6 Temmuz 2026 Pazartesi

Temmuz 2026 facebook - Instagram notlarım

 Bir ülke düşünün, bakalım tahmin edebilkecek misiniz; ben bir şey söylemeyeyim adı konusunda; direkt hakaret olarak algılanabilir çünkü. İşte o ülkede hiçbir iş tam zamanında yapılmaz, verilen sözler zamanında yerine getirilmez ve o ülkede hiçbir şeyin standardı yoktur, herkes kendi kafasına göre takılır. Dolayısıyla bir iş yaptırmaya başladığın zaman; acaba ne zaman yapılır, acaba doğru dürüst yapılır mı, kandırılır mıyım, dolandırılır mıyım, hatta hakarete ve saldırıya maruz kalır mıyım diye paronaya başlar siparişten hemen sonra. Beklemeye başlarsın, beklersin, beklersin, beklersin... Çünkü o ülkede iş yapmak, karşı tarafının parasını cebine indirmekten ibarettir. Asla müşterinin memnuniyeti, psikolojisi, zamanının çalınıp çalınmaması, vesairesi göz önünde bulundurulmaz. Hep kazıklama vardır; pazarlık ne demektir biliyor musunuz; kazıklamadır. Kampanya ne demektir biliyor musunuz; güvensizliktir. Çünkü kampanya ürün ya çürüktür, ya tarihi geçmiştir, ya defoludur; mutlaka bir bit yeniği vardır. İşte böyle bir ülkede güvenli bir şekilde gözü kapalı alış veriş yapmak çok büyük risktir. Bunun adı nedir biliyor musunuz; hırsızlık! 

Herkesin ritüelleri vardır kendilerini tatmin eden, kendilerine huzur veren, gerçekleştiridiği zaman mutlu olduğu. Bu dünya herkesindir. Açıkça dogmatik heteroseksüellerin değildir bu dünya. Açıkça söyleyeyim; sizin kitabınıza uymayan eşcinsellerin de dünyasıdır bu dünya. Eşcinseller de insandır. Hatta stadardın üzerinde duyarlılığa sahip insanlardır. Onların da herkes gibi temel ihtiyaçları vardır. Yeme içme, uyku, barınma, eğitim, iş, sevgi, saygı, cinsellik, sosyallik, toplumsal varoluş vesaire gibi. Ve herkes kadar eşit yaşama haklarına sahiptir. Senin karşı cinsi sevmen, seni eşcinsellerden zerre kadar üstün kılmaz. Oysa gücü elinde bulunduran bir kesim, bilimsel ve doğal gerçekliği olmayan dayanaklar üzerinden bir yaşam biçimi dayatmaktadır herkese. Ne dayattıkları yaşam biçiminin bir gerçekliği vardır, ne de çoğunun yaşam biçimini karşılayabilmektedir. Zaten amaçları, sadece çıkarları üzerine kurulan  yaşam biçimlerini kaybetmemek adına, bunu-diğerlerine layık gördükleri yaşam biçimini insanlara dikte etmektir; insanları mutlu etmek gibi dertleri yoktur asla. İnsan hakları, eşitlik, özgürlük, demokresi gibi dertleri yoktur asla. Boş şeyler kuts@l olabilyorken onlar için, insanların insanca yaşam hakları suçmuş gibi ellerindne alınabiliyor... Kutsalın da bir açıklamasını yapalım isterseniz; kutsal denilen şey bazıları için bilimsel gerçekliği olmayan dogmatik şeylerdir, genellikle öyledir, hatta reel şeylere kutsal denilince suç işlemiş muamelesi bile görebilrsin, çünkü onlara göre kutsal olan şey bilinmez olan şeylerdir, bilinmez şeyler de asla tartışması bile yapılamayacak kutsal şeylerdir. Niye, niye tartışmayayaım; ben aptal mıyım? İşte bazıları için de kutsal denilen şey, daha gerçekçi şeylerdi; insan yaşamına dokunan, insan yaşamını iyileştiren şeyler daha kutsaldır.... 

Summer boy'dan yaz kombini... Tişört, kot şort, çanta ve ayakkabı çöpten, öyle ama gerçekten, şapka hediye Melike'den, her şey sokak kedileri için cepten!

Yapay zeka beni öldürmüş ne yazık ki...

Ben gemileri çoktan yaktım ve gittim. Sizler sadece silüetimi görüyorsunuz ben zannettiğiniz.

İnancım sadece doğaya, ibadetim de doğaya faydalı olmak... 

Alakasız şarkılar alakasız yemekler serimizde bugün puro böreği var. Ezine peynirle sardığımız hazır yufkaların üstüne çırptığımız bir yumurtayı döküp kızarttık. Biber, zeytin ve domatesle sunum yaptık. Afiyet olsun. İlk defa yapıyorum böyle bir böreği...

Not: Fotoğrafını çekip paylaşım yapmadan önce yaptığım böeği tatmamıştım. Tattıktan sonra kendi kendime "Sen manyak mısın, şaka mısın Halil?" dedim. "Nasıl başarabiliyorsun bunu her seferinde? Senin hamurun neyle karıldı? Sen aşk çocuğu musun, lezzetin son noktası mı?"

Ezine peynirli, üzeri yumurtalı hazır yufkadan börek...

#börek 

Alakasız şarkılar alakasız yemekler... 





Herkesin inanç biçimi kendini bağlar. Ama her cümlenin başına tanrı ve kitabı koymak bana samimi ve sağlıklı gelmiyor. Sen tek bir tanrıya inanırsın, tanrıyı ağzından düşürmezsin ve bununla manevi bir tatmin sağlarsın ama bunu sürekli gözümüzün içine sokmanın bir manası yok. Ben de inanıyorum ama dogmatizme değil; oksijen almamı sağlayan doğaya inanıyorum, evrene inanıyorum, simülasyon veya değil orası farketmez ama benim yaşamaya dair hislerimin oluşmasını sağlıyor ama benimki kuru kuru bir inanç değil; varoluşumu sağlayan doğaya karşı sevgi, saygı, dürstlük, vicdan, merhamet, empati, anlayış, çevreye faydalı olmak gibi erdemli ilkelerle icraat içersinde bunu hayata geçirerek manevi olarak tatmin olmaya çalışıyorum. Sen istediğin kadar har lafının başında tanrıyı ağzına al ama sokaktaki kediye bile bir kap su vermiyorsan, bunun ne önemi olabilir ki maneviyat dünyasında... Adamların milyonlarca liralık serveti var ve ölüm döşeğinde bile hala hesabını kabartmayı düşünüyor; bunu bilim, sanat, çevre, faydacılık gibi alanlarda hiç kullanmıyor. Ama ben açlık sınırının altında bir emekli maaşı alıyorum ve bunun Üçte İkisini sokak hayvanlarına harcıyorum; sizce kimin inancı makbule geçer. Hayata, topluma, bu dünyaya faydası olmayanın sadece sözlü ibadetini ben yetersiz buluyorum. Tamam, kişiler kendi inançları çevresinde mutlu olabilirler, kimsenin inanç biçimine de lafım yok ama eğer aklı olan ve de konuşan bir canlı olarak insnsak, bencil olmak yerine elimizi taşın altına koymalı, sorumluluk almalı ve bir şeylere, bir yerlere faydalı olmalıyız... Bu yazımdan, gerçekten herkesin inanç biçimine bir gönderme mesajı çıkartılmasın; sevgi ve saygı ilkesi içersinde, herkesin maneviyatı kendisini ilgilendirir. Ama herkesin maneviyatı benim maneviyatıma zarar veriyorsa, orada dur derim...

12 yaşındaki Windows 8 sürümlü masa üstü bilgisayarıma artık çalışmadığı ve de yeni sürümleri artık kaldıramadığı için veda ettim. Teşekkürler ve hoşçakal aşkım... Tabi yeni masa üstü bilgisayarımdan çalışmalara devam... #computer #masaüstübilgisayar 


6
Kararlıyım 5 kilo verip 73'e düşmeye. Bu bir yemekndeğil, irade paylaşımı. Bugünkü ilk, tek ve son öğünüm. Ezine peynirli, üstü yumurtalı Yörük böreği...


Pamukgiller ailesini parka atmışlar. Bir arkadaşımız geçici olarak bakıyor. Sahiplenilmeyi ve yardımlarınızı bekliyorlar... #catfamilly

Haziran 2026 facebook - Instagram notlarım

 28 Haziran

2015 #gaypride Bugün eşcinsel hak mücadelesinin Amerika'daki başlayışının 57. yılı. Aynı ay ve yılda doğmuşum.

10 yıl önce ben. Şu fotoğrafı da şuraya koyalım da dijital dünyaya kaydolsun... Evet ne gözlük benim, ne de gözlük takarım. Çünkü gözlerimdeki ışığın perdelenmesini asla istemem. Hayatı gören gözlerdir, insnaı da anlatan bakışları. Ben de gözleriyle varolan insnalardanım. Bu seferlik böyle oldu işte... 

BENİ BİLİP DE EŞCİNSEL OLDUĞUMU BİLMEYEN VAR MI?

10 yıl önceden bir kare. Çeken Kaya. Bir Gay Onur Yürüyüşü sonrası bir mekanda toplanmış, sohbet edip keyifli anlar yaşamıştk. O günlerden geirie ne dostluk kaldı, ne de özgürlük mücadeleis adına bir başarı kazanıldı. Belki sistemi değiştiremeyecek bir çabaydı, belki de toplananların asıl amacı sadece toplanmaktı. Belki sadeceherkes o an içindeki özgürlük kıvılcımına bir tatmin sağladı anlık olarak. Çünkü mücadele denilen şey, gerçek anlamda belli günlerde veya toplanarak yapılan şeyden çok, bunu hergün hayatımızın içinde sergileyebilmektir; en yakınımzdakilere, eşimize, dostumuza, akrabamıza, sokağımıza, nahallemize, yaşadığımız çevreye. Gerçek mücadele, "O eşcinsel dedirtebilmektir; amacımız eğer eşcinsel olarak yaşamaksa. Sen tek başına cinsel kimliğinin arkasında duramıyorsan, bir gün veya bir saat için özgüvenli bir kalabalık oluşturarak, en fazla birikmiş gazını boşaltabilrsin. 57 yıldır eşcinselim ama eşcinsel mücadelenin ülkemizde filizlenmeye başladığı ve benim askerliğimin bitişine tekabül eden 90'ların ilk çeyreğinden beri, 35 yıldır parmakla gösterilen bir eşcinselim. Beni bilip de eşcinsel olduğumu bilmeyen var mı? Varsa, bilmezlikten geldiğiniz için bu sizin ne kadar homofobik olduğunuzu gösterir. Evet gurur duyuyorum eşcinselliğimle. İyi ki de eşcinsel doğmuşum. Çünkü şu hayatta bana en çok eşcinselliğim yakıştı!

25

Şarkılar başka söylüyor, yemekler başka. Bu da İtalyanca kapak olsun. Evet aslında bir makarna restoranı açmayı düşünmedim değil ama insanlarla uğraşamam... 




24

Bugün 24 Haziran 2026. Bloğuma yazı yazmaya ara vereli tam 3 sene olmuş. Facebook'ta paylaştığım notları bloğum aktarmaya başladım. 3 yıl önce, yani 2023 Haziran'ında, 29 haziran 2023'te eşcinsel hakları mücadele ruhum hala çok diriymiş ki, Onur Ayında bu ruhu yaşatmak için İncilipınar Parkında gökkuşağı bayrağımı açmışım. Blog yazılarıma başlamak, en azında facebook'tan aktarmaya bu şekilde başlamak da tesadüften daha başka anlamlar taşıyor benim için... Biraz daha toparlanmam gerekitğine dair bir mesaj olarak alıyorum bu tesadüfi durumu... 

Kimseye karşı kötü duygum kalmaz içimde, çünkü o yükü taşıyamam ama beni sevmeyeni saymayanı da sevip sayamam!

Yarın belki yok. Para pul, mal mülk her şey yalan. Gerçek olan tek şey; gitmeden önce bu dünyaya faydalı olmak...

23

Yoğurtlu patates püresi. Haşladığımız patatesleri çatalla püre haline getiriyoruz. Üzerine 2 kaşık yoğurt, biraz da soğan ve yeşil biber koyup karıştırıyoruz. Yumurta ve zeytinle servis ediyoruz. Yanında da çay...


Çocuklara ağaçların kesilmemesi, çiçeklerin kopartılmaması, hayvanların öldürülmemesi, eşcinsellerin ötekileştirilmemesinin öğretilmediği, bilimin-bilginin değil de dogmatizmin öncelikli olduğu bir toplumdan aydınlık gelecek bekleyemeyiz. Nokta. Çünkü doğa ve gerçek bilgi her şey demektir; gerisi kültürel varoluşlardır; olmaması çok şey değilştirmez. Ağaç, çiçek, böcek, eşcinsel..; kısaca doğa, doğaya saygı; asla şaşılmaması gereken tek doğru! Sanat ise insanlığı terbiye eden en yüksek eğitim mertebesi! 

Bugün de 2 saat tenis oynayarak ömrüme ömür kattım. Ömür biriktirip, sonra onları kedilere veriyorum daha uzun yaşamaları için...

22

#mercimekçorbası

Yeme alışkanlığını değiştirmeyerek hiçbir rejim kilo verdirmiyor. Biliyorum dozunda tüketilmediği takdirde çorba bile masum değil bu konuda. Ama en azında sağlığımız için tek düze beslenmekten kurtulmak amacıyla beslenme düzenimizi değişik gıdalarla çeşitlendirmeliyiz. Mercimek çorbasının tarifine gelirsek... Haaa bu arada artık her yemeği düdüklü tencerede 3-5 dakikada veya 5-10 dakikada, bilemedin 15 dakikada hallederek zamandan ve enerjiden tasarruf etmiş oluyoruz. Benim gibi tüp gaz kullananlar için çok büyük avantaj. Evet tarif demiştim. Kendi lafımın arasına girmeyi bile çok seviyorum bir İkizler olarak; çünkü açılan paranetezler gerekli ve faydalı bilgiler ihtiva edebiliyor. Bir de bildiğimi paylaşmayı çok seviyorum, elimde değil. Bu dünyaya geliş amacım zaten bilgi yaymakmış. Evet tarife gelelim... Bir bardak mercimeği içine soğan, yeşil biber, tuz, yağ ve 1,5 litre su ilave ederek, düdük ötmeye başladıktan sonra tencerenin mandalını kapatıp 15 dakika kısık ateşte pişiriyoruz. Bu kadar. Benim blendırım falan yok zaten, düdüklü tencere hallettiği için, buna da ihtiyaç yok ayrıca. Bazıları posasını falan ayırıyor ya mercimek çorbasının; yemekler posasıyla daha sağlıklıdır unutmayın. Afiyet olsun.

21

Yeni taşınan komşu Beş yıl boyunca kapı komşusundan kek yapmak için şeker ister ve ve her seferide de kabı geri kekle doldurarak teslim eder. Bir gün kapı çalınmaz şeker için. Çünkü şeker isteyen kadın ölmüştür ve şeker veren kadın kapısında bir zarf bulur. "Beş yıl boyunca bana katlandığın için teşekkür ederim. Seninle diyalog kurmak için şeker istemek bir bahaneydi." notu vardır içinde. Şeker veren kadın da bunun bir oyun olduğunu biliyordur; şeker isteyen kadını bir keresinde marketten İki torba şekerle dönerken görmüştür zaten. Yani karşılıklı bir oyun oynamışlardır şeker bahane dostluk şahane anlamında... 

20

Türkiye futbalda elenmiş mi; hemde Paraguay'a. Paraguay mı? O da neresi? 300 yıl İspanyol sömürgesi olmuş 6 milyonluk bir ülke. Sonrasında Hristiyanlığı seçmişler.

Lafı tam gediğine koymanın zamanı. Yerinde ve zamanında konuşmak gerek her zaman. Bkz. bizde spor ne demektir; gazetelerin spor sayfasına baktığımızda, sadece fıtbol görüyoruz. TV'nin spor programlarına baktığımızda, hep futbol. Bir de her kanalda, saatlerce ve günlerce bunun kritiği yapılıyor. Oysa altı üstü 20 kişi top peşinde koşuyor, 2 de file bekçisi var. İyi olan kazanıyor; neyin kritiği bu; ne demişler, futbol günümüzde kitlelerin yeni afyonu; özellikle gelişmemiş-modernleşememiş toplumların. Bir de o kadar yatırım yapıyorlar, bir de herkes çocuğunu topçu yapmak istiyor. Oysa branşların alt yapısı atletizmdir. Atletizmin olmadığı hiçbir branş başarılı olunamaz. Ama futbolda kimsenin derdi spor değil ki; kazanmak, ve de futbolcuların da amacı para ve şöhret. Hele o futbolcular kendilerini bir popstar gibi görüyorlar falan ya; bi' gülesim geliyor. Ben neden tanımıyorum bu şöhretleri; bir çok branşta sporcuları tanımama rağmen. Futbol dünyası kendi kendine bir havalara giriyor; durum bundan ibaret.

Eğer spor denilince sadece futbol akla gelirse, bütün yatırımlar oraya yapılırsa, sporda başarılı olamayız. Bu da 86 Milyonluk bir ülke adına çok kötü bir imaj. Dünya Şampiyonalarında, Olimpiyatlarda neden altın madalya yerine nal topluyoruz dersiniz? Spor denilince sadece futbola önem verildiği için. Egolar, kazanma hırsları da dolayısıyla bu kitlesel oyuna bel bağlıyuor; başarısız olunca da hezimet etkisi yıkıcı oluyor kaçınılmaz olarak. Oysa hırslarımızı diğer branşlara da pay etsek, diğer branşlara da yatırım yapılsa ve uluslararası arenada diğer branşlarda da başarı kazanılsa; hem daha vizyonel bir sportif anlayışımız olur-holigan bir spor kafasında kurtulmuş oluruz, hem de ülkemizin imajı düzelir, dolayısıyla spor da genel anlamda gelişmiş olur. Burada en büyük görev devlete düşüyor, spor klüplerine düşüyor. Ama ne devlet ve toplumunun spor anlayışı gerçek anlamda bir spor anlayışı, ne de spor klüplerinin spor anlayışı gerçek anlamda bir spor anlayışı. Okullarda, parklarda herkes futbol oynuyor, spor kulüpleri Fenerbahçe dışında sadece futbola para harcıyor. Başka branşlara teşvik edilmiyor çocuklar. Çünkü spor anlayışı ülkemizde para ve şöhret; atletizm değil. Hatta hala ülkemizde kadın sporcuya bile sıcak gözle bakılmıyor. Hala Filenin Sultanlarının kazandığı başarıyı değil de giydiği taytı veya kollarının açıklığını konuşuyoruz. Bazı şehirlerde sırf bu yüzden voleybolda kadın branşları kapandı.

Aslında sadece spor değil, her alanda varoluş toplumun ve yönetim sistmelerinin konulara bakış açılarıyla alakalı, yaşam biçimleriyle alakalı, kültürel yapıyla alakalı, sosyo ekonmiyle alakalı... Kısaca biz gelişmiş, ileri, modern bir toplum değiliz ki, sporda etimiz butumuz ne olsun. Dünya sıralamasında 1 numaraya yükseldiğimiz tek branş kadın voleybolu oldu, o da bireysel bir başarı sayılır. Sporcuların-voleybolcuların çalışma ve azmi, dolayısıyla dünya çapında etki yapınca bundan nemalanmaya çalışan yatırımcıların etkisi, dolayısıyla popüler olunca çocukların bu spora ilgisinin artması, ailelerin teşviki vesaire... Ama gene de resmi ve toplumsal anlamda hakettiği değeri görmüyor. Futbolcular krallar gibi yaşatılırken, 2 metrelik kızlara daracık koltuklarda ekonomik bölümde yolculuk yaptırılıyor uluslararası deplasmanlara giderlerken... Şu anda "voleybolda uluslararası lig şampiyonası" var ama herkesin gözü Sıfır puanlı elenen futbol takımında. O yüzden ben futbol takımının elenmesine falan zerre üzülmüyorum; hatta seviniyorum artık böyle bir spor anlayışından kurtulunması için. Mesela Zeynep Sönmez teniste iyi bir yükselişe geçti ama tenis severler dışında kim biliyor bu durumu? Sırıkla yüksek atlamada Ersu Şaşma'yı kim biliyor, okçuluktaki Mete Gazoz'u kim biliyor(Utanmadan bir de Olimpiyat Şampiyonu bir sporcuyla dalga geçenler var; çünkü onların kapasitesini aşıyor)... 

Doğru okuma yapabilmek için önce doğayı okumak, öğrenmek ve anlamak gerekir. Yoksa alfabeyi sokmeden birilerinin kafasına göre-dediklerine göre okuma yapıyormuş gibi yapar, hayatın gerçeklerini atlamış olur ve hiçbir şeyi doğru bölmeden yaşarsınız..

KEDİLER YAŞAMAYA VE DE S*ÇMAYA DEVAM EDECEKLER; BAŞKA ÇAREMİZ YOK! 

İnsanların sokakta veya evlerinin etrafında kedi istememelerinin sebebi, kedilerin s*çıp ortalığı kirletmesiymiş. Ne yapsın peki bu hayvanlar? İçlerinde tutup kurtlanıp soyları mı tükensin? Kediler için bir tuvalet sistemi mi yaptınız? Kediler altın(gold) sıçsaydı, o zaman yatağınıza bile s*çırırdınız değil mi? Bakın, bu dünya sizin değil ve hayvanlar, bitkiler de bu doğanın ana unsuru, insan türü de nokta kadar küçük bir parçası. Öyle tanrı insanları yarattı, hayvanları bitkileri de onların hizmetine sundu diye bir durum yok. Bakınız, kedilerin dışkılama sistemi, doğa sisteminin olağan bir parçasıdır. Bunun tersini düşünmek, resmen akılsızlıktır. Siz de s*çmayın o zaman!!! Dünyayı tapulayıp insan türünün kendi üstüne geçirmesi de akılsızlıktır. Bakınız, hayvan ve bitki sistemi, yani doğanın ta kendisi olmazsa, insan türü olmaz; oksijensizlikten boom diye 10 saniyede yok olur. Size oksijeni bir yerlerden nakil etmiyorlar, ilahi bir güç göndermiyor size oksijeni. Anlayabilyor musunuz, anlamak istemiyor musunuz? Okuyun ya, biraz okuyun da bilgilenin ve sa*ma sapan hareket etmeyin. Siz ilkokulda bile fotosentez diye bir kavramla karşılaşmadınız mı? Ben, kediler sağlıklı bir şekilde dışkıladığı zaman aferin benim yavrum diye mutlu oluyorum. Çünkü doğa sistemi çalışıyor demektir bu!

Ben sosyal medyada hesap kilitlemeyi falan anlayamıyorum; neyinizi saklıyorsunuz ki?

Bazı hesapların hiç profil resimlerinin, hiç paylaşımlarının, hiç kendilerine dair bilgilerinin olmaması ve arkadaşlık teklifi göndermeleri, onların sahte olduğunu gösteriyor. Amaçları ne acaba?

Dünyanın genellikle vicdansız olduğunu nereden anlayabiliriz; insanların bencilliğinden. Rahat olarak yaşayanların hakettiklerine mi inanıyorsunuz; kötü koşullarda yaşayanların, yaşam mücadelesi vermeyen vasıfsız insanlar olduğunu mu sanıyorsunuz? Akıl yok bu dünyada, dolayısıyla merhamet-vicdan yok. Dürüstlük yok, dolayısıyla adalet yok. Sonra bir de diğerlerinin kötü koşullarda yaşamayı hakettiklerini savunuyorlar. Onlara göre de gücü ele geçirip adaletsizce yaşamak mübah. Çünkü onlar da bir basamak daha yükselince aynısını yapacaklar. Altta kalan kimsenin umrunda değil. Bir de insanlıktan bahsediyorlar. Pardon hangi insanlık; sizin hayatlarınız çalındıysa, siz de hala başkalarının hayatlarını çalmaya devam ediyorsunuz; eleştirdiklerinizden yok farkınız. Siz de bencilsiniz, siz de paylaşmıyorsunuz, siz de "hepbanacı"sınız, siz de unutuyorsunuz bir gün böceklere yem olup toprağa humus olarak karışacağınızı; bunun ötesi yok, mantıklı olun biraz! Ölmeden önce vicdan biriktirin, bilgi biriktirin, minnet biriktirin, iyilik biriktirin; oysa yarın öldüğünüzde şu kadar parası vardı, mal varlığı vardı dedirtmek daha çok hoşunuza gidiyor değil mi? Onun bir kütüphanesi vardı denilse sizi mutlu etmez değil mi? Hayvanları yaşarken bile sevmediniz, ölünce hayvanları çok severdi denilse kaç yazar değil mi sizin için? İşte böyle bir dünya! Başka dünyalar yok, başka dünyaların insanı var bu dünyada; bu dünyanın insanı olamayan, olamadan ölüp giden. Çok yazık, çoook! 

19

İnşaat halindeki yan apartman tamamlandı ve apt. sakinleri taşınmaya başladı. Yemek kuryesi eksik olmuyor. Mutfaklar boşa yapılmış! Zenginler diye sevinsel mi, tembeller diye üzülsek mi? Aklımdan geçmiyor değil; ev yemkleri yapıp satsam mı acaba? Yok yok, herkesin tavrını çekemiyorken, bir de boğazının kahrını mı çekeceğim?

Arkadaşım bezelye hediye etti, 5 gün 5 çeşit bezelyeli yemek yaptım.





Normal pişirme şekline göre pilavın kıvamını bir türlü tutturamayan ben, düdüklü tencerede 5 dakikada mükemmele ulaştı. İçi bezelyeli, domatesli ve biberli ucuz kırık pirinci ıslamadan İki kat su ile düdüklü tencerede 5 dakika pişirip servis ettim. Afiyet olsun... Not: Bezelyeler, önceden düdüklüde 15 dakikada haşlanmış bezelyelerden.... 


#summerrain #yazyağmuru


17

Benim de kırmızı çizgilerim var elbet...

Bezelyeli patates püresi...


Patatesli bezelye veya bezelyeli patates püresi... İçinde ise soğan, yeşil biber ve tabiki de sıvı yağ ve de zeytinle servis. Lezzeti ise en üst seviyeden... Afiyet olsun...

Zavallılar!

16

Bezelyekeri 20 dk. düdüklüde haşladım. Susuz olarak bir kaba koyup üzerine sıvı yağ döktüm. Sarmısaklı yoğurdun içine koyup karıştırdım. Haşlanmış yumurta ve zeytin ile servis ettim. Yanında da marul-domates-salatalık-biber-sögandan oluşan karışık salata... 

Monica'nın hikayesi bitti...

Onu araba kaportasından itfaiye yardımıyla çıkartıp ailemize dahil olduğu tarih 15 Aralık 2023'tü. Tedavi gördü, kısırlaştırıldı ve özgürlüğü seçtiği için evin etrafında yaşıyordu. Bu gece bizim evin çöpünde kokmuş cesedini buldum. Büyük ihtimal araba çarptı ama neden yol üzerinde değildi ve günler öncesinden ölmüş ki cesedi kokuşmuş ve niye bizim evin çöpünde. Araba çarptıktan sonra sanırım ölmedi, bir kenara çekildi ve orada öldü. Sonra da birileri bulup çöpe attı...

Gerçek anlamda vicdanı olmayanlar vicdanın de demek olduğunu bilmezler ve onlara vicdanı anlatamazsın. Onlar için bir hayvanın ölmesinin bir anlamı yoktur. Onlar için bir hayvanın ölmesine üzülenler tedaviliktir. Onlar için bu insanlar suçlu bile sayılabilirler ve cezalandırılmalıdır; Bir ikdr şkşkcsı öyle söylemiş ya: "Tedavi edilmeli ve gerekirse cezalandırılmalı!"

Vicdan ile akıl paraleldir. Aklı olmayanın vicdanı da olmaz. Yoksa daha duyarlı, daha anlayışlı, daha eşitlikçi, daha adil, vs. bir düny olurdu...

Onun oyalandığı kapımın önünde oturdum, üzüldüm, konuştum kendi kendime... Kolay değil, hiç kolay değil... Her bir çocuğumun kaybı, canımdan can götürüyor. Gene uyuştu sol elim, sol kolum... Ahhh! 

15

#fotoğraf ve #müzik benim için en öncelikli...

14

Şarkılar başka söyler, ben başka moddayım. Hiç kimse beni, benim kadar sevemez; ben de hiç kimseyi kendimi sevdigim kadar sevemem. Aşk denilen şey hevesin geçinceye kadar tatmin edilen libidik bir şeydir. Ne kimseye aşık olurum, ne kimseyi özlerim; huyum kurusun ama bu huyumu çok seviyorum. Çünkü benim kendimle meşgalemden, başkalarına ayıracak hiç vaktim olmuyor. Ve kimseyi de hayatımda yük olarak taşıyamam. Benim hayatım ekonomik sepet gibi; aşk da % 1'lik falan bir şey. Doğa ve sanat en önceliklisi hayatımın...

Kombin: Şapka arkadaşımdan, tişört İranlı mülteci arkadaşımdan, fermuarlı kolsuz kapşonlu sweatshirt'üm çöpten, altta görülmeyen bordo pantolonum çöpten, siyah lastik spor ayakkabım çöpten, mjni askılı çantam çöpten, üzerimdeki hiçbir şeye para vermedim anlayacağınız... 

13

Yumurtalı kabağın anatomisi... #yumurtalıkabak




Bu ülkede insanların aşamadıkları en büyük özellikleri, bencilliklerinden vazgeçememeleri. Bunun sebebi ise, bu bencilliklerinin uzun vadede kendilerine zarar vereceğini düşünemedikleri bilinçsizlikleri. Bir insan neden bilinçsizdir peki; kapasitesizdir ve kapasitesini arttırıcı bilgilerle kendini donanımlamamasından dolayı. 9 çeşit zeka vardır. Bir insan sayısal ile üniversite kazanıp mezun olabiir ama zekanın sözeli-dilseli var, görseli var, akıl ve mantığı var, el becerisi zekası var, ritim zekası var, içsel zekası var, doğacı zekası var, varoluşsal yani sorgulayıcı felsefi zekası var. Eğer siz yapınızdaki bu zeka çeşitlerini bezlemezseniz; kendinizi geliştiremezsiniz, donanımlayamazsınız, dolayısıyla üstün olmak için bencillik yapmak zorunda kalabilrsiniz, egolarınız yüksek olur, hileye hurdaya çok başvurabilrsiniz, anlaşyıştan hoşgörüden uzak kalırsınız, duyarsızlık baş gösterir, acımasızlık baş gösterir... O yüzden doğaya çıkıp yürümek gerek, bir hayvanın başını okşamak-gerekirse ona hayat vermek gerekir, müzik dinlemek gerekir, fotoğraf çekmek, dans etmek, bisiklete binmek, film izlemek, kitap okumak, her gün birkaç bilgi kırıntısı sokmak gerekir kafamıza, faydacı olmak gerekir birilerine ve bir şeykere, dokunmak gerekir hayatın yaralarına iyişleştirmek için... 

11

Doğa vicdanını, merhametini koymuş yüreğime; daha ne isteyebilirim ki?

Ayrımcılığı, baskıyı, zorbalığı kaldıramayan psikolojiler vardır hayattan vazgeçen. Kenimde en çok sevdiğim taraf, bu konuda çok güçlü oluşumdur. Karşıma kim çıksa, öleceğimi de bilsem, haklarım konusunda asla taviz vermem, asla birilerinin beni üzmesine izin vermem, bütün dünyayı karşıma alır, yeni bir dünya kurarım. Ben asla kaybetmem, asıl beni kaybederler. Çünkü hiç kimsenin benden üstün bir tarafı yok ki; neyi benden daha iyi yapıyorlar, benden ne artı özellikleri var; varsa da kendilerine; bana ne! Herkes haddini bilmeli, bilmeyene de bildirmeli. Gerçekten mikr*p insan çok bu dünyada dezenfekte edilmesi gereken. Hiç alttan almayın, hiç taviz vermeyin. Çünkü onlar hayatta hiçbir şey olamamış ve olamayacak zavallı karaktersizler. 

Kilo vermeye değil, kilolu değilim çünkü, göbeğimi eritmeye hevesleniyorum, boğazımı da tutuyorum, tutabiliyorum çünkü, sporla kalori açığı da oluşturuyorum, sonra pat diye baygınlık geçiriyorum, sonra oturup 1,5 kilo dondurma yiyiyorum... 

10

HAZİRAN 1969; DOĞUM HATASI MIYIM, EVRENİN PROJESİ Mİ?

Bugün benim doğum günümmüş. Kutlamıyorum; Sosyal medya hatırlatıyor sadece. Ben hangi yedek kontenjandan geldim dünyaya acaba? Çünkü anam beni düşürmek için çok çaba sarfetmiş. Abim çok ağlıyorum diye boğazımı sıkmış ölm*m için. Gelen vurmuş, giden vurmuş sevmedikleri için. Yanlışlıkla mı geldim acaba dünyaya? Hayatımın sonuna yaklaşıyorum; hala uyum sağlayamıyorum bu dünyaya. Bugün bile insanlar beni sinirlendirmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Yaa, ben kimseye bir şey yapmıyorum... Sabah kalktım, parktaki kedilere mama dağıtmaya çıktım ama gene bir "takoz" ayağıma takıldı. Oysa hemen dakikalar öncesinde Hollandalı Hatice'yle karşılaşmıştık yıllar öncesinden badmintondan tanıştığım. Siması yabancı gelmemişti bana merhana "Kandok abi" diyince ama sonrasında hatırladım. Kandok abi; ne güzel bir sıfat. İnsanın soyadıyla hitap edilmesi güzel bir şeymiş. Sabah sabah karşılaştığım çok güzel bir sözdü. Babama da Kandok derlermiş, soyadıyla hitap ederlermiş. Sonrasında takoz ile karşılaştım ve sinirlendim işte. Yanlış gezegene mi düştüm, yanlış coğrafyada mı doğdum, önceki hangi yaşamımın bedelini ödüyorum bilmiyorum veya bir ödül mü "bu hayat" bana? Aslında coğrafaya da hata yok, mevsimde hata yok; sadece kültürel bir sınavda sabrım sınanıyor sanırım.

Aslında pişman değilim hayata gelişimden; her sinirlendiğimde pişman olsam da; sanki gelip gelmemek elimdeymiş gibi. İnsanın dut mevsiminde doğup da, kara dutları her sabah yerken ellerimin mosmor dut lekesi olması kadar güzel bir şey olabilr mi? Ihlamur ağaçlarının kokusu altın da bisikletle evin yolunu tutmak; tenisten, spordan, parktaki kedilerin karnını doyurduktan sonra sokağımdaki, evimdeki kedilere gitmek kadar ne güzel olabilir ki? Yol üzerindeki kocaman çekirdekli mayhoş yeni dünya meyvesinin ağzımda bıraktığı hoşluk... Bütün kaslarımı ısıtıp gevşeten çok sevdiğim Haziran sıcağı... Yılın tam ortası; solum İlkbahar ve Kış, sağım Yaz ve Sonbahar... Bir yanımda Boğa, bir yanımda Yengeç... Yıl 1969; Haziran ayında eşcinsel hakları mücadelesi başlamış ve kazanılmış o yıl... Kendimi bazen doğum hatası görsem de, belki de evrenin bir projesiyimdir bu paralel ve meridyende yaşamam gereken... Her şeye rağmen iyi ki de hayat diyorum, iyi ki de hayattayım diyorum... 

İnançsız olduğum için, c*n, şeyt@n vesaire de çıkmıyor karşıma! Akıldan korkuyorlar sanırım!

Et yemiyorum, hayvanların öldürülmesine karşıyım ve onların korunması için tüm gelirimi onlara harcıyorum, ağaçların kesilmesine karşıyım, haram yemiyorum, hak yemiyorum, herkesin kişisel tercihlerine saygı duyuyorum, karnımı doyurmak ve bedenimi iklim koşullarından koruyacak şekilde kıyafet dışında hiçbir şekilde alış veriş yapmıyorum(Son dönemlerde çöpten giyiniyorum), evim yok-arabam yok- yazlığım yok, seyahat etmiyorum, dışarıda yemek yemiyorum(Minimalistim anlayacağınız), faydacılığa inanıyorum ve elimden geldiğince gücüm yettiğince hiç kimseden karşılık beklemeden(Çünkü elimin emeğinden karşılık almayacağıma dair kendime sözüm var) her yardım talebinde bulunana yardım ediyorum, alkol almıyorum, sigara içmiyorum, gazlı içecekler içmiyorum, dövme yaptırmıyorum, küpe takmıyorum, makyaj yapmıyorum(Çünkü kendimi direkt ifade edebilme gücüne sahip olduğum için, dolaylı şekilde ifade etme ihtiyacı hissetmiyorum, kendimle, kimliğimle-eşcinselliğimle barışığım, bu arada açık eşcinselim)vesaire... Ve ben bunları bir inanca dayanarak falan yapmıyorum, anlayacağınız inançsız biriyim, dine de inanmıyorum, Tanrı'ya da; dolayısıyla içimden geldiği şekilde yaşıyorum. Beni bu şekilde kimse yönlendirmedi, zaten içinde bulunduğumuz toplumun genel yapısı ortada ki kimse beni bu şekilde yönlendirmez. Kendimi hiçbir topluluğa, hiçbir inanca, hiçbir şeye ait hissetmiyorum. Tek inandığım şey doğa; hayvan ve bitki örtüsü; çünkü yaşamamı sağlayan, oksijen almamı sağlayan doğa. Tüm enerjim, tüm mücadelem doğa için, herkesin eşit ve özgür bir şekilde yaşaması için... Ama size sorsak siz iyi ben kötü, siz ak ben karayım değil mi? Çünkü çoğunluğa dahil değilim ve ne kadar doğru olursam olayım, çoğunluğun bir parçası olmadığım için, ben kötü olacağım sizin gözünüzde. Oysa sizler kendinizi yargılayamıyorsunuz bile, aynaya bakıp kendinizle yüzleşemiyorsunuz; çünkü gerçekler ortaya çıkacak, kimin iyi kimin kötü olduğu ortaya çıkacak değil mi? 

9

Asla toleranslı olamayacağım kavramlar... Homofobi, Yobazlık, Irkçılık, Hayvanlara karşı duyarlı olmamak, Sanat karşıtlığı, Bilim ve evrim teorisine inanmamak, Kitap okumamak-Bilimsel bilgiye yabancı kalmak, Heteroseksizm, Görgüsüzlük-Tüketicilik-Minimalist olmamak, Gelir eşitsizliği, Özgürlük karşıtlığı, Biatizm, Monarşizm, Kapalılık, Ahlakçılık, Namusun kadın üzerinden bedene ve cinselliğe indirgenmesi, Erkek iktidarı, Dogmatizm... Daha sayayım mı? Eğer bu saydıklarıma büyük çoğunluk da karşı çıkmış olsaydı, dünya cennet olurdu... Bakınız, bunlara karşı gelenlerden asla ve asla zarar gelmez; yüzde yüz fayda gelir.

8

Neden herkesin maaşı eşit olmuyor? Emekli maaşının 20 katı alanlar daha çok mu çalışmışlar?

Bu fotoğraflar 7 yıl önce anamın mevlüdünde kardeşlerimle toplu olarak biraraya geldiğim son fotoğraf. En büyük abimi Hasan'ı Korona döneminde kaybettik. Diğer büyük abim ise benden utanıyormuş ve bu yüzden insan içine çıkamıyormuş. O yüzden onu kolaja koymadım. 57 yaşındayım. Bunca yıl utanmadın da, şimdi mi utanmaya başladın demezler mi adama? Ben 7'sinde ne isem, 57'sinde de oyum. Ben bugün eşcinsel olmadım, doğduğum günden beri eşcinselim. İyiki de eşcinselim. Çünkü vicdanlı, merhametli, çevresine, hayvanlara, herkese, her şeye elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışan bir insanım. Ölümlü dünyada parayla pulla alakası olmayan biriyim. Dünyevi şeylere tapmıyorum. Ne kimsenin hakkını yedim, ne de kimseye zararım oldu. Bu saatten sonra beni seveni sever, beni sayanı sayarım. Kimseden öğünüm gelmiyor. Bana emeği geçen herkese de teşekkürlerimi sunuyor, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Ama kimseye yaranmak gibi bir derdim yok. Çünkü herkesin evi ayrı, yolu ayrı. Bugüne kadar ne gördüm de, bundan sonra ne göreceğim? Umarım söylediklerim yanlış anlaşılmaz, sözüm meclisten dışarı ama bana saygısı olmayanlara da saygı duyamam, öyle bir mecburiyetim yok çünkü. Akraba makraba hikaye, herkes yerinde sağolsun bundan sonra. Bugün varız, yarın yokuz... Artık köy de öldü benim için. Benden utananlar da, bundan sonra köye gelmeyeceğim için, gönül rahatlığıyla insan içine çıkabilir. 

Arkadaşlar bok böceğinnden uçuç böceği olmaz. Boşuna uğraşmayın, yapamazsınız. O yüzden hiçbir kötülük kaza sonucu falan değildir. Kötülük, kötü insanların karakteridir; çıkarlarına ters düşünce, işlerine gelmeyince ve de fırsatını bulunca sana darbeyi indireceklerdir. Size kötülük yapanlara da ikinci bir şansı asla vermeyin. Onlar asla sana beklediğin saygıyı, nezaketi göstermeyeceklerdir. Hamurlarında olmayınca gösteremezler ki. Ayrıca onlara fazla iyi geliyorsan, fazla dürüst, fazla mükemmel, fazla vesaire isen, bunun altında ezilmek istemeyecekleri için, sen fırsat verdiğin sürece seni üzmeye devam edeceklerdir. Gidiyorlarsa, yol ver. Gitmiyorlarsa, sen çek git. Uzaktan seyretsinler seni, uzaktan kudurt onları..! 

6

Anı olsun diye...


#10 #06 #1969

5

Aşkım!






Kurban olduklarım... Evrenim ömrümden alıp size versin... #cat #kedi

Alakasız şarkılar, alakasız yemekler... Halil'ce #bulgur


Haziran Gülü, Dünyav Çevre Günü, 10 Haziran Halil'in doğum günü...


Ben kuru kuru maneviyat anlayışını anlamsız buluyorum; birisine, bir şeylere, çevreye faydalı olmalıyım manevi tatmin için!

Yıllarca çalışıp emekli ol, sonra da açlık sınırının altında süründürül. Sonra bir de sanki ceplerinden veriyorlarmış gibi enflasyonun altında ezilen mimiminnacık zam yapıp, sadaka niyetine verdikleri emekli maaşıyla böbürleniyorlar. Kimin hakkını kime veriyorsunuz siz; o zaten benim alın terim. Salak mıyız biz, geri zekalı mıyız? Elin Avrupalısı yılda kişi başına 100 Bin Dolar alırken, bu ne? Kendiniz niye emekli maaşının 20 katı maaş alıyorsunuz? Hepimiz aynı coğrafyada yaşamıyor muyuz; üstelik bir çok şey size bevayken. Ama bunun suçlusu kim; açlık sınırının altında yaşayanların hala pirim vermesi; tuzları mı kuru, yoksa @kıl eksikliği mi var? İnsanva yaşayamadık şu dünyada; bazılarının kendi çıkarları uğruına, insnaca yaşama hakkımız eimizden alındı. Daha

Her türlü haksızlığa maruz kalıp, seslerini çıkarmayıp, her şeyi yukarıya havale eden kaderci insanlara da çok gıcık oluyorum!

Şu tür insanlara çok gıcık oluyorum. Sanki her şey normalmiş gibi çok mutlular ya...! Nasıl bir şey bu?

Selam bile vermek istemiyorum neredeyse insanların % 100'üne. Çünkü ayrı dünyaların insanıyız. Çünkü ne us var, ne de hakkaniyet!

Benim derdim üsttekilerle olamaz. Çünkü onlarla uğraşmaya ne gücüm yeter, ne de bir şeyleri değiştirebilirim. Benim derdim yanı başımdakilerle; ananmla-babamla, kardeşlerimle, akrabalarımla, sokağımla, mahallemle, yaşadığım şehirle... Çünkü üsttekilere prim veren, cesaret veren onlar. Eşitçe, özgürce, insanca yaşama hakkımı elimizden alanlar yanı başımızdakiler. Yanı başımızdakiler düzelmedikçe, üsttekiler asla düzelmezler. Yanı başımızdakiler düzelirse, ne üsttekiler orada 1 dakika durabilirler, ne de üst mercilere bir daha benzerleri çıkabilir. Toplum ne ise, üsttekiler bunun yansımasıdır. Her şey toplumun yapısıyla alakalı. Bu mesele A meselesi, B meseleri deği; toplumsal yapı meselesi. Tepedeki ne kadar mükemmel olursa olsun, toplum değişmedikçe değişen bir şey olmaz. Ancak toplumsal dönüşüm ve değişimle güzel yöneticiler ve yönetimler olabilir. Bu değişim de ancak en dibimizdekilyle başlar. Bunu anlamak çok zor değil; bir çoğunun işine gelmiyor. Çünkü alışmışlar tembelliğe ve az ile yetinmeye çünkü... 

Hayat ne kadar kısa bir simülasyon oysa... Ben kimin bilgisayar oyununun bir karakterinin acaba? Zaman küçükken çok yavaş ilerliyor. 15-20 yaşına kadar sanki 200 yıl yaşamış gibi hissediyoruz. Daha sonraki yıllar da, sanki 10 yıl 1 yıl hızıyla geçiyor, 1 yıl da 1 ay hızıyla geçiyor. Geriye kalan 20-30 yıl da, sanki 1-2, bilemedin 3 yıl gibi... Zamanın ne kadar kısa olduğunu, son yıllarında anlıyor insan kısaca.. 

Küçük ablama göre 10 Haziran, büyük ablama göre 15 Haziran doğumluyum. Ama Gaziran doğumluyum sonuçta, İkizler burcuyum da... Ben doğumluyum günü kutlamam  Toplasan 2-3'tur. Bu akşam Melike arkadaşım benim icin doğum günü kutlaması tertipledi. 6 gün öncesinden yani. Belki ölmeden önce kutlamam gerektiği içindir. Çünkü yarının bile garantisi yok. İşi garantiye almış oldum bir anlamda... 

Hayat kısa. Önemli olan güzel anılar biriktirebilmek....

4

Alakasız şarkılar, alakasız yemekler... #kabak





3

Dışarıdaki günlük rutinim tenis, parktaki ve sokağımdaki kedilerin karnını doyurmak. Evde de okumalar, güncellemeler, müzik ve kediler... Yalnızlığımla çoğalmak ve gelişmek...

2

#Atatürk ten başka hiç sevdam olmadı!