24 Haziran 2026 Çarşamba

Eylül 2023 facebook notlarım

 29 Eylül 2023

Açık bir eşcinsel olarak her türlü ayrımcılık ve şiddet dahil olumsuzlukla karşılaştım ama bu ülke sadece ne dincilerin ne de faşistlerindir; bu ülke her ne olursa olsun, vatanını milletini seven herkesindir ve herkesin yapısına uygun şekilde kendini gerçekleştirme hakkı vardır. Hiç kimse belli bir dine mensup olmak veya heteroseksüel olmak zorunda değildir. Sen ne kadar kendini göstere göstere yaşama hakkına sahipsen, herkes de kendini göstere göstere yaşama hakkına sahiptir. Senin kimliğin ne kadar kutsalsa, benimki milyon kat kutsaldır; nokta!

Yobazlar ve homofobikler yüzünden ülkeyi terketmeyi düşünmedim değil ama Atatürk'ün laik Türkiye'sinin bekçisi olmak için kaldım!

28

ELİN ÜLKESİNDE ÖTEKİ OLMAKTANSA, KENDİ ÜLKEMDE ÖTEKİ OLMAYI TERCİH ETTİM!

Hayatta en zor şey öteki olmaktır; erkek egemen toplumda kadın olmak, cinsiyetçi bir toplumda eşcinsel olmak, veya engelli olmak, elden ayaktan düşen bir yaşlı olmak, evlatlık olmak, başka dinden, baka dilden, başka renkten olmak, başka milliyetten olmak, başka ırktan olmak vesaire... Ama en çok sanırım başka bir ülkede yabancı olmak zor olsa gerek. Bazılarına göre belki kolay bir şeydir bu, maceradır ama ben yapamazdım. Çünkü benim huzurlu olabilmem için kendimi güvende hissetmem gerek. Homofobiyle mücadele edebilirim, cahillikle mücadele edebilirim, yobazlarla da mücadele edebilirim; çünkü içinde yaşadığım ülkenin koşullarını biliyorum; gardımı ona göre alırım, koşullarımı ona göre ayarlarım, savunmamı ona göre yapabilirim ama yabancı bir ülkede bunu yapabileceğimden çok emin değilim. Yabancı ülkede belki sesimi bile çıkaramayabilirim; çünkü zaten oranın koşullarını kabul ederek gidiyorsun. Eğer yabancıysan, kasıtlı bile davranılabilirsin. Amerika'daki Elektronik Prangalı Kadın: Fügen Gülertekin'i hatırlayın. Bir çocuğun hayatını kurtardığı halde, sırf müdahale etmeye hakkın yok diye yıllarca, yanılmıyorsam 8 yıl hapis yatırmışlardı. Geçmiş yıllardaki soykırımlardan o süreçte bulunmadığın için fazla etkilenmeyebiliyorsun ama içinde yaşadığın tarih aralığında olan katliamların etkisinden kurtulamıyorsun. Mesela Bosna Hersek katliamı benim hiç iyileşmeyen kanayan bir yaramdır hala. Daha dün okudum ve hatırladım yaşananları. Bu olay, bile yabancı olarak modern bir dünyaya bile güvenilmeyeceğinin en önemli kanıtı ki Boşnaklar o ülkenin vatandaşı olmalarına rağmen kendi ülkelerinde Müslüman diye, tam 200 bin Boşnak Avrupa ve Amerika'nın gözü önünde demek hafif kalır, onların desteğiyle katledilmiştir. O yüzden ben Amerika'dan da, Avrupadan da nefret ederim aslında. Arap dünyasından zaten oldum olası hazzetmem... Ben de ırkçı oldum değil mi birden; ama yaşanılanlar böyle ve insanı böyle güvensiz hissettiriyor işte. Mesela voleybolcu Egonu; İtalyan vatandaşı olmasına rağmen sırf zenci diye ırkçılığa maruz kalıyor, İtalya voleybol oynamaması için elinden geleni yapıyor. O kadar ırkçılar ki, bir zenciye ihtiyacımız olmadan da başarılı olabiliriz demek istiyorlar. Türkiye'de bu olur mu; olur, neden olmasın. Vargas'ı el üstünde tutmamızın sebebi, belki de başarıya açlığımızdandır. Ama bir Avrupalı kadar ırkçı olur muyuz; oluruz, neden olmasın; belki daha kötüsü bile oluruz. Ama ne olursa olsun, başıma ne gelirse gelsin; kendi ülkemde olayım ben... 

27

Güzellik nakıştan çok, bakıştan!

26

Tanrım eğer varsan, beni muha sisteminden ve bu sisteme destek verenlerden kurtar. Bunlar benim vergimle, benim 20 katım maaş alıp, beni açlık sınırının altında yaşatıyorlar. Gerçi olmadığını ve de bir şey yapamayacağını çok iyi biliyorum. Çünkü sen gücü elinde bulunduran vicdansızların yarattığı bir Tanrısın!

Kardeşim dalga geçer gibi benim kendılımı falan kutlamayın; benim adaletsiz godd işim olmaz!

Kiralık diare sitelerine baktığımda Denizli'de 1+0, yani tek oda daireler bile 4-5 bin liradan başlıyor. Dün tüp gaz değiştirdim; ne kadar mı; 530 küsur lira... Emekli maaşları ise 5.500 ile 7.500 lira arası. Devlet erkanının maaşı ise emekli maaşının 20 katı, yani 150 bin. Bana din mi dediniz, bugün Mevlid kandili mi dediniz..? Eeee; dua edersek emekli maaşlarımız yükselir mi, ev kiraları düşer mi, hayat ucuzlar mı, 23 senedir değişmeyen sistem değişir mi? Akılsız başa fayda yok, insanlar hakettiğini yaşar ama kurunun yanında yaş da yanar. LANET OLSUN BÖYLE BİR SİSTEME ve diyorum ki bu sistemi oylarıyla bir kere bile olsa destekleyenler, siz daha beter olun, siz de açlıktan inim inim inleyin. Tanrı ve din dediniz ya; dualarım, bu sistemi destekleyenlerin benden beter olmaları için!

25

Az önce bir kedi altıncı kattan atlayarak öldü. Sahipleri elbette çok üzüldü. hayvanları sahiplenerek onları kazanıyorken bir anlamda eve hapsederek yaşarken ölüye döndürebiliyor, bazen de azıcık olsa yaşayabilecekken ölmelerine de sebep olabiliyoruz. BEEEN, yardıma ihtiyacı olan kedilere beslenme ve barınma olarak elimden geleni yapmaya çalışıyorum ama onları kurtardıktan sonra asla eve hapsetmiyor, dışarıda yaşama özgürlüklerini ellerinden almıyorum. Kedilerin azıcık da olsa ayakları yere basabilmeli. Şehir hayatında sorumsuz insan türünün kedileri canice ezmeleri dışında, sokakta kedilerin hayatı insanların yanından daha güvenli bence. Kısaca onları, özgürlüklerini ellerinden almadan sevelim. Bazen düşünüyorum da; hayvan sevmemek, hayvan sevmekten daha iyi. Çünkü onlara yardımcı olmak dışında müdahale ederek zarar vermeyelim. Onlar ne kadar isterse, biz o kadar sevelim.

Hayvan sevmek güzeldir; çünkü her halükarda hayvan sevmemekten iyidir. Ama severken onları bir oyuncak veya süs gibi değil!

Sen hayata ne verirsen, hayat da sana aynısını verir; ne bir eksik, ne bir fazla!

Kimsenin yüzünden gülmek eksik olmasın...

20

Ömrümüzden giden bir güneş batımının daha hatırına...

Evde 20 küsur kediyle sanki sevgi denizinde yüzüyorum. Onlara baktıkça sevgimden kalbim küt küt atıyor, bazen duracak gibi oluyor. Ölsem gam yemem sevgiden öldüğüm icin. Ne kadar şanslıyım ki böyle bir güzelliği farkedebilecek  bir yapım var. Teşekkür ederim evrenim beni ben olarak yarattığın için...

#mavi #yeşil gözlerinde boğulduğum, kurbanın olurum senin!

Yetenekli ve pratik zekaya sahip olup aklımı doğru kullanma konusunda mütevazi olamam. Bu Halilce dolma. Yarım saatte hazırlarım. Yani pilavı biberli yapınca dolma oluyor...

19

Benim derdim ne iktidarlarla, ne de iktidarları oraya getirenlerle olabilir; o iktidarı oraya getiren zihin yapısıyla alakalı olabilir ancak!

İntihar psikolojik bir durum olabilir ama bu psikolojiyi tetikleyen ise çevresel faktörlerdir. Şu koşullarda her intihar bir cinayettir de!

Sinema ve dizi oyuncusu Merve Kayaalp babasının silahıyla yaşamına son verdi.

İktidarlar toplumların, toplumlar da iktidarların bir aynasıdır; birbirlerinden bir farkı yoktur! İstisnalar kaideyi bozmaz!

18

54 yaşımda 19 Eylül Pazartesi ev hali bir selfie hatırası...

Sabahtan öğleye kadar evdeki 20 küsur kedinin temizliği, sokak kendilerinin beslenmesi öğleyi bulduruyor. En güzel terapi, manevi tatmindir...

Turkiye'de gelinen nokta. Ortaçağda idik, taş devrine doğru gidiyoruz. Böyle şeylere inanmamk kadar geri zekalıca bir şey olabilir mi? Evrenim ne suçum vardı da bu coğrafyaya gönderdin beni?

Öleceğiz ve yok olacağız. Ondan ötesi yok. Tabi siz kendinizi kandırmaya devam edebilirsiniz.

17

Böyle de bir güzellik işte...

Çok özür dileyerek söylüyorum; doğaya değil de görünmez Tanrı'ya inananlarla içimden hiç konuşmak gelmiyor, zoruma gidiyor!

15

Pozitif olunan ve maneviyat addedilen günlerde bu iyileştirici enerji doğaya faydalı ve ihtiyaç giderici şekilde kullanılabilirse, iyi bir geriye dönüş sağlanabilir.

Eger kadın voleybolcularimız zarar görürse, bu adamı assalar da bunun telafisi yok. Suçlu sadece bu adam değil; kadınların spor yapmasını istemeyen  bu kafadaki milyonlarca yobaz. Ve bu adam tutuklu değil! Ama Gülşen bazı konuları esprili bir şekilde dile getirince, hapse atılmıştı... Hiç güven kalmadı artık. Sessiz kalırsanız ölebilir,  konuşursanız hapsi boylayabilirsiniz.

Herkes kendi cennetini yaratır!

14

Bugün kötü bir olayı ucuz atlattığımız için veteriner vesaireden dolayı spor için parka gidemedim, çocuklarımdan birinin başına bir kaza geldi çünkü, ama parktaki ve sokaktaki kedilerin de karınları doydu her şeye rağmen. Doyurdum diyemiyorum, çünkü evrenden alıp evrene bir aracı olarak hizmet ediyorum... Bu arada Ebru ve veterinerine sonsuz teşekkürler...

#patates yoksul ülkelerin temel besinidir. Biz o kadar yoksuluz ki yani açlık sınırının altındayız, 1 kilo patates bile alıp yiyemiyoruz. 1 kilo patates 15 - 20 lira. O da şu anda durgun dönemde. Daha da yüksek dönemlerini biliyoruz. Aylardır patates yiyemiyorum. Bugünlerde çok canım çekmişti. Çıkma ürün reyinonda buruşuk, çürük çarık olanı makul fiyata görünce görünce hemen aldım. Evrenin şanslı kuluyum işte ki patates yiyebildim bugün. Sarayın böyle bir derdi yoktur değil mi? Çünkü maaş 150 bin, yemekler de bizim vergilerimizden. Sarayı destekleyenler yiyebiliyor mu patates? 

Not: Dünyanın en lezzetli patates yemeğini ben yaparım bu arada... 

12

ANILAR SİZE BORCUM YOK!

Bundan 10 sene önce eşcinsel bir arkadaş benim sözlerimin ezber olduğunu, yani bir yerlerden alıntı olduğunu, kendi düşüncem olmadığını söylemişti. E üzülüyor insan haliyle. Sonra bir gece bir telefon geldi; arkadaşınız sevgilisiyle kaza yaptı, sevgilisi öldü, kendisi komada diye. Günlerce komadan çıkamadı. Sonra kan falan verdim söylemesi ayıp ama komadan çıktıktan sonra aklı da gelip gittiği için bana senin kanını biz kullanmadık ki diye ağzından kaçırmıştı. Yani eşcinselim ya, AIDS'li falandır, sanki kendi eşcinsel ve çok eşli değilmiş gibi. Ayrıca eşcinsel olmasına rağmen homofobik biriydi, yani eşcinselliğiyle barışık değildi, ailesinden gizliyordu falan, toplumda eşcinsellerle görülmek istemiyordu. Hatta bir keresinde başkalarıyla toplu çektirdiğimiz bir fotoğrafı paylaştığım mecradan kaldırtmazsam, beni mahkemeye vermekle falan tehdit etmişti. En son ülkeyi terketmişti, sonrasını bilmiyorum...

SEVAP KAZANMAK, % KAÇ IQ'YA TEKABÜL EDİYOR ACABA?

Parktaki sokak kedilerine mama verirken, yoldan geçen yaşlı adam sevap kazanıyorsun dedi. Sevap için yapmıyorum, doğanın bize sağladığı enerjinin sürekliliği için dedim. Sen nerelisin dedi? Bozkurt - Cumalı köyünden dedim. Sen nerelisin dedim? Tavas - Nikfer dedi. Travesti Ramazan'ın memleketi de dedim. Sevap kazanmak bu kadar kolaysa, bütün sokak kedilerini doyuracak kadar imkanı olanlar cenneti satın alırdı dedim. Niye yapmıyorlar bunu dedim? Demek ki zenginlerin vicdanı, başkalarını övecek kadar sadece dilinde. Cennet, sevap, bazılarının sadece kendilerini rahatlatma yöntemi; bilimsel hiçbir gerçekliği ve geçerliliği yok! 

11

20 kişilik ev ahalisinin bir kısmı yaş mama gününde. Fotoğrafı prizmadan geçirdim sarayımız şekilci gözlerinizi rahatsız etmesin diye. Ben bu hükumeti asla affedemem. Hani siz gururla oy veriyorsunuz ya. Emekli olmamıştım daha. Kış geliyordu. Yavru kediler üşümesin diye sosyal hizmetlerden 500 kilo kömür yardımı talebinde bulundum. Evi kontrol etmeye geldiklerinde evde kediler olduğu için burunlarını kapatıp uzaktan yazdılar çizdiler ve 1 hafta sonra yardımı haketmedigime dair mesaj aldım. İnsanın gücüne gitmez mi? O günkü gözyaşlarımda boğulsun AKP iktidarı ve ona oy verenler....

Bu sabah tenisten sonra parktaki kedilere, gelirken de yolda karşılaştığım kedilere, sonra da sokağımızdaki kedilere mamalarını verdim. Evdeki 20 kedinin de bugün yaş mama günü olduğu için onun hazırlıklarını yapıyorum. Sokağımızdaki sürekli baktığım sarı yavrulardan birinin ayağı sakatlanmış. Sarı kedilerin önünde oyalandığı binalardan birinden yeşil büstiyerli, siyah mini dar elbiseli, hazırlandığı belli, yüksek topuklarıyla takır tukur havalı bir kadın çıktı ve yoluna devam etti. Bense 18 yıllık güneşten sararmış şortum, iki liralik işporta tişörtüm ve çöpten bulduğum siyah lastik terliklerimle ileri sokaktaki kedilere mama vermeye gidiyordum. Hangi dünya gerçekti?

9

İçinizde hiçbir uhde kalmasın; sonra dert oluyor. Yapmayıp da pişman olacağınıza, yapıp da pişman olun!

Kıymayın bu yavrulara... Bana imkan verin, hizmetçisi olayım kedilerin ömür boyu...

#Denizli #incilipınar #gökkuşağı #eşcinsel #lgbtiq🌈 gölü

8

Yeteeeer! Gitsin artık bu hükümet!

Eğer Tanrı olsaydı, emekli olduktan sonra para biriktirtir, köyümde anamdan kalan tarlaya böyle kulube gibi bir ev yapmama izin verir ve beni insanlardan kurtarırdı. Tanrı denilen kavram eğer gerçek olsaydı, bazılarını 1250 odalı sarayda 150 bin maaşla yaşatıp, bizleri 7500 lira emekli maaşına mahkum edip açlık sınırının altında yaşatacak kadar adaletsiz olamazdı değil mi? Ben şimdi kimi suçlayayım; Tanrıyı mı, kafalarına göre Tanrı yaratıp kendileri Tanrı gibi davrananları mı, yeryüzünde Tanrılaştırılanlara tapanları mı?

Özenerek eşcinsel olunsaydı, hemcinsel ilişki kurmak daha kolay olacağı için, dünyada heteroseksüel kalmaz, herkes eşcinsel olurdu!

CEHENNEM NE TARAFA DÜŞÜYOR?

Açık bir eşcinsel olduğum için, herkes heteroseksüelliğiyle gurur duyarken ben niye saklayayım ki, özelden yapılan veya sosyal medyada yaptığım paylaşımların altına yapılan yorumlardaki küfür ve hakaretlerin haddi hesabı olmuyor tabiki de. Umrumda mı; hayır! Çünkü karşımdaki tiplere bakıyorum, yobaz insanlar; beyinleri kasıklarında, cinsel uzuvları onun yerine tepede, kafataslarının içinde. Sadece insan olan insanların arasında yaşayamadığıma üzülüyorum. Bir ömrüm cahillerin arasında geçti. Bir de beni öte dünya ile, cehennemle korkutmaya çalışıyorlar. Şu yaşadığımız süreçten daha öte bir cehennem olabilir mi? Ölsem de kurtulsam diyorum bazen. İnsanlık dışı davranışlar, açlık sınırının altında bir ekonomi; cehennemde bile taze fasulyenin kilosu 80 lira değildir. Cehennemin bile en azından KDV'si yoktur!

7

Herkesten elimi ayağımı çektim, çünkü bütün olumsuzluklardan herkes sorumlu! Vicdansız gözüküyor herkes gözüme!

Özellikle akebeye oy veren belli yaşın üzerindeki emeklilerin 7500 lira maaşa itiraz etmeye hakkı var mı? Geçmiş olsun! Yarın seçim olsa gene değişen bir şey olmayacak. Olan, kurunun yanında yana yaşa oluyor. Doğduğum güne lanet olsun. Sessiz kalan çoğunluk, merak etmeyin bu piyango size de vurar bir gün. Bu sistemi destekleyen, en yakınımdakiler dahil herkesten nefret ediyorum. Çünkü hayatımı elimden aldınız. Kimseye hakkımı helal etmiyorum; herkesin beter olduğu günü görmek için sabırsızlanıyorum. O gün geldiğinde kılımı bile kıpırdatmayacağım! 

Çok afedersiniz ama son günlerde gözüme herkes düşman gibi gözüküyor!

Geçmişte veya bu seçimlerde akebeye oy verenler, lütfen selamlaşmayalım bile, nezaket sınırlarımı zorlamayın benim. Homofobik sisteme mütevazi olacak kadar geri zekalı değilim. Çünkü ben bu sistemin nefretine maruz kalırken, hiçbir şey olmamış gibi davranamam.

Artık ben de kutuplaştım ve bununla gurur duyuyorum. Çünkü insanlar bana nefret kusarken, ben yarabbi şükür diyemem. Siz benim her gün eşcinselliğime karşı kaç nefret mesajı aldığımı biliyor musunuz? Bundan sonra muhafazakar sisteme oy verenlerle, siyasi manada başını örten kadınlarla bile, kadın erkek eşitliğine inanmayan ve homofobik insanlarla, hatta hatta bilim dışı şeylere inananlarla asla işim olmaz. Herkes kendi yoluna. Selam bile vermeyelim birbirimize; çünkü ayrı dünyaların insanlarıyız. Herkes tarafını belli etsin; ben laik, Atatürkçü, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü, çevreselci ve küreselci, bilim ve doğa dışında hiçbir şeye inanmayan, anti heteroseksist ve anti kapitalist taraftayım! 

6

Ben, yaşama hakkımı elimden alan ve beni açlık sınırının altında yaşatan sistemi destekleyenlere, sokaktaki hayvanların karnını doyurmayıp kapitalizmin kölesi olan duyarsız, vicdansız ve bencil tüketim toplumu üyelerine merhabadan öte saygı duyamam.

Sadece Ebrar Karakurt'a olan saldırılar değil, son yıllarda üniversiteler başta olmak üzere sokaktaki gökkuşağı renklerine kadar uzanan eşcinsel düşmanlığı; bariz şekilde görünmeyen eşcinsel ayrımcılığı, dışlaması, şiddeti, cinayeti, nefreti, kısaca homofobinin bir uzantısı, buz dağının sadece görünen ucu, eşcinselliği görünür kılan turnusol kağıdı gibiydi. Olaya iyi tarafından bakarsak; eşcinsel nefreti, eşcinselliğin varoluşunu kanıtladığı için hiç görünmemekten daha iyiydi ama homofobik kültürün eşcinselleri de ya homofobik ya da korkak oldukları için, eşcinselliğin tescilini eşcinsel hakları kazanımına dönüştüremedi. 

UTANÇ TABLOSU VE LANET OLSUN DİYORUM!

Emekliden daha mı az vergi alıyorlar, emeklilere devlet sosyal yardımda mı bulunuyor? Bu bir utanç tablosudur. Hani dinden, eşitlikten, adaletten, vicdandan, insanlıktan bahsediyorlar ya; bir emekli olarak saman kadar bile değerimiz yok. Yazık, çok yazık... Bu hükümete hakkımı helal etmiyor ve hiç de iyi şeyler dilemiyorum... Kimsenin ahı yerde kalmazmış... Resmen insanla dalga geçiyorlar, insanın onuruyla oynuyorlar...

ADALETİN BU MU DÜNYA! 

Tarık Akın'a soruyor hakim; Kaç yaşındasın? Tarık Akan; Yaşım yok, yaşamadım ki! diyor...

KEŞKE GERİ KALAN EŞCİNSELLERE DE EBRAR KADAR SAHİP ÇIKSAYDINIZ!

Ebrar Karakurt'a cinsel kimliğinden dolayı yobaz kesim tarafından son 2-3 yıldır bir linç söz konusu. Aslında bu, % 90'lık bir toplumsal yansıma. Yoksa radikal muhafazakar dediğimiz yobaz kesim bu kadar fevri olamaz bu konuda. Ebrar başarılı ve tanınmış bir kişi olduğu için homofobiye hedef haline gelmesi dikkat çekiyor ve o kendini bir şekilde savunabiliyor, psikolojik olumsuzluklar dışında kendini koruyabiliyor, onu koruyan bir ailesi ve savunan bir kesim var diye düşünüyorum. Ebrar'ın çok üzerine gidildiği doğrudur ama isimsiz eşcinsellerin başlarına neler geldiğinden haberiniz vardır da, ne kadar umrunuzda oluyor? Bir eşcinsel için ayrımcılığa maruz kalmak, ötekileştirilmek artık kanıksadığı şeyler. İşsiz ve barınaksız kalmak bile alışılagelmiş bir şey bir eşcinsel için. Sırf eşcinselliğinden dolayı şiddete maruz kalınca bile, acaba nerde yanlış yaptım diye kendini suçluyor eşcinsel. Mahkemelerde nefret saldırılarına maruz kaldıkları zaman bile savunulmadıkları gibi tahrik unsuru olarak görülüyorlar. Eşcinseller öldürülüyor ve sır cinayeti olarak üstü kapatılıyor. Öldükten sonra aileleri tarafından cenazelerine bile sahip çıkılmayan eşcinseller var. Geri kalan eşcinsellerin işi, keşke Ebrar'ınki kadar kolay olsaydı. Keşke geri kalan eşcinsellere de Ebrar kadar sahip çıksaydınız.

Tıp mesleğinden bir kişi bana diyor ki, siz şimdi nasıl şey yapıyorsunuz? Veya bir psikiyatr beni çağırıyor, eşcinsel bir danışanım var ama ona nasıl yardım olacağımı bilmiyorum. Tıptan kişilerin eşcinselliğe yaklaşımı böyle olursa, toplum da elbet eşcinselliğe hastalık gözüyle bakar. Oysa hastalığın tanımı bellidir. Eğer eşcinsellik hastalık olsaydı, etrafınızda heteroseksüel evlilik yaptırdığınız ve eşcinsel olduğunu bilmediğiniz milyonlarca kişiyi hasta diye tedavi ettirmeniz gerekirdi. Bir kişinin cinsel yönelimini bastırması ne onu sağlıklı yapar, ne de açık eşcinsel olması hasta yapar. Dediklerimi anlayabiliyor musunuz?

Adam kalkıyor eşcinsellik için cinsel tercih diyor. Siz heteroseksüelliğinizi tercih mi ettiniz? Daha heteroseksüelliğin bile ne olduğunu bilmeyenlerin oranı 1 milyonda 999 bin, ayrı mesele. İlkokul düzeyi cümlelerin bile anlaşılamaması ne acı bir durum! İnsanlar eşcinselliğin ne olduğunu bilmiyor ki, homofobik olmasınlar!

5

Doğduğunda avuç içi kadar minik bir fare yavrusu gibiydi Yumoş oğlan. Şimdi dana gibi oldu!

YAPBOZLARA GELSİN!

İnsanları şu, bu diye, özellikle eşcinselleri ötekileştirme hakkını nereden buluyorsunuz geri zekalı beyinsiz YOBAZLAR? Olaylara hurafik değil; bilimsel, doğal bakın. Doğalını, bilimselini de boşverin; benim cinsel yönelimim, eşcinselliğim, kimi sevdiğim, kiminle cinsel ilişki yaşadığım, bedenimi nasıl kullandığım hiç ama hiç kimseyi, hiç ama hiçbir şeyi zerre ilgilendirmez. Biz eşcinseller, siz heteroseksüellerin cinsel yaşamına karışıyor muyuz; siz cinsel ilişkinizi davulla zurnayla kutsarken, bizim insanca yaşama hakkımızı savunmamız mı batıyor size geri zekalı YOBAZLAR?

Ömer Seyfettin'in, P*Ç isimli hikayesinde, vatanını milletini sevmeyen bir arkadaşının babasının Fransız olduğu ortaya çıkar. Acaba diyorum, Kadın Voleybol Takımı'nın yenilmesini isteyen ve Sırpları destekleyen yobazların, gerisini siz anlayın artık!

4

Gay ikon günümüzde, eskiden olduğu gibi beğendiğimiz şarkıcılar değil, artık eşcinsellerin yanında cesurca durabilen ve onları savunabilen sanatçılardır. Bu ülkede bunu en iyi yapan tartışmasız Yeşim Salkım'dır ve Buket Aydın'a kıvrak zekasıyla müthiş bir cevap vermiştir... Teşekkürler Yeşim Salkım...

Eğer eşcinseller olmasaydı, ne Dünya şampiyonu ne de Avrupa şampiyonu olabilirdikl. Nokta! Tartışmaya kapalıdır!

3

Ebrar Karakurt zirvede uluslararası bir sporcu. Homofobikler gaz kaçırmış, sanki Ebrar'ın umrunda!

#lgbti okulda, işte, her yerde! Ben bir eşcinselim; ailem var, öğrenci oldum, asker oldum, işçi oldum, emekli oldum, vesaire oldum, sosyalleştim, vergimi ödüyorum, herkes gibi bir insanım ve vatandaşlık görevlerimi yerine getiriyorum; beni nereye atacaksınız?

Homofobiyi görmezden gelen ve destekleyen ülkeler evrensel bir suç işlemektedir. İnsanların cinsel kimliklerini din üzerinden yargılayamaz ve kötüeyemezssiniz. Eşcinselliğe karşı çıkan din sadece bir inançtır, eşcinsellik ise dinler üstü insanca bir yaşama hakkıdır. İnsan hakları da dinler üstüdür. Ben dinlere inanmıyorum ama herkes insan haklarını tanımak zorundadır. Burası Müslüman bir ülke diye homofobi yapamaz ve savunamazsınız. Burası dünya gezegeni ve her canlı, yapısına uygun yaşama ve bunun mücadelesini verme hakkına sahiptir. Yobazlara diyeceğim o ki, rahatsız oluyorsanız, nefretinize uygun bir kültüre gidin! Biz doğduğumuz ve Ataturk'ün bize emanet ettiği toprakları homofobiye teslim etmeyeceğiz...

Eşcinsel.oldugu icin milli takımdan atılmasını isteyen Melih Gökçek ve tüm yobaz homofobiklere Ebrar'ın cevabı: Boş yapma Abdülhami!

Melih Gökçek, eşcinsel olduğu için Ebrar'ın milli takımdan atılmasını istemiş. Bütün homofobiklere gelsin, bütün eşcinsel düşmanlarına gelsin... BOŞ YAPMAYIN!

1

Türkiye'nin adalet sisteminin geldiği nokta. Hoca kılıklı bir insan kadının çıplak bedenine Arapça yazılar yazıp din üzerinden dolandırıcılık yapıyor ama hiçbir ceza almıyor. Sonra başka bir kadına zorla tecavüz etmeye kalkıyor, kadın bu hoca kılıklıyı bıçaklayarak ancak kurtarabiliyor kendini. Alkışlayın, sizin eseriniz! Laik bir iktidar olsa böyle olur muydu?

HERKESE ZAM VERİLİP DE EMEKLİYE ZAM VERİLMEMESİ; nasıl olsa oyunuzu aldık, bizim için işe yaramıyorsunuz, yaramayacaksınız da demektir. BUNA RAĞMEN SİZ YAŞASIN KRAL DEMEYE DEVAM EDİN!

Beni bir kedinin bile zor geçinebileceği emeklilik maaşına mahkum eden sisteme lanet olsun. 7500 lira ne ulan! Ev kiraları bile ondan yüksek. Aylık elektrik, telefon faturası ne kadar, bir tüp gaz 500 lira olmuş... Yaşasın kral diyenler, bir gün pişmanlıklarınız fayda etmeyecek... Her ay ekside yaşaya yaşaya nereye kadar? Beni bu hale düşürenlere, oy verenlere de beter olun diyorum... Sizleri de göreceğiz merak etmeyin!

Ağustor 2023 facebook notlarım

 31 Ağustos

Sorsan herkes bilgili, kültürlüdür. Cahil dediğin zaman da alınırlar... Onun bunun dedikodusunu yapmayı, entrika çevirmeyi çok iyi bilirsiniz ama. Tarih denilince sadece geçmiş dedikodularınız gelir akla...

1 tane domates 5 lira mı olur ya! Tek bir tane. Lanet olsun. Konuşmayın benimle yaa! Sistemi destekleyip bir de utanmadan karşıma çıkıyorsunuz. Midemi bulandırıyorsunuz...

Hayata pozitif ve doğal bir bakış; yaşamın formülü bu aslında!

Eşcinsellerin ve kadınların gücünü yok etmeye çalışan erkek egemen toplumlar geri kalmaya mahkumdur. Eğer kadın voleybolunda olduğu gibi eşcinsel ve kadın gücünü birlikte kullanabilseydik, her alanda dünyanın Bir numarası olabilirdik. Gelişmiş toplumlara bakın, hepsinde eşcinsel ve kadın hakları var. 

30 Ağustos Zafer Bayramında kadın voleybolcularımız Avrupa Şampiyonasında adlarını yarını finale yazdırdı. Avrupa Voleybol Federasyonu nasıl bir kumpas kurmuş ki, şampiyonanın diğer şampiyon adayları Polonya, İtalya, Sırbistan finale gelinceye kadar birbiriyle hiç karşılaşmayıp yani onların karşılarına zayıf takımları koyup, Türkiye'nin çeyrek finalde Polonya ile karşılaşması, yarı finalde İtalya ile, finalde de Sırbistan ile karşılaşacak olması nasıl bir tesadüf olabilir ki? Yani Türkiye final oynama gücündeki 3 takımla da finale gelinceye kadar karşılaşmış olacak, yani şampiyon olabilmek için 3 final oynayacak gibi sanki...

30

Son 20 küsur yılda geldiğimiz nokta; her hafta hayırlı Cumalar diyebiliyorken, yılda bir defa olsun 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun diyemiyoruz artık!

Atatürk "dış güçler" olayını 100 sene önce bitirmiş ve bağımsız bir Türkiye bırakmış. Atatürk'ten sonra özellikle son 23 yılda geldiğimiz noktaysa, dünyanın en sefil 10 ülkesi arasında olmamız. Kötü gidişatı dış güçlere falan bağlayıp durmayın artık. Her şeyin sorumlusu bu ülkeyi yönetemeyenlere yetki verenler! Bizi medeni ülkeler  seviyesine çıkartıp laik bir Türkiye cennetini bırakıp giden Atatürk'ü saygı, sevgi ve aşkla anıyorum... Kabul edenlerin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun... Evet son yıllarda iyice kutuplaştık laikler ve muhafazakarlar olarak. Yapılacak bir şey yok. Tarafımız belli; Laik taraftayız, Atatürkçüyüz!

Şirketlerin sattığı 3 numaralı kafes yumurtalarının arka planında muazzam bir eziyet gizli. Yumurtası için kafeslere hapsedilen bir tavuk, ömrünü A4 kağıdı boyutundaki bir alanda hareketsiz geçiriyor. Kanatlarını açamıyor. Ömrü boyunca temiz hava soluyamıyor. Kalabalıkta biriken zehirli gaz gözlerini ve ciğerlerini yakıyor. Bütün gün demir tellere basmaktan ayakları yaralanıyor. Diğer tavuklar tarafından stresli ortamda gagalanıyor…

Bu eziyeti senin desteğinle bitirebiliriz!

Bugüne kadar destekçilerimizin talepleri sayesinde onlarca firma kafes eziyetine dur dedi. CarrefourSA ve Metro Marketleri hayvanların zalimce hapsedildiği kafeslerden gelen yumurtaları satmayı bırakacaklarını açıkladı. Demek ki bunu gerçekleştirebilmek mümkün! Şimdi sıra Migros’ta.

Verdiğin imza, milyonlarca hayvanın hayatında büyük bir değişime sebep olacak.

Lütfen şimdi imza vererek aramıza katıl. Birlikte çok güçlüyüz.

29

Muhafazakar iktidarla laf dalaşına girmeyin. Demokratik olmayan ortamlarda vicdan yoktur ve zarar görürsünüz. Onlara karşı tek gücünüz, karşıt oyunuz. Yapmanız gereken en önemli şey çevrenizdeki muhafazakarlarla selamı sabahı kesip, onlara karşı tavır takınmak. Çünkü sana hoş görülü olmayanlara karşı, hiç bir şey olmamış gibi aptal konumuna düşmenin mantığı yok. Herkesi hoş göre göre, hoşgörüsüz bir dünya yarattık. Çivi çiviyi söker, kıssasa kıssas! Benim insanlarla muhabbeti kesmemin en büyük sebebi, muhafazakarlara artık tahammül edememem! Onlar benden nefret ederken, ben sevgimi boşa harcayamam; otu çöpü severim daha iyi. Hayatımızı mahvettiler çünkü!

Çağrılmadıysan gitme. Kırılma diye davet edilirsen reddet. Hatırın sorulmadıysa samimi olma. Anlatılmadıysa sorma. Merak edilmiyorsan üsteleme. Bunlar seni önemsemedi. Sadece ihtiyaç duyunca kullandılar. Değerinin farkında ol. Harcatma kendini.

27

Yaşadığınız ortamı cennete dönüştürmek küçük bir sevgi dokunuşlarıyla çok mümkün. 

HAYIRLI CUMARTESİLER!

Bugünlerde Türk Hafif Müziği sayfama çok zaman ayırdığım için, diğer sayfalarımı ihmal ediyorum. Biraz manevi duygulardan bahsetmek istiyorum bugün. Herkesin manevi anlayışı yetiştiği ortama ve yapısına göre farklılıklar gösterir. Tabi belirleyici olan insanın genetiksel yapısıdır. Çünkü, mesela bazıları dağ başında yaşar dine inanır, bazıları dini bir ortamda yetişir ama hayata daha bilimsel gözlerle bakar, çevrenin baskısı bile şekillendiremez onu. Zaten etrafınıza şöyle bir bakarsanız; dine inananların bilimsellikten ve özgürlükten uzak, inanmayanların ise daha demokratik, daha özgürlükçü, daha bilimsel ve gerçekçi, hayatlarını dinden bağımsız yaşadıklarını görürüz. Hatta şöyle ki, dine inanmayanların daha vicdanlı, daha duyarlı, daha adil, daha eşitlikçi olma durumu söz konusudur. Dine inanan bir kişi hayvan ölümünü normal karşılarken, dine inanmayan bir kişi bütün canlıların eşit yaşama hakkını savunup, onları korumaya ve kurtarmaya çalışır. İnançlıların gözünde hayvan bir maldır mesela, inançsızların gözündeyse hayatın bir parçası, doğayı var eden unsurlardan biri.  

Bugün günlerden Cumartesi. Cumartesileri çok severim. Çünkü kapitalizmin dışında bir zaman dilimidir. Bugün çalışmayarak köle olmazsınız, okula gitmeyerek keyif yapabilirsiniz, kısaca tatildir, hayatı keyfince yaşamaktır, tabi sömürgeci sistemin işçileri Cumartesi günü çalışmaya zorladığı bir coğrafyada yaşadığımızın da farkındayım, onun için değerlidir şahsım adına, hatta kutsalımdır! O yüzden Cumartesilerime saygı gösterilmesini isterim.

Ben öte dünyaya, cennet-cehennem kavramlarına, dine inanmayanlardanım. İnsanlarda şöyle bir algı var; eğer bir insan inançsızsa, vicdansızdır, duyarsızdır, kısaca kötü bir insandır. Oysa ne alaka. Eğer bir insan akıllıysa bilinçlidir, ve dolayısıyla erdemlidir. Ama bilinçli insanlar şekilci-toplumsal olmayıp mantık çerçevesinde hareket ettikleri için, vicdansızlıkla itham edilebilirler, edilirler de. Çünkü çoğunluğa uymuyorsan, nefrete hedef olmaktan kurtulamazsın. Diyebilirsiniz ki, sen de çıbanbaşı olma ve herkese uyuver. Yani bu şu demek oluyor; sen kendin olma, kendin olmaktan çoğunluk için vazgeç. Vazgeçe vazgeçe bireysellik diye bir şey kalmamış zaten. Benim kaç tane hayatım var; başkaları için fedakarlık yaparak niye mutsuz olayım ki? Beni, ben olarak kabul etmeyenler, benimle hiç görüşmesinler.

Ben cennetin de, cehennemin de bu dünyada olduğuna inananlardanım. Bu dünyada her türlü kötülüğü yapacaksın, her türlü sevgisizliği, saygısızlığı, anlayışsızlığı, hoşgörüsüzlüğü yapacaksın, sonra bir çok şeyi öte dünyaya bırakacaksın. Nasıl bir şey bu gerçekten? Bu dünyada ne yaparsan, sen o'sundur. Eğer bu dünyada erdemli yaşamamışsan; öte dünya beklentileri, dilekleri sadece bir kendini kandırmadır.

İnsanlar din çerçevesinde bir şeyler yapıyorlar. Mesela kurban kesiyorlar. Ne için? Tanrı için! Tanrı'nın buna gerçekten ihtiyacı olduğuna mı inanıyorsunuz? Hangi Tanrı diye sormuyorum bile. Fakirleri doyurmak için mi kurban kesiyorsunuz? Niye 3/2'sini dağıtmayıp deepfreeze atıyorsunuz, kıyma yapıyorsunuz, kavurma yapıyorsunuz? Benim gördüğüm kadarıyla, kurban demek bol bol et yemek demek. Hadi inkar edin, çarpılısınız bak! Eğer amacınız insanları sevindirmekse, gelirinizin 3/1'ini yardım olarak dağıtın. Tabi sıkar değil mi? İki yüzlüler sizi! Bakınız ben işçi emeklisiyim ve maaşımın en az 3/1'ini sokak hayvanlarına mama olarak dağıtıyorum. Bazen hayvanlar için ek giderlerle bu oran daha da yükselebiliyor. Bakınız ben geri zekalı değilim. Dine de inanmıyorum ama vicdanlı biriyim. Ben bir insan ölünce falan arkasından güzel temenniler bulunmayı beceremem. Çünkü içimden gelmez. Çünkü toprağa karışıp humus olacak. Bir insan bu dünyada ne ise, o. Ben bir insanla ne kadar sevgi saygı içersinde olduysam, sonrası yoktur benim için. Onun dışındaki yapılan her şey benim için akıl dışılıktır. Bu benim kendi düşüncelerim. İnsanlar istedikleri şekilde nasıl mutlu olacaklarsa, o şekilde maneviyat yaşayabilirler ama benim manevi anlayışım, benim cennetim cehennemim sadece yaşarken. Ölenlerin arkasından yapılanlar, benim için sadece geride kalanların vicdanlarını rahatlatmak için yaptıkları bir tatmin şeklinden başka bir şey değildir. O yüzden maneviyatınızı yaşadığınız süre boyunca gerçekleştirin. Bugün bir hayvanın karnını doyurup başını okşadıysanız, benim için en kutsal ibadet şeklidir. Bir yaşlının size selam verip sizinle sohbet etme isteğini kırmadıysanız ve onun yaşama umudunu tazelediyseniz, bir insanın öldükten sonra arkasından okunan duadan daha değerlidir bu. Şahsen ben bunları yaptım bugün. Tamam sokak kedilerine mama vermek benim bir rutinim, becerebiliyorsanız sizin de rutininiz olsun ama beceremezsiniz siz yaa, çünkü böyle bir duyarlılık yok sizde, ama ama bir yaşlı kadın bana selam verdi ve beni durdurdu ve benimle sohbet etti. Pozitif bir enerji oluştu ortamda. Çünkü onu dinledim, o da mutlu oldu. Sonra yaşlı bir insanı daha kırmadım... Yaşlı demişken, sadece anne-babanıza bakmaktan ibaret değildir bu sorumluluk, gerçi onu da yapmıyorsunuz da... Bugünkü ikinci yaşlı dedi ki, evlatlarım kabul etmiyor, yaşlılar yurduna gitmeyi düşünüyorum. Bana imkan versinler sadece kedilere değil, bütün yaşlılara da bakarım. Eğer vicdan yoksa, ebeveynleriniz de sizin yanınızda yaşlanıp hayata veda etmedilerse, dediklerimi anlamak isteyeceğinizi sanmıyorum. Ben bir çoğuna göre vicdansız, duyarsız, günahkar, hatta deli biriyim; keşke binde birim olabilseydiniz. Vicdan ve duyarlılık konusunda niye mütevazi olayım ki, takdiri niye duyarsız bir topluma bırakayım ki; bana deli gözüyle bakan bir topluluğun onayına ihtiyacım yok; asıl onlar benden ders çıkarmalı. Hayırlı Cumartesiler!!! 

24

23

1. Oportünizm ya da fırsatçılık, olaylardan bencil avantajlar edinen bilinçli politika ve uygulamadır. Prensiplere ve diğer bireylerin karşılaşacağı sonuçlara asgari önem verir. Fırsatçı, eylemler öz ilgi alanınca güdülenir.

2. Güç durumlar karşısında, davranışlarını ahlak ilkelerine ya da düzenli bir düşünceye göre değil, kişisel çıkarlarına en uygun düşecek biçimde ayarlayan tutum.

22

Bir insan yaşadığı süre boyunca anlamsızca benden nefret ediyorsa, bana düşmanca tavır sergiliyorsa, arkamdan inanılmaz dedikodular yapıp çamur atıyorsa, gene de bütün sevgi dolu yaklaşımlarımı reddediyorsa; öldükten sonra inanmadığım öte dünyada ona huzur dilesem kaç yazar ayol? Ben hiçbir zaman o bildiğiniz şablon, samimiyetsiz ve kendini iyi göstermek için bazı durumları şova dönüştüren toplum ayarındaki insanlardan olmadım. O yüzden kendi bakış açınıza göre benim üzerimden kalbinizi kirletmeyin!

Hayatta hiç sevilmek gibi kaygım, yalnız kalmak gibi korkum olmadı. Çünkü ne insanların samimiyetine inandım, ne de varoluşum birileri odaklıydı. Tam aksine kendimi severek sevgiyi tattım, yalnızlığımla çoğalarak varoluşumu gerçekleştirdim. Çünkü mutsuz olmamak için standardımı düşüremezdim.

21

3 günlük hikayede mutlu son!

18

Sokağımızdan bir kişi benim sokaktaki kedilere yardımcı olduğumu bildiği için, bahçesindeki gözleri kapanmış yavruları veterinere götürüvermemi istedi. Ben göz damlası ve eldivenlerle giderek kedilerini gözlerini açıp veterineri devreden çıkardım. İkinci gün tedaviye bile gerek kalmadı. 3. gün beni aradı, kedileri al götür, eşim rahatsız oluyor diye. Dedim ki, bu yavrular vahşi ve yer değiştirince anneleri bakmaktan-emzirmekten vazgeçer. Dinletemedim. Kedileri aldım getirdim. Dediğim gibi anneleri yavruları istemedi, hatta tartakladı. Ertesi güne kadar eve kapattım anneyi, gene yaklaşmadı yanlarına ve sabahleyin de serbest bıraktım, çünkü dışarıya çıkmak için yırtındı ve yavrulara da hayırı olmayacaktı artık. Yavruları kendim besleyerek kurtarmaya çalışacağım ama dediğim gibi yavrular daha önce insan görmediği için saldırganlar ve dokundurtmuyorlar... Demek istediğim yavrulara bakamayacağım falan değil; insanların gerçekleri bile bile sorumsuzluğu, vicdansızlığı... N'olurdu o yavrular 1 ay daha bahçelerinde kalıp annelerini emselerdi ve bağışıklık sistemleri güçlü olsaydı; bahçedeki 3 kedi yavrusunun nasıl zararı olabilirdi ki; birçoğunun um'runda bile değildir bu durum biliyorum. Bir çoğu bu adama ve karısına hak verecektir hatta, istemiyorsa istemiyordur diye. Ben de diyorum ki, sizin insanlığınızın ..!

16

Biliyorum Bach dinlemek size işkence gelecektir; beyninizin nöronlarını çalıştırmak için, zor ve değişik olanı seçin!

Eğer kapınızın önünde bir kedi yoksa, ben o evde sevgi olduğundan şüphe ederim. Yaşamı var eden doğa zincirinin halkaları olduğunu bilmemek bilinçsizliktir. Oksijen insan türüne ilahi güç tarafından pompalanan bir hava değildir. Doğa ve halkaları sağlar bize oksijeni. Sizin umrunuzda bile olmayan hayvanlar yaşamı var eden unsurlardır. Ayrıca bu konuda bilinçli olmak; sorumluluğumuzu arttırır, vicdanımızı ve insanlığımızı geliştirir. Her gün yarım kilo mama alıp sokak kedilerinin karnını doyurursanız, içinize çektiğiniz oksijeni ancak o zaman hak edebilirsiniz. Eğer binanızın önündeki hayvanları birer pislik olarak görüp rahatsız olanlardansanız, çünkü böyleleri de var, çok saldırıya maruz kaldım sokak kedilerine mama dağıttığım için, o zaman söyleyecek bir sözüm yok kimseye, devam edin aynen!!! Sevgiyle kalın! 

15

Eğer bir kişi size hiç zarar vermemiş ve hayat boyunca zarar vermesi söz konusu olmayacağına rağmen o kişiyi sevmiyorsanız, ya bu kişiyi hazmedemiyorsunuzdur, ya da ruh hastasısınızdır. Sorun sizdedir yani!

14

O aşk tanrıçası olarak güzelliğin ve zerafetin temsiliyeti, mücadelenin gücü ve sabrı, en önemlisi müzik misyonuyla gönderilmişti bu dünyaya... O bir Nükhet Duru, müziğin ekolü ve zirvesi; ondan ötesi yok, yok, olabilemez. Değeri ve önemi belki 100 yıl sonra anlaşılacak... Çünkü onun müziği, müzikte 11. boyut! Çok katmanlı ses ve yorumuyla şarkılara katılan inanılmaz derinlik, çok yönlülük, duygu yoğunluğu... Her dinleyişte yeni keşifler... Bitmez tükenmez keyifli bir müzikal yolculuk... Hayatın şarkılarla ustaca anlatımı... Abartmış olsaydım,  bu yolculuk şimdiye kadar çoktan biterdi...

13

50-60 yaşına kadar bir şeyler okumadığın gün geçmiyor, kendini sanata adıyorsun, bilmem kaç tane üniversite okuyorsun; adamın sorduğu soru; "Bu yaşa kadar hiç evlenmedin mi gerçeketen?" şeklinde oluyor. Veya çalışıp çalışmadığını soruyor... SANA NE?

Dünyanın en zeki insanı da olsanız bulunduğunuz ortam vasat ve vasatın altındaki insanlardan ibaretse, düzeyinizi bile koruma imkanınız yoktur. Hepimiz beraber en çok vakit geçirdiğimiz 5 kişinin ortalamasıyız. O yüzden çevremizdeki insanları iyi seçmeliyiz.

12

Hayatta beden sağlığından bile önce huzur gelir. Dün gece gene küçük bir strese girdim, gene sol el serçe parmağım hissini kaybetti. Sizi üzen her şeyi, herkesi çıkartın hayatınızdan... ACIMAYIN!

11

UYANIN KÖLELER!

Ulus devletlerle işbirliği yapan şeytanların yaşadığı şehir Denver. Nükleer savaştan sonra kendilerini koruyabilmek için yerin 150-200 metre altına yaşam alanları oluşturmuşlar. O yüzden bir iktidar niye 20-25 sene gitmiyor demeyin; çünkü onlar birer piyon. Buğday ambarlarını yakın diyorlarsa, yakıyorlar... Ormanları yakın diyorlarsa, yakıyorlar. Muhalefet de bu şeytanlarla işbirliği içinde. Kim mi bu şeytanlar; Amerika, Çin, Rusya ve İngiltere... Amaçları ulus devletleri yok edip, küresel bir devlet kurmak! Niye küresel bir devlet; çünkü bütün insanları kırıp, istedikleri şekilde bir ulus yaratmak...

Ölürken ne öldüğüme, ne hayatımı özgürce yaşayamadığıma, ne de geride bırakacağım insan türüne üzüleceğim. Sadece en azından bulunduğum çevrede baktığım kediler aç kalır mı acaba diye üzüleceğim... Çünkü bana sevgiyi ve vicdanı kediler öğretti; eğer kediler olmasaydı, ben taş kalpliliği vicdan sanacaktım. Çünkü insanlar beni döve döve kalbimi taşa döndürdüler. 3. dünya savaşı çıksa, insna türü azalacak diye sevinirim. Ben de öleyim hiç sorun değil ama insan türünün cahilliğini, acımasızlığını yeminle söylüyorum kaldıramıyorum. Bir tarafta dünya yanıyorken, öbür tarafın umrunda bile değil; nasıl bir şey bu insanlık gerçekten anlayamıyorum. Hele celladına kurban olan hasta insanları hiç saymıyorum bile. Nasıl bir şeydir insanın hür iradesiyle hareket edemeyip de birilerinin müridi olması, ona tapması falan! Hele şu kan bağı olmayanlara bile abi denilmesinden o kadar irrite oluyorum ki; bu kadar itaatkar olmayın yaa! Biraz özsaygı lütfen!

8

Sistemin parçası olan insanlarla asla tartışmayın. Çünkü onlar nato kafa nato mermerdir. Çünkü laf anlatamazsınız ve hiçbir yere varamazsınız. Onlara bir şey anlatmak, boşa kürek çekmektir. İşin en kötüsü, onlar bunun farkında değillerdir. Kendilerini dünyanın en akıllı insanı sanırlar ve her şeyin en doğrusunu kendilerinin bildiklerini sanırlar. Çünkü hiçbir şey bilmiyorlardır; bildikleri, sistemin koşullamasından ibarettir. Daha ötesini düşünemezler. Örneğin siyaha beyaz diyorlarsa, onlar için asla siyah olamaz. Hatta bütün dünya siyaha beyaz demese de, onlar inatlarından vazgeçmezler ve siyaha beyaz demeye devam ederler. Hatta gerçeği öğrenseler de yanlışlarından dönmezler. O derecedirler yani. O yüzden bırakın ne halleri varsa görsünler. Kendi düşen ağlamaz derler. İnsanlar hak ettiğini yaşarmış. Açlık sınırının altında yaşayıp, bunu güzel bir şey olduğunu zannederek övünsünler, bütün dünyanın kendilerini kıskandığına inanmaya devam etsinler, vaatlere kanmaya devam etsinler. Böyle başa böyle tarak derler ya, böyle gelmişler, öyle gitsinler... Eğer bir insan Marx falan okumamışsa, ilkokul mezununu birini dünyanın en iyi ekonomisti sanabilir. Marx bundan 200 yıl önce söylemiş günde 6 saat çalışarak bir insanın hayatını çok rahat idame ettirebileceğini ama biz hala sanayi devrimi öncesi gibi ekmek pahalanmasa diye dua edip karın tokluğuna çalışmayı marifet sanıyoruz. En kötüsü de insan hakları ve demokrasiyi hala kötü bir şey zannediyor, şeriata imreniyoruz. Gökyüzünden, öte dünyadan medet umuyoruz. Batı'yı bir de karalamıyor muyuz feyz almak yerine... 

Türkiye'deki 13 buğday ambarının aynı anda patlayarak yanması, ne bir kazadır ne de bir tesadüftür. Nasıl ormanlar bir plan proje çerçevesinde yakıldıysa, şimdi de buğday ambarları yakılıyor. Uyumaya devam edin, sisteme inanmaya devam edin.

6

Bu yıl hayata kazandırmaya çalıştığım 11 yavru kediden 10 tanesi salgın hastalığa yakalanınca yaklaşık bir aydır onların tedavisiyle uğraştığımdan pek fotoğraflarını falan çekmemiştim son zamanlarda. Artık iyileştiler sayılır ve 6 tanesi artık dışarıya çıkıp dönebiliyorlar. Yumoş oğlum ilk defa dün cesaret edebildi dışarıya çıkmaya ve doyamadı dısarılara. Şimdi geldi yorulduğundan. Şu anda kucağımda uyuyor yorgunluk atma, dinlenme babında. Ve büyüdüler sayılır artık; aşkla, sevgiyle. Kedilerimin suratına bakarsanız bunu görebilirsiniz... Bu anı resimleyelim dedik nazar değmesin. 

5

İnsanların sapık olmasını belirleyen eğer cinsel yönelimleriyse, heteroseksüeller eşcinsellerden Bin kat daha kriminolojik! Cinayet işleyenlerin, tecavüz edenlerin, vesairelerin kaçta kaçı eşcinsel, kaçta kaçı heteroseksüel resmi verilere bir bakın derim. O yüzden eşcinsellik sapıklık diye aptal şapşal konuşmayın geri zekalı beyinsizler! Sizler her türlü hakareti, küfürü, aşağılamaya yapacaksınız; biz kendimizi savununca suçlu mu olacağız? Yeter artık!

4

Bu hafta meyve açısından zengindim. Zincir marketlerden biri, çoğu zaman yaptıkları gibi bu sefer çöpün kenarına koydukları ürün, sertliğini kaybettiği için4-5 kilo kadar MUZ idi. Ben bu muzları soyup ve kaplara koyup dondurarak doğal muzlu dondurma olarak değerlendirdim. Başka bir marketteki çıkma, yani sertliğini kaybetmiş meyve ise incir idi ve 1.5 kilo geldi ve normalinin kilosu 50 lira iken 20 liraya almıştım. 3. meyvem ise sevgili arkadaşım Kudiş'in hediyesi armut idi. Robbie Williams Türkiye'ye konsere geliyormuş ama bilet fiyatları 14-45 bin lira arasıymış. Kendisini çok severim. Ayrıca karısı, 4 çocuğunun annesi de Türk asıllıdır bu arada. Ama konser yerine,  dolunay gecesi dolunaya benzettiği poposuna ait paylaştığı fotoğrafı bedava seyretmekten başka alternatifim yoktu. İnsanlar hayat pahalı diyorlar; keşke bu pahalılığın neticesinin kendi seçimleri olduğunu bilebilselerdi. Yanlış anlaşılmasın, bu sadece parti meselesi değil. İnsanların tüm sistem seçimlerinden bahsediyorum. Mesela 21. yüzyılda dijital çağda bile insanlar bilime değil de dogmatizme inanıyorlarsa, daha iyi şeyler bekleyemeyiz. Benim de hayatımı çok iyi yönettiğim ve potansiyelimi değerlendirdiğimi söyleyemem ama bu koşullarda ben kendimi sağlıklı bir şekilde gerçekleştiremem ki... Çünkü insanlar bana deli gözüyle bakıyorlar maaşımı kedilere harcadığım için falan...

3

Muhafazakar iktidarı savunduğu için ağzına telefon sokulan kişi gene aynı partiye oy vermiş ama 7500 lira maaşla geçinemediği için pişmanmış. Yarın seçim yapılsa, gene aynı partiye oy verirler. Akılsız başa fayda yok demişler.

1

Benim mutluluğum kedilerin sağlığından başka bir şey değildir...

Bir makarnayla da mutlu oluruz. Çünkü içinde sevgi olan her şey güzeldir.

Temmuz 2023 facebook notlarım

 28 Temmuz 2023

Şivesinden utanıp Türk Dil Kurumu Türkçesiyle konuşanlar bana o kadar yapmacık geliyorlar ki; geliYOM, gidiYOM deseniz küçülecek misiniz? Şiveden kaçarken kullandıkları kelimeleri doğru kullanmayarak gene köylülüklerini ele veriyorlar-gene şehirli olamıyorlar, bu daha da komik yapıyor onları. Ay bir de yaptıkları ettikleriyle anlatıp anlatıp böbürlenmeye çalışmıyorlar mı; hepten mıçıyorlar!

Hayallerinizi kolaya kaçıp başka memleketlerde kurmak yerine kendi memleketinizde inşa edin ki değişime, çevrenize bir katkınız olsun. Ayrıca kendinizle barışık olmadığınız sürece, nereye giderseniz gidin, aradığınızı bulamayacağınız gibi, hep el olacaksınız, yabancı olacaksınız ve kendinizi hiçbir zaman salamayacak, güvende hissedemeyeceksiniz...

27 Tem

Bugüne kadar tüm kötülükleri hep iyi niyetli olduğum kişilerden gördüm. Bazıları nezaket ve iyi niyeti, karşısındakine kötülük yapma hakkı olarak görüyor.

Ben ne kimseyi telefonla arıyorum, ne kimsenin kapısını çalıyorum, ne de muhitinden geçiyorum. Siz de zorlamayın beni!

Vefa da bir yere kadar, saygı da. Alttan aldıkça insanın üstüne üstüne de gelinmez ki. Sevmiyorsanız, bye bye. Psikoloğa gidin!

SİSTEMİN DİŞLİLERİ BOZULUNCAYA KADAR ÇALIŞIR, SONRA HURDA OLURLAR!

Sistemin bir parçası olup sistemi destekleyenler sadece canları yanınca seslerini çıkarıyorlar. Canı yanmayan sistem parçalarıysa, kendi canları yanıncaya, sistemi destekledikleri için canları yananlara sessiz kalıyorlar. Sistem denilen şey bu; kendi kendini öğütüyor, sistemin başındakilere ise kısa vadede ve kesitsel olarak hiçbir şey olmuyor. Sistemi destekleyenler ise sistem dışı düşünemiyorlar artık. Sonuçta buna da bir sistem diyebilirsiniz, öyle de zaten. Memnunsanız devam edin, ama memnun değilseniz canınız yanmadan KENDİ KENDİNİZİ YÖNETME HAKKIna sahip çıkın ve sistemi desteklemek yerine sistem dışını destekleyin! Mesela ben bu sisteme karşı gardımı aldığım için, iyi yaşayamasam da kendimi koruyabiliyorum. Yaşanılan sistematik bozulmalar beni, vicdanımı hiç etkilemiyor artık. Eğer yaşanılan acılar sistem parçalarının umrunda değilse, silkelenmedikleri sürece sistem dışındakilerin yapabilecekleri bir şey olamaz. Mesela sistemin yanı başımdaki dişlilerine "bakınız demokrasi bu" diyorum; çığlık atıyor ahlaksız, terörist diye. Keşke kendilerinin birer kurban olduklarını görebilselerdi...

25 Tem

Hayatları Roman

Başka bir eşcinsel arkadaş aracılığıyla tanışmıştık onunla... 90'ların başı, eşcinsellerin görünür olmaya başladığı yıllar. 20 yaşında yoktu sanırım. Bizlerle tanışması ona ilaç gibi gelmişti. Çünkü dünyada eşcinsel olan, tek kendisi sanıyormuş ve her sabah heteroseksüel olarak uyanmak için dua edenlerden. Benden aldığı eşcinsellikle ilgili kaynak dergilerle kendini bulmaya çalışıyor. AİLESİ... Ailesi kabullenmiyor eşcinselliğini. Annesi, babası, kardeşi. Herkes annesini, babasını, aile bireylerini reel anlamda kaybedebilir ve bunun acısı kişisine göre farklı şekilde hissedilebilir. Ama bir LGBTİ bireyin yaşarken ailesi tarafından yok sayılması, ailesi yaşarken onlarla görüşememesi, yani ailesi tarafından reddedilmek, aile bireyleri yaşadıkları halde onu istemedikleri için ölmüşler gibi bir pozisyonda olmaları, sanırım reel anlamda kaybetmekten daha acı bir şey olsa gerek. Belki insanın ailesi tarafından reddedilmesi, onların ölmeleri acısından daha kötü bir şeydir, bilemeyeceğim. Babanız varken babasız kalmak, anneniz varken annenizden uzak kalmak, kardeşiniz tarafından nefret edilmek, anlayabilir misiniz dediklerimi..? Bir gün kaçtı yaşadığı şehirden hiç bilmediği, yaşamadığı büyük şehire... Bir travestinin yanına sığındı 5 yılını çalan, bedensel olarak üzerinden ticaret yapan. Hep vaatlerle kandırıldı, bu sayede para kazanacaksın, trans kadın olacaksın diye ama sadece karın tokluğuna sömürüldü. Çünkü hayır diyemiyordu, çünkü o trans psikopattı ve kolu uzundu, zarar verebilir, verdirtebilirdi ona... Birgün onun düştüğü tuzağa başka bir LGBTİ daha düşüyor ve aynı şekilde o da bedeni üzerinden sömürülmeye başlıyor. Daha fazla sömürülmemek ve de daha fazla zaman kaybetmemek için İstanbul'a kaçıyorlar. Ama İstanbul'da yapamıyorlar, biri memleketine dönüyor, bizimki de daha önce yaşadığı diğer büyük şehire. Artık tek başına o işi yapmaya başlıyor, kendi işinin kendi patronu oluyor. Ve bir gün kaçtığı psikopat LGBTİ ile karşılaşıyor. Korkmuyor artık, sen yıllarca beni sömürdün, yeter artı diyor. Biriktirdiği paralarla ilk işi trans geçiş ameliyatını gerçekleştirmek oluyor. Çünkü bunu o kadar istiyor ki, çünkü kendini o kadar kadın hissediyor ki, erkeklik bedeninden kurtulmazsa mutlu olamayacak. Hukuki prosedürleri yerine getiriyor ve ameliyatını olup pembe cüzdanına kavuşuyor. Yeniden doğuyor demek doğru olmaz, kendini rahatsız eden tarafından kurtuluyor. Çünkü o, küçücük fazlalığına rağmen zaten aynı ruh, aynı kişilik ve karakterdi. Gerçekten de öyle; 26 yıl sonra tekrar karşılaştığımda, gene aynı kişiydi, zerre değişiklik yoktu. Evet, acısıyla-tatlısıyla 26 yılını geçirdi memleketinden uzak. Giderken yalnızdı, döndüğünde bazı akrabalarının kol kanat germesi dışında gene yalnızdı, artık annesi gerçekten yoktu, en çok da buna üzülüyor. O değişmemişti ama memleketi, doğduğu şehir çok değişmişti, büyümüştü şehir, tanıyamıyordu. Büyük şehirden dönme sebebi, ekonomik krizin LGBTİ'leri 2-3 kat daha fazla vurması. Çünkü ev kiraları çok artmıştı, büyük şehir de olsa travestilere kiralar daha yüksek ve kefilsiz ev bile vermiyorlardı. Döndü işte memleketine. Sanki bur'da kolay mıydı hayat, LGBTİ'lere ev bulmak kolay mıydı? Hayat bizleri her anlamda istismar ediyordu. Barınabilmek için o kadar istismara razı oluyoruz ne yazık ki; hiç yaşayamamaktansa, zor yaşamak da bir yaşamaktı çünkü bizim için. Ama sistemin sürekli keyfi uygulamalarına maruz kalmak, biz LGBTİ'leri yıldırıyordu. Mesela her gün kapınızın önünde hiçbir şey yapmadığınız halde, siciliniz tertemiz olduğu halde, alkol sigara bile bilmediğiniz halde, durdurulup sorgulansanız ne düşünürdünüz? Heteroseksüellerin resmi-hukuki işlemleri o an halledilirken, LGBTİ'lerin halledilmeyip keyfi olarak tutuklanıp hapislerde bekletilmesine ve de konuyla ilgili hiçbir bilgi verilmemesine ne dersiniz? Eğer tanıdığım avukatlar olmasa ve bize yol göstermeseler, beş dakikada halledebildiğimiz iş haftalar sonra halledilebilecekti, o da belki. Resmi kurumların konuyla ilgili bilgi vermemesi ne tuhaf değil mi? Umarım yaşanılanlar gerçekten keyfi değildir... Şunu da belirtmekte fayda var. LGBTİ, eşcinsellik, transseksüellik, vesaire konularında resmi veya gayri resmi herkes gerçekten çok bilgisiz. Kimliğe bakıyorlar kadın, görüntüye bakıyorlar kadın ama trans geçiş bilgisiyle karşılaşınca, sen nasıl kadın oluyorsun durumları ortaya çıkıyor; kimliğe bakıyorlar, ameliyat bölgelerine bakıyorlar... Bakmalarından da rahatsız değiliz. Çünkü biz bedenimizden utanmıyoruz, bu bedeni anlayamayan ve kabul edemeyen zihniyetten utanıyoruz.

24

Az ile yetinmeyi bildik her zaman. Çünkü sistem bizi açlık sınırının altında yaşamaya mahkum etti. Sofrada tek çeşit yemeğimiz en büyük  lüksümüzdü. Yeri geldi bir tabak makarna, yeri geldi bir tabak bulgur ile doyduk, yeri geldi köyden gelmese alıp yiyemeyeceğimiz taze fasulye ile zenginleşti soframız. Ne siz sorun, ne biz detaya girelim. Çünkü ayrı dünyaların insanlarıyız insanca yaşama hakları ellerinden alınan, keyfi olarak ahlakçılığa kurban edilen. Yarınımız meçhul ve kaygılıyız. Huzurumuza bile özgünlük yok.


22

Yobaz şeriatçı basının her gün eşcinselleri nefrete hedef gösterdiğinden haberiniz olsaydı, uyumaya devam edin bu arada, bana hak verirdiniz. O yüzden tekrardan altını kalın ve kırmızı çizerek diyorum ki; dine inanmıyorum, Tanrı anlayışım da tüm varoluşların bütünün bir parçası olarak Tanrı olduğu şeklinde ve EŞCİNSELİM, yani hemcinsimden-erkeklerden hoşlanıyorum. O yüzden bu söylediklerim kendilerine ters gelenler, daha önce de dediğim gibi nezaketen bile olsa irtibatta bulunmasın benimle. Çünkü nefret mağduriyetini dolaylı da olsa artık kaldıramıyorum ve nefretin uzantısı kişilere tahammül edemiyorum. Homomofobiye sessiz kalmak bile bir homofobidir çünkü. Ben hayatımdan neredeyse herkesi eledim, bari bu konuda anlayışlı olun! 

16

Evren herkesin kalbime göre güzellik verir. Kimi bu güzelliği görür, kimisi farkedemez. Bakış açısıdır görmemizi sağlayan. Güzel şekilden çok ruhtadır; cisime estetik katan ruhtur. Ama dedim ya, şekile takılı kalan, ruhun yansımalarını göremez.

Markete giderken apartmanın ön çukur boşluğunda gördüm bu kedi ailesini. Eve dönüp mama getirdim. Yavrularım açmış. Nasıl yiyiyorlar bir görseniz. Siz de bu gün bir kaç kedinin karnını doyurur musunuz rica etsem? 

Eşcinsellere sapkın diyeceğine, eşcinsellerden özür dile Türkiye; senin göğsünü koskoca Amerika'ya karşı LGBTİ bireyler (Ebrar ve Vargas) kabarttı, unutma; o gözyaşların arkasında sadece sevinç gözyaşları yok; Ebrar'ı linç edenlere karşı sessiz kalan bir Türkiye gerçeğini görmezden gelemeyiz. Kızların kolu bacağı gözüküyor diye linç eden şeriatçılara da en güzel cevap, onların başarısı! Evet zamanı bunları dile getirmenin.

Fotoğrafta sadece bir kedi görebilirsiniz ama arkasında kocaman bir yaşam mücadelesi var. Sesini duyup gittiğimde ve gördüğümde 1.5 aylık kadardı ama araba kaportasından çıkmıyordu. İki gün araba kaportasında bağırdı. Araba sahibi işe gitmek zorunda olduğu için kediyi çıkartmak için itfaiye çağırdık. İki gün çorap torbasından çıkmadı ve bağırdı. Sonra alıştı elbet ama bu sefer hasta oldu, karnı şişti, FİB tedavisi gördü. karnının şişliği iç parazittenmiş ki parazit ilacıyla karnı indi. Bir kaç defa daha hasta oldu ama ilaçlarla, ağızdan zorla enjektörle belemeyle hayata tutunabildi. Artık yetişkin bir kedi olmuştu ve dışarıdan içeriye girmiyordu. Bu yıl evde dışarıdan aldığım bakıma muhtaç yavru kedi sayısı 12 olduğu için kısırlaştırmaktan başka çare yok diye düşündüm. Çok etkilenmemişti bu operasyondan. Gene sokaklarda mutlu bir şekilde yaşadı. Bugün diğer kedim Papaz'ın arkasından içeri girdi ve şu anda uyuyor, dinleniyor. O benim Monik kızım...

Batan gemiden kimse sağ kurtulmaz ama Titanik'ten fırıncı Charles sağ kurtulmuş. Ekmek 7 lira. Helal olsun!

13 Tem

"Benden laf çıkmaz, bana güvenebilirsin" diyen insanların en güvenilmez tipler olduğunu, ağızlarında bakla ıslanmadığını, hatta aranızda konuştuklarınızı herkesin içinde dank diye söylediklerini biliyor muydunuz?

12 Tem

54 yaşından sonra hayatımda yer alan uzaktan yakından neredeyse herkesi en azından gönlümden sildim! Ruhunuza fatiha! Cenazem falan da olmayacak zaten. Çünkü kadavra olarak vasiyet edeceğim. Beni şimdiden öldü sayabilirsiniz. Çünkü sizler beni öldüren sistemi destekliyorsunuz!

Bugün marketlerde çıkma ürün tabir edilen, sağlamlar arasında seçilerek satışa sunulan çürük domateslerin kilosunu 10 liradan aldım. Bize çürük sebzeyi bile 10 liradan yediren sistem ve bu sistemi destekleyenler, merak etmeyin sizin de sonunuz gelecektir. Çünkü batan gemiden kimse sağ kurtulmaz. Bir gecede sıfırlanabilir, siz de açlığa mahkum kalabilirsiniz. Biz alıştık açlık sınırının altında yaşamaya, siz de zamanı gelince alışacaksınız. Bir de dinden imandan, vicdandan bahsediyorsunuz; hangi yüzle? 

Kara kızımın bir gözü yok. Kapıma geldiğinde öyleydi ve göz kaybedilmişti. Hedefim iltihabı, vücuda genel olarak olumsuz yansımadan kurutmaktı ve başardık bunu. Tek gözle de olsa bize sunulan yaşama hakkını sonuna kadar kullanacağız. Ahlaki olarak kedi de olsa engelli gözü yayınlamıyorum. 

SİZ NEYE GÜLÜYORSUNUZ?

Gülmek, insana yaşam enerjisi veren, mutlu eden, eğlendiren vesaire insan ruh hallerinden birinin bedensel ifadesi, kültürden kültüre farklı şeylere gülünse de insan yaşamının ortak dillerinden biridir. Gülmek güzel bir şeydir ama neye güldüğün fark yaratır. Osuru*a, şişman birine veya eşcinsel birine gülmek ile; sosyal bir mesajı olan ve hiciv barındıran mizahi unsurlara gülmek arasında kalite farkı vardır. Birilerine doğal yapılarından dolayı gülmek sizi eğlendirirken, eğlendiğiniz kişiyi üzüyorsa; bu gülmek değil, aşağılık kompleksi olan insanların birileriyle dalga geçerek-onun üstüne basarak kendini bu şekilde yükseltme çabasıdır. Oysa insanlara gülme yoluyla dalga geçerken ne kadar karaktersiz bir kişi olduğunu sergilemekte ama kapasitesizliğinden dolayı kendinin aşağı konumda olduğunun farkında bile değildir. Neredeyse her gün karşılaşıyoruz böyle durumlarla; bu da toplumun büyük çoğunluğunu oluşturanların bir profilidir.

11 Tem

Arkadaşım manzarası bu olan evini satıyor. Çünkü komşularıyla sorunu var. İnsanlar aşağıya bakıp sorun yaratacağina, keşke gökyüzüne bakıp güzellikleri görebilseydi.

Başka bir aşk bizimkisi... Kimin bu kadar tatlı oğlu var?

10 Tem

BİR İTİRAF... KÜRTLERDEN NİYE NEFRET ETMİŞTİM?

Artık itiraflarımı da ölmeden yapacağım... Şu anda hiçbir etnisiteye karşı elbette nefretim yok ve insanın farklı coğrafyalarda farklı etnik yapıda doğmasının elbette nasıl bir insan olduğunun belirleyiciliği ne kadar yüksek oranda olduğu tartışılır. Yani iklimsel koşullar kişileri agrasif yapabilir ve bu koşulların oluşturduğu kültürel etmenler önyargılı olmasına sebep olabilir vesaire ama iyi bir insan olmanın veya kötü insan olmanın temelde coğrafya, kısaca çevresel koşullarla direkt alakası yoktur diye düşünüyorum. O zaman bir toplumu hepten kötülememiz veya hepten yüceltmemiz gerekir. Tabiki de gelişmiş demokrasiler takdir edilesi, yobazlık da takdir edilmeyesidir. Ben köyde doğup büyüdüğüm için benim ötekileştirilmiş kimliklerden hiç haberim yoktu; Alevilik nedir, Kürtlük nedir, vesaire hiç bilmiyordum. Dolayısıyla bu kesimlere karşı da herhangi bir düşüncem yoktu. Lise çağımda da okuldan eve, evden okula olduğu için olumsuz etmenlerden korunmuştum sanırım. Bir gün 17-18 yaşlarındayken kenar mahallelerden birinde oturan abimlerden dönmek için elektrik direğinin dibinde yolda otobüs beklerken, direğin arkasında evi olan Kürt bir adam niye burada bekliyorsun, biraz ötede beklesen ya diye bana saldırdı. Suratıma aldığım darbeleri unutamıyorum. Eve nasıl dönecektim, yüzümde izleri vardı. Ne diyecektim evdekilere? Ne yalan söyleyeyim, bu olaydan sonra içimde Kürtlere karşı bir nefret duygusu oluşmadı diyemem. Şu an mı; hayır tabiki de; ben sadece cahillikten ve yobazlıktan nefret ediyorum. Bunun da etnisite, cinsiyet, dil, milliyet, ırk, renk vesaire ile hiç alakası yok... 

İNSANIN GERÇEK DÜŞMANI, EN YAKINLARIDIR! KUTSAL OLAN DA SADECE VE SADECE VİCDANDIR VE YAŞAMA HAKKIDIR!

Hayatta öğrendiğim acı gerçeklerden biri... İnsanın gerçek düşmanı elden çıkmıyor; oturup kalktığı, yediği içtiği, hayatı paylaştığı kişilerden çıkıyor. Elin insanı sana ne kadar düşman olabilir ki; seninle bir alış verişi yok ki, samimiyeti yok ki... Elin insanın düşmanlığı ancak kavramsal olabilir, kişisel değil. Düşman derken de illa ki sizi öldürmesi gerekmiyor; hayatta öldürülmekten başka yaralayıcı o kadar davranışlar oluyor ki; mesela ÖTEKİLEŞTİRİLMEK, öldürülmek gibi bir şeydir. Tabiki de hayat tecrübesi zamanla nasıl davranman, nasıl yaşaman gerektiğini öğretiyor. En yakınınla bile arandaki mesafeyi korumak, seni koruyan bir numaralı kalkan oluyor. İkincisi de sosyo ekonomik olarak ayakta durmayı öğreneceksiniz. bakınız sadece ekonomik olarak ayakta durabilmek yetmez; kendinizi bilgi ile donanımlayacaksınız ki, kendinizi yobazlıklara karşı savunabilecek özgüveniniz ve cümlelerini olabilsin. Tabiki de yobazlar sizi anlamayacaktır ama sizin kendinize olan inancınız sizi güçlü kılacaktır. Homofobiye bile en yakınlarınızdan maruz kalırsınız. Elin insanı obne der geçer ama yakınlarınız kaynatır da kaynatır. O yüzden ben, yakınlarıma değil; insan olana insana, insana insan olduğu için değer veren insana değer veririm. Mesela adını bile bilmediğim üst komşum sokaktaki kediyi kurtardığı, başka bir arkadaşım da o kedinin bakımını üstlendiği için daha değerli, daha kutsaldır benim için...

Hiç bir canlı türü kediler kadar güzel olamaz; Bana göre. Çünkü ben de bir kediyim, insan bedeninde!

,

9 Tem

Öyle duyarsız bir süreçte yaşıyoruz ki, altta kalan, kendini kurtaranın umrunda olmuyor. Kimin canı yanarsa o viyaklıyor ama kimse onun yanında durmuyor. Mesela emeklilerin açlık sınırının altında yaşaması, memurların umrunda olmuyor. Çünkü onlar paylarına düşeni aldılar. O YÜZDEN, ben iktidara falan suç bulmuyorum, yanı başımızdakilere, içimizdekilere suç buluyorum. Bir gün herkesden, her şeyde elimi ayağımı çekeceğim. Çünkü duyarsız dünyanın acımasızlığına tahammül edemiyorum artık.

HANDE YENER KONSERİ, EŞCİNSELLERİ DESTEKLEDİĞİ İÇİN BALIKESİRLİ GERİCİLER TARAFINDAN İPTAL ETTİRİLDİ!

Gericiler iptal edilsin dedi, AKP’li belediye harekete geçti: Hande Yener konseri iptal edildi

AKP’li Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde gerçekleştirdiği Aromaterapi Festivali kapsamında bu akşam 21.30’da Hande Yener sahne alacaktı. Ancak AKP’li belediye son anda Yener’in konserini iptal etti, gerekçe ise bildirilmedi.

Cumhuriyet’in ulaştığı AKP’li Balıkesir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, konserin iptal edildiğini ancak gerekçesinin kendilerine bildirilmediğini ifade etti. Konser iptalinin geçen günlerde Balıkesir Sivil Toplum Platformu adlı gerici oluşumun yaptığı açıklamanın ardından gelmesi ise dikkat çekti.

"YAŞAM HAKKI TANIMIYORLAR"

Konser iptali hakkında Cumhuriyet’e konuşan CHP Balıkesir İl Başkanı Erden Köybaşı Yener’in LGBTİ bireyleri destekleyen açıklamaları nedeniyle konserin iptal edildiğini söyledi. Köybaşı, “Kendisinin açıklamaları ve davranışları nedeniyle konser apar topar iptal edildi. Bu etkinlik Burhaniye Belediyesi’nin etkinliği değil, AKP’li Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin etkinliği. Tam da Balıkesir’deki gerici derneklerin yapmış olduğu açıklamalar üzerine konserin iptal edilmesi dikkat çekici. Bunlar kimseye yaşam hakkı tanımıyor. Bunun devamının da geleceğini ne yazık ki görebiliyoruz. İptal gerekçesine hangi kılıfı uydururlarsa uydursunlar, edindiğimiz bilgiye göre Yener’in LGBTİ desteği nedeniyle oluşan baskıdan konser iptal edildi” diye konuştu. 

Beni kaybetmek demek, tüm kapılar kapandığı zaman bile açık olan bir kapıyı kapatmak demektir.

Ben insanlara çok şans veririm ama sildim mi de tam silerim, izi bile kalmaz!

Gerçekten etrafımızda sağlıklı görünüp ruh hastası olan o kadar çok insan var ki...

YALAKA OLUP SEVİLECEĞİME, DÜRÜST OLUP NEFRET EDİLMEYİ TERCİH ETTİM HER ZAMAN!

Açık ve dürüst insanların, kendilerine baskı olarak dönebilecek bir şeyleri olmadığı için, yani gocunacak yaraları, yumuşak karınları olmadığı için, özellikle dürüst olmayan, içi dışı bir olmayan da diyebiliriz, buna özgüvensizliği de katabiliriz, işte bu açık ve dürüst insanlar karşı tarafın bazı gizlediği olumsuzlukların ortaya çıkmasına sebep olabileceği için, insanları çok rahatsız ederler. Yani insanların dürüst insanlardan rahatsız olmalarının sebebi, dürüst insanların yamuk insanları bir ayna gibi yansıtmasındandır. Dürüst insanlar ayrıca onların yalanlarına, haksızlıklarına sessiz kalmayacağı için, istedikleri şekilde at da oynatamayacaklardır. Aslında dürüstlük; adalet ve vicdanı da barındırdığı için; haksızlıklara, kötülüklere sessiz de kalamayacağı için; çirkin dünyanın korkulu rüyasıdır da. Dürüst insanlar hayatı güzelleştiren birer itici güç olmalarına rağmen, yamuk insanların çıkarlarına ters düştükleri için hep kötü gibi gösterilirler veya salak olarak lanse edilirler. Dürüst insanların bir açıkları bulunamayınca; onları sindirmek için hep bahaneler bulunur veya onlara iftiralar atılır. Mesela, örneğin benim için "şu kişiye şöyle şöyle dedi" diye karalama kampanyası başlatabiliyor. Oysa benim insanlara olumsuzlukları olsa bile, onların bu olumsuzluklarından başkalarını korumak için dile getirmek dışında, eğer olumsuz bir şeyleri de yoksa, ben insanları üzerek beslenen biri olmadığım ve böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmediği için, acaba ben böyle bir şey dedim mi diye kendimden bile şüphe etmeye başlarım. İyi niyetli insanları vicdanları üzerinden vurmak çok kolaydır. O yüzden entrikalarla beslenenlerle, hiçbir şekilde sosyalleşmemek en doğrusudur... Şunun da altını çizmeden geçemeyeceğim; dürüst insanlar o kadar rahatsız edicidirler ki, birbirine düşman olanlar bile geçmişte güzel şeyler yaşadıkları dürüst insanlara karşı işbirliği yapabilirler. Tanrı bu hasta ruhlu insanlardan korusun. Tabi bunlar hasta olduklarının farkında bile değillerdir. 

7 tem

Huzurumu bozan herkesin hayatımdan çıkması, benim için bir zafer, bir kutlamadır!


5 Tem

Hüseyin Çevik, “Cennette bir sabah kahvaltısı 70 sene sürecek. 70 bin olacak” dedi.

Yobazların yeme içme vesaire içgüdülerden başka bildiği bir şey olmadığı için, cenneti kahvaltı ile tanımlamalarından daha doğal ne olabilir ki? Hani demiyorlar hiç, işte şunu icat edeceksin, şöyle bir yeteneğin olacak, şöyle bilgili olacaksın falan...

Dokunun hayata karşılıksız; en azından vicdanınız gelişir!

Kadıköy kaymakamlığı, eşcinsellerin kafede çay içmesini yasaklamış. Aynı zihniyet yarın kadınların sokağa çıkmasını, baş açık gezmesini, hatta çalışmasını yasakladığı zaman da sesininiz çıkarmazsınız!

3 Tem

Yönetmiyorlar, yönetemiyorlar, kimseyi umurlarında değil, kişisel çıkarları için oradalar! Yönetene bakıyorum yönetileni, yönetilene bakıyorum yöneteni görüyorum!

BİR GÜN HEPİMİZ BÖYLE TEKER TEKER KAYBOLACAĞIZ VE BULUNAMAYACAĞIZ!

Köpeği ‘Tina’ ile çıktığı sabah yürüyüşünde kaybolan Prof. Dr. Korhan Berzeg’ten 15 gündür haber alınamıyor. 

Hürriyet olarak her sabah yürüyüş için kullandığı orman yoluna gittik. Yer yer küçük tepelik alanlardan giden, sık ağaçlarla kaplı ve tek bir çıt çıkmayan güzergâhta Orhan Hoca’nın izini sürdük...

ŞERİAT BİR GÜNDE GELMEZ, BİR GÜNDE İLAN EDİLİR!

Şeriat bir günde gelmez; kademe kademe gelerek insanlar buna alıştırılır ve şeriat usullerine göre yaşadıklarını bilmiyorlardır bile artık ve bir günde ilan edilir şeriat. Bir bakmışsınız yaşasın şeriat diyen bir çoğunluk oluşmuş, demokrasi diyen bir azınlık kalmış! Sonra şeriat, muhafazakarlara da dokunmaya başlar ve ben nerde yanlış yaptım deme fırsatınız bile kalmaz artık!

MUHAFAZAKARLIK DİKTATÖRLÜK GİBİ BİR ŞEYDİR;

Ben her şeyi yapabilirim mübahtır ama SEN YAPAMAZSIN! Ben ne yaparsam yapayım ne ahlaksız sayılırım, ne adaletsiz sayılırım ama sen yaparsan ahlaksız olursun, adaletsiz olursun. Ben her türlü yolsuzluğu yapabilirim, çünkü güç bende ama sen yaparsan suç işlemiş sayılırsın. Güçlü diyor ki, bana karışamazsın, karışırsan kodesi boylarsın ama ben senin her şeyine karışırım. Ya bana itaat edeceksin, ya da senin dilini kopartır, kelleni alırım! Pardon bu şeriat olmuyor muydu? Evet şeriat. Sistem diyor ki, LGBTİ bir terörizmdir, bu ahlaksızlığı ülkemize sokmayız. Eşcinseller insanca yaşamak için sokağa çıkınca, ahlaksız ilan edilip tutuklanıyor. Gerekçe, eşcinsellik dış güçlerin bir oyunuymuş. Milletin de zaten % 90'ı bu ahlakçılığa destekleyerek cesaret veriyor. Şeriat bir günde gelmez; kademe kademe gelerek insanlar buna alıştırılır ve şeriat usullerine göre yaşadıklarını bilmiyorlardır bile artık ve bir günde ilan edilir şeriat. Bir bakmışsınız yaşasın şeriat diyen bir çoğunluk oluşmuş, demokrasi diyen bir azınlık kalmış!

SİZ DALGA MI GEÇİYORSUNUZ?

Emeklilerin iş bulup çalışması ülkemizde imkansız gibi bir şeydir. Hangi işveren 55 - 60 yaşındaki kişiye iş verir? Ben 40'lı yaşlarımda bile bulamamıştım. Peki 7500 lira emekli maaşıyla ev mi tutsunlar, faturaları mı ödesinler, mutfak ihtiyaçlarını mı karşılasınlar..? Siz hal böyleyken nasıl yaşasın kral diyip de aynı şeyi başkalarının kabul etmesini bekleyebiliyorsunuz? Hani diyorsunuz ya, oy verme konusunda herkesin tercihlerine saygı duyun, karşılaştığınız her sıkıntıda tercihlerinizi aklınıza getirin emi? Başka yerde suçlu aramayın. Fonda "Kendi düşen ağlamaz, davul zurna çalamaz" şarkısı çalıyor..! 

GERÇEKTEN SİZ DALGA MI GEÇİYORSUNUZ BİZİMLE? NE KOLTUKMUŞ BEE!

Son günlerde karşılaştığım cahillik kaynaklı önyargıya dayalı tutuculuk-muhafazakarlıktan dolayı geçmişte veya günümüzde muhafazakar partilere oy vermiş zihniyeti asla ve asla sevmediğimin altını çizmek istiyorum ve karşıma çıkmamaları için ricada bulunuyorum. El uzatmayın bana, başınızı çevirin, hatta açıkça yüzüme söyleyin, "ben muhafazakarım, nasıl seni bizimle işin yok…

1 Tem

LGBT'ye ev yok, taksiye kafesinde bile olsa kedi almazsınız; maşallah dogmatik ritüellerinizi yerine getirdiniz, tüm sevapları kazandınız, bütün kapıların anahtarları da elinizde artık değil mi? Ne vicdanmış be, ne insanlıkmış..? İĞ-RE-Nİ-YO-RUM!

Ne yalan söyleyeyim, coğrafyasına bayılmama rağmen içinde yaşadığım dogmatik kültürü sevmiyorum. Çünkü insana, insan olduğu için değer verme alışkanlığı yok. Cahillik kaynaklı önyargıdan dolayı antidemokratik ve insanlık dışı bir yaşam sürmek zorunda kalıyoruz. Önyargıdan başka her türlü ilişkinin çıkar üzerine kurulmasından da çok rahatsızım. Maddi fırsatçılık çok yapılıyor mesela. Özellikle risk grubunda yer alan LGBT, yabancı gibi kesimler her anlamda kullanılmaya çalışılıyor; nasıl olsa mecburlar diye özellikle maddi fırsatçılık çok yapılıyor bu kesimlere karşı. Faydacılık adına insanlara yaptığım hiçbir yardım için maddi ve manevi bir karşılık beklememek gibi benim kendime verdiğim bir sözüm var. Elimden geldiğince insanlara karşılıksız yardımcı olmayı seviyorum, bu beni çok mutlu ediyor. Son olarak da Ukraynalılarla yeni öğrenmeye başlamalarına rağmen, maddi fırsatçılığa meydan vermemek ve gelişmelerine yardımcı olmak adına karşılıksız onlarla tenis oynuyorum. Ve bugün bana çikolata hediye edince o kadar şaşırdım ve mutlu oldum ki, kendimi o kadar değerli hissettim ki; hayatım boyunca kendi insanımızdan böyle bir güzellik görmemiştim. Teşekkürler Ukrayna; artık gönlümde bambaşka bir yerin var!

Astrolojiye göre benim yaşamam gereken 3 şehir Londra, San Fransisko ve Amsterdam...

22-30 haziran 2023 tarihli facebook notlarım

Bugün 24 Haziran 2026. Bloğuma yazı yazmaya ara vereli tam 3 sene olmuş. Facebook'ta paylaştığım notları bloğum aktarmaya başladım. 3 yıl önce, yani 2023 Haziran'ında, 29 haziran 2023'te eşcinsel hakları mücadele ruhum hala çok diriymiş ki, Onur Ayında bu ruhu yaşatmak için İncilipınar Parkında gökkuşağı bayrağımı açmışım. Blog yazılarıma başlamak, en azında facebook'tan aktarmaya bu şekilde başlamak da tesadüften daha başka anlam taşıyor benim için... Biraz daha toparlanmam gerekitğine dair bir mesaj olarak alıyorum bu tesadüfi durumu... 

30 haziran 2023

Canımı kasıtlı şekilde acıtmaya çalışanlara asla kin duymam ama bana yapılanları asla unutmam, yazarım bir kenara!

Kibirli insanlar içlerinde şiddet potansiyeli taşırlar!

KİBİR DEDİKLERİ ŞEY!

Kibir, en fazla/hatta sadece kişinin kendine zarar veren bir aşağılık kompleksidir!

Kibirle kendinizi farklı konumlandıracağınıza insanlarla eşit seviyede kalın ki, nefret yerine sevgi oluşsun!

Kibirli insanlar hazımsız olurlar, dolayısıyla nefret saçarlar ve çok samimiyetsizdirler!

Kibirli insanlar ağızları boş laf yapan, içi kof insanlardır!

Kibirli insanların küstahlıklarını asla çekmeyin, aynı anda kesin iplerini ki bir daha yaklaşamasınlar size! 

Kibirli insanlar zamanınızdan ve ruh sağlığınızdan çalan birer virüstürler!

Kibirli insanlar dürüst insanlardan uzak dururlar. Çünkü gerçeklerin yüzlerine vurulacağından korkarlar. O yüzden yalakaları tercih ederler, kendileri de yalakadır zaten!

Kibirli insanlar ağızları kulaklarında, içleri nefret kaynayan ikiyüzlülerdir!

Kibirli insanların egoları çok güçlüdür ve fırsatı ele geçirirlerse, hiç acımadan ezer geçerler.

Kibirli insanlar çıkarları doğrultusunda hareket eden birer dönektirler!

Kibirli insanlar kendileriyle çok övünür, etrafındakileri de sürekli aşağılarlar!

Kibirli insanlar içlerinde şiddet potansiyeli taşırlar! 

***

Kibirli insanlar kendileriyle çok övünür, etrafındakileri de sürekli aşağılarlar!

Kibirli insanlar çıkarları doğrultusunda hareket eden birer dönektirler!

Kibirli insanların egoları çok güçlüdür ve fırsatı ele geçirirlerse, hiç acımadan ezer geçerler.

Kibirli insanlar ağızları kulaklarında, içleri nefret kaynayan ikiyüzlülerdir!

Kibirli insanlar dürüst insanlardan uzak dururlar. Çünkü gerçeklerin yüzlerine vurulacağından korkarlar. O yüzden yalakaları tercih ederler, kendileri de yalakadır zaten!

Kibirli insanlar zamanınızdan ve ruh sağlığınızdan çalan birer virüstürler!

Kibirli insanların küstahlıklarını asla çekmeyin, aynı anda kesin iplerini ki bir daha yaklaşamasınlar size!

Kibirli insanlar ağızları boş laf yapan, içi kof insanlardır!

Kibirli insanlar hazımsız olurlar, dolayısıyla nefret saçarlar ve çok samimiyetsizdirler!

Kibirle kendinizi farklı konumlandıracağınıza insanlarla eşit seviyede kalın ki, nefret yerine sevgi oluşsun!

Kibir, en fazla/hatta sadece kişinin kendine zarar veren bir aşağılık kompleksidir!

***

29 haziran 2023

Eşcinselim, kime ne?

Benim hayvanseverlik anlayışım orda kalan kedileri kurtarmak ve sokağa adapte edebilmek şeklinde... Penceredeki 2 yavru 1,5 aylıkken sokaktan alıp büyüme aşamasında olanlar, dışarıdakiler ise küçüklükten itibaren büyüttüğüm ama şu anda sokakta ve evin etrafında yaşayanlar... Onlar hayatı öğrendikten sonra zaten kapalı ortamda yaşamak istemiyorlar....

28 Haziran 2023

Ben kendimi hayvanlara bu kadar adamışken, "Kurban bayramın kutlu olsun" denmesini saygısızlık olarak görüyorum.

İnsan olmayı, hayvanları sevmeyi ve onların yaşama hakkına saygı duymayı öğrendiğimizde öğrenebiliriz ancak.

Bilgi ve iletişim çağında doğanın dengesini bozacak her türlü ritüelin kutlama olarak kabul edilmesini reddediyorum!

27 Haziran 2023

Kurban ritüeline şahit olmamak için o günlük ölmeyi çok isterdim!

Smokin bebek kardeşleri ve diğer yaşıtı yavrulara göre gelişimi daha yavaştı ve biraz umutsuz bir vaka gibi görünüyordu ama yaşama azmini görseydiniz, hiç de öyle olmadığını anlardınız. Diğerleri süt emerken o mama yemeye de başlamış ve elleriyle mamaların üzerine kapatarak kimseye vermek istemiyordu. Tabiki de bütün kedileri çok seviyorum ama onda sanki kendimi görüyorum. Ben de kimsenin tahmin edemeyeceği kadar fiziksel olarak güçsüz biriydim ve hala da öyleyim. Fiziksel anlamda mücadele ederken insanlar ne kadar emek sarfettiğimi ve yorulduğumu anlayamıyorlar... Adını Siber koydum bu bebeğin... En tatlı tarafı göbeği ve öpücüklere boğunca o kadar mutlu oluyor ki aşk bebeğim!

54 yaşında bir erkek olarak pozlarım insanlara tuhaf geliyorsa, bu, hayatın renklerinden bihaber, farklılıklara karşı toleranssız, anlayışsız ve hoşgörüsüz olunduğunu, toplumsal cinsiyetin esiri olunduğunu gösterir. Benimki sosyal medya üzerinden bir çeşit performans sanatı aslında...

Şunu farkettim ki, ben, beni tanıyan insanlara varoluşum ve duruşumla da layık olmaya çalışıyorum. Evet zaman zaman öfkelerim oluyor ve tepkiselleşiyorum ama bu da iyi niyetin suistimal edilmesi ve haksızlıklar adına da bir duruş değil midir?

Komşumun "Sensiz boğazımdan geçmiyor" diye yalan söyleyerek bana verdiği çürük kayısıları reçele dönüştürmek; insanların yanlışlarını yüzüne vurmayarak nezaketime değer katmak daha akıllıca ve insanca değil mi sizce de? 

Açık Öğretim bürosunda bir çalışan, 15 bölüm bitiren bile var demişti bir keresinde ama ne derece doğru bilmiyorum. Bir insanın ömrüne ve sabrına o kadar bölüm sığar mı onu da bilmiyorum. Benim açık öğretime başladığım dönemlerde eğer sosyoloji veya Felsefe olsaydı, Halkla İlişkiler ve İşletme bölümlerini kesinlikle okumazdım. Hatta bir ara açık öğretimde tam başlamak üzereyken psikologların itirazı üzerine kaldırılan Psikoloji en başta olsaydı, sadece o bölümü okur ve o bölüm üzerine yüksek lisans bile yapabilirdim. 

26 Haziran 2023

Cahilliğin getirdiği homofobi, son yıllarda muhafazakar sistemden nemalanmak adına eşcinsellere akbabalar gibi saldırıyor.

YAŞASAYDI, ŞU ANDA 60 YAŞINDA OLACAKTI.

Benim gibi 70'lerde doğup da 80'lerde ergenliğini yaşayanlar için George Michael bir ilah, aşık olduğumuz bir numaralı pop yıldızıydı. Tamam Michael Jackson'u en çok seviyorduk ama aşkımız George Michael'aydı. Ne tesadüftür diyemeyeceğim, ne kadar büyük pop yıldızı varsa, hepsinin eşcinsel olması, sanat ile eşcinselliğin ayrılmaz bir bütün olduğunun göstergesi..

Yavuz Bingöl'ün konserine sadece 8 kişi gelince konser iptal edilmiş. Sanatçılar yandaş olunca, elbette muhafazakar yandaşlıktan bahsediyorum, yoksa sosyalist yandaşlık alkışlanır çünkü, çünkü bir tarafta eşitlik özgürlük, bir tarafta adaletsizlik mevcut, çıkarcılık mevcut, işte sanatçılar muhafazakar yandaş olunca birden çaptan düşüyorlar ve geçmişteki değerlerini bir anda sıfırlıyorlar. Örnek mi; Orhan Gencebay, Hülya Koçyiğit, Zerrin Özer başta olmak üzere, ikinci sınıf yandaş sanatçıları saymıyorum bile. Bu tür sanatçılar geçmişte çok büyük saygı görürlerken, şimdilerde çırpınıyorlar ve bir de dalga geçiyor gibi "Yani ben muhafazakar olamaz mıyım, muhafazakar sistemi sevemez, alkışlayamaz mıyım?" diyorlar. Bir de muhafazakar sistem ülkeye çağ atlattı demiyorlar mı? Bakınız, siz de biliyorsunuz yandaşlığınızın sebebinin çıkarcılık adına olduğunu, bütün herkes de. Eleştirilere de bozulmayın, daha sevinin, "Aaa, benim insanlarım o kadar da kör değillermiş" diye. Ama siz istiyorsanız tepkilere şaşırmaya ve kendinizi kandırmaya devam edin...

25 Haziran 2023

Beşinci üniversitemi de bitirdim. Okuyup da ne olacaksın diyenler okumayıp da ne kazandılar bilmiyorum ama ben en azından bilgi kazandım. Amacım zaten hiçbir zaman ne bir maddi bir beklenti ne de bir diploma idi; diploma okuduğunun bir kanıtı sadece. İlerleyememiş toplumlarda ister filozof ol, ister sosyolog; etiketin-bröven olmayınca kaale alınmazsın çünkü. Okuduğum son bölüm olan fotoğrafçılık daha önce de belirttiğim gibi çalışmak zorunda olduğum ve başka bir şehire gitme imkanım olmadığı için örgün olarak kazanıp da okuyamadığımdan içimde uhde olan ve de hayatta en keyif alarak yaptığım işin teknik bir eğitimiydi. Üzerimden bir yük kalktı diyebilirim. Tüm okuduğum bölümler 26 yıla tekabül ediyor. Bazı bölümleri birer dersten birer yıl uzatmalarımı da sayarsak 54 yıllık hayatımın 30 yılı resmi olarak eğitimle geçmiş. Tabi bunlara bir de kurs mahiyetinde dans, resim, yabancı dil, bilgisayar, müzik, spor, vesaire eğitimlerini de eklersek, hayatımın her dönemi eğitimle geçti diyebilirim.

Her şey için, özellikle beni Halil olarak yarattığın için teşekkürler hayat. Halil olmasaydim, bu kadar kendisiyle ve hayatla barışık biri olamayabilirdim...

23 Haziran 2023

SAĞLIK SİSTEMİ BU; BİZ HASTALAR DOKTORLARIN KAPRİSLEİRNİ NİYE ÇEKMEK ZORUNAYIZ? BİZ OLMASAK DOKTORLARIN ORADA NE İŞİ VAR?

İnsanın kendisine direkt ayrımcılık yapılmasa bile, eğer yanlış, mantıksız bir davranış varsa, bunu ayrımcılık olarak algılayabilir. Sağlık sisteminden bahsedeceğim. Genellemiyorum, başıma geleni anlatacağım. Ben sağlığımı ihmal etmesem de asla hastalık hastası olmadığım için lüzumsuz şekilde ne doktora giderim ne de ilaç kullanırım. Belki doktorlar da hastalık hastası olan ve sürekli ilaç yazdıran hastalardan dolayı herkesi öyle zannedebilir ama bir doktor olarak senin önünde-bilgisayar ekranında hastanın yılda kaç defa doktora gittiğine dair istatistikler mevcut. Olaya geçeyim. Benim boğaz sürekli iltihaplandığı için, en çok bu konuda giderim sağlık ocağına. 17 yıldır da aynı sağlık ocağına gidiyorum ve aile doktorum aynı. Kullandığım ilaçlar da ya antibiyotik, ya ağrı kesici ya da soğuk algınlığı haplarından. Bu sefer gittiğimde de artık ağız burun gargarası ve ağrı kesici yazdırmadım. Çünkü evde birikmiş şekilde var. Benim derdime çare antibiyotik, onu da doktor yazmıyor. Niye? Boğaz iltihabım antibiyotik kullanmadan geçmiyor. Ben keyfime kullanmıyorum ki. Yazmadı. Kulaklarım ağrıdığı için kulak damlası istedim. Çünkü 2 yıl önce başladı benim kulak ağrılarım ve kulağımda pıtır pıtır sesler. Doktor bana sanki inanmıyormuş veya birilerine ilaç yazdırıyormuşum gibi, önceki kullandığım damlaların isimlerini istedi. Nasıl hatırlayabilirim ki? Eczaneye sor dedi. Eczane kayıtlarında sadece 1 yıl öncesi var. Döndüm eve. 2 gün sonra kulaklarımın ağrısı ve sesler devam edince, hafta sonu olmadan bari hastaneye gideyim, ilaçları orada yazdırayım dedim. Semt polikliniğinde bu hafta Kulak Burun Boğaz doktoru ve muayenesi yokmuş. Sonra eski damlaların kutularından isimlerini bulup, 2 gün önce isimlerini hatırlayamadığım için bana ilacı yazmayan doktorun bulunduğu sağlık ocağına gittim ve yazdırdım. Size bir şey söyleyeyim mi? Doktorların hastaya karşı tavrı ne biliyor musunuz? Bakınız ben özel ilgi, saygı, vesaire hiçbir şey istemiyorum. Bana şu duyguyu yaşatmasınlar. "Yaa niye geldin ki doktora? Seni de içimden hiç muayene etmek gelmiyor". Zaten etmiyorlar da. Uzaktan şikayetini dinleyip ilacı yazıyorlar. Onu da zorla. Ben bir ilaç yazdırmak için niye iki kere gitmek zorundayım doktora? Kulak rahatsızlığıma yazılacak ilaç için, illa ki benim önceki kullandığım ilacın olması gerekmiyor ki. Aynı kimyasal maddeye sahip bir çok markada ilaç vardır sonuçta. Ve ben de hastayım ki gelmişim doktora. Siz olsanız ne anlarsınız bu yaşananlardan? Ben AYRIMCILIK anlıyorum!

22 haziran 2023

Şu anki sistemi övenler, insan çıkar için bile bu kadar gerçek dışı olamaz...

Pardon, ülkeye 50 yıl yetecek doğal gaz ve üretilen yerli otomobillere ne oldu? Gören, duyan, bilen var mı? Yoksa bunlar da mı yalandı? Zaten kimsenin umrunda değil ki yalan, dolan? Seçim kazanıldı, zafer kutlamaları yapıldı, sonra gene açlık sınırının altına dönüldü, isyanlar da başladı... Suçlu mu; dış güçler ve muhalefet, bir de aileyi bitirecek olan LGBT'ler!

Hayatta hiç sevmediğim şey insanların trip yapmasıdır. Akıl sağlığınız yerindeyse ve konusma yetiniz varsa, havalara girmek ve sorun yaratmak niye? İşiniz düşünce konuşmak, istediğiniz olmayınca falan kibirlenmek bana çocukça geliyor. Bi' kendinize gelin yaa. 3 günlük dünyada kimse sizi çekmek zorunda değil.

1 ABD Doları eşittir

24,70 Türk Lirası

Ne tuhaf değil mi; 22 senedir Türkiye'de ekonomi ve demokrasi her geçen gün daha kötüye gidiyor ve buna rağmen iktidar ve seçmen bu kötü gidişatta ısrar ediyor. Burada bir yönetememe ve yanlış seçme durumu söz konusu ve bunun görmezlikten gelinmesi, bu kötü gidişatın artık kanıksanması ve normal olarak algılanmasıyla alakalı olsa gerek.

Seçimlerin tutuğun parti yarışı değil de kendi kendini eşit, özgür ve sağlıklı bir şekilde yönetebilme olduğunu bilseydi keşke insanlar. İnsanlar bilmiyor kötü gidişatın sebebinin yanlış yönetimler ve yanlış seçimler olduğunu. İnsanlar bilmiyor ki dövizin yükselmesinin ve dolayısıyla yaşam koşularının ekonomik olarak kötü olmasının sebebinin yönetenler olduğunu. İnsanların kötü yönetime boyun eğişinin sebebinin cahillikten başka bir açıklaması olamaz. Ama insanlar cahil olduklarını da bilmiyor. Çünkü cahil olmayan bir insan boyun eğmek yerine sorgular. Yöneticiler kendisinin 10-15 katı maaş alırken ve de başa geçmeden önce sıfırken, sonrasında trilyoner olurken; insan kendisinin açlık sınırının altında yaşamasına şükür diyorsa, yaşasın kral diyorsa; bu gerçekten sağlıklı bir durum değil. Siyaset iktidar olup cebini doldurmak yeri değil, tam tersi toplumun refah durumu yükseltmek için talip olunan bir yer. Niye hayır diyemiyorsunuz ki, niye itiraz edemiyorsunuz ki? Korkunuz ne? Dünyanın bir çok ülkesi çok kısa sürelerde refah düzeyi yüksek toplumlara dönüşürken, insanın barınma yani ev ve beslenme güvencesinin bile olmamasının ve buna eyvallah demesinin akıl ve mantıkla hiç alakası yok. Tabi onlara sorsan bizi kıskanıyorlardır, bütün dünya bizi kıskanıyordur. İktidarların en büyük afyonu din elden gidiyor, vatan elden gidiyor, aile ve ahlak elden gidiyor yaygarasıdır. Oysa insanlar sağlıklı beslenemedikleri için beden ve kafa sağlığı bile olmayan bireylere dönüşmüşler. Nasıl sağlıklı beslenebiliriz diye düşünmemiz gerekirken, bari ekmek pahalanmasa diye dua ediyoruz. Aslında istenilen durum tam da bu; daha kötüsü olacak diye insanlar hallerine şükrettiriliyorlar. İnsanlar kötü yaşama alıştılıyorlar ve yavaş yavaş her geçen gün bile isteye kötüye götürülüyorlar. Çünkü insanlar iyi yaşarlarsa, itiraz ederler. Dolayısıyla insanlar daha iyi yaşama umudu ve daha kötüsü olmasın diye şükrettirilerek ömürlerini tüketip gidiyorlar. Bazıları saraylarda yaşarken, bazıları barakalarda yaşamıyor bile, sadece ömürlerini tüketiyorlar. Oysa her insan kendisine yetebilecek kadar üretiyor ama onlar sadece birer köle muamelesi görüyor, yöneticiler de günlerini gün ediyor. İnsanlar o kadar cahiller ki, destekledikleri sistemin kendilerini zerre kadar bile düşünmediğini, kendilerine birer köle gözüyle baktığını göremiyor. İnsanlar ömürlerini kirada geçiriyor ya da ev taksidi ödeyerek. Sonra bir bakmışsın, yemek yiyecek diş kalmamış ağızlarında, yürüyemiyorlar bile. Ama gene de yaşasın kral demekten vazgeçmiyorlar. 

1 ABD Doları eşittir

24,70 Türk Lirası

Ne tuhaf değil mi; 22 senedir Türkiye'de ekonomi ve demokrasi her geçen gün daha kötüye gidiyor ve buna rağmen iktidar ve seçmen bu kötü gidişatta ısrar ediyor. Burada bir yönetememe ve yanlış seçme durumu söz konusu ve bunun görmezlikten gelinmesi, bu kötü gidişatın artık kanıksanması ve normal olarak algılanmasıyla alakalı olsa gerek.

Hayatta hiç sevmediğim şey insanların trip yapmasıdır. Akıl sağlığınız yerindeyse ve konusma yetiniz varsa, havalara girmek ve sorun yaratmak niye? İşiniz düşünce konuşmak, istediğiniz olmayınca falan kibirlenmek bana çocukça geliyor. Bi' kendinize gelin yaa. 3 günlük dünyada kimse sizi çekmek zorunda değil.