28 Haziran 2026 Pazar

Kasım 2024 facebook notlarım

28 Kasım

Dün de bulgur vardı, bugün de... Yanında turşu domates...

25

21. yüzyılda bir milli eğitim bakanının eşcinselliğin hala özenilerek olduğunu ifade etmesi nasıl bir şeydir gerçekten; ben köyde doğdum büyüdüm ve önümde ne özenebileceğim ne de örnek alabileceğim bir eşcinsel vardı ve ben eşcinsel olduğumu çocukluğumdan beri biliyordum.

Eşcinsellik özenilerek olunsaydı, eşcinsel düşmanı bir dünyada milyonlarca eşcinsel eşcinselliğe özenmezdi. Eşcinselliğin daha anne karnındayken bireye genetiksel olarak kodlandığını eşcinseller değil bilim adamları söylüyor. Tabi muhafazakar bir toplumda iktidarların ideolojik çıkarları ve koltuk sevdaları için insanları insan haklarını yok sayarak dogmatizm üzerinden nefret yoluyla etkilemek çok kolay. İnsan insandır; kadın, erkek, eşcinsellik, heteroseksüellik; doğanın bir çeşitliliğidir. Ne erkeklik kadınlıktan üstündür, ne de heteroseksüellik eşcinsellikten. Eşcinselliğin doğal gerçekliğini görmezlikten gelmek ya cahilliktir, ya da bile bile nefret suçudur. 

24

Bir gün gelen misafirlere yemek ikram etmek için makarna yapmaya koyuldum. Tabi bilindik usul dışında yapınca, "Bunun bu yaptığı makarna yenemez ama hadi hayırlısı" demişler. Ondan sonra ne zaman canları makarna istese, bana gelirlerdi. 

Muha. iktiara hiç oy vermedim, oy vermek aklımın ucundan bile geçmedi, geçemez, çünkü din-muhafazakarlık-ahlakçılık benimle o kadar ters ki... Hayatı günah üzerinden yargılayan bir zihniyetle ne işim olabilir ki? Resmen benim aklıma ve kişiliğime hakaret. Yani homofobiyi-eşcinsellik karşıtlığını bir eşcinsel olarak nasıl kabul edebilirim ki? Oysa eşcinsellik değil, homofobi-eşcinsellik karşıtlığı-doğa karşıtlığıdır hastalık olan, düzeltilmesi gereken, akıl yoksunluğu olan. İktidarı eleştirmek suç mudur?

Gelişmemiş toplumlarda kapitalizm vatandaşı silindir gibi ezip geçiyor. Batı'da olanların elinde var da sömürülüyorlar. Biz ise açlık sınırının altında yaşadığımız için, ruhumuzdan başka verecek bir şeyimiz yok, psikolojisi dirençsiz olanın vay haline. Aklı olmayan ise sürünüyor. Çünkü kötü ekonomiye karşı nasıl yaşayacağını bilmiyor. Sömürüldükçe de yaşasın kral demeye devam ediyor.

Ben nasıl yaşıyorum. Temel ihtiyaç maddeleri dışında alış veriş yapmıyorum. Yağ, şeker, tuz, salça, çay, makarna, bulgur, ekmek, soğan, patates, deterjan, sabun gibi... Pazarlardan da ucuza denk getirebilirsem mevsimlik sebze meyve... Böylece KDV'yi de bir nebze bertaraf etmiş oluyorum.

Arabam yok, ehliyetim bile. Külüstür bir bisikletim var yürüme mesafesi uzak olan yerlerde kullandığım. Doğal gaz kullanmıyorum, kullanmayacağım da. Fırınım bile yok. Bulaşık makinesi mi; o ne ayol? Vakti zamanında kıyafet almıştım, onlarla idare ediyorum. Çöpün kenarına koyulan giyilmiş kıyafet ve ayakkabılar epeyce işime yarıyor. Düşünüyorum da bazı ünlülerin sadece ayakkabılarını koydukları mağaza gibi ayakkabı odaları var. Sorsan onlara, sosyalisttirler.

Alış veriş niye yapmıyorum artık biliyor musunuz; cahil görgüsüzlerin benim vergimle hava atmamaları için. Elimden gelse dağa çıkacağım, bitimden bile nemalanamasınlar diye. 

Günlerden Pazar. Artık soğuğu hissetmeye başladık dün geceden itibaren. Yani Kış mevsimini yaşamaya başladık. Yaş 55. Çocukluğumdan beri nasıl yaşıyorsam, öyle yaşıyorum. Yaşam biçimimin kapitalizme yenilmesine izin vermedim asla. Ne araba sahibi oldum, ne de doğal gaz, ne de fırın vesaire... Kartpostal gibi bir hayat sürüyorum. Kafa "yapay zeka" ayrı mesele!

22

Senden de bir şey beklemiyorum hayat. Sana da vermek için varım. Şu anda günlük ritüelim sokaktaki kedilerin karnını doyurma işlemini gerçekleştiriyorum. Artı kuşlara bayat ekmek atıyorum parktaki. Yüzümdeki huzur ondan... 

21

Zamanı kalıcı hale getirmek açısından teknoloji çok değerli. Eğer fotoğraf makinesi icat edilmeseydi, resim yapmaya yoğunlaştırılmış. Haa, fotoğrafçı olabildim mi? Seviyorum, yetmez mi?

20

Her gün bir çeşit vejetaryen yemek; bir kap kendinize, bir kap komşunuza. Annem derdi ki, gelen misafire çay mı kahve mı diye sorma, karnın aç mı diye sor. Siz de her gün ister insan ister hayvan olsun, mutlaka bir canlının karnını doyurun...

Mutluluğun formülü: mekan, imkân, vicdan, sağlıkl ve huzurdur.

19

Akşam öğünümüz bir tabak üzeri peynirli sade bir makarna...

Doğudaki askerliğimi tamamladıktan sonra memlekete dönerken teröristlerin eline düştüm. Çıkan çatışmada arkadaşımın elini tutup ölümü ilk defa bu kadar ensemde hissederken, kurtulursam eğer kurban sözü verdim. Hayata bakış açımın tam olgunlaşmadığı, toplumsal içselleştirmenin verdiği duygularla hayatta kalma umudunun bir düşüncesiydi bu. Tabiki de hayvanların öldürülmesine karşı biri olarak böyle bir şey yapmadım. Hayatım boyunca da kurban ritüeline hep karşı çıktım, Sonrasında da % 90 vejetaryenlaştım. Konuyu nereye mi bağlayacağım; hani ölmüşlerimizin arkasından yemek ikramı şeklinde hayır falan yaparız ya ruhlarına değsin diye; aslında inanmadığım bir şey. Ama önemli olan bu hayır işlemini, paylaşmanın güzelliğine bir vesile yapabiliriz. Ben öyle yaptım ve bu hayır işlemini kalabalıklara değil de, kıymet bilecek tanıdığım kişilere ve hayvanlara olmak üzere belli bir dönem veya günlere değil de, zamana yayarak mesela her gün şeklinde yapmaya başladım. Çünkü hayır işlemini paylaşarak yapmak, paylaşımı da her gün yapmak; hem manevi olarak daha iyi hissettiriyor, hem de her gün birilerine dokunmuş oluyorsun. Mesela benim kedilere mama vermediğim bir gün bile olmuyor. Her gün onlarca kedinin karnını doyuruyorum ve bunu yapmazsam eğer, kendimi vicdani olarak çok kötü hissedeceğimi biliyorum. Çünkü daha fazlasını yapamadığım için bile vicdanen rahatsızım.

17

Bazen aynı yemeği yapma ihtimalim hiç olmayabilir. Yumurtanın birikmiş beyazı olacak da(kediler beyazını yemediği için bana kalıyor) aklıma soğan halkalarını onunla pişirmek olacak da... Yanında da biber kızartması... Yoğurtla yedim...

16

3 gün ne yedim? Elbette görgüsüzlük yapmak için paylaşmıyorum. "Kısıtlı erzakla ne yapılabilir"e tavsiye niteliğinde... Melemeni ise domatesin kilosu 75 lira olduğu için salçalı yaptım. Domatesin salçadan pahalı olduğu günleri de gördük... Gözümüz kapalı gider artık! 

12

Evdeki tek küçük parltlıcanı doğrayıp biber ve soğanla 5 dakika kadar kavurdum, üzerine sulandırılmış salçayı da ilave ederek 5 dk. daha pışirdim...

11

Evren bütün sevdiklerimizi korusun...

Acele, pratik; patlıcan yemeği; soğan, biber, salça ve patlıcanı yağıyla tuzuyla10 dakika kadar kavuruyoruz. Yanında yoğurt ve turşu salatalık...

8

Köyde Ortaokulda okurken, sağolsun muhtarımız Dede emmi 1979 yılında çabalarıyla köyümüze ortaokul açtırmıştı, ruhu şad oldun, işte bir gün okuldan gelince tencerenin kapağını açtığımda, gördüğüm manzara karşısında "Ben bu yemeği yemem." demiştim. Çünkü salçası azdı, culdur culdur su idi. En karakteristik özelliğim çocukluğumdan beri isyankar oluşumdur. Tabi yokluk döneminde yağ salça kıtlığı da varmıştır ama asıl görmemişlik bilmemişlik vardı. Konuyu bağlamak gerekirse, gerçek başarıların arkasında iyi koşullar değil, kötü koşullar yatar. Aklı ve yeteneği olana, kötü koşullar başarı için itici bir kuvvettir çünkü. O salçasızlık bana, yemeklerin asıl lezzetinin salça olduğunu öğretmişti... 

7

Bir tarafım Rönesans, öbür tarafım yapay zeka!

5

Parka terkettiler, sonra biraz hastalandı, tedavimiz olumlu sonuç verdi ve şimdi iyi. Hoşgeldin prensesim...

4

Hiç kimse benden hayvan sevmeyeni anlamamı ve anlayışla karşılamamı beklemesin. Sevgisizliğin anlaşılır bir tarafı olabilir mi? Gerçek sevgi, beklentisiz sevmektir. Cinsel dürtüleriniz veya kan bağı mecburiyetleriniz veya veya çıkarsalar ilgilerinizin sevgiyle alakası yoktur, olamaz. Kedilere verdiğim mamanın kabını, üzerine basarak ezmişler. Kim yaptığını sorduğumda, bina sakinlerinden biri dediler. İnanın hayvanlar bile bu kadar cahil ve kötü niyetli değildir; kalkıp da diğer bir hayvanın karnını doyurmasını engellemeye çalışmaz. Sizce hangi tür hayvanlık yapıyor? 

3

Neden bu kadar melemen diyebilirsiniz? Yaşlı bir kedi var Kilim adını verdiğim. Kronik nezlesi var ve geçmiyor... Yumurtanın sarısını çok seviyor. Sarısını ona veriyorum, beyazlarını da telef olmasın diye ya yumurtalı ekmek yapıyorum ya da melemen. Daha önce neden böyle değildi diyebilirsiniz? Çünkü Kilim kız sokakta yaşıyor ve ara ara bana takılıyor ve bugünlerde sürekli bizde... Bugünkü melemenimiz domatessiz ve soğan, biber, Napoliten domates sosu ve yumurtanın beyazından oluşuyor. 

Alamayacağımdan değil, almayacağımdan!

It's not that I can't take it, it's that I won't take it!

#incilipınar da akşama doğru... Yaptığım her şeyde ruhumdan, kendimden bir parça vardır. Hissetmediğim hiçbir şeyi yapmam... Mesela fazladan bir deklanşöre bile basmam.

Bir insan ne kadar eğitimli olursa olsun, ne kadar zengin veya kariyerli olursa olsun; eğer bir kediye pist diyorsa, bir köpeğe hoşt diyorsa, kuşları ürkütmekten çekinmiyorsa, yani onlara vicdanlı davranmıyorsa, merhamet etmiyorsa, bir çiçeği acımadan çıtırt diye kopartıyorsa; kusura bakmayın ama benim gözümde değeri yoktur. Beni ister anlarsınız, isterseniz aptal yerine koyarsınız ama benim bakış açım bu.

2

Hahahahaha... Dün de melemen yapmıştım...

Napoliten melemen

Onları o kadar çok seviyorum ki, hiç gitsinler istemiyorum. Artık saymayı bile unuttuk. 10 küsur yıl oldu Türkiye'ye geleli. Sanırım bu yıl gidecekler artık. Ama onların kalbimdeki yerleri hiç değişmeyecek. 

Bugünlerde milyon kez dinlediğim bi şarkı var. Bir Cem Adrian bestesiyle#nükhetduru dan #herşeyçoksevmekten şarkısı... Nükhet Duru'nun çok katmanlı sesiyle bir şarkının nası söyendigine şahit olmak istiyorsanız, mutlaka dinleyin derim... 

1

Canınız biber dolması mi istedi; iç hazırlayacağım diye uğraşmayın. Soğanınızı, iri iri doğadığınız biberinizi, salçanızı kavurup, üzerine bulgurunuzu ilave edin, bulguru 2 katı su ile pişirin. Arzunuza göre önceki günlerden artan son fasülyeleriniz ile de lezzet seviyesini yükseltebilirsiniz... 

Ekim 2024 facebook notlarım

31 Ekim 2024

Akşam akşam ne yapsam dedim; ortaya bu çıktı. Seyrederken doydum!

Eğer birileri sizin canınızı yaktıysa, aynısını siz ona yapmayın, nezaketinizi bozmayın, asla intikam planları yapmayın, nefret bile duymayın onlara karşı, kirletmeyin ruhunuzu. Evren kötülük yapan herkesin kaydı tutuluyor. Sizi üzen ortamı terkedin. Hayat onlara tokadını atar merak etmeyin...

30

Akşam yemeğini hafif geçirmek adına hem doyurucu, hem de lezzetli içi fasülyeli ev yapımı tarhanadan #tarhanaçorbası



Zengin misiniz, fakir mi; ben fasfakir ama gönlüm zengin. Yüreğinizde hayvan sevgisi varsa, hayvanlara karşı vicdanlı iseniz; sizden zengini yoktur. Bir kedinin başını okşayacak kadar içinizde sevgi yoksa, harcayamayacağınız kadar paranız olsa neye yarar ayol! 

29

Önceki günkü gibi dün de bulgur yemiştim... Bende böyle, kabul derseniz...

Bugünlerde melemenden gidiyoruz evdeki domatesler çürümesin diye ve de canım çektiği için... Bir de ben bir yemeği 10 gün yerim, 1 yıl sonra tekrar canım çekerse öyle yaparım. Şimdilerde benim icin melemen zamanı olsa gerek... Aslında melemenin orjinali meNemen ama halk dilinde söylemeyi tercih ediyorum.... 

27

Bugünkü akşam öğününde; köftelik bulgurdan kuru fasülye suyuna bulgur aşı, üzerine de meze niyetine kuru fasülye, zeytin ve salatalık turşusu...


26

Akşam yemeğimiz melemen ve cacık...

Bir Cumartesi kahvaltısı... İnsanın evinde kahvaltı yapması kadar doyurucu ve de lezzetli, artı keyifli bir alternatif yok...

25

AIDS İLE İLGİLİ SÖYLEYECEKLERİM VAR

AIDS'li sayısı dünyada azalırken, bizde ise tam tersi artıyor. Türkiye'de AIDS'li sayısı 2023 yılı resmi rakamlarına göre 40 bin gözükse de gerçek rakamların bunun 3-5 katı olduğu söyleniyor.

Olaya şu şekilde bakmak aslında rakamlardan daha önemli.  

Ülkemizde cinsellik hala tabu. Dolayısıyla cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili olarak doktora gidip derdine çare aramak da bir o kadar utanılası. Dolayısıyla taşıyıcılar tedavi olmadıkları için, buna bir de sağlık konusundaki bilgisizliğe dayalı bilinçsizliği de eklersek başkalarına bulaştırma riski de çok fazla. Bilinçsizlik o kadar fazla ki, doktora gitmeye utanmak, bunun yanında daha düşük kalır. Çünkü insanlar bu rahatsızlığın zamanla geçeceğini zannedebiliyorlar. Ne zaman ki ölüm döşeğine yatıyorlar, o zaman akılları başlarına geliyor ama iş işten geçmiş oluyor. Bu süreçte de hastalığı bir çok kişiye bulaştırmış da oluyorlar. Dolayısıyla bilinçsizlik suç boyutunda.

Çözüm sadece bireyleri AIDS konusunda bilinçlendirmekle mümkün değil. En başta toplumun ahlak anlayışının değişmesi gerekiyor. Cinselliğin, özellikle eşcinselliğin doğal değil de utanılacak bir edim olduğu empoze edildiği sürece, insanlar gizli ve de sağlıksız bir şekilde ilişki yaşamaya devam edeceklerdir. 

Bilinçlenmeye de toplumdan önce bu işin uzmanlarının başlaması gerekiyor. Eşcinsellikten bihaber mi desek, homofobik mi desek; bu tür vakalarla ilgili hastanelere başvurulduğunda, eşcinsel partnerliğe hala yabancı ve de mesafeli doktorlarla karşılaşabiliyoruz. AIDS'in dokunarak bulaşmadığını bildikleri halde, AIDS'li hastalara ayrımcılık yapılan durumlarla da karşılaşabiliyoruz. Dolayısıyla ihmaller ve baştan savma gibi durumların, hastalara karşı ayrımcı ve de dışlayıcı sert davranışların olduğunu insanın söylemeye dili varmıyor.

AIDS'te erken tanı çok önemli. Hastalık tedavi edilemeyecek ileri boyuta gelmeden öğrenilirse, günde bir hapla ömür boyu sağlıklı bir şekilde yaşanabiliyor çünkü. Hayatı boyunca hiç AIDS tahlili yaptırmayan insanlar var. Partnerlerinize ne kadar güvenirseniz güvenin ama AIDS'e asla güvenmeyin. O yüzden yılda birkaç defa belli aralıklarla bu testi yaptırın. Bir de sadece ilişkiyle bulaşan bir hastalık değil, kan yoluyla da bulaşabiliyor.

24

Bana kimse vicdandan bahsetmesin. Bana kimse insanlıktan bahsetmesin. Bilmiyorsunuz ki! İnsanlığınız da, vicdanınız da lafta. Evde baktıkları kedileri parka bırakıp gitmişler. Yazıklar olsun insanlığınıza. Yazıklar olsun kalıbınıza. Bakınız, hayvana değer vermeyen, insana da değer vermez. Hayvana değer vermeyene güvenilmez. Dünyada olup biten hiçbir mesele, sana güvenen canlıları sokağa atmaktan daha önemli bir mesele olamaz. Bu hayvanlar sokağı bilselerdi, sokağa atıldıktan sonra kutudan çıkarlardı. Korkudan dışarı bile çıkmamışlar. İnsanlığın ruhuna fatiha! Evet getirdim; evdeki 20 kedi ile kavga edecek olmaları pahasına.

22

G-özel bir buluşma!

19

Siz hangi melemeni beğendiniz? Her güne bir melemen...



16

Dışarıda lezet arama lüksüne hiçbir zaman sahip olamadım. Açlık sınırının altında maaşın olduğu bir ülkede bu mümkün mü? Ayrıca ben restoranda yemek yesem, sokaktaki kediler ne olacak? Deli olan sizsiniz. Çünkü bu ülkede dürüst olarak köşeyi dönmek mümkün değil. Hele sistemin dışında kalarak hiç değil. Açlık sınırının  üstünde yaşayanların emeğiyle kazandığına asla inanıyorum. Bunun akılla falan alakası yok. IQ testine var mısınız? Hak yemeyi, kurnazlığı; zeka ile karıştırmayalım. Bugünkü zengin mutfağımızın günlük tek yemeği, köftelik bulgurdan soğanlı pilav. Yanında kızarmış biber ve zeytin. Yemek paylaşımı bahane, sisteme laf sokmak şahane. Yerseniz! 

15

İNSANCA YAŞAMAK BUNUN NERESİNDE?

çocuklar tec@vüze uğrayıp öldürülüyor, 

kadınların sokak ortasında boğazı kesiliyor, 

eşcinseller nefrete hedef gösteriliyor,

hayvanlar toplu şekilde katlediliyor, 

ormanlar yangınlarla kül edilip yerine beton yığınları dikiliyor, 

insanlar açlık sınırının altında süründürülüyor-emekli maaşı sadece 350 Dolar-düşünün ev kiraları emekli maaşından yüksek, 

Dolar 35 lira olmuş-TL'nin alım gücü tarihte görülmemiş şekilde düşmüş

eğitim, insani gelişmişlik ve demokratik değerler sıralamasında sonlarda yer alıyoruz, 

ülke tarikat ve cemaatlerden geçilmiyor,

basın özgürlüğü yok-ülkenin bütün ana medyası iktidar tarafından ele geçirilmiş,

adalet sistemine güven kalmamış,

siz şimdi bunun adına demokrasi mi diyorsunuz?

eşitlik, özgürlük, demokrasi bunun neresinde?

kendimizi dünya bizi kıskanıyor diye daha fazla kandırmayalım artık! 

12

Hayat tek bir kelime değil, en kocaman bir felsefe! Anlatacaklarımı dile getirebilseydim, insanlar insanlıklarından utanır mıydı bilmiyorum... Sanmam!

40 yılda bir yapar içerim Türk kahvesini...

11

Keşke ölseydim de hayvan katliamlarına şahit olmasaydım!

İstanbul sözleşmesini iptal ettiler, artık kadınlar sokakta boğazları kesilerek öldürülüyor. 8 yaşındaki bir çocuk katlediliyor ama 150 kişilik köyde katil bir türlü açıklanamıyor. Sıra şimdi hayvanları katletmeye geldi. Hayvanlar toplu şekilde katlediliyor. Geldiğimiz nokta işte bu.

10

GÖZLERİNİZİ AÇIN VE GERÇEKLERİ GÖRÜN ARTIK!

Hani biz Müslüman bir ülke olarak dünyada 1 numarayız ve bütün dünya bizi kıskanıyorMUŞ ya, oysa biz dünyada sosyo ekonomik ve kültür sanat olarak sıralamada sonlarda yer alan bir ülkeyiz ve bunu ne zaman kabul edeceğiz acaba? Adam iktidar yanlısı olarak veya bir şekilde kendi cebini dolduruyor ama bir ev kirasını bile ödeyemeyen emekli maaşını, açlık sınırının altında olan asgari ücreti görmezden gelerek, "CAHİL CAHİL" Türkiye'nin refah bir ülke olduğunu savunuyor. Siz gerçekten iyi misiniz, neyin kafası bu? Bu ülkede bırakın insanların başka bir ülkeye seyahat etmesini, hayatı boyunca köyünden bile dışarıya çıkamayan insanlar mevcut. Yapılan taş yığınlarıyla övünmek yerine, ihracatınız ne ithalatınız ne, Türk Lirasının dolar ve Euro karşısında değeri ne, eğitimde kaçıncı sıradayız, insan hakları ve demokraside kaçıncı sıradayız vesaire onlara bakınız. Kendinizi kandırabilirsiniz ama gerçekleri değiştiremezsiniz. Bir kere geldiğimiz şu dünyaya, bazılarının bencillikleri ve çıkarcılıkları yüzünden insanın hayatını yaşayamadan gitmesi ne acı. Bu sene bir külah dondurma bile yiyemedim! Yaa şunu hepiniz biliyorsunuz; hayatınızı istediğiniz şekilde yaşayamıyorsunuz işte, kabul edin artık bunu ve ülkeyi yönetemeyenlere de yıllardır oy veriyorsunuz işte. Ülkede adalet bile kalmadı. Bir Narin cinayeti bile aydınlatılamadı, araştırma önergesi de AKP ve MHP tarafından reddedildi. Geldiğimiz nokta bu. Kadın hakları sözleşmesi "İstanbul Sözleşmesi" eşcinsellere de hakları verilecek diye iptal edildi ve kadınların sokak ortasında boğazı kesiliyor artık. Keşke demokratik bir ülkede yaşasaydınız da ülkeye bir kuşbakışı yapabilseydiniz diyeceğim ama bazılarını Merih'e göndersen bile gene bildiğinden şaşmaz. Artık din eksenli, tarikat eksenli yaşamanın; insanın eşit ve özgürce yaşama haklarını karşılamadığını görünüz.

Makarnanın müzikle aşkı!

8

Biberli ve soğanlı mercimek, yanında limon...

7

Ne pişirsem ne pişirsem... Evde ne varsa onu en lezzetli hale getirebilmek, dünyanın en lezzetli yemeğini yapmanızı sağlayabilir. Ben mesela yaptığım şu yemeği, itina ve sevgiden dolayı hiçbir yemeğe değişmem... Patatesleri soyup dilim dilim dogradıktan sonra haşlıyoruz ve kavurduğumuz soğan ve salçanın üzerine susuz bir şekilde harmanlıyoruz. Yanında biber, domates veya cacık iyi gidecektir... 

Kadın cinayetlerine karşı idam gelsin deniyor. Peki kadın haklarını koruyan İst. Sözleşmesini iptal eden, kadın haklarına inanmayan sistem değil mi? Kadın haklarına inanmayan sistemin idam yasası sizce erkeklere işler mi, yoksa sistemin çıkarına ters düşen eşcinseller gibi mağdur kesimlere uygulamak için bir fırsata mı dönüştürülür? Çünkü sistem ne zaman başı sıkıştı mı, direkt LGBTİ'leri nefrete hedef göstererek, toplumun gazını boşaltmıyor mu? İstanbul Sözleşmesinin iptaline halkı ikna etmesinin gerekçesi de, "LGBTİ'lere özgürlük gelecek" korkusunun yaratılması değil miydi? Ve o idam gün gelir, kadınların kendi boynuna dolanır; başı açık, bilmem neresi açık, zina gibi vesaire sebeplerle. Kadına şiddet ve cinayetlerin son bulmasının tek yolu, milleti kadın erkek eşitliğine inandırmaktır. Tabi buna önce sistemin kendisinin ikna olması gerekiyor. İdam gelsin demek, cahillikten başka bir şey değildir. 

2009'da 200 Liraya 131 Dolar alınabilirken, 2024'te 5 Dolar alınabiliyor. 200 Lira artık en fazla 20 Lira değerinde.

Emekli maaşı 365 Dolar. 12bin500 dersek, TL'nin alım gücünün neredeyse sıfır olduğunu bilmeyenler yanlış algılayabilir. Yıllarca köle gibi her gün sabahın köründe kalk, akşam 7'de eve dön, en az 10 saat çalış, sonra sağlıklı besleneme bile. Ben yıllardır kılık kıyafet, ayakkabı bile alamıyorum; başkalarının çöpe bıraktığı kıyafetlerle idare ediyorum. İnsanlar ev kiralarını ödeyemiyor, kuru yavan karnımızı doyurduğumuza, faturalarımızı ödediğimize şükrediyoruz. Sonra da sen kalk yaşasın kral de, dünya bizi kıskanıyor de. Ben kimseyi suçlamıyorum; bütün suç cahillikte! O cahillik, enine sonunda herkese dokunacaktır. Çünkü geri bir ülkede olmak, batan gemide olmak demektir ve o batan gemiden sen de sağ çıkamayacaksın. 

4

Kendimi en çok Fransa kültürüne yakın hissetti....

3

Pilav pişirdim yavan, üstüne koydum domates biber soğan!

2

Canım biber dolması istedi ama ben öyle saatlerce uğraşamam sabırsız bir kedi olarak. Bulgur ve pirinç karışımından bir pilav, yanında da biber kızartması. Al sana dolma!

Eylül 2024 facebook botlarım

 30 Eylül

Bugün geldi, hoş geldi. Sanki 40 yıllık ahbap gibi davranıyor...

29

Merak etmeyin sizi aç bırakmam. Yoktan vareder, sofradan memnun kaldırırım...

Mercimekli bulgur pilavı

İlk defa denedim, çok lezzetli... 

AKTİ GELİNCE oluyor, vakti gelince ölüyor-sun. Olacaksan oluyorsun, olmayacaksan ölümün önüme geçemiyorsun. Kader demek istemiyorum ama hayat bazen senaryo gibi geliyor bana. Vicdan, umut, sürprizler-mucizelerle, hayal kırıklıkları ve acılarla dolu bir süreç yaşam denilen şey. Kaybettiğim çocuk sayısı çok oldu. Kendimi vicdan ve acılarla sınanan bir insan olarak düşünüyorum. Bu acılar beni güçlendirmiyor, doğanın kanunlarını kabul etmemi de sağlamıyor. Kendi hayata veda edişim, bu kayıplar sebebiyle acılara dayanamadığım noktada olacak. Çünkü ben, bu acılara boş verecek hayat gailesi aşamasını geçtim - hayat gailem kalmadı artık ve vicdanımın dayanma gücünün her geçen gün azaldığına inanıyorum. 

27

Hayatta en zor şey akış noksanlığıdır. Aklı noksan insanlar ne doğruyu yanlışı ayırt edebilirler, ne düzgün bir hayat yaşayabilirler, başarılı olmayı bir tarafa bırakın, ne de mutlu olabilirler. Kendilerine hayırları olmadığı gibi, etraflarına da zarar verirler. Uzaktan kumandalı robotlar gibi kim ne derse ona inanırlar ve ordan oraya sürüklenirler dururlar. Bu insanların akılları olmadığı için vicdanları da olmaz ve etraflarına çok ciddi zarar verebilirler. 

26

Hasladığımız patatesleri; domates, soğan, biber ve salça ile kavurduğumuz sosa boca ediyoruz. Hafif de acılı olursa şok bir lezzet. Ben bile inanamadım. Çünkü bu usulde ben de ilk defa denedim... 

23

Birisi demiş ki, sosyal medyada her gün fotoğraf paylaşandan uzak durun. Evet bence de uzak durun! Rahat bırakın hayatı seveni kendini seven insanları. Takip bile etmeyin onları ve kös kös oturun. Sosyal medya sizin neyinize ki? Siz aynaya bile bakmayın bence. Unutun kendiniz, hayatı..!

22

Sonbahar, ben ve bisikletim...

20

Bugünkü bulgurumuzu makarnalı yaptık. İster soslu, ister sade servis edebilirsiniz. İnanın farklı bir damak tadı...

Evinize gelen misafire ne içersiniz diye sormak, misafirinizi gücendirebilir. Belki açtır ama söyleyemiyordur. Evinizde ne varsa, sevgiyle hazırlayıp ikram ederseniz, misafiriniz için dünyalara bedel olabilir bu. Ama teklifinizi dilinizin ucuyla değil, sevgiyle yapın. Yalnız 3-5 defa sorun ve ısrar edin. Çünkü utangaç olabilir... İnsanları memnun etmenin en güzel yolu budur, yemek ikram etmektir. Her şey unutulabilir ama açken ikram edilen damaktaki lezzet asla...

19

Marketten dün kilosu 20 liraya bulgur aldım. Çok iri taneli ve geç pişiyor. Dün pilavını yapmıştım bu bulgurun, bugün de patatesli ve soğanlı aşını yaptım. İri taneli olduğu ve geç piştiği için suyunu biraz fazla koydum. Ben çok beğendim. Çok lezzetli ve doyurucu olmuş. Bir Ekmeğinfiyatı 10 lira. Onun yerine bulgur hem ucuz hem de daha sağlıklı... 


18

Bugün bulgur pilavı günü. Ya sizin çareniz ne?

17

Kızartma ama gene Halil'ce...




Parmaklara dikkat!

16

Basit ama kişisel!

Evin yeni maymunu...

Bütün çocuklarım canımın bir parçası. Onları sevmekten kalbim güm güm atıyor. Tekiriiiiim!

Bu Sabri oğlum. Adını Neşe Karaböcek'in şarkısından alıyor. Bir ara 2-3 haftalık kayıptan sonra döndü. Hani dünya şekeri derler ya, Sabri öyle biri... Evrenim ömrümden alsın ona versin!





15

Patates güzellemesine devam ediyoruz. El mahkum!

14

Ne olursan ol ama asla art niyetli olma!




13

Ben kendimle ilgili iyi-güzel-başarı vesairelerden bahsetmeyi sevmem. Bunun mütevazilikle falan alakası yok. Hani derler ya, "övünme, çevren takdir etsin.". Çevrenin takdir etmesini falan beklediğimden değil. Çünkü çevre zaten takdir etmez. Eğer; iyiysen, doğruysa, başarılıysan, faydalıysan vesaire; senden kötüsü yoktur. Çevren daha yerin dibine batırmak için uğraşır. O yüzden bahsetmekle, bahsetmemek arasında hiç fark olmadığı için; ne yaparsam, sadece kendim için yapıyorum; birilerini kaale bile almıyorum...

Acı "ArapDomates sos"lu patatesli makarna...

12

Eskiden Türkçeyi düzgün konuşmak, saygılı olmak gibi dertlerimiz vardı; o kadar yozlaştık ki...

Türbe türbe gezip, çaput bağlayıp dilekte bulunanlar, Atatürk'ü seven laik-eşitlikçi-özgürlükçü-demokratik insanlara putperest diyor. Siz hiç Anıtkabir'e gidip de zengin koca, ev, araba dileyen bir Atatürk sever gördünüz mü? Kim putperest acaba? Bunu diyenler çok mu cahiller, yoksa kasıtlı mı böyle söylüyorlar? Bir atesit ve eşcinsel olarak ne zengin bir eş diledim, ne de para pul peşinde koştum. Tek isteğim insanca yaşamak, topluma faydalı olmak, kadın-eşcinsel-hayvan gibi ötekileştirilenlerin haklarını ve de doğayı korumak oldu... Bilime inanan, öğrenme peşinde koşan insanların; dogmatizmle ne işi olabilir? Sallayın da bari tutarlı olsun! 

11

Kızartmanın senfonisi...

ASIL SUÇLU; KATİLDEN ÇOK, DUYARSIZ OLAN TOPLUMDUR!

Çocuk, kadın, eşcinsel, hayvan vesaire cinayetlerinde suçlu sadece katil değildir; toplumun konuya bakış açısıdır, toplumun kendisidir. Katiller, toplumun bakış açısından cesaret alan uzantılardır. Sadece katile ceza vererek durumu değiştiremeyiz. Sen hala toplum olarak eşcinsellere s@pık, kadınlara İkinci sınıf, hayvanlara bir mal, çocuklara da büyüklerden daha değersiz gözüyle bakarsan, yetkili üst merciler de bunu fütursuzca dile getirirse; birileri de kafasına esince gücünü şiddet veya öldürme şeklinde gösterebilir. Bir çocuğun öldürülüp, bütün köyün susması, konunun örtbas edilmeye çalışılması ne demektir? Bakınız, bir olayda katil kadar eşit derecede; sessiz kalan, olaya dur demeyen herkes suçludur. Bu sadece N@rin meselesi değildir. M@raş'ta da bir erkek sopalarla dövülerek öldürülüyor ama sadece bir kişi tutuklanıyor. Oysa oradaki insanlar(Oradaki insanlar dediğim de katilin arkadaşları, hepsi birlik yani) seyredeceğine müdahale etseler, o kişi ölmeyebilirdi. İkincisi, katil, yanındaki kişilerden cesaret aldığı için öldüresiye vuruyor, kişi hareketsiz kalıncaya kadar vuruyor, hatta hareketsiz kaldıktan sonra da vurmaya devam ederek öldürüyor o kişiyi. Çünkü katil kişi tek başına olsa, ölen adam, videoda izlediğimiz kadarıyla 3-5 kişiye karşı fiziksel olarak kendini savunabiliyor zaten. Teke tek olsa zaten bu cinayet olmazdı. O yüzden dediğim gibi, olayı görüp de sessiz kalan herkes katil kadar suçludur. Farklılıklara, haksızlıklara karşı duyarsız olan toplum da, katil kadar suçludur. Önce toplumlar yargılanmalı, önce toplumları geliştirmek için çaba sarf etmeyen, hatta tam tersi daha da geriye götürmek için çaba sarf eden üst yetkililer yargılanmalı. Hayatı özgür ve de güvenli bir şekilde yaşanması için duyarlılık göstermeyen herkes yargılanmalı. "Bana dokunmayan yılan, bin yaşasın" diyenler yargılanmalı... 

10

Bu akşam türlümsü şeyler yaptık. Kızarmadan farkı; patatesin domates, biber ve soğanla birlikte pişmesi...

9

Bitti...

ÖLDÜRÜLEN SADECE NARİN DEĞİLDİ; İNSANLIK VE VİCDANDI DA!

Narin boğularak öldürülmüş ve 24 kişi tutuklu şu anda. Akraba olan 150 kişilik köyde herkes durumu biliyormuş ve susmuşlar...

Duyarsızlık olduğu sürece insanların başına bir şeyler gelmeye devam edecek, sıra herkese de gelecek, kurunun yanında yaş da yanacak. Mesela sosyal medyadaki tepkiler toplumun çoğunluğunu oluşturmuyor. Toplumun çoğunluğu, başıma bir şey gelmesin diye susuyor. Sustukça sıra herkese gelecek. Mesela gündemle ilgili bir paylaşım yapıyorsun, hiç kimse desteklemiyor. Korkuyorlar mı, yoksa olumsuzlukları mı destekliyorlar? Aslında yok birbirinden farkı biliyor musunuz? Ha sesszi kalmışsın, ha desteklemişsin... 

Hani ahlak bekçisiyiz ya, ahlakçıların geri planda neler döndürdüğünü bilmiyor muyuz sanki? Hani aile kutsaldı; o kutsal tabir edilen kurum bir çocuğu bile gözünü kırpmadan harcayabiliyor. Herkes, her şeyi biliyordu ama kutsallaştırılmış erkek yapıyı korumak adına susuyordu. Her yer güvenlik kamerası, herkes telefonda konuyu yazmış ve konuşmuş ama 3 km. ötedeki Narin'in ölü bedeni ancak 19 gün sonra bulunabiliyor. Ben bile 1 günde bulabilirdim. Toplum baskısı olmasaydı Narin belki de bulunmayacak, hatta Türkiye öldüğünden bile haberdar olmayacaktı. 11 yaşındaki diğer kız kardeşinin öldüğünden kimin haberi oldu. Güya merdivenlerden düşmüş ölmüş. Kanıtı nerde? Erkek kardeşin köpeği istismar ettiğini annenin söylemesiyle öğreniyoruz. Bunun cezası nerede? Narin neden öldürüldü? Narin neleri biliyordu da susturuldu? Narin yoksa s@pıkça emellerin bir kurbanı mıydı? Neden bu konular örtbas ediliyor? Yapanların utandırılmaması için mi? Suçlu sadece katil ve de suç ortakları değildir; kadına bakış açısıdır, kadınlar dahil erkek egemen sistemi destekleyen ve de susan herkestir.

UMARIM BU ÜLKEYE SAYENDE DUYARLILIK VE DEMOKRASİ GELRİ GÜZEL ÇOCUK. SENİN YAŞAYAMADIĞIN HAYAT BİRİLEİRNE YAŞAMA UMUDU OLUR NARİN...

Susan ve göz yuman herkes suçlu. Kadın ve erkek eşitliğini yok sayan herkes suçlu. Kadına İkinci sınıf bakan tüm dogmatik unsurlar suçlu. Erkek egemen sistem suçlu. Yasaları kadınlar lehine düzeltmeyen, hatta engelleyen ve uygulamayan herkes suçlu. Bu bir çocuk cinayetinden çok kadına bakış açısı cinayetidir. Şüpheli sanığı hapiste ziyaret eden anne-baba suçludur. Bu aileden korkan ve susan bütün köy suçludur. O bölgede ağırlığı olan tüm oluşumlar suçludur. Sosyal medya etkisiyle toplum baskısı oluşturulmasa, Narin konusunun konuşulmasına yasak getirilmesi de suçtur. Kamuoyu baskısı olmasaydı, belki Narin'in cansız bedenine ulaşılamayacaktı. Çünkü Narin'in ölü bedeninin bulunduğu 2-3 kilometre uzaklıktaki dere yatağı aranmıştı ve Narin o zaman yoktu. Kamuoyu baskısı cesedin ortaya çıkmasını sağladı, kamuoyu baskısı yetkililerin olayın üzerine gitmesine sebep oldu. Her zaman olduğu gibi şüpheliler gene aile içinden... 

8

Sosyal medya sahte bir dünya değil, insanların kişiliklerini sergiledikleri bir ayna! Kim ne ise, onu sergiliyor işte!

7

Zabıta bir çocuğa vurma hakkını nereden buluyor? O çocuğun yaşadığı acının yanı sıra psikolojisinin aldığı darbeyi ve sarsılan güvenini tahmin edebiliyor musunuz?

Hayatta şiddetten kötü bir şey yoktur. Ölmek bile daha iyidir. Çünkü ölür gidersin ve hiçbir şey hatırlamazsın. Ama şiddetin acısı sadece fiziksel değildir, onulmaz psikolojik yaraları vardır, güvenemezsin artık hiç kimseye ve sana karşı yapılan en küçük söz ve davranışta bile kendini korumak adına tepkiselleşirsin. Hayatım boyunca, hayatın her biriminde; evde, okulda, askerde, sokakta, polisten vesaire çok defa şiddete maruz kaldım. Oysa ben hiç kimseye bir şey yapmamıştım. Yaralarım iyileşmedi. Güvenimin ise yerine gelmesi söz konusu bile olamaz. En önemlisi ne biliyor musunuz; insanlar kendilerine karşı olan sevgimi tüketti. Ben insan sevemiyorum artık biliyor musunuz? Aklı olan bir insan, şiddetten sonra nasıl sevebilir ki insanları? Önlemimi aldım, insanlardan uzak duruyorum. Videoda meyve satan bir çocuğu zabıtaların nasıl dövdüğünü görüyorsunuz...

Haşladığımız ve püre haline getirdiğimiz patatese sade yaptığımız bulgur pilalavından ilave ediyoruz ve biraz da soğan doğrayarak harmanlıyoruz. Yanında da zeytin, domates, biber, salatalık, hatta yoğurt, artık ne arzu ederseniz... 

Kediler aç kalacağına varsın eski ve altı delik ayakkabılarla tenis oynayayım. Gerçi bu ayakkabı da çöpten. Ama kendimi hiç yoksul hissetmiyorum. Çünkü doğaya dokunmak, doğayı mutlu etmek çok büyük varsıllık. Çünkü gelecek kuşaklara bırakacağımız en büyük miras doğa. 

6

İnsanların gerçek kişiliğinin belli olduğu bir çok yer vardır; para, şöhret, çıkar vesaire. Bana göre hayvanlara bakış açısında!

4

Hayatta her şey karşılıklıdır. Akıllı insanlar da kendilerine yapılanı ne unutur ne de affederler. Çünkü şakayla de olsa her sözün arkasında gerçek bir dil yatar. A. insanlar kendilerine yapılana susuyorsa da ya nezaketten, ya da karşısındaki kişiyi kaale almadığındandır. Çünkü noktayı içinde koymuştur o kişiye ve kişilere karşı, mesafesi ve duvarları kafasının içindedir en onemlisi. O sınırlar zorlanınca gerektiğinde haddi de bildirilir insanların...

3

2

Herkes sus pus!

Ben evdeki çay şekerine karınca dolunca zenginlik olarak görürken, kedilerim televizyonumun camına idrarlarını yapıp bozunca, cep telefonumu masadan düşürüp kırınca, masa üstü bilgisayarımın ekranına da idrarlarını yapıp bozunca hiç onlara kızmazken, dalından bir çiçeği bile canımı yaktığı için kopartamazken, sokaktaki kedilere mama yetiştiremediğim için kahrolurken vesaire; insanlar ister hayvan olsun ister insan nasıl kıyabiliyorlar? Pardon benim ki aptallık mı, vicdan mı? Sizinkinin ne olduğunu söylemek bana düşmez. Çünkü ne desem boş! 

1