksi olmalıdır düşüncesi tamamen toplumsal ikili cinsiyet dayatmasının-yani maskülen ve feminen kategorileşmesinin oluşturduğu bir koşullanmadır. Yani toplumsal cinsiyet bile, yani kadınlara ve erkeklere biçilen roller bile bir dayatma ve koşullanmadır. O yüzden "erkek eşcinsel cinsel yönelimi"ne yüklenen kadınsı olma durumu, cahilliğe dayalı bir önyargıdır. Transseksüellik ve transvestilik de bu dayatmanın bir kaçınılmazlığıdır. Çünkü bilinçsiz eşcinseller, içselleştirilmiş homofobilerinden dolayı, yani eşcinsel karşıtlıklarından dolayı cinsel yönelimleriyle-eşcinsellikleriyle barışamayıp, toplumun dayattığı ikili cinsiyet durumuna-kadınlık ve erkeklik durumuna kendileri de inanmaktadırlar. Ve onlar da ya transseksüelliği TERCİH etmekte, ya da GİZLİ EŞCİNSELLİĞe mahkum kalmaktadırlar. Bu gizli eşcinseller de, tıpkı transseksüeller gibi kadınlık ve erkeklik arasında gel git yaşamakta-bocalamaktadırlar. Feminenlikleri-kadınsılıklarının karanlıkta pörtlemesinin sebebi de bundandır. Transeksüeller bu bocalamayı-kadınlık ve erkeklik arasında gidip gelmeyi kaldırmadıkları için trans geçişlerini yapmaktadırlar ama toplum onları gene kabul etmediği için arada kalmaya devam etmektedirler. 

***

Parktaki bu oğluşum 2 yaşında olduktan ve çiftleşme sürecine girfikten sonra parkın belli bir noktasında bulunmaktan vazgeçti ve bağımsızlığını ilan etti. 2 yıl boyunca her gün onunla buluştum ve onu görmediğim bir gün olmadı, görünceye kadar onu arayıp buluyordum. Artık mama dağıtmaya gidince bazen karşılaşıyoruz, bazen karşılaşmıyoruz... 

***

İÇİM SICAK DIŞIM SOĞUKTUR BENİM! ÇÜNKÜ..?

İnsan, sosyal bir canlı olduğu için, insanlardan vazgeçemeyebilir ama insanlara yüklediği mana-anlam boşa çıkarsa, içinden o insanlara karşı olan bağını kopartır. Yani terkedilen fizikten çok o insanın karakteridir, kişiliğidir, beş para etmez ciğerdir. Ben insanlara karşı mesela öyle yaşıyorum ve bir çok insan da bunu biliyor, hissediyor. Çünkü ben mesafemi ve tepkimi koyarım, soğurum böyle insanlardan çünkü... Çünkü hiç kimsenin hiç kimseden öğünü gelmiyor, evi ayrı yolu ayrı. O yüzden kimseye bel bağlamayın, kimsenin de sizi üzmesine izin vermeyin. KAALE BİLE ALMAYIN BÖYLE İNSANLARI ki değersizliklerini hissetsinler! Bir de ayrıca ben olaylara karşı tepkisiz kalıp sessiz görünen ama aslında bir akrep olan ve de ağzı kulaklarında olup insanlara karşı ağzından bal damlayan y@ğcılardan da hiç hazzetmem. Bu tür insanların ilki kriminaldir, ikinci ise aşağılık kompleksli... Ve sinsilikle komplekslilik kadar tehlikeli bir şey yoktur. Sinsiler intikamcı, kompslekliler  ise kıskanç ve hazımsız... 

16

İnsanlarda gördüğüm en büyük eksikliklerden biri, birbirine karşı nasıl davranacağını bilmemeleri. Tabiki de bunun kaynağı eğitimsizlik; hem akademik olarak, hem de görgü kuralları olarak. İnsanlarda ego çok ama çok ön planda. Hatta varoluş biçimleri sadece ve sadece egosal. Yani ben merkezli yaşıyor insanlar. O kadar benciller ki, empati duygusu hiç oluşmamış. Acaba ben bunu yaparken karşımdaki kırılır mı, üzülür mü diye düşünmedikleri gibi, nasıl üzebilirim, nasıl kırabilirim, nasıl aşağılayabilirim de onun üzerinde hegemonyamı kurabilirim derdindeler. Çünkü başka varoluş biçimi bilmiyorlar ki; faydacılık yok kıskançlık çok, eşitlikçilik yok çünkü hep üstün olma derdindeler, dürüstlükleri kendi çıkarları doğrultusunda, hiç tarafsız değiller-çünkü sürü psikolojisiyle yaşıyorlar-çünkü haklı ve doğru bir tarafları olmadığı için ne kadar çok yanlışçı biraraya gelebilirlerse çoğunluk üzerinden kendilerini haklı çıkartabilirler... Hal böyle olunca ne oluyor; basithlik! O kadar basithler ki... O kadar argo ve sokaklar ki... O kadar ayrımcı ve ötekileştiriciler ki... İnsanları yok etme konusunda o kadar fevriler ki... Keşke insanların beyni bilgisayar gibi olsa da, beyinlerine ihtiyacı olan bilgiler şırrak diye verilebilse... Ben önce Halkla İlişkiler bölümünü yüklemek isterdim insanlara. Açık Öğretim de olsa okuduğum blümlerden biri de Halkla İlişkiler. Halil 55 yaşına kadar sürekli okudun, ne geçti eline? diyorum; sonra da o bilgilerin beni ben yaptığını hatırlıyorum... 

BENİM HATAM!

Bütün hatalarımda ben sadece kendimi suçlarım biliyor musunuz? Bazen olumsuzluklar kaçınılmaz olarak sizi bulsa da, koşullar size bunu zorlasa da; o yolda olmak da sizin seçiminizdir çünkü. Çaresizlik diye bir şeyi kabul etmiyorum. İnsan istedikten sonra, kendine zarar veren her şeyden kendini uzak tutarak koruyabilir. Hayır diyememek, hayata farklı bakanlarla aynı ortamda bulunmak, yaptığınız her şeyde zaaflarınıza yenilmeniz ve/ya iradenize hakim olamamanız, kendinizi bir şeylere karşı hazırlamamanız-donanımlamamanız vesaire... Hele sizi koruyacak adımlara bir yerden başlamamanız, hep ertelemeniz, tövbelerinizi bozmanız, hatalarınızdan ders çıkarmayıp tekrar tekrar aynı hataları yapmanız, insanlara fazla toleranslı olmanız vesiare...

Papatyaları bile bile ezmek zalimlikten başka bir şey değildir. Hayat zalimlere haddini bildirse de, onlar gene bundan anlamaz. O yüzden en güzeli bu zalimlerden uzak yerlerde yeşermek, çiçek açmaktır. Çünkü zalimler kapasitesiz insanlardır ve tek bildikleri güç yeterliliğidir. O güç yeterliliğiyle kendilerini mükemmel zannederler. Oysa bir hiçtir onlar... 

13

Bizde evde ne varsa ondan yemek yapılır... #bulguraşı #tursu #zeytin

Ben insanları gönülden ne zaman bırakırım biliyor musunuz..? Ben önemsiz bir şey anlatarak insanları meşgul etmekten oldum olası kaçınırım. Çünkü hiç kimsenin hayatının akışını bozmak istemem. O yüzden ihtiyaç olunca kontakt kurar ve anlatacaklarımı da hızlı bir şekilde anlatırım. Çünkü zaman benim için de değerlidir ve başkalarının da benim zamanımı çalmasını istemem. O yüzden sadece önemli şeyleri anlatırım. Hatta anlattıklarım, kendimi anlatmak için değil, birilerine de faydalı olmak içindir. Çünkü bilirim ki, hiç kimsenin birbirini dinlemek ve anlamak gibi derdi yok. Ama insanların, kendilerine bile faydalı olabilecek bir şeyi dinlemek gibi gayelerinin olması, yani değilmek-gelişmek için öğrenmek gibi dertlerinin olmamasından dolayı; insanlar sana ihtiyaç duymadıkça, en güzel dilin, susmak olduğunu öğrendim.

Not Bu paragrafta hiçbir fazlalık kelime ve cümle yoktur. Kendimi anlatırkan kelime ve cümle olarak ekonomik olmayı, matematiksel bulup çok seviyorum... Bir şey anlatırken bir formülüm vardır benim. Önyargı oluşmasın diye önce nedenlerini ve niçinlerini ve sonuçlarını anlatır, sonra asıl meseleyi belirtirim. 

En zor dil; aynı ana dili konuşmanıza rağmen, farklı bakış açıları ve farklı kafa seviyeleri yüzünden birbirinizi anlayamamanızdır

11

Amacım elbette savaşı savunmak değil, elbette konuşma ve akıl yetisi bulunan insanların sorunlarını silahla ve savaşla halletmmeye çalışmasına karşıyım, çünkü silahla savaşta en fazla kaybı masum insanlar veriyor. Ammaaaa, İran gibi vicdansız rejimlerin, sırf başını kapatmıyor diye kadınları, sırf cinsel yönelimleir farklı diye eşcinselleri öldürmeleri, bu yüzden On binlerce insanı katletmesinin orantısız bir savaştan ne farkı vardı? Yüz binlerce İranlı bu hunhar rejimden dolayı vatanların terkedip Batı ülkelerine kaçtı ve vatan hasretiyle yaşıyorlar. Hiç kimse bana İran şeriat rejimini savunmasın. Dediğim gibi savaşa karşıyım ama silahsız ve orantısız insanları katleden savaşsız katliamlara ise hepten karşıyım. Hani n'oldu, esip gürlüyordu İran, "Bana karışırsanız şöyle atom bombası atarım, şöyle yakar yıkarım..." diye. N'oldu? Hiçbir şey yapamadı. Bir kedinin kendini aslan zannetmesinden farkı yoktu aslında İran'ın kükremelerinin. Bunu da herkes biliyordu aslında. İran'ın gücü kendi masum halkına yetti ancak. Elbette bu rejim, bu acımasızca yatıklarının bedelini ödemeliydi!

10

Affınıza sığınarak bir şey sormak istiyorum. Hani evrim teorisine inanmıyoruz ya, hani tek hücreli canlılardan dinazorlara, karada yaşarken kolay geldiği için denizi seçen balıklardan günümüz insanlarına kadar vesaire canlıların milyarlarca yılda evrildiğine inanmıyoruz ya, pardon atalarımız Adem ile Havva beyaz tenli miydi, eğer öyleyse zencilerin ataları kimler peki? Hani inancımıza göre 7 Bin yıl önce dünyaya geldiği düşünülen Adem ile Havva'dan, aynı ana-babadan çoğaldıysa insanlar, bölgesel sıcaklık farkları bu kadar kısa sürede, bu kadar bariz farklı ten renkleri yaratır mı? Tekrar özür diliyorum; amacım kimseyi rencide etmek değil. Ama insanın sorası geliyor işte böyle soruları... 

Bugün çok acıktım. Evde yemek yoktu, acelece bunu yaptım. #patateskızartması

Ben insanları mincik mıncık sevmem. Benim sevgi anlayışım, insanlra saygılı ve nezaketli davranmak şeklindedir. Ama bu, he düşünceyw; her fikre saygı anlamı taşımıyor. Herkesin düşüncesine saygı duyarım düşüncesine de çok karşıyım. Nezaketli ve saygılı davranmak, benim karakterimdir ve olması gereken de budur  Tabi bu, hadsiz de sessiz kalmak anlamını taşımaz. İnsanlar en çok buna şaşırıyir; bu kadar nezaketliyken, nasıl bu kadar tepkisel.olaboliyorsun. Buna yerine ve kimisine göre davranmak denir. 

9

Yıllar çok çabuk geçiyor, yıllar çok şey değiştiriyor, yıllar gerçekleri görmemizi sağlıyor.... Herkese her şey için teşekkürler ama ben artık sizin bildiğiniz Halil değilim.... Herkes yerinde sağolsun... Bazı konularda gerçekten çok duygusuzlaştım... Böyle daha iyi hissediyorum kendimi... Bugün varız yarın yokuz, dolayısıyla hiçbir şey umrumda değil gerçekten...

8

ERKEK BEDENİNDE HERHANGİ BİR CİNSİYETE AİT OLMADAN KADINLIĞI SAVUNMAK; ANLAYABİLİR MİSİNİZ BUNU?

Ben, biyolojik olarak erkek ama kendini herhangi bir cinsiyete ait hissetmeyen nötr bir kimliğim. Zorluyorum olmuyor; hissedemiyorum hiçbir cinsiyeti; hatta erkekliği veya kadınlığı kendime yakıştıramıyorum. Çünkü benim herhangi bir kalıba uymayan özgür ruhum, karakterim kadınlık ve erkeklik hapishanesine sıkıştırılmış kimliklerle çok ters. İnsan gibi veya içinden geldiği gibi olmak veya davranmak varken, kadın veya erkek gibi olarak niye dar bir çerçevede yaşam süreyim, hatta birilerinin dayatmaları çerçevesinde yaşayayım? Siz bu şekilde mutlu olabilirsiniz ama ben içimdeki renklerle herhangi bir kalıba uymadan daha mutluyum. Tabiki de ister içlerinden geldiği için olsun, isterse toplumsal aidiyet kaygılarından dolayı olsun insanların erkek veya kadın olarak kendilerini istedikleri şekilde ifade etme hakları vardır ama insanların özgürlüklerini ellerinden alanın asıl bu sınıflandırmalar olduğunu unutmayın. Kadın demek, sadece biyolojik bir kadınlık değil; ona yüklenen toplumsal roller var. Kadın olurken, toplumsal cinsiyet cenderesinden çıkabiliyor musunuz? Asıl mesel bu işte; o cendereyi-toplumsal cinsiyet rollerini-toplumsal kadınlığı-toplumun kadına yüklediği rolleri mi-toplumsal kadınlığı mı savunuyorsunuz kadın hakları derken, yoksa kadınlık kalıplarını-dayatmalarını kırarak mı savunuyorsunuz, toplumsal kadınlığa karşı çıkarak mı savunuyorsunuz kadın haklarını, kadınların eşitliğini ve özgürlüğünü? Biliyorum ki, kadınların kadınlık anlayışı bile benim kadınlık anlayışımla örtüşmüyor. O zaman daha çooook beklersiniz kadın hakları gelecek diye... 

7

Ben yuvarlak patates kızartması severim. Yanında da peynir, artı çay...

6

Sobada kurufasülyeyi yapalı 2 gün oldu. Çok yaptım bu sefer. Akşam ögününde yanında sobada ısıtılmış pide ve turşu davar... #kurufasülye

5

Bazen dolabınızda yemek olmasına rağmen canınız yemek-aş değil de hafif kahvaltılık bir şeyler ister. Ben de bugün buna uygun yumurtalı ıspanaklı pide tercih ettim. Üzerine de peynir ve zeytin, yanında da çay... 

Müziğin Tanrıçası cesur bir kliple döndü... Oba saygı duruşu... #madonna

1

İranlı kadınlar şeriatten kurtuluşlarını, özgürlüğe ve demokrasiye kavuşmalarını kutluyorlar... Darısı tüm şeriat toplumlarına... İran'a bahar biraz geç, tam 47 yıl sonra geldi ama geldi sonunda...

#iran #freedom

Yörüklerin pop senfonisi sobada kuru fasülye, yufka ve kuru biber... #yörük #kurufasülye #yufka #kurubiber

ÖZGÜRLÜĞÜN, DEMOKRASİNİN ÖNEMİNİ, KIYMETİNİ BİLMEYENLER; SUSSUNLAR!

Şeriat rejimi yüzünden milyonlarca İranlı başka ülkelerde sürgün hayatı yaşarken, sırf başı açık diye veya farklılıklarından dolayı idam edilirlerken İran'ı sözde düşünen "bazıları", sırf şeriat elden gidyor veya işin içinde Amerika-İsrail var diye hayıflanıyorlar. Geçmişte canlar giderken "herkesin iç işleri" demesini çok iyi bilenler, hatta ülkemizi geçiş noktası olarak kullanan İranlılara "bunların burada ne işi var?" diye tepki gösterenler, şimdi vicdana gelmiş!!! Nasıl bir vicdan bu; vicdan mı; yoksa laf olsun diye sallama mı? Yaşadığım şehirde İran'dan kaçan bir çift, 15 yıldır başka ülkeye iltica edemedi, çocuğumuz sağlıklı bir ortamda büyüsün diye çocuk da yapmadı ve bekleye bekleye yaşları 50'ye geldi. Vatanında insanca yaşayamayıp, vatansız kalmanın ne demek olduğunu bilmeyenler, bi' zahmet sussunlar! 

Şubat 2026 facebook - Instagram notlarım

 28 Şubat

Bana göre bütün aylar, günler eşit derecede kutsaldır-değerlidir. Çünkü aynı hava, aynı su, aynı toprak, aynı gün ışığı ve eşit derecede nefes alabiliyor, yaşayabiliyoruz... Vicdana gelmek ve mesela açın halinden anlamak için belli ritüellere ihtiyaç var mıdır? Belli ritüelleri yerine getirenler, nefislerini terbiye edip açın halinden anlayıp başkalarını gerçekten düşünüyorlar, çevresini iyileştirebilmek için mücadele ediyorlar mıdır? Öyle değilse de ilahi gücün bizim açlığımıza-aç kalmamıza ihtiyacı var mıdır? 

20 bin lira emekli maaşım var ve yarısını sokak kedilerine harcıyor, kalanıyla da faturalarımı ödüyor ve temel ihtiyaçlarımı karşılıyorum. Kılık-kıyafete, eşyaya para vermiyorum; çöplere çok güzel parçalar atıyorlar, onlarla idare ediyorum. En büyük şansım, kira vermiyor oluşum, kendi barınağımda yaşıyorum; eşyasız! 

Yani nefsimi terbiye etmek için bazı günleri kutsamama ve minumum yaşamak için belli ritüellere ihtiyacım yok; bu ritüelleri yerine getirenler acaba minumum mu yaşıyorlar, yoksa maksimum mu yaşıyorlar, veya ne kadar yardımseverler?

Not: Sözüm meclisten dışarı...

Geçmişten bir gün... 5 yıl olmuş...

27

Yaptığım paylaşımlardaki sözlere ve müziklere bakıp beni buhranlı sanmayın. Çok mutlu, eğlenceli ve hayata pozitif bakan biriyim. 

- Halil yaa sanki seni milyonlarca kişi takip ediyormuş gibii brifing veriyorsun ya, gerçekten çok komiksin...

- Sayfa benim değil mi, istediğimi yaparım, kime ne?

26

Bu benim Nehir kızım. Çok badireler atlattık onunla. Yanımızdaki inşaatın şu dolu asansör boşluğuna düşünce, onu oradan kurtarabilmem bir mucizeydi... #cat

Kafalar ve system değişmediği sürece ben tarhana bulgur yemeye mahkumum. Benim insanca yaşama haklarımın elimden alınmasına ve  açlık sınırının altında yaşamama sebep olan herkese sevgilerimi gönderiyorum... Kabul ediyor musunuz? #bulgur ekonomisi 

Dün #incilipinar böyle güzeldi, yağmurdan sonra, bir akşam vakti, top atılmadan önce, huzur içinde, vicdanların rahat olduğu, gecesine başımızı yastığa tereddütsüz koyabileceğimiz, tertemiz umutlarla sabahına uyanacağımız, bir bahar öncesi, gene Haziran'a doğru sondan kaçıncı yolculuğumuz olduğunu bilmediğimiz, aslolanın hedef değil yolculuğumuzun nasıl geçtiğinin önemli olduğu, merhabalar olsun meridyeniyle paraleliyle üzerinde yaşadığımız cennet coğrafya...

25

İçi sarmısakli ve kuru biberli ev yapımı tarhana çorbası, yanında da yufkanın kalını bezdiren... Bu yağmurlu günde çok güzel gitti... #tarhana #yörüksofrası

23

BENİ ELEŞTİREBİLMEK İÇİN..!?

Eleştiriye elbette kapalıyım. Eleştiriye açık olmak için, 1. Yanlışımın olması gerekir, 2. KARŞIMDAKİNİN art niyetli değil objektif olması gerekir, 3. Boş teneke değil donanımlı-bilgili-kültürlü olması gerekir, 4. Dogmatizme değil bilime inanması gerekir, 5. Bencil değil anlayışlı olması gerekir, 6. Acımasız değil vicdanlı olması gerekir, 7. Egolu değil empatik olması gerekir, 8. İçinde öfke şiddet değil, sevgi ve saygı barındırması gerekir, 9. Kaba değil zarif olması gerekir, 10. Ayrımcı değil eşitlikçi olması gerekir, 11. Yobaz değil aydın olması gerekir, 12. Yıkıcı değil yapıcı olması gereki, gerekir de gerekir... 

Beni ne için eleştireceksiniz ki; size benzemediğim ve kendinize benzetemediğiniz için mi, bağımsız ve içimden geldiği gibi yaşama özgüvenine sahip olduğum için mi, beni çıkarlarınıza kurban edemediğiniz için mi, sizden daha dolu olduğum için mi, sizden daha sevgi dolu olduğum için mi, her şeyi herkesi sevebilme höşgörüsüne sahip olduğum için mi, çok açık net ve dürüst olduğum için mi, çok faydacı olduğum için mi, hayvanları çevreyi doğayı çok sevdiğim için mi, haksızlığa tahammül edemeyip tepki gösterdiğim için mi, abi abla demeyip insan ilişkilerinde kişisine göre mesafeli davrandığım için mi, çok samimi olduğum için mi, hiç yalan söylemediğim için mi, yalaka olmayıp kimseye minnet etmediğim için mi, tek başına ayakta durabilip kimseye muhtaç olmadığım için mi, insanlar yerine hayvanlarla daha huzurlu olduğum için mi, sınıf cins ırk ayırımı yapmadığım için mi, alkola sigaraya vücuduma zarar veren her şeye karşı olduğum için mi, kahvehane-mangal-piknik kültürüm olmadığı için mi vesaire...

Ne için eleştireceksiniz beni..? Evlenmeyip çocuk yapmadığım için mi, cinsel yönelimim eşcinsel olduğu için mi, inancım kimseye benzemediği için mi, doğal gerçeklerim ve varoluş biçimimden utanmayıp minumum yaşama inandığım-görgüsüz olmadığım için mi..? Söyleyin ne için eleştireceksiniz beni? Unutmayın ki, ben zaten vicdanımla yaşayan biri olduğum için kendimi önce kendim eleştiren biriyim. Başkası beni eleştirmek için ya bahane yaratması gerekir, ya iftira atması... Kendi inandığınız doğrular veya bakış açınıza göre beni eleştiremezsiniz. O ancak kendiniz bağlar... 

18

17

16

Bu #ekonomik değil, 2026'daki #ekonomi 

Çöpten bulduğum çürük portakalların çürük taraflarını kestim, sağlam taraflarını dolaba kaldırıp parça parça yiyeceğim. Utanmıyorum; utanacak olan bu ülkeyi yönetemeyenler, yönetemeyenleri alkışlayanlar... N'oldu emekli olduk da; haklarımız para babalarına gidiyor, dürüst olanlar açlık sınırının altında yaşıyor. Utanmıyorum; utanması gerekenler, sanki hiçbir şey yokmuş gibi sessiz kalanlar. 

Her her gün ne pişirebilir ki insan? Malzeme belli. Gen soba üstü bol salçalı kurufasülye, yanında da turşu, soğan, zeytin... Sunum ne ile yenileceğine dair semboliktir... #kurufasülye #yörüksofrası

15

Yazdıklarımı sildim. Havada kalacağına, hiç olmasın daha iyi..  #cat

11

Bugün İncilipınar'da mis gibi bir hava vardı. Artık bahar erken geliyor... #İlkbahar #spring

Bir emekli sofrası... İçine dünden kalan kurufasülyeyi koyduğum bulgur aşı. Yanında da lahana ve salatalık turşusu, artı dün tüketemediğim közlenmiş kuru biber...

Şükürler olsun ki içinde haram yok. Çünkü dürüst bir patronum vardı ve onun sigortaya ödediği helal primlerle emekli oldum... 

Muhafazakar toplumlar geri kalmaya mahkumdur, modern medeni toplumlar ise sosyo ekonomi ve demokrasi olarak ileriye giderler.

En çok tuhafıma giden ne biliyor musunuz; hayatında felsefe-sosyoloji okumamış, matematiğin önemini kavramamış, evrim teorisine falan inanmayan, hayatında ders kitabı dışında sayfa çevirmemiş, bilimi-teknolojiyi cep telefonu ve kredi kartı olarak gören, sanatı falan fuzili bulan-hatta ayıp günah sayan, sporu ayak topundan ibaret sanan vesaire insanların fikir beyan etmeleri, hatta toplulukları yönetmeye çalışması... Bir yere varılabilyor mu bu şekilde; varılıp varılmadığının bile farkında olunmaması ise daha da acısı...

Kitap okuyarak bilgilenen, donanımlanan insanla, okumayan insan bir olmaz. Okuyan insan en azından kendini daha net ifade eder!

Bana aptal muamelesi yapanlara bazen tepki göstermiyorsam, fasafiso insanlarla uğraşmak istemediğimdendir. Seviye düşüremem!

Ben insanları, bana yaptıkları yanlışlarından dolayı affedip affetmeme meselesiyle uğraşmam. Ben bir insanın karakterine notunu verip, ona göre mesafemi oluştururum. Bana yapılan iyilik veya kötülüğü de asla unutmam. Benim bir duruşum vardır, onu bozamam. Tabiki de içime kimseye karşı kin duygusu barındırıp da kendimi mutsuz edecek kadar aptal değilim. Benim insanlara karşı koyduğum mesafe kafamın içinde, gönlümdedir. Elbette kişisine ve durumuna göre bu mesafenin fiziksel yansımaları da kaçınılmaz olacaktır. Ama bütün olanlar ve hiçbir şey benim gerektiğinde nezaketimi-gerektiğinde tam tersi, vicdanımı, duyarlılığımı, insan olmaya dair yapımı değiştiremez. Yeri gelir düşmanıma karşı bile insanlık görevimi yaparım ama bu sadece bir insanlık görevi olduğu için. Bir insanın karakteri bana ters ise, beynimin kapıları o kişiye asla açılmaz. Belki insanlar benim insanlığımı-iyi niyetliliğimi-bana kötülük yapana nezaketimi korumamı falan, döneklik-değişkenlik olarak görebilir ama bir insana notumu verdikten sonra kafamın içindeki kararlarım ve tutumlarım asla değişmez. Bilmem anlatabildim mi? 

10

#sobadakurufasülye #kurubiber #soğan

Belli ki mum ışığında akşam yemeği yiyecekler

Markette mum almışlar çünkü.

Ama kasada erkeğin kartı yetersiz bakiye verdi ve dolayısıyla kız ödedi hesabı.

a) Erkek aşkı için bile muma para vermeyi fuzuli buldu,

b) Oğlanın cebi delik...

c) Oğlan kızdan ayrılmak için bahaneler yaratıyor.

d) Oğlan kızı test ediyor olamaz değil mi?

Bugün artık yağlı beyaz peynir aldım parama kıyıp; 

yağsız peynir yemekten gına geldiği için.

Çıkışta gözüm havuçlara takıldı;

taptaze dalından yeni kopmuş gibiydi.

Bizim hiç havuç ağacımız olmadı!

Nünü bana sabırsız olduğum için tavşan demişti.

Kediyim ama önceki yaşamlarımda tavşanlığı da deneyimlemiş olma ihtimalim yüksek.

Şemsiye altında havuç kemirerek geldim eve sırılsıklam ayaklarla

yağmur şakır şakır olmasa da şıkır şıkırdı.

Bugün ayrıca Kıskanmak dizisi var Türk Dallas'ı; aman kaçırmayayım; 

dizideki bütün karakterler yasak elma yiyip hamile kalma yarışı içindeler!

Artık pantolonumu çıkartırken, sandalyeye oturmadan sıyıramıyorum paçalarımı...

Bazen gidişler bir kurtuluş oluyor çaresizlikten...

Yıllar ne çabuk geçiyor daha dün 36'yken,

Olmuşuz bugün 56...

Bu mahalleye geldiğimde o da belki otuzlarındaydı...

Şimdi ise...

Dilim varmıyor insnaların yaşadıkları acıları dile getirmeye bile...

Belki okurlar yazdıklarımı, kim olduklarını bilmesinler.

Kimlerin veda edişine şahit oldum bu mahalleye geldiğimden beri...

20 sene önce Whatsap bildirim mesajı sinayali bile yoktu!

Şimdi gelen mesajlara bakmak bile gelmiyor artık içimden! 


Hayatta en sevdiğim taraflarımdan biri; insanlara karşı tavırlarım ve laflarımdam hiç pişmanlık duymamaktır. Bakınız ben hep alttan alırım, hep susarım. Ama enayi yerine koyulmaya, bana haksızlık ve gözümün içine baka baka saygısızlık yapılmaya başlandığında, tepkimi koyarım. Bu tepkim de nedendir biliyor musunuz; üzüldüğüm, kıırıldığım, kendimi değersiz hissetmeye başladığımdan falan değil; sadece dur demek için. Yoksa dur deöezseniz, insanlar yanlış yapmaya devam ederler. Bakınız, ben o kadar hassas, o kadar vicdanlı bir insanımdır ki, bitkilerin bile yaşama hakkına saygı duyup bir çiçeği bile kopartamam. Ama bana karşı anlayışsız, kontrolsüz, bencilce davranılmaya başlandığında, karşımdakliler umrumda bile olmaz. Tabiki de iyiniyetliliklerini falan görmezlikten değildir anacım ama insanlar bencilleşmeye ve de bunu başkalarına sirayet ettirmeye başladıklarında, gerekeni söylerim, sırtımı da döner giderim ve zerre rahatsızlık duymam söylediklerimden, yaptıklarımdan. Çünkü ben yanlış bir şey yapmam. Önce insanlar kendilerine bir baksın, kendilerini bir sorgulasın. Önce insnalar ne kadar egosantrik, bundan dolayı da ne kadar bencil olduklarını, sırf egoları için gözlerinin hiçbir şeyi görmediğini bir görsünler. Ben insnaların egolarını o kadar çok görüyorum ki; bu çok rahatsız edici bir şey. Buna rağmen hep susuyorum. Çünkü çocukça bir şeydir ego. Ama sınırlarım aşılınca, sesimi çıkartırım. Herkes egosunu içinde yaşasın. İçinde tutamıyorsa da, o zaman sosyal bir ortamı germeyecek şekilde bir yaşam biçimi benimsesin. İnsanın yarışı kendisiyle olmalı, dolayısıyla da bunun için birilerinin üstüne basmamalı... Bugün egosuyla tatmin olanlar, yarın yapayalnız kalırlar...

8

Eski hallerimi hiç sevmiyorum. Ne kadar çirkinmişim. Kepçe kulaklar, patlıcan bir burun, tombul bir surat, ne bedenim oturmuş yerine, ne de ruhum... Yaşlandıkça kendimi bir başka sevmeye başladım... Bu fotoğraf 22 yaşım olsa gerek...

7

Ben sağlığın en/çok önemli şey olduğunu çoktan keşfettim. Ne yaparsam, ne yaşarsam hep bu doğrultuda yaşıyorum. Para, mal, mülk, kariyer, başarı, statü vesaire... hepsine kocaman birer çarpı koydum. Her gün uyandığımda nefes alabilmek, benim için en muhteşem zenginlik. Bir gün öleceğiz ve uğraştıklarımızın hiçbirinin değeri kalmayacak. Sanatçı değilim ki eser bırakayım, bilim adamı değilim ki icat yapayım... Sıradan bir insanım. Sağlığım dışında da yaşadığım süre boyunca başta hayvanlar olmak üzere ihtiyacı olan her şeye, herkese yardımcı olmak tek işim... Haa, tabi sanatmış, spormuş hobi seviyesinde beden ve ruh sağlığımı korumak için bir şeyler yapıyorum, yapacağım da ama sağlığım dışında hiçbir şey odak noktam değil ve olmayacak da bundna sonra... 

#sobadakurufasülye

SADECE TIRNAKLARIM DEĞİLDİ OJELİ OLAN, RUHUM GÖKKUŞAĞI RENGİYDİ DIŞARIYA AYAN BEYAN YANSIYAN!

Sayın seyirciler, ben eşcinselliğimi daha İlkokul çağımda, hatta daha önce keşfettim. Adını koymam ise ortaokul çağımda oldu. Üstelik bir köyde yaşadığım için, bu farklılığın ne olduğunu bilmeyen bir ortamda, okumayı çok sevdiğim için, okuduğum yazılarda kendimi bularak kim olduğumu öğrendim. Çocuk yaşımda kimseye ben eşcinselim demiyordum ama daha o dönemler bile ben asla evlenmeyeceğim derken, insanlara, çevreme eşcinsel olduğumu haykırıyordum. Bakınız ben sıradan bir birey değilim. Beni öyle baskılarla, şiddetle, vesairelerle kimse kendim olmaktan vazgeçiremez-di. İnatçıyım ama benim ki öyle laf olsun diye kuru kuru bir inatçılık değildir. Kendim olmak konusunda çok kararlıyımdır ve bu konuda ödün vermem, hatta inandığım doğrulara toz bile kondurmam. İnanmayanlar, kendi inndıklarını gitsinler kendi dünyalarında masaya yatırıp tedavi etmeye çalışsınlar. Zaten askerden geldikten sonra da herkese söyledim eşcinsel olduğumu. Kimsenin bir şey söyleme hakkı olmadığı için ve de benim kimseye bir şey söylettirmeyecek kadar deli olduğumu bildikleir için, arkamdan konuşmaktan bir şey yapamadılar tabi, yapamazlar da. Çünkü ben cahilliğe güler geçerim, hayatımı da yapıma uygun dibine kadar çatır çatır yaşarım, o çatırtıyı da herkes duyar zaten. Ben şeffafımdır, duvarlarım camdandır benim; o yüzden gerçeklerimi konuşup konuşup oturmaktan başka bir şey yapamazlar bana. Çünkü bu hayat, benim hayatım. Ve tüm hayatım boyunca da içinde bulunduğum her ortam, tanıştığım herkes eşcinselliğimi bildi, bilmeyenlere de anlattım. Benim sadece tırnaklarım değildi ojeli olan, ruhum du gökkuşağı renklerindeydi dışarıya yansıyan. O yüzden herkes farklılığımın farkında oldu, ben de açık bir dille tasdikledim... 

Bu coğrafyadaki en büyük sarsıntı; insan haklarının, sosyo ekonominin, demokrasinin, eğitimin, vesarenin yeterli olmayışıdır!!!

Akşam yatarken ne yaptınız, sabah kalkınca..? Ben yatarken de okudum, kalkınca da... Çünkü bununla doyuyorum, mutlu oluyorum...

Yıllarca kendimi tanımak, doğa kurallarına uygun şekilde insanca yaşayabilmek adına neler yapılamlı konusunda kafa patlatmışken, daha hayatlarında 2 cümleyi bile düzgün şekilde kuramayan insanların bana akıl fikir vermeye çalışmaları bile, insanda bu sistem asla düzelmez duygusu oluşturduğu için, dünyaya tepki bile göstermiyorum artık...

2000'li yıllarda eşcinsel hakları için bir şeyler yapmaya çalışmak için Denizli'deki eşcinseller olarak toplanıp sorunlrımızı çözmeye çalışıyorduk. Homofobik bir toplumda insan hakları mümkün müdür? Hayır. Çünkü mağdur olanlar bile buna inanmıyorlar ki. Mağdur olanların bile asıl derdi bu değil ki. Mağdur olanlar bile kendileiryle barışık değil ki varoluş mücadelesini sağlıklı-doğru bir şekilde verebilsinler. Türkiye'de eşcinsel hakları mücadelesi, kimlikten çok cinsellikle bağdaştırılmış. Kalıbımı basarım ki, eşcinseller bile, işin içinde cinsellik olmasa, inanın eşcinsel düşmanı olurlar. Öyleler de zaten. Hiçbir eşcinsel, cinsel yönelimiyle barışık değil. Her eşcinsel kendine bir varoluş kimliği seçmiş, bunun altına sığınmış, topluma da bunun üzerinden kendini anlatmaya çalışıyor. Kimsenin derdi, heteroseksizmin tehdit olrarak görüp rahatsız olduğu ve karşı çıktıığı eşcinsellik değil. LGBTİ kılıfı altındaki eşcinseller de heteroseksizmin erkekliğine dokunmak istemiyor; hem korkuyor, hem de o erkeklik gücünden haz duyuyor. Oysa eşcinsellerin doğasına uyguın insanca yaşamaları için, heteroseksizmin erkekliğine dokunmak, o erkekliği sarsmak, hatta o erkekliği hadım etmek gerekiyor ki, bu erkeklik denilen şey, cinsiyetçi bir toplumda, gücü ele geçiren biyorlojik erkekliğe cesaret vermesin artık daha fazla. Bakınız, kim kendini nasıl hissederse hissetsin ama cinsiyetçiliği vareden cinsiyet kimliklerinin arkasına sığınıp da, bunun üzerindne varolmaya çalışmasın. Zaten erkeklik veya kadınlık sistemin icat ettiği bir şey. Biyolojik oarak bir cinse erkek, bir cinse kadın denmiş ama onlara yüklenen roller, edimler, vesaireler tamemen sistematik. Erkeklik böyledir, kadınlık şöyle olmalıdır diye dayatmalar doğa dışıdır. Çünkü doğada ne pembe renk bir cinse aittir, ne de erkekle kadın beraber olmalıdır diye bir kural yoktur, vesaire... Lafı uzatmadan konuyu tamamlamak gerekirse, eşcinsel hakları için biraraya gelirken-toplanırken bile, bırakın hepsinin toplumsal cinsiyetin bir ferdi olmayı içselleştirdiklerini, daha egolarını bile aldıramamaış bireylerden oluşuyorlardı. Hak kazanımları için biraraya bile gelince, herkes midik yarışı içersinde, bir avuç sayı içersinde bile hegemonya kurma derdindeydiler. 

6

56 yaşındayım. Hayatı tecrübe etmiş bir yaşta ve Sosyoloji, Felsefe, Halkla İlişkiler ve daha başka bölümler okuyarak, açıklama yaptığım alanlarda da çok araştırma yapmış biri olarak yaşadıklarımı, gördüklerimi doğru değerlendirebilecek bir donanıma sahibim. Şunu söyleyebilirim ki, yaşadığım coğrafyanın kültürü ileriye dönük değil ve ilerlemek için hiç mesafe kat etmemiş, hatta muhafazakarların iktidarı tam anlamıyla ele geçirmesinden dolayı, demokrasi ve özgürlüklerimizin elimizden teker teker alınması kadar geriye gitmiştir. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, siyasi özgürlük, insan hakları vesaire kalmamıştır. Hayvan haklarına kim inanıyor ki zaten? Daha da kötüsü ne biliyor musunuz; artık insanların yaşadıkları sıkıntılar bile, iktidarı rahatsız ediyorsa, suç olarak görülmektedir. Kendimden örnek vereyim. Yasalarımızda eşcinsellik yazılı olarak suç değildir ama herkesin kafasında kötü bir şeydir ve gözdağı vermek için tanınmış ya da gözönünde olan eşcinseller ya sorgulanıyorlar, ya gözaltına alınıyorlar, ya da tutuklanıyorlar, bir şekilde müdahaleye uğruyorlar. Tek müdahale gerekçesi, "toplumu kin ve düşmanlığa sürüklemek"... İnsan cinsel yöneliminden dolayı toplumu nasıl kin ve düşmanlığa sürükler? Ayrıca eşcinseller bu toplumun bir parçası değil mi? Eşcinseller de doğanın, varoluşun bir parçası değil mi? Neye göre, kime göre kin ve düşmanlığa sebep oluyor eşcinsellik? Eğer insanlar homofobikse, eşcinsellik konusunda doğru bilgiye sahip değillerse, bu konuda doğru bilgiye ulaşması engelleniyorsa, eşcinsellerin kendilerini doğru bir şekilde ifade etmeleri suç sayılıp, kendilerini ifade etmeleri yasaklanıyorsa, o zaman suçu kendinizde arayacaksınız. Eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi yasaklamak normal mi? Eşitlik, özgürlük, demokrasi niye sadece muhafazakarlığın tekelinde? Senin baskı altında yaşama mutluluğun, benim özgürce-kendimce yaşama hakkımı elimden alması özgürlük mü oluyor, eşitlik-demokrasi mi oluyor? Yasakçılar diyor ki, "eşcinsel olma, heteroseksüel ol!". Yanlış olan eşcinsellik değildir, eşcinsel düşmanlığı-homofobidir! Cahiller bunu kabul etmeyebilir ama gerçek olan budur. Kalemler kırılsa da, doğanın gerçekleri yok edilemez. Dolayısıyla eşcinsellik de canlı tarihinden beri vardır, dünya döndükçe de var olacaktır. Aslında bir cümle yazacaktım ama ön açıklama yapma ihtiyacı hissettim. Belki de bu uzun ön girişten dolayı yazıyı sonuna kadar okumayacak, size olan mesajı da göremeyeceksiniz. İnsanlar sosyal medyada eften püften şeylere bile okey verip yorum yaparken, konu eşcinsellik oldu mu sessiz kalıyor. Neden; eşcinsel olarak algılanmaktan veya suçlanmaktan mı korkuyorsunuz, yoksa siz de mi homofobiksiniz? Hani çok insancıl, çok hoşgörülü, çok duyarlı insanlarsınız ya; ama iş icraata gelince Üç maymunu oynuyorsunuz. O yüzden hiç kimseye güvenmiyorum bu konuda. Eşcinsel olduğum için sallandırsalar, en yakınlarım dahil hiç kimsenin, hatta diğer eşcinsellerin bile gıkının çıkmayacağını çok iyi biliyorum. O yüzden ben de sizi, hatta insan türünü, hatta diğer eşcinselleri bile ne kadar sevebilirim ki? Çünkü ben açık bir eşcinselim, bu toplumun gizli-İki yüzlü eşcinsellerinden değilim. Dürüstüm. Evet dürüstlük ötekileştiriyor, hatta öldürüyor ne yazık ki...

Aşk pıtırcığı  sevgi tomurcuğu, canımın içi, şımarık prensesim benim... #cat #kedi


Eşcinsellerin derdi, başkalarını eşcinsel yapmak değildir; çünkü sonradan eşcinsel olunmaz, eşcinsel doğulur. "Eşcinsel düşmanı bir dünyada" kim laf olsun diye eşcinsel olmak ister ki; Nefret edilmek, ayrımcılığa maruz kalmak, hatta hatta öldürülmek için mi? Ama eşcinsel düşmanları, başkalarını da eşcinsel düşmanı yapmaya çalışarak eşcinselleri nefrete hedef gösterir! KİMLER ANLAYABİLDİ BU SÖZLERİMİ? ANLAMAK İSTEDİNİZ VE ANLAMAYA ÇALIŞTINIZ MI? 

Ocak 2026 facebook - Instagram notlarım


 29 Ocak

#patateslibulgur


28

#slave #köle

Asgari ücret 28 Bin, emekli maaşı 20 Bin, ev kiraları en az 20 Bin, doğal gaz, elektirk, su, telefon faturaları..? Mutfak masrafına para kaldı mı? En son ne zaman yeni bir kıyafet ve ayakkabı aldınız? Hiç seyahat ettiniz mi? Arabanız var mı? Eviniz var mı? Umudunuz var mı? Hayattan beklentileriniz neler? Gerçekten insanca yaşadığınıza inanıyor musunuz? Peki sizi yönetenler niye lüks içinde yaşıyorlar? Gerçekten yıllarca çalışıyorsunuz ve karşılığı sadece karın tokluğu mu olmalıydı? Bazı akıllılar da çıkmış, herkeste para olmasa, cebinde akıllı telefon mu olurdu diyor? İyi, telefonumuz da olmasın, sosyal medyamız da olmasın, dünyadan bihaber yaşayalım da, istedikleri şekilde at oynatsınlar ve TAM KÖLE OLALIM! 

Şekeriniz düşüp halsiz mi kaldınız; dişinizin kesmediğ, boğazınızdan geçmeyen ve yemeyi düşünmediğiniz sert ayvayı rendeleyip uzerine toz şeker ve yoğurt ekleyip karıştırın. Alın size doğal ve pratik bir tatlı... 

27

26

Alınmak, alınan kişinin değer yargısıyla da alakalıdır aslında. Yani alınganlık yapan kişi nezaketli, saygılı, bencil değil, dürüst vesiare ise; karşısındaki kişi ise karaktersizse, alınmaya gerek yoktur aslında. Hassas kişilerin, takoz olarak tabir edilen bu saygısız kişilere karşı yapması gereken ya onlara haddini bildirmektir, ya da onları muhatap almamaktır. Çünkü bu tarz kişiler asla değişmez. Değişecek olsa zaten kırıcı olmazlar.

25

Hayatım boyunca hiç mala mülke, paraya pula tamah etmedim. Çünkü ne kadar az şeye sahip isen, o kadar çok özgürsün. Kaldığım yeri bile kedilere bağışladım. Onlar yaşıyor evde, ben de onlara ayrıca hizmetçilik ediyorum. Ölürken vicdanım rahat ölmek en büyük emelim. Hayat çok kısa. Günler sayılı... 

22

Yeter ki ruhunuz üşümesin! Evrenime milyonlarca teşekkürler; bir ressamın elinden çıkmış tablonun ta kendisi gibi yaşadığım için... İçinde sevgi ve dürüstlük var çünkü... Hayatt gerisi hikaye zaten... 

21


LAİKLİK EŞİTTİR ÖZGÜRLÜK, ÖZGÜRLÜK EŞİTTİR BAŞARI, BAŞARI EŞİTTİR SAYGI, SAYGI EŞİTTİR İNSANCA YAŞAMAK...

Bayrağımızı dalgalandırarak Türkiye'mizin adını uluslararası arenada gururla dalgalandıran, Atatürk'müzün özgürleştirdiği kadınlarımız oluyor her zaman olduğu. Filenin Sultanlarından sonra, teniste de Zeynep Sönmez tarihi başarılara imza atıyor. Türkiye laiktir, ilelebet laik kalacaktır.

19

Gece gece bulgurvyaptım ve yedim... Bu' daha mı geleceğiz dünyaya... #bulgur

17

TINNNN!

Başkalarının benimle ilgili ne düşündüğünün, ne hissettiğinin benim için zerre önemi ve değeri yok. Çünkü benimle ilgili tek gerçek düşünce, bana göre kendi düşüncemdir. Ben kendimden çok emin ve çok memnunum ve kendimi inanılmaz derecede çok seviyorum. Hayatla barışık olmamın ve hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi umursamamamın sebebi de bu! 



13

Bu akşam dünden kalan #kurufasülye nin yanına #bulguraşı yaptım. #bizyörükler

11

Bugün sobada kuru fasülye yaptım. Yanına da marul salatası ama içine koyabileceğim sadece havuç ve soğanım, bir de zeytinim vardı. Yani domatesim falan yoktu. Aklımdan geçirdim olmadığını. Evren bana bunu düşünür düşünmez bir torba domates gönderdi, yanında da salatalık ve limon. Hep böyle olmuyor muydu zaten? 

6

Hayvanları çok seviyorum, bitki örtüsünü çok seviyorum ama hayatımızın çalınmasına sebep olan cahilleri sevmiyorum!

Akılsızlık vicdansızlığa, vicdansızlık da acımasızlığa sebep olur!

Din mi değiştirsem, cinsiyet mi değiştirsem bilemedim gari! Bu yaştan sonra ne iş verirler, ne vize verirler artık...

ÇOK GÜZEL BİR YAZI OLDU!

Hadi bir konuya açıklık getirelim. Baştan şunu söyleyeyim. Ben akıl ve mantık dışı olan hiçbir şeye inanmam; toplumların kutsalına bile. Ama burada bahsetmek istediğim; toplumların kutsalı veya akıl ve mantığa uymayan inanışlar değil. İnsanların (sözüm meclisten dışarı), cahilliği. Şöyle bir şey var; insanlar eğer bir şey kendi çıkarlarına ters veya kendilerinden değilse-kendilerine benzemiyorsa; hemen onu kötülerler, dışlarlar, ötekileştirirler; en önemlisi de ne biliyor musunuz; bunu-yani o kötülemeyi; tabusallaştrımaları, dokunulmazlaştırmaları, o inançlarını kutsallaştırmaları. O esnada hak hukuk falan onlar için önemli değildir, karşısındakini anlamak önemli değildir; orada önemli olan bencilce kendi doğrularıdır. Aslında bu insanlar, kutsallaştırarak-tabulaştırdıkları inanışlarının da doğrusunu bilmiyorlardır; kulaktan dolma billdiklerini, bu tabularla güçlendirmeye çalışıyorlardır. Cahil insanların bir şeyi kötülemek için tek sığındıkları kavram, günah kavramıdır. Günah diyorlarsa da, bunun tartışılması onların sinirini zıplatır. O yüzdendir tabularının çürütülmeye çalışılmasına öfkelerinin büyüklüğü. Çünkü akıl ve mantık çerçevesinde bile olsa, çıkarlarına ters düştüğü için, kendi yanlışlarını koruyan tabular çürütülürse, haklılıklarını iddia edemeyecekler, yanlışlarını savunamayacaklar, karşı çıktıkları şeyleri kabul etmek zorunda kalacaklar. 

Mesela "kurban kesmek farz-kesinlikle olması gereken bir şey" diyorlar. Oysa kutsal kitaplarda böyle bir şey yok, Hac dışında kurban ritüeli bile yok. Mesela diyelim ki; insanlar etçil olmasaydı; gene de kurban keserler miydi? Gerçekten soruyorum size; et yemeseniz, bir de canlıların yaşama hakkına inansanız, hayvanlara saygı duysanız, gene de kurban anlayışınız olur muydu? O keseceğiniz hayvanın etini yemeseniz veya o hayvanın değeri bir parayı bir fakire verir misiniz?

Mesela eşcinsellik: kutsal kitaplarda eşcinsellerin lanetlendiği değil, orada zorla ilişkinin yanlış olduğu anlatılıyor. Ama siz homofobinize-eşcinsel karşıtlığınıza maşallah kutsallaştırılmış şeyler üzerinden çok güzle kılıf uyduruyorsunuz. Aslında biraz empati kurabilseniz, biraz kendiniz dışındaki şeyleri de anlama yetiniz olsa, kendiniz kendinizi nasıl gerçekleştiriyorsanız; başkalarının da kendilerini kendince gerçekleştirdiğini anlarsınız, en azından anlamaya çalışırsınız. Eğer anlamak yerine bağırıp çağırıyorsanız; bu sizin hiçbir şekilde anlamak istemediğinizi gösterir.

Keşke bir de insanların okuma alışkanlığı olsaydı da, keşke kutsallaştırılan şeylerin Arap alfabesiyle çok güzel gizlendiğini görebilselerdi.

Bir kadına kutsal kitap ile ilgili sorular soruyorlar; kadın hepsini şakır şakır biliyor. Kadının açıklaması şu; okudum ve bana mantıklı gelmedim, inançsızlaştım!

Geçenlerde 2 arakadş tesvirin doğru olmayabileceğini konuşuyorlar. Ben de dedim ki, kutsal kitapların doğruluğunun kanıtı ne; hemen kızdılar; "orayı karıştırma" diye. Ama sizler benim eşcinselliğimi yargılamasını çok iyi biliyorsunuz; sizin haddinize mi? Günahsa da benim günahım, sevapsa da benim sevabım; size giren çıkan ne; herkes kendi işine baksın öyleyse!  

İnsanlarda okuma, öğrenme, bilgilenme alışkanlığı yok; dolayısıyla kolaya kaçıyorlar; kolaya kaçmaları da cahilliğe sebep oluyor; cahilliklerini gidermek zor geldiği için de kulaktan dolma bilgilere inanıyorlar. Bunların çürütülmesiyse, onların o kurdukları hayal dünyasının yıkılmasına sebep olacağı için, bunu hayat memat meselesine dönüştürüyorlar. Sıkıştılar mı, "benim kutsalıma nasıl laf söylersin?" diye arkalarına dokunulmaz bir güç alıyorlar... Eğer senin kutsalın % 100 doğruysa, akademik dilde tartışalım! 

3

Bugünkü menümüz yoğurtla servis ettiğimiz yumurtalı kabak kavurması... #yumurtalıkabak

2

NEDEN AÇIK EŞCİNSELİM; NEDEN KENDİMİ BİLDİM BİLELİ DOLABIN DIŞINDAYIM?  

Facebook geçmişte paylaştığım bir gönderiyi karşıma çıkardı, ben de tekrar paylaşıyorum 1-2 cümle söyleyerek. Toplum kendine benzemeyenleri ötekileştirdiği için, mesela genel olarak eşcinseller de "ben eşcinselim" bile diyemezler, mesela eşcinsel erkekler heteroseksüel-karşı cinsten hoşlanan rolüne bürünür, hatta sırtında bir kambur gibi ve de karşı cinsin hayatını zehir etme pahasına eşcinselliğini gizler, evlilik yapar vesaire veya heteroseksüel beraberlik veya evlilik konusunda dirense bile eşcinselliğini gizlerler. Çünkü açık eşcinsel olmaya ne cesaretleri vardır, ne de kendileri bile eşcinselliğin doğanın bir parçası olduğu gerçeğini kabul edemezler. Toplum ne kadar hmofobik-eşcinsel düşmanıysa, kendileri de bir eşcinsel olarak cinsel yönelimleriyle-eşcinsel yapılarıyla barışamaz, barışsalar bile içsellşetirimiş homofobinin bir göstergesi olarak doğal kimliklerinin arkasında duramazlar. O yüzden açık eşcinseller, gizli eşcinselleri de çok rahatsız eder. Toplum da aynı kafadandır; bir insanın eşcinselse de bunu gözümüzün içine sokma hakkı yoktur. Onlara göre tek kutsal yönelim heteroseksüelliktir; o yüzden heteroseksüel-karşıcinsel evlilikler davulla zurnayla kutsanır adeta. Biz eşcinseller heteroseksüel anlayışa göre yanlışızdır; çünkü onlara göre günahtır, ahlaksızlıktır, s@pıklıktır, hastalıktır eşcinsellik.  Toplumu bozacağı düşünüldüğü için de suçtur onların gözünde. Şu anda güçleri antidemokratik bir toplumda eşcinselleri yok etme seviyesinde değilse de, en azından şiddetle, baskıyla, aşağılama ve dışlamayla eşcinseller mümkün mertebede engellenmelidir. Bakınız, benim açık eşcinsel olmaya, eşcinselliğimi saklamamaya ihtiyacım yok. Çünkü ben kendimle barışık, hatta eşcinsel doğduğum için kendimle gurur duyan birisi olduğum için, toplumun dışlaması da hiç umrumda olamaz. Açık eşcinsel olarak sözlü veya fiziksel saldırıya uğramıyor muyum, eşcinsel olduğum için ötekileştirilmiyor muyum; evet ama insanın kendi olması kadar gurur verici bir şey olamaz. Dürüstlük benim varoluş sebeplerimden biridir. En azından kendime olan dürüstlüğüm... Elbette sadece kendimle barışık olduğum için değil açık eşcinsel olmamın sebebi; korkak eşcinsellere cesaret vermek, homofobik topluma da "size ne demek" için de. Bu konuda bana diş geçirebilecek olan varsa, buyursunlar meydan herkesin! 

Yakın zamandan, birkaç yıl öncesinden bir fotoğraf... Konu başlığı Sanchez; HierApolis'te...