26 Haziran 2026 Cuma

Nisan 2024 facebook notlarım

30 Nisan 2024

Valla her gün yemek yapıyorum. Göbeklendim de. Ama gün gelecek bu lezzetlerden tat alamayacağım, yemek bile yiyemeyeceğim. Sonuçta manken değilim, vücudumla da görsel anlamda meslek icra etmiyorum. Her gün az yemek yiyeceğim diye söz veriyorum kendime ama bu sefer de açlıktan bayılacak gibi oluyorum. Hayatta en önemli şey sağlık gerçekten.Kendinle barışık olup hayattan keyif almak en güzeli. Biberli salçalı makarnaya ne dersiniz? #sibelegemen i de çok seviyorum. Bu görsele onun şarkısını o yüzden koydum.... 

Hiç silah satan, barış ister mi?

İlaç satan, sağlık ister mi?

Din satan, ilim ister mi?

Hırsız olan, hukuk ister mi?

29

İnanı insan yapan, sanat ve bilgidir. Çünkü sanat insanı terbiye eder, bilgi ise aydınlatır. Her gün azıcık da olsa okuyarak bir şeyler öğrenirsek, hayat daha anlamlı olur; her gün resim, fotoğrafa, olmadı doğanın renklerine bakarsak gözümüz gönlümüz açılır, müzik dinler dans edersek ruhumuz rahatlar. Herhangi bir branşta amatörce de olsa sporla uğraşmak, gideceğimiz yerlere bisikletle gitmek, yürüyüş yapmak ve sokak hayvanlarına mama dağıtmak, onların başını okşamak bize iyi gelecektir... Bunlar lüks değil... Çünkü zaman ve imkanlar konusunda o kadar sorumsuzuz ki... Doğaya dokunabilmek külfetsiz en büyük kazançtır... Açın Youtube'dan klasik müzik; dokunsun çakralarınıza Beethoven, Mozart, Schubert, Chopin, Bach...

Bugünkü menümüz, dünkünün devamı niteliğinde. Kalan haşlanmış patateslerimizi, püre haline getirip soğan ve biberle salça ilave ederek kavuruyoruz. Gene bezelye ile besleyebilir, peynir ve zeytin ile zenginleştirebilirsiniz. 

BİR EŞCİNSEL OLARAK 1 MAYIS'TA SOKAKTAYIM GENE? SİZ NEREDE OLACAKSINIZ?

Şu cümleyle çok karşılaşıyorum. "Yıllardır eşcinsel hakları için mücadele ediyorsun, neyi değiştirebildin ki? Boşver o eşcinselleri". Oysa boşver diyenler, kurtarmaya çalıştığım kendileri zaten. 55 yaşındayım ve kendimi bildim bileli açık eşcinselim ve 90'larla birlikte başlayan eşcinsel hakları mücadelesinin hep içinde oldum; Ankara ve İstanbul'daki etkinliklere ve yürüyüşlere katıldım, bulunduğum şehirde eşcinsel güç birlikteliği oluşturmaya çalıştım, yürüyüşler düzenledim, parti etkinlikleri vesaire. Heteroseksist dünyanın homofobisi kadar, eşcinsel dünyanın nankörlüğüyle de karşılaştım. Aslında homofobiyi körükleyenler, toplumun eşcinselliği bir insan hakkı olarak değil de sadece cinsel ilişkiden ibaret ahlaksızlık, sapıklık olarak görmesine sebep olanlar kimler biliyor musunuz; eşcinselliğin sadece ilişki bölümünü yaşayıp, onun dışında homofobinin olmadığı bir dünyayı savaşmadan hazır bekleyen mücadelemi basit gören, hatta beni bu yüzden deli zanneden diğer eşcinsellerden başkası değil. Yaşadığım il, milyonun üstünde nüfusu olan bir yer. Benim gibi bir İkincisi çıkmış mı acaba? Yok değil benden başka da açık eşcinsel ama onlar bile toplumsal cinsiyet odaklı LGBT'ler. Bu 1 Mayıs'ta da İşçi Bayramı'ndaki yürüyüşte gene 55 yaşında eşcinsel bir adam göreceksiniz elinde gökkuşağı bayrağıyla. Başka LGBT'ler de olacak elbet; başka memleketlerden gelmiş öğrenciler, ne bileyim toplumsal erkekliğe dokunmayacak diğer LGBTİ bireyler, ailesinin-çevresinin görmeyeceği LGBTİ'ler... Bu tür yürüyüşler, toplum baskısınının gazını çıkarttığımız deşarj aktivitesi olmaktan öteye gitmeli aslında; evden çıkarken, anne-baba-abi-abla-kardeş, ben eşcinselim ve eşcinsellerin çalışma hakları için 1 Mayıs'a katılıyorum..." diyerek gökkuşağı bayrağını kendi sokağında dalgalandırarak yola çıkmalı. Laf söyleyenlere sana ne diyebilmeli, anlayacak olanlara eşcinselliği anlatabilmeli. Bilinçli eşcinsel olabilmek çok zor bir şey değil ama önce bunun için içimizdeki homofobiyi yenmemiz gerekiyor. O gökkuşağı bayrakları içimizde dalgalanmıyorsa, sokakta LGBT'lerin birbirilerinden aldıkları cesaretle dalgalanması çok yeterli olmaz... Çünkü kendimizi önce evimizde, sokağımızda kabul ettirmezsek; bizi tanımayanlar için salladığımız bayrak, bizi öteki olmaktan kurtaramaz. Bizi görenler ne diyecek; evlerden uzak olsun diyecek gene. Ama her şeye rağmen alanlarda olabilmek Türkiye'deki homofobik eşcinseller için çok büyük adım olacaktır. Tanıdığım onca eşcinsel var; hadi 1 Mayıs'a katılalım diyemiyorum; çünkü onlar eşcinsellerin sokağa çıkmasını fuzuli olarak görüyorlar. Bırakın eşcinselliği, sisteme karşı hangi etkinliğe katılmışlar ki? Diyecekler ki, her eşcinsel, eşcinsel hakları mücadelesi vermek zorunda değil; o zaman nah eşcinsel hakları gelir bu ülkeye. Sizler de gece kuşları gibi arka sokaklarda veya 4 duvar arasında yaşarsınız eşcinselliğinizi(zaten buna da öyle koşullanmışsınız ki, bu durumu normalleştirmişsiniz), aşağılanmaya-dışlanmaya-saldırıya da maruz kalmaya devam edersiniz. Şunu unutmayın ki, eşcinsellik, sadece karanlıkta gizli olarak yapılan cinsellikten ibaret değildir. Çünkü eşcinseller, eşcinsel olarak sosyal yaşamın bir parçası olmadıkları sürece, gerçek anlamda hiçbir zaman varolamayacaklar, dolayısıyla mutlu olamayacaklardır. 

28

İçi soğanlı ve bezelyeli, üzeri zeytin ve kızarmış biberli patates püresi...

27

Tekir'im, Tekir oğluşum nasıl bir aşk bilemezsiniz...

26

#patlıcan kavurma


25

Kediler bana o kadar çok şey öğretti ki; ama en çok hayatın paylaşınca güzel olduğunu öğretti... Para biriktirmek falan çok saçma; paylaş ki, sevgiye dönüşsün. En büyük kazanç, kalbinde çoğalan merhamet ve sevgi... Sokaktan gelen Rıfkı'nın güvenle uyuyabileceği ortamı sağlayabilmek benin için o kadar büyük bir zenginlik ki...

İnsanların büyük çoğunluğu vicdansız. Çünkü evlerinin yakınlarına kedilere falan mama koyulmasına karşı çıkıyorlar. Mesela bizim binanın önüne koyduğum kedi mamasının kabını 2 defadır ters çevirip döküyorlar ve kediler yemesin diye de üzerini kapatıyorlar. Bir canlının aç kalmasını, aç kalarak ölmesini istemek falan nasıl bir insanlıktır? Bu insanları aç bıraksan gene iflah olmazlar biliyor musunuz? Çünkü sonradan insan olunmaz. Çünkü ya insan doğulur, ya da vicdansız. Halkını düşünmeyen iktidarları şimdi anlayabiliyor musunuz? 

İçinde kuru biber, yanında turşu ve soğanın çürüğü olmadan #kurufasulye mi olur ayol?

Eğer bir insana karşı patlamışsam, tepkiselleşmişsem; bunun sebebi son/tek bir olay değil; o kişinin bana karşı ayrımcı, küçümseyici, ötekileştirici, adaletsiz, insanlık dışı yaklaşımları olduğu içindir. Ona karşı noktayı koymak, üzülmemek için bir daha kesinlikle görüşmemek amacıyladır. Ve bu kişilere karşı artık kesinlikle affedici olmam; kinse kin, nefretse nefret; bana yapılan haksızlıkları asla unutmam; çünkü aptal değilim. Çünkü aptal insanlar unutur veya geçmişe sünger çeker. Ben çekemem; çünkü onurum var ve bana ters gelen, iyi niyetimi görmek istemeyen insanların hayatımda asla yeri olamaz. Çünkü dünyada milyarlarca insan var; bir toz zerreciğinin hayatımdan çıkmasının ne önemi olabilir ki... Biliyorum benim de o kişiler için bir değerim yoktur ama hayatımda bazı kişileri istemememin asıl sebebi o kişilerden çok, o kişilerin bende yarattığı pürüzdür, parazittir.

24

Bugünkü 2. tabağımız, turşulu mayonezli salçalı fiyonk makarna. Bütün menülerim, evdeki malzemeye göre; şunu yapmak için şu malzemeyi aldım diye bir şey yok. Son dönemdeki evdeki gıdalar Suna hanım ve köyden... Teşekkürlerimle... Aaa, sponsorun bile var diyebilirsiniz; fakirlik sağolsun... 

Bugünkü deneyselimiz üzeri kırmızı biber turşusu-taze fasulye-sarımsaklı yoğurtlaması...

Hayvanlar alemi... Ben de bir hayvanım...

Hadi bir vicdan testi yapalım. Hani kendinizi çok vicdanlı falan sanırsınız, bu konuda harlar gürlersiniz  yaa... Yolda giderken bir kedi sesi duyunca yüreğiniz cız edip dikkat mi kesilirsiniz sesin neden geldiğini anlamak için ve o sesi bulup konuyu neticelendirir misinz, yoksa es geçip gider misiniz? Eğer es geçip gidiyorsanız, ben sizin vicdanınıza zerre kadar bile güvenmem. Yani başınızdaki sesi duymayıp Milyonlarca kilometre ötedeki olaylara vicdan yapıyorsanız, bu vicdan değil, cahilce bir politikaya alet olmaktır. Sen ülkendeki farklılıklara öteki olarak falan bakıyorsan, senin uzaklardaki olaylara vicdan tepkin, çıkar için şov yapmaktan başka bir şey olamaz. 

23

Kırpık kızımı çok seviyorum... Asıl kızım benim. Onu her sevdiğimde hayata yenik düşen kardeşi Mary Jane geliyor ve sevgimiz birden acıya dönüşüyor. Ben bir yerde yanlış yaptım biliyorum. Kızım yaşayabilirdi benim... 

Bugün köyden gelen ıspanağımızın son kalanını da yumurtayla kavurup peynir ile servis ettik... Kızkardeş başkadır, anne yarısıdır...

Atatürk'ü, laikliği, demokrasiyi, özgürlüğü sevmeyeni; ben bitim kadar bile sevmiyorum, sevemem!

İnsanlar dini günleri ve bayramları sosyal medyada falan büyük coşkuyla kutlarken, Milli bayramlarımıza sessiz kalmaları çok şaşırtıcı. Oysa milli bayramlarımız bizim ulus olarak varoluş mücadelelerimizin sembolik günleri. Eğer o mücadeleler olmasaydı, dini bayramlarımızı da kutlayamayabilirdik. Bu kadar özgürlük ve demokrasi karşıtlığını gerçekten anlayamıyorum... Atatürk bu günleri görseydi, ne derdi acaba?

Laik ve demokratik, aydın Türkiye Cumhuriyetinin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. 2024 itibariyle Türkiye'nin laik rotasına geri dönmesinden dolayı bu seneki bu büyük bayram bizim için çok değerli... Bize özgürce yaşama fırsatı sunduğun için çok yaşa Mustafa Kemal Atatürk'ümüz! Bundan sonra Türkiye'nin laik çizgide ilerlemesinden hiç şüphemiz yok artık. Bundan sonra her şey çok güzel olacak... Yaşasın laiklik, yaşasın Cumhuriyet, yaşasın demokrasi, yaşasın Atatürk...

Kibirli olmayın, kendinizi yükseklerde görüp başkalarını küçümsemeyin. Hayat kısa; bir bakmışsınız hasta olmuşsunuz, bir bakmışsınız hayattan göçüp gitmişsiniz. Kötü olmayın, iyilik yaparak sevgi içerisinde hayata dokunmaya çalışın... Çünkü hayattaki tek kazanç bu aslında; hayata dokunmak, bir şeyleri hayata kazandırmak...

22

#bulgurpilavı

21

KAPİTALİZME YENİLMEDİM!

Benim hiç elektrikli süpürgem olmadı, hala sarı süpürge kullanıyorum. Kaloriferli veya doğal gazlı evde de yaşamadım, sobayla ısınmaya devam edeceğim. Fırınım da olmayacak, bulaşık makinem de, derin dondurucum da... Arabam da olmayacak, hiç ehliyet almayı bile düşünmedim. Benim için konfor; bağımsız minimal bir yaşam ve vicdan, gezegene zarar vermeden, farklılıkları ötekileştirmeden yaşamak, hayata elimden geldiğince dokunabilmek ve güzellikler katabilmek, hak yemeyen dürüst bir insan olabilmek...

21

Halilce bezelye

Akşama yemek yemeyeceğim dedim ama acıktım gene. Vee, köyden bayramda gelen ıspanaktan bir kısmını daha yumurta ve soğan ile kavurup, bayat ekmekleri tavada kızartıp üzerine yoğurt  ve ketçapla servis edip, pratik şekilde modern ıspanaklı börek yapmış oldum...

20

LGBT'LER OLARAK YILDIK GERÇEKTEN İNSANLARDAN...

Geçtiğimiz haftaki yaşadığımız bir olaydan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Geçen yıl İzmir'den gelen travesti arkadaşa yüksek fiyat ödeyerek güç bela zemin katta bir ev bulabildik. Kaporası, emlakçısı, ev kirası derken, ilk ay 3 katı para ödedik. Sözleşmeyi de 6 aylık yaptı emlakçı; 6 ay sonra ev sahibine zam yaptırmak, sanırım tekrardan da emlakçılık ücreti almak için. Her şeye razı olduk arkadaşın ortada kalmaması için. Süre dolunca, emlakçı olmadan, arkadaşla ev sahibi anlaşıyor, hatta ev sahibi zam da yapmıyor. Zaten 6 ay olmuş gireli. Arkadaş 3 ay daha duruyor, ilçesine taşınmak istiyor. Artık arada emlakçı falan olmamasına rağmen, senedi geri isterken emlakçı, arkadaştan 5 bin lira daha para istiyor. Neyin parası bu, hiçbir şeyin. Arkadaş beni çağırıyor, emlakçı bu sefer ben para falan istemedim diyor ama senedi vermiyor. Emlakçıya diyorum ki, 6 aylık süre boyunca kiralar aksamamış, süre de dolmuş ve arkadaş çıkıyor evden, senedi niye vermiyorsun; tam çıkacağı gün verecekmiş. Süre dolalı 3 ay olmuş ve bir emlakçı olarak senin fonksiyonun kalmamış, 5 bin lira neyin parası, senedi vermemek neyin inadı? Güç bela senedi alıyoruz. Ama adamın öfkesi bitmiyor, tırtıklayamadı ya... Bu sefer bu emlakçıyı bulan arkadaşa da telefon açıp demiş ki, giderken anahtarı teslim etmeden gitti. Oysa arkadaşım, ev sahibine telefon açıyor, gelin anahtarınızı alın. Ev sahibi de diyor ki, doğal gaz kutusunun üzerine koy. Ev eşyalı olduğu için, arkadaşım, eşyaların başına bir şey gelir diye anahtarı oraya bırakmıyor. Sonra birlikte gidiyoruz, video çekiyoruz eşyaların yerli yerinde olduğuna dair, anahtarı da denilen yere koyup onu da fotoğraflayıp ev sahibine video ile birlikte gönderiyoruz ve kaportamız da orada kalarak ayrılıyoruz. Çünkü biz LGBT'ler insanlarla uğraşmaktan gerçekten yorulduk; parada pulda gözümüz kalmadı artık... Ayrıca bir emlakçı, kiracıyı 2 kere kapısına gelerek rahatsız etme hakkını, kiracının LGBT olmasından mı buluyor?

BU DÜNYADA EŞCİNSEL OLMAK KADAR ZOR BİR ŞEY OLAMAZ...

Geçen hafta mekanımdan çıktım, bisiklete atladım, tam o sırada binamızın önünden geçen çöp arabasının çöpçülerinden biri nereye gidiyorsun top-ik dedi. Tanımam etmem. Şöyle durdum, arkama  dönüp, baktım adama. Ben bunu şimdi şikayet etsem, evde çoluk çocuğu vardır, eve götürmesine falan engel olmayayım dedim. Bugün çöp atarken tesadüfen gene çöp arabası geçti ve aynı adam bana gelerek, sen geçen gün niye dik dik baktın dedi. Sen bana ne dedin dedim. ben bir şey demedim dedi. Ne dediğini söyleyince ben sana demedim, kamyon şoförüne dedim. Olaya şoför müdahil oldu, birbirlerini destekledir., şoför yok öyle bir şey dememiştir dedi. Bir şey demedi de, niye bu gün geçen haftaki olay üzerine konuşma ihtiyacı hissetti bu kişi dedim. Beni yanlış anlamakla suçladırlar, sesimi niye yükseltiyorsun diye üzerime geldiler, falan filan. Eğer haklıysam ve karşı taraf da suçlu olduğu halde beni suçlamaya çalıyorsa, sesimi yükselterek kendimi savunmaktan başka çare mi var? Sizi şikayet edeceğim hepinizi dedim. Sanırım olayın hukuki boyutundan korktular ki, patronlarını çağırdılar. Patronları geldi. Önce onlar dinle dedim. Tabi ki saçmaladılar. Neymiş, çöpçü doğuluymuş da, şive farklılığından dolayı ben yanlış anlamışım, falan da feşteman da... Patron siz öte gidin dedi çalışanlar. Onlar da gitmiyorlar ben ne diyeceğim diye. Onları biraz sert bir şekilde uzaklaştırdı. sorumlu kişiye iki cümle söyledim. Geçen hafta bana nereye gidiyorsun topik dedi, bugün de bana niye dik dik baktın geçen hafta diye üzerime geldi dedim. Adam, özür diledi, gerek cezai uygulama yapılacak, belediye adına da olaylardan dolayı özür dilerim dedi. O esnada polisler falan geldi ama görevli kişi, tamam bir şey yok diye polisleri gönderdi... Sonra da Halil öfkeli, kavgacı diyorlar. Ulan ben beladan kaçtıkça, cahil insanlar güç yeterliliği yaparcasına üzerime üzerime geliyorlar. Sizin göreviniz çöpleri toplamaksa, sokaktan geçen insana niye laf atarsınız... O yüzden bana, kimse niye kavgacı falan demesin; gardımı almak ve sesimi yükseltmekten başka çare bırakmıyorsunuz bana.

***

Sokak kedilerine mama dağıtırken, sevap kazanıyorsun diyenlerden gına geldi. 1. Sevap kazanmak o kadar kolaysa, o zaman siz de sokak kedilerine mama dağıtın. 2. Amacınız, nasıl olsa birileri bu fedakarlığı yapıyor, oh üzerimizden yük kalktı diye sorumluluktan kurtulduğunuzu sanıyorsanız, hiç de bile. 3. Ben bu işi sevap kazanmak için yapmıyorum; doğanın bana sağladığı oksijen, yaşama şansı için minnetimi uygulamalı yerine getiriyorum. İnsanların yaşaması, doğa zincirinin halkalarının yaşama imkanı sağlamasıyla alakalı çünkü. Hayvanlar bitkileri çoğaltıyor, bitkiler de oksijen sağlıyor, yaşam devinimini sağlıyorlar birlikte. 4. Amacınız konuyu dine bağlamaksa, ki öyle oluyor sonuçta; hadi or'dan diyorum size. Bugün de kedilere mama verdiğimi gören yobazın biri sevaptan girdi, Filistin'den çıktı. 5. Cennet - cehennem olsa bile, hayata hiçbir şekilde dokunmadan, din propagandasıyla sizi cehenneme bile almazlar.

Niye mütevazi olayım ayol, yemekte de 1 numarayım!

18

Manzara dediğin ne ki; derdin tasan yoksa, huzurun ve sağlığın çoksa; gezegenin her coğrafyası güzeldir...

Hayatı ucuz, basit ama kendimi mutlu edecek şekilde yaşamak ki benim yaşamım kendi zevkime ve keyfime göre olduğu için bana göre kaliteli, zahmetsiz ve de masrafsız olduğu için konforlu, KENDİ TERCİHİM. Gerçekten ben ne kapitalizmin yükünü çekebilirim ne de kapitalizme kısacık hayatımı-değerli zamanımı harcayacak kadar aptalım. Siz aşağılık kompleksinizi görgüsüzce şatafatlı yaşayarak aşmaya çalışanlardansanız, kendi bileceğiniz iş.

Biz yörükler böreğe, bükme deriz. Eğer hiç bükme yemediyseniz, bükmenin böcekten 100 kat lezzetli olduğunu bilemezsiniz... Bükmemin lezzeti hissedilebiliyor mu? Şöyle yağlı yağlı... Üzerine de bir çay demleyeyim bari...


İnsanların her işine koşmak yerine, onlara fikirlerinizle yol gösterirseniz, hem pratik yaptırarak beceri kazandırmış olur, hem de başkalarına da dokunabilmek için size zaman kalmış olur...

Bir çoğunun sosyal medya hesabı kilitli. Bu bir özgüvensizliktir bence. İnsanlar; şeffaflığın dürüstlük, dürüstlüğün de rahatlık getirdiğini keşke öğrenebilselerdi. Benim evimin perdeleri yoktur mesela(keşke duvarları da cam olsaydı), açık bir eşcinselim de. İnsanlar görsün ve bilsin istiyorum ne kadar temiz bir hayatımın olduğunu, göründüğünden farklı bir şey olmadığını, merak edip de kafalarında önyargılara sebep olunmaması için, beni vuracakları-üstümde baskı kuracakları bir soru işaretleri olmaması için. Banyomun ve tuvaletimin de kapısı yok, yatak odamın da. Çünkü yaşadığımız hayata dair hiçbir şey utanacağımız bir şey değil. Hayat mahremiyetlik bir şey değil, hayat perdeyle kapatılası bir şey değil; göğsümüzü gere gere gururla yaşayacağımız bir şey. Eğer ben dürüst, yani şeffaf yaşamasaydım; kendime hakaret etmiş gibi vicdanım hiç rahat olmazdı. Evet insan en başta kendine karşı da vicdanlı olmalı ki, başkalarına karşı da vicdanlı olabilsin. Bunların vicdanla ne alakası var diyebilirsiniz; İnsanın doğaya göre değil de topluma göre yaşaması, evet vicdansızlıktır. 

Ben böyle kazık yutulmuş gibi poponun sallanmaması için insanın kendini kastığı oyunları çok seksist buluyorum... Relax olunmaycaksa, oynamanın ne anlamı var?

Çay yapıldıktan sonra dökülmez, koyulur. Dökmek, atmakla eş anlamlıdır. Eskiden beri "çay koymak" tabiri vardır, çay dökmek diye bir şey yoktur. Bardağa suyu dök, bardağa rakıyı dök diye bir şey var mı? Son yıllarda, koymak kelimesi cinselliği çağrıştırıyor diye, dökmek kelimesi kullanılmaya başladı. Sizin aklınız koymaktaysa, Türkçenin ne suçu var bunda? Bana bir çay koy diyince aklınıza cinsellik geliyorsa, ya abazasınız, ya da cinsel probleminiz var demektir. 

Zarar görmemek için 5 şeyi asla yapmayın; hazımsızları kendinize düşman etmemek için hayallerinizden kimseye bahsetmeyin, başkalarının sorunlarını dert edip kendinizi unutmayın, kullanılmamak için kimseyle aşırı samimi olmayın, ilişkilerinizin bozulmaması için kimseyle borç alış verişi yapmayın, kimseye muhtaç olmamak için asla kazandığınızdan fazlasını harcamayın.

16

Paylaşımlarıma bakıp da çok sefil bir hayat sürdüğüm zannedilebilir; oysa öyle değil. Benim zenginlik anlayışım farklı. Benim için zenginlik, en başta vicdanla paralel; bir kedinin karnını doyurmak, benim için kendi karnımı doyurmaktan daha tatmin edici. Doğanın renkleri arasında dolaşmak falan o kadar büyük bir zenginlik ki benim için... Çiçeklerdeki renk tonlarını görebilmek ve o güzelliğin ruhumda oluşturduğu etkinin zenginliğini anlayabilir misiniz bilmiyorum... Çiçek fotoğrafı çok çekmemin altında yatan şey, renklerin güzelliği. En önemli zenginliklerden biri de benim için öğrenmek ve bilmek... Ben de en azından herkes kadar çalıştım ve asgari düzeyde de olsa bir gelirim oldu. Kira ve gıda dışında tüm kazancımı ben kitaplara ve dergiler, en çok da müzik albümlerine yatırdım. Bunu da anlayabilir misiniz bilmiyorum... Bankada hesabım yok ama koca bir oda dolusu dergilerim, kitaplarım ve müzik albümlerim var... Anlayacağınız zengin yaşadım...

Aslında paylaşımlarım sadece terapi; birilerine ulaşmak falan değil. Her sosyal medyadan hesabım var ama düşüncelerimi hangi mecrada paylaştıysam orada kalıyor; aynı düşünceyi diğer sayfalarımda da paylaşmak bile çok zahmetli geliyor. Sadece yazıp rahatlıyorum işte...

Homofobik bir dünyada yakınlarınızın da homofobik olması elbette şaşırtıcı değil. Ama bunu dolaylı da olsa dile getirmeleri çok yaralayıcı. Evet onlar da cahil ve cahilliklerinin de farkında bile değiller ama insan yakınlarından daha bir kabul ediliş beklemez mi, yakınlarının da her şeye rağmen daha koruyucu olması..?

İnsanı en yaralayan, sevdiğiniz ve güvendiğiniz insanların size olan kırıcı sözleri; bu, zaten onların sizi sevmediğinin ifadesi..

İnsanlar bu toplumda dürüstlüğe ve şeffaflığa alışmadığı için, dürüstlük ve şeffaflığı samimiyetsizlik olarak algılıyor...

#nohut Göründüğünden daha lezzetli olduğuna kalıbımı basarım... Yörükler nohudu salçalı pişirir... Yemeğin lezzetli olmasını istiyorsanız, salçadan kısmayacaksınız...

Hayat kısa insanlar. Belki simülasyonuz. O yüzden sağlığınızı bozmayacak ve minimal şekilde keyif alarak her şeyi yaşayın; bu gece yarısı patates kızartması olsa da... Ben mesela bu yaşıma kadar hiç mayonez ve ketçap almamıştım eve. Bana gelen hediye ketçap ve mayonezi, patates kizartmalarıyla değerlendirdim. Bir 55 yıl daha yaşamayqcağıma göre, tadını çıkardım ketçap ve mayonezli kızartmanın...

Gençlikte içinde yaşadığımız koşullar paralelinde varoluş adına hedeflerimiz ve planlarımız, mücadelemiz oluyor ama belli bir yaştan sonra insan her şeyin; şanın, şöhretin, paranın, kariyerin, vesairenin öneminin olmadığını, geçici olduğunu; önemli olanın sadece sağlık, huzur ve mutluluk olduğunu anlayabiliyor; tabi bazıları ölene kadar anlayamıyor, son nefesine kadar para için yaşıyor. Benim çok param olsaydı, inanın sanat ve hayvanlar, ve de fakir ülkeleri kalkındırmak için harcardım... 

15

YAŞASIN EŞCİNSELLİK, KAHROLSUN HETEROSEKSİZM VE HOMOFOBİ!

İzmir'de bir trans kadına saldırıp gasp etmişler. Saldırganlar yakalanmış ama aması var. Bakınız, bu ülkenin % 90'dan fazla çoğunluğu homofobik, transfobik, eşcinsel ve trans düşmanı. Çünkü daha eşcinselliğin, transseksüelliğin ne demek olduğunu bilmiyor, hala bir hastalık veya sapıklık zannediyor. Toplumun zihniyeti değişmedikçe, cahilliği bitmedikçe, en önemlisi eşcinselleri ve transseksüelleri koruyan yasalar çıkmadığı sürece nefret saldırıları da devam edecektir. Bu saldırılar birkaç kendini bilmez densizin saldırısı olarak görülemez; toplumun ve yasaların cesaret verdiği saldırıların sadece görünen ucu. Asıl suçlu, saldırgan ve katiller ise; hala eşcinselliği, transseksüelliği, LGBT'liği hastalık ve sapıklık olarak gören ve bu saldırılara oh olsun gözüyle bakan toplum ve toplumun seçtiği yönetimin ta kendisidir! Var mı itirazı olan? Evet bu yazıyı okuyan sizler; kendinizi, vicdanınızı, insanlığınızı bir sorgulayın derim. Yaşasın eşcinsellik, kahrolsun hetoroseksistler ve homofobikler! 

Seni sevmiyorlar mı, arkandan mı konuşuyorlar, seni kırıyorlar mı; s*ktir olup gitsinler. 2024'te toksik sülükler için zamanımız yok. 2024  mottomuz; s*ktirolup gitsinler. Sana saygısızlık yapanlara enayilik yapacak kadar aptal olmanın lüzumu yok. Bencil insanlar, hayata dokunmaya çalışan faydalı insanların kıymetini öğrensinler artık çünkü. Çünkü senin onlara ihtiyacın yok.

14

Yumurtalı ekmek üzeri peynirli portakal reçeli tatlınızı dilerseniz dolapta dinlendirdikten sonra da yiyebilirsiniz...

Canım gene patates kızartması çekti..

BEN SİZE KARIŞIYOR MUYUM DA SİZ BANA KARIŞIYORSUNUZ; HADİ İŞİNİZE!

Benimle alakası olmayan, hayata bakış açıma uymayan kişilere gidip kişisel olarak bırak laf söylemeyi, yanlarına bile yaklaşmam. Ama cahil kesim, kendisine uymayana karışmayı kendin bir hak olarak görüyor. Aslında resmen kaşınıyorlar!

Örneğin; bir ateist bir inançlıya bir şey demez ama bir inançlı bir ateisti kafir ilan eder, linç eder, nefrete hedef gösterir...

Örneğin bir eşcinsel bir heteroseksüele karışmaz ama bir heteroseksist; resmen homofobi kusar, nefret söyleminde bulunur, nefret saldırısında bulunur, ayrımcı davranır, eşcinseli aşağılar, dışlar...

Örneğin bir hayvan sever, hayvan sevmeyenlere, niye hayvan sevmiyorsunuz demez ama hayvan sevmeyen; bırakın hayvan severlere laf söylemeyi, sokaktaki hayvanlara bakılmasını bile engeller, hayvanlara işkence bile yapabilir...

Bir yabancı, bir ırkçıyla uğraşılmayacağını bildiği için diyaloğa bile geçmez ama ırkçılar soykırım bile yapabilir...

Örneğin bir özgürlükçü, değiştiremeyeceği için baskıcılarla laf yarışına girmez ama baskıcılar özgürlükçülerden nefret eder, onları düşman beller...

Örneğin kitap okumayı sevenler, kitap okumayı sevmeyenlere bir şey denilmeyeceğini bilir ama kitap okumayanlar, kitap okuyanları okuyup da ne olacak diye hep aşağılar...

Örneğin bir sanat sever veya sanatçı mesajını sanatla vermeye çalışır ama sanat düşmanları sanatı veya sanatçıları yok etmeye çalışır, sanatı fuzuli bulur çünkü...

Spor yapanlar, yapmayanların kilolarına karışmaz ama spor yapmayanlar sporcuların taytlarına, şortlarına vesairelerine karışır...

Örnekleri çoğaltabilir veya ayrıntılandırabiliriz. 

***

Farklı tatlar denemeye ne dersiniz? Yumurtalı ekmek üzeri peynirli portakal reçeli... Tatlı ve tuzlunun absorbesi...

Taze fasulye... Suna hanıma teşekkürlerimle...

13

Akrabalarım dahil 2024 yılında insanlarla iletişimimi niye kestim biliyor musunuz; çünkü sisteme oy verenlerle diyaloğa girmek çok kanıma dokunuyor... Eğer insanlarla 2 kelam ediyorsam, nezaketimden, gerçekten!

Sisteme oy verip de pişmiş kelle gibi sırıtanlara çok irrite oluyorum!

***

NİYE?

Maaş olarak;

Cumhurbaşkanı 183 bin

Milletvekili maaşı 110 bin

Memur emeklisi 34 bin

İşçi emeklisi 10 bin, yani sadece 300 Dolar ALIYOR!

Asgari ücret 20 bin

Açlık sınırı 17 bin

En ucuz ev kirası 10 bin...

Emekli olunca rahata ereriz dedik; asgari ücretin 1.5 katı olan emekli maaşları asgari ücretin yarısına, açlık sınırının altına düştü.

Bunun suçlusu kimdir veya nedir? Ülkenin iyi yönetilememesi ve toplumun böyle bir yönetime destek vermesidir. Neden böyle; çünkü, sahi neden böyle; cevap vermeye bile lüzum görmüyorum. İşte geldik işte gidiyoruz. Belki bazıları bu sisteme alışmışlardır. Ben alışamadım elbet ama toplum bilinçlenmedikçe, tabi daha öncesinde eğitim düzeyi falan yükselmedikçe, tabi bunlar için de nüfus planlaması falan yapılmadıkça, tabi genel olarak düzgün bir politika izlenmedikçe, elbette ülkenin ve toplumun çıkarlarından çok, herkes kendi çıkarlarını düşünecek ve iktidarı ele geçirip, kendi çıkarları ve ideolojileri doğrultusunda hareket edecektir ve dolayısıyla mıçını da yırtsan nafile. Tabi yönetimler yönetilenlerin, yönetilenler de yönetenin aynasıdır. Yani dediğim gibi eğitim, bilim toplumu olunamayıp, dogmatik olunduğu sürece; yönetilenleri yönetmek kolay olacak, yani yönetilenler de doğru seçimler yapamayacaktır. Hadi bugün bir cümle ola da bilimsel bilgi sokalım kafamıza, ne dersiniz? Çünkü bilgi olmadıkça, doğru fikrimiz olmaz. Hiçbir şey yapamasak bile, artık doğru seçimler yapalım kendi menfaatlerimiz için. İnsan 20 senede aklını başına toplamaz mı? Bazıları saraylarda lük içinde yaşarken, biz niye açlık sınırının altına karın tokluğuna yaşayalım. Gerçekten bunu bile mi düşünemiyoruz? Keşke sorunumuz da sadece ekonomik olsa; bunun bir de demokrasisi var en önemlisi!

Bakınız bu ülkede alın teriyle, dürüst ve onurlu bir şekilde para kazanamazsınız; nokta! Ya hak yiyeceksiniz, ya da haksızlığa uğrayacaksınız. Çünkü dediğim gibi dürüst olarak insanca yaşamanıza izin vermezler. Eğer onlar gibi vicdansız, acımasız, bencil, hak yiyen  olamıyorsanız veya olmak istemiyorsanız, gücü ele geçince insanların üstüne basıp geçemiyorsanız; açlık sınırının altında yaşayan bir köle olursunuz. İsyan ederseniz de hapse atılırsınız! 

***

Yoğurtlu patlıcan

Ben bir canlının hayatına dokunabilmek için gecemi gündüzüme katarken, insan türünün bu kadar duyarsız ve acımasız olmasına gerçekten akıl erdiremiyorum...

Bu sene 6 kedimin arka bacakları topal oldu; bunu sadece araba kazası olarak açıklamak, fazla iyi niyetlilik olmaz mı? Bunu yapanlar, eğer yaptılarsa, umarım, hadi beddua etmeyeyim, herkes hak ettiğini yaşasın!

İYİ İNSAN KİMDİR; KENDİNDEN OLMAYAN İNSANLARI VE DİĞER CANLI TÜRLERİNİ DE SEVEBİLENDİR; KİMSE BANA, SADECE YİYİP İÇEN, MIÇAN İNSANLARA İYİ İNSAN DEMESİN!

Hani bir canlı türü var ya, işte o canlı türüne atom bombası da az, öldürücü virüsler de. Yaa, bir insan arka bahçesinde kedi tüyü görünce, kedilere lanet okur mu? Ben de diyorum ki, evrenim şöyle bir şiddet fazla sallayıver de katmanlar yerli yerine oturuversin! Yemin ediyorum, şu saatten sonra ne savaşlara üzülüyorum, ne de felaketlere!

**

Ekstralar hariç bir günlük rutinim... 

Sabah 2 saat ev temizliği; çünkü evde 20 kedi olunca, kedilerin sağlığı için yerler detarjan ve çamaşır suyu ile her gün silinmek zorunda... Eğer her gün temizlemezseniz, ertesi gün gerçekten evin hali çok kötü oluyor.

Evde 20 kedi, sokaktakilerle ortalama 20-50 kedinin beslenmesi...

Sabahları veya ikindi vakti yürüyüş veya tenis şeklinde spor. Her yere de bisikletle gidiyorum.

İnternetteki sitelerimin güncellenmesi.

İnternetten veya kağıt üzerinden mutlaka bir şeyler okumak.

Müzik sürekli açık olduğu için evde bulunduğum sürece dünyanın bütün müziklerini dinlemek.

Vaktim olsa ara ara değil sürekli film de izlemek istiyorum.

Her anı fotoğraf çekerek belgelemekse, en büyük hobim.

Hayatım boyunca şöyle bacaklarımı uzatıp da boş boş bir keyif yapamadım. Yapınca zaten zaman katili gibi hissediyorum kendimi. Bazıları diyor ya, of canım sıkılıyor diye, böylelerine yaşamak haram bence.

12

Siz çocuklarınızı kedilere "taş atın" diye yetiştirmemiş olabilirsiniz ama "taş atmayın, onları sevin" diye de yetiştirmemişsiniz. Çocukları sevgi ile yetiştirmemek de, şiddetvari yetiştirmekle aynı anlamı taşıyabilir. "Kediye yaklaşma, hastalık kaparsın, tüyü ağzına kaçarsa kist yapabilir" diye yetiştirirseniz, o çocuk elbette hayvana değer vermeyecektir...

HAYVAN DÜŞMANLARINA VE HAYVANLARA KARŞI VİCDANI OLMAYANLARA L@N*T OLSUN MU?

Sokakta kedileri taşlayan çocuklar, haberlerde yetişkin insanların kedileri işkence ederek öldürdüklerine dair haberlerden geçilmiyor. Sokak kedilerine bırakın mama ve su vermelerini, mama ve su verilmesinden rahatsız olan ve sokak kedilerine bakanlara saldıranlar var. Kimse bana d*n üzerinden vicdandan bahsetmesin; çünkü hayvanlara saldıranlar inançsız insanlar değil, tam aksine...

Melisa ile içime işleyen Sıla şarkısı eşliğinde biblo kızım Kırpık... Kaybettiğimiz kardeşi Mary Jane'i çok özlüyoruz...



11

Bugünkü mönümüz, artan kurufasülye ile yaptığımız yanında samısaklı yoğurt ve turşulu, ketçaplı pilav...

10

Ölümlü dünyada açın halinden anlamıyorsanız, hayatı ve nimetleri paylaşmayı bilmiyorsanız ve sadece zengin olmayı düşünüyorsanız; siz insan değilsinizdir. Herkes eşit haklara sahip olsa, her canlı herkes kadar güzellikleri tatsa nasıl olurdu? Demek ki insan olunamamış daha. Oysa paylaşmak o kadar zor bir şey değil. Ben her ay maaşımın yarısını kedilere harcıyorum ve manevi olarak çok mutlu hissediyorum kendimi. Siz de deneyin diyeceğim ama size bu hiç de mantıklı gelmez değil mi? Yapamazsınız, eliniz cebinize girmez değil mi? Yazık. Dünyayı sadece sevgi, eşitlik ve özgürlük kurtaracak... Dünyayı sadece sevgi, eşitlik ve özgürlük kurtaracak! Gerisi hepsi hikaye! 

Mönümüzde bir değişiklik yok. Son kalan kabakları da salça ile kavurup, soğan, turşu, kuru biber ve yoğurt ile... Aslında pişirirken doydum sanırım,  akşama yerim artık...

8

Sezonun son #kurufasulye si

7

Biz bildiğimiz tatlardan şaşmayız. Sunumsa da sunum... Patates ve kabak kızartması...

6

Renk geçişlerine bir bakar mısınız; işte hayat her süreçte güzel; her sürecin ayrı bir güzelliği var... Obyüzden doğa-mızı sevelim. En sevdiğim renkler mor, fuşya, sarı, yeşil ve mürdüm...

5

Kabak remix

Çocuk sevmiyorum, çocukları sevmiyorum. Çünkü şu kısacık hayatta her şey sistemin bir yansıması. Kısaca terbiyesiz! Kimseden saygı falan beklemiyorum; sadece rahatsız edilmek istemiyorum. Gürültü kirliliğine, kargaşaya tahammül edemiyorum yaşlandıkça bubam gibi. Hep düzen istedim, dolayısıyla huzur. Bulamadım...

Ben bildiğim taşlardan şaşmam. #patateskızartması

Şarkı çiçekten güzel, çiçek şarkıdan...

4

Köyden gelen organik ıspanağımızın son kalanını da bugün pişirdik... Organik olduğu için 2 haftadır zerre bozulmadı...


Rahmetli Denizli'den Sarayköy'e taşınırken...

3

Bu nedir?

Hayatta beni kendime en iyi hissettiren şey ve iyi bir insan mıyım acaba konusunda vicdanım biraz rahatsa; bu sokaktan gelen hayvanlara verdiğim güven duygusu. Bunun dışında her şey benim için yalan biliyor musunuz? 

Muha.ların iktidardan düşmesi içimi soğutmaya yetmiyor. 100 yıllık Cumhuriyetin çeyrek yüzyılını g@sp edip, bizi açlık sınırının altında yaşamaya mahkum eden ve hayatımızı mahvedenlerden, hayallerimizi ve umutlarımızı çalanlardan hesap da sorulmalı... Alın işte, 55 yaşındayım. Bundan sonra yaşasam ne olacak ayol! Ne yaşayabilirim ki?

1

Yandaş astrologlar şimdi çıkıp konuşsanız ya; hani CHP kazanamayacaktı; size de yazıklar olsun!

Bugünü de gördüm ya... Tamamen laik olduğumuzu görmeden de ölmek yok. Beni ancak eşcinsel bir Cumhurbaşkanı keser-tatmin eder! Amin!

2024 Belediye seçim sonuçları... Atatürk'ün Türkiye'si gene gerçek renkleri kırmızıya boyanmaya başladı....

25 Haziran 2026 Perşembe

Mart 2024 facebook notlarım

31 Mart 2024

Homofobiyi hiç tınlamıyorum elbette. Işığın yansıması, doğanın renkleri, teneffüs ettiğimiz oksijen gibi hayatın bir gerçeğinin anlaşılamayan cahilliğine gülüp geçiyorum. Ben eşcinselliğimi çok sevdiğim için, insanların hangi dille olursa olsun eşcinselliğimi hatırlatması içimi bir hoş ediyor. Bazen tepki veriyorsam, hadsizlere hadlerini bildirmek için. Yalnız şöyle bir gerçek var, homofobiklerin cahilliği midemi bulandırıyor. İtiliyorum gerçekten. Suratlarına bakınca, mikroskopla büyütülmüş mikrop gibi geliyorlar..

İnsanlar benim hurafik düşünmeyip sadece bilimsel gerçekler doğrultusunda yaşamama deli gözüyle bakabilir; akıllılık deneysel gerçekliği olamayan şeylere inanıp hayatı yalanılamaz hale getirmek mi? Teşekkürler, almayayım... Akıl ve mantık dışı şeylere inanacağıma, oturup klasik müzik dinlerim!

30

10 bin lira emekli maaşı alıyorum; yarısı kedilere mama, çeyreği faturalara, çeyreği de bana gıda parası... Biriktirme, paylaş!

55 yaşına 40 gün kala hayatımın ilk enginarını yedim!

Eğer birileri sizi kandırıyorsa, kazıklıyorsa, iyi niyetinizi falan suistimal ediyorsa, tamam hakkınızı savunun ama çok da kafaya takmayın, çok da üzülmeyin. Eğer kalbinizi-iyi niyetinizi bozmazsanız; evren sizi mutlaka görür; size 1 kaybettirenler siz görmeseniz de Bin kaybedebilir, evren de size kaybettiklerinizin 20 katını verir. Ben bunu yaşadım, yaşıyorum, bunu bilirim... İnsanlar karşılarındakini kazıklayarak kazandıklarını zannederken, aslında insan kaybediyorlar, itibarlarını kaybediyorlar, onur ve şereflerini kaybediyorlar... Teşekkürler evren ve bu evrene güzellik katarak hayatı yaşanılır kılan tüm insanlar...

Ölmeden önce çok şey istemiyorum. Dijital çağ bitiyor artık, beyin- net dönemi başlıyor. Bütün verilerin saklandığı çip yerleştirilmiş bir kafa, yaşlanmanın durdurulması veya robota beynimin aktarıldığı yapay zekanın olması gerektiği gerçek nokta, zaten iletişim artık bilgisayar gibi makineler olmadan direkt beyinler arası olacak, bir de yaşadığımız simülasyonun birer karakterleri olarak bu mekanizmanın nasıl işlediğini bilmek. Çünkü bütün teknolojik gelişmeleri simülasyon karakterlerin bulduğunu zannetmek çok aptalca... Bunlara istinaden zamanda yolculuk dediğin ne ki? Artık savaşlar insan beyninin aktarıldığı robot insanlarla, insanların icat ettiği robotlar arasında mı olacak? Etnik kökenler arasındaki savaşlar ne kadar aptalca değil mi? Küresel ısınma falan simülatif bir korku mu acaba? Vicdan ne öyleyse? İnsan türünün çoğu aslında robotlaşmış, yani vicdanları alınmış uzaktan kumanda ile yönetilen karakterler mi? Çünkü insanların çoğu açlıktan isyan etmelerine ve mağduriyetlerine rağmen yaşasın sistem, yaşasın sefalet, yaşasın kölelik der gibi... 

Homofobiyi hiç tınlamıyorum elbette. Işığın yansıması, doğanın renkleri, teneffüs ettiğimiz oksijen gibi hayatın bir gerçeğinin anlaşılamayan cahilliğine gülüp geçiyorum. Ben eşcinselliğimi çok sevdiğim için, insanların hangi dille olursa olsun eşcinselliğimi hatırlatması içimi bir hoş ediyor. Bazen tepki veriyorsam, hadsizlere hadlerini bildirmek için. Yalnız şöyle bir gerçek var, homofobiklerin cahilliği midemi bulandırıyor. İtiliyorum gerçekten. Suratlarına bakınca, mikroskopla büyütülmüş mikrop gibi geliyorlar...

İnsanlar benim hurafik düşünmeyip sadece bilimsel gerçekler doğrultusunda yaşamama deli gözüyle bakabilir; akıllılık deneysel gerçekliği olamayan şeylere inanıp hayatı yalanılamaz hale getirmek mi? Teşekkürler, almayayım... Akıl ve mantık dışı şeylere inanacağıma, oturup klasik müzik dinlerim!

10 bin lira emekli maaşı alıyorum; yarısı kedilere mama, çeyreği faturalara, çeyreği de bana gıda parası... Biriktirme, paylaş!

55 yaşına 40 gün kala hayatımın ilk enginarını yedim!

29

Hastanedeyim. Anlayışlı bir doktorlarla da karşılaşıyorum nihayet. Artık tecrübe de kesmiyor beni; anlayış ve geniş bakış açısı da önemli.

29

Hastanedeyim. Anlayışlı bir doktorlarla da karşılaşıyorum nihayet. Artık tecrübe de kesmiyor beni; anlayış ve geniş bakış açısı da önemli.

28

Lara Elmas kızım dün gece ben uyurken doğurmuş. İlk defa anne olduğu icin kayıp beneklerimiz oldu. Günahım çok büyük haberim olmadığı için. Boynumu alsalar gıkım çıkmaz. Yanıyorum kahrımdan... Lanet olsun bana. Günahkarım ben. Cehennem ateşi az bana...

Yarınki ıspanak tavsiyemiz... Börek yapma zahmetine girmeyin hiç. Ispanağı kavurun, kızarttığınız ekmeğin yarısının üzerine koyup, peynirli bölümle üstüne kapatın. Afiyet olsun... Köyden gelen ıspanağımız daha bitmedi. Bakalım diğer gün nesini yaparız... 

Bugün hiç iyi değilim. Bugün ıspanaği yoğurtlu yiyiyoruz...

27

Bugün de ıspanakla enerji toplamaya devam ediyoruz... #ıspanak

26

Köyden gelmiş ıspanağı yumurta ve soğanla kavurup, gene köyde yapılmış kızarmış yufka üzerinde servis edip üzerine peynir serptim.. Dürüm yapıp yanında çay ile...

Sizi sinirlendiren, üzen, moralinizi bozan insanlardan uzak durun. Bunlar kardeşleriniz, anne-babanız, en samimi dostlarınız olsa bile. Çünkü onlar değişmeyecekler. Ben 2024'ten itibaren öyle yapmaya başladım. Telefonlarını ve sosyal medya hesaplarını bile engelledim. Çünkü insanın morali bozuldu mu, kendisine yapılan haksızlıkların öfkesi aylar yıllar bile sürebiliyor. Kimsenin bana, bunu yapmaya hakkı yok...

Köyden Hanım abam bana sarma sarıp göndermiş. Ben de pişirdim. Üzerine de yağda kavrulmuş salça sosu...

Aynı espri heteroseksüeller arasında yapılınca kan çıkıyorsa, eşcinsellere yapılan eşcinsel espri, espri değil homofobidir.

Eğer insanlar birbirlerine yapmadığı sözlü veya fiziksel saldırıları bir eşcinsel olarak size karşı yapıyorsa, bu bir homofobidir. Eğer bu yapılanları normal karşılıyorsanız, bu da insanlıktan nasibinizi hiç almadığınız gösterir.

Adaptasyon için değişkenliği ikiyüzlülük sanılan İkizler burcunun hiç yalan söylemeyen ve en dürüst burç olduğunu biliyor musunuz?

24

Dişi olmak böyle bir şey mi; bütün erkekler günlerdir başında bekliyorum... 

Homofobik bir toplumda keşke eşcinsel olmanın zorluklarını, eşcinsellerin yaşadıkları sıkıntıları bilseydiniz, bilmek isteseydiniz. Bütün kapıların size kapalı olduğunu, ancak direnciniz varsa öyle ayakta kalabildiğinizi düşünebilir misiniz? Bu durum hayatın her biriminde böyle; evde, okulda, işte, adliyede, askeriyede, karakolda, hastanede, postanede, pastanede, sosyal yaşamda, ailede vesaire... Örneğin siz hiç erkek veya kadın olduğunuz için, gittiğiniz doktorun benim branşım değil diye size tedavi yazmak istememesiyle karşılaştınız mı? Tabiki de hiç kimse sen eşcinsel olduğun için sana hayır diyorum demiyor ama reddedilmenin gerekçesi yok ki. Siz hiç erkek veya kadın olduğunuz için, ailenin yüz karasısın, senden utanıyorum, toplumun yüzüne bakamıyorum dediğiyle karşılaştınız mı? İlla ki sen eşcinsel olduğun için demelerine gerek var mı, eğer açık bir eşcinselseniz? Engelliyseniz acıyarak da olsa yardımcı olmaya çalışabilirler, hayvansanız başınızı okşayabilirler, yaşlıysanız gene idare edilirsiniz, yabancıysanız o da insan diye bir şekilde kabul edilebilirsiniz, insanların farklı dinlerine-dillerine-renklerine bile alışabilirsiniz ama hiç kimse benim çocuğum eşcinsel olsa yanında dururum demez, size samimi şekilde kucak açmaz..; utanır sizden, sizi hasta-sapık-ahlaksız olarak görebilir; sadece sizi anlıyormuş-kabul ediyormuş GİBİ yapabilirler en fazla. Daha fazlasını yapmak istese bile, topluma sırtını dönme cesareti yoktur kişilerin. Çünkü kendisinin de eşcinsel zannedilmesinden korkar. Bütün bu anlattıklarım size hikaye gibi gelebilir; çünkü siz yaşamadınız ki... Oysa eşcinseller de insan; tek farkları karşı cins yerine hemcinslerini sevmeleri. Bunu da anlayamamak değil, anlamak istemezsiniz. Oysa milyonlarca eşcinsel yanılabilir mi? Çünkü varolan bir şey, gerçektir! Yanlış olan da, düzeltilmesi gereken de; gerçekleri kabul etmemektir. Anlayabiliyor musunuz ne demek istediğimi? 

Bu sezonun son kuru fasulyesi mi acaba?

Kupa Şampiyonu olduğumuz için sevinelim mi, böyle bir kadronun doğru antrenör bulunmayıp ve yönetilemeyip  Avrupa Şampiyonası'ndan elenmesine üzülelim mi?

VEDA!

Bu fotoğrafımı Behiç kardeşim(arkadaşım) çekmiş ameliyat sonrası ben uyurken. Yıl 2017.  Görsel belgeler yıllar sonra daha bir anlam ve değer kazanıyor. Evden ayrılıp şehire Lise okumaya geldiğimde 14 yaşındaydım. Çalışmaya başladığımda 18 yaşında. 20 yaşında askerlik. Sonra emekli oluncaya kadar çalışma hayatı. Bu esnada Açıköğretim'den 5 üniversite bitirdim. 3 senedir de emekliyim. 3 ay sonra 55 yaşında olacağım. Yalnızlık benim yapıma uygun tercihim ama hayatta ne yaptıysam da hep yalnız yaptım. Kimse yanımda olmadı benim; ne çocukken, ne okurken, ne çalışırken, ne askerdeyken ne ameliyat olduğumda, ne de çok zor durumda kaldığım vesaire anlarda... Kim 5 kuruş para göndermiş bana askerdeyken veya okurken? Hep tek başına olduğum için hep güçlü oldum, kimseye muhtaç olmadım ve giderken de yalnız gideceğim. Ama hep onurumla yaşadım; çalmadım, çırpmadım, hak yemedim, yalan söylemedim, hep dürüst oldum, hep vicdanlı oldum, hep birilerine ve bir şeylere faydalı olmaya çalıştım. Yaptıysam bazı yanışlar, bunun da haklı sebepleri vardır. Durduk yere yanlış yapmam ben. Kimseye borcum yok, askerlik borcumu da ödedim, vergimi de ödedim. Hayatta kimseden beklentim de olmadı, bu saatten sonra da hiç olmaz. Ölünce de kimsenin haberi olmayacak, kimseye yük olmayacağım. Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim. Eşcinsel, özellikle açık eşcinsel olduğum için çok büyük ihtimal yakınlarım ve tanıdıklarım benden rahatsız oldu, benden utandı, arkamdan dedikodumu yaptılar. Ben rahatsız oldum mu bunlardan; cahillerin dediğinden rahatsız olsaydım, bu dünyada yaşamaz, çoktan pes ederdim. Benden utanan ve rahatsız olan özellikle akrabalarıma diyeceğim şu ki, hani adımın bile anılmasını istemiyorsunuz ya kendinizle, bundan sonra siz de adımı bile anmayın, karşılaşırsak da birbirimizi görmeyelim. Siz ne zaman vardınız yanımda da; bundan sonra olsanız kaç yazar, olmasanız kaç yazar. Ben sizi çoktan sildim gönlümden zaten! Eğer birileri size beni soracak falan olurlarsa, hani utanıyorsunuz ya benden, "O bizden değil, tanımıyoruz..." dersiniz, geçersiniz! Keşke benim milyonda birim kadar ahlaklı olabilseydiniz! 

Çok şey söyleyebilir ve yazabilirim ama cahillere karşı haklı olsam bile vicdanımın yara almaması için sitem bile etmemeyi, susmayı, irtibatı kesmeyi tercih ederim. Çünkü nezaketimi, nezaketsizliğe düşüremem. Ama samimiyetsiz ortamların oluşmaması ve kimse de zor durumda kalmaması için şunun da altını bir kez daha çizmekte fayda görüyorum. Sadece bilime, doğrulara, bilimsel gerçeklere inanan ateist bir eşcinsel olarak, tüm yakınlarım ve beni tüm tanıyanlar olarak eğer benimle yan yana durmaktan, hatta benimle isminin bile geçmesinden rahatsız olan varsa, benimle kontağı kesebilir, hatta geçmişe de bir sünger çekebilir. Şu kısa hayatta; kimse, kimseyi çekmek zorunda değil, kimsenin de kimseye minneti olamaz. Herkes kendi doğrularıyla yaşasın, başkasının yanlışlarına da bulaşmasın. Artık ben kendi dünyamda yaşayan bir insanım. Ama eğer yapabileceğim bir şey olursa da, vicdanımın kapıları elbette kapalı değil. Hayatıma bir şekilde dokunan herkese teşekkürlerimle...

23

Atıştırmalık açlığı yatıştırmak için 1 tabak sebze aromalı salçalı kıvırcık makarna...

22

2 gün önceden kalan baklayı da bugün pişirdim. Sondan başa doğru nasıl pişirdiğime bakabilirsiniz. Bu sefer yoğurdu sarımsaklı hazırlayıp bakladan önce tabağa koyup, üzerine baklayı koydum. Yoğurt genelde üstüne dökülür ama ben baklanın güzelliğinin görülmesi için altına koydum. Yemesi de daha kolay oldu bu sayede. Ama gerçekten sarımsaklı yoğurtla bakla bir harika. Bu arada baklamız gene soğanlı ve salçalı. Suyunu da pişinceye kadar çekecek kadar koymakta fayda var. Sulu kalırsa güzel olmaz. Eğer bakla pişmeden suyunu çekecek olursa, üzerine azıcık ilave edersiniz dibinin yapışmaması için. Merak etmeyin, sonradan su ilave edince bir şey olmaz.


21

Eşcinsel ateist bir emeklinin cehennem yolculuğuna çıkmadan önceki zengin akşam öğünü...

Yumurtalı soğan kavurması, yanında peynir ve zeytin, ve çay...

20

Bir yemeğin tabaktaki sunumu kadar, tenecere tavadaki duruşu da önemlidir, hatta bu durum yemeğin gerçek samimi karakteridir. Sonunda 40 liramıza kıyıp bakla alabildik. Benim bakla yemeğinin özelliği salçalı ve soğanlı oluşu. Suyunu da öyle ayarlayacaksınız ki, bakla piştiğinde tamamen çekmiş olacak ve bakla kavurması gibi olacak.  


19

Kalan son kabağımızın da kızartmasını yaptık. Yanına da salçalı ve yumurtalı soğan kavurması...

Buradan en yakınlarıma ve de beni tanıyanlara da bir mesaj vereyim; biliyorsunuz ben eşcinselim, eğer eşcinselliği normal karşılamıyorsanız, ateist beynimin bedeni olan gömdürmeyip bağışlayacağım kadavrasına da gelmeyin. İşte geldik, işte gidiyoruz. İkiyüzlülüğe hiç gerek yok. Çünkü aptallıklara ve samimiyetsizliklere tahammül edemiyorum artık.

ASIL ZARARLILAR İÇİMİZDE!

Yönetim biçimlerini seçimlerimizle değiştirmek elbette çok önemli ama aynı zihniyete sahip en yakımızdaki insanlar hayatımızda oldukları sürece çok da bir şey değişmez. Hayatımızı her halükarda mahvederler, fırsatını buldular mı gene aynı yönetim biçimini getirirler. O yüzden ben en yakınımızdaki insanları(akrabalarımızı, arkadaşlarımızı) hayatımızdan çıkarmakla işe başlanması veya asıl onlara tepki gösterilmesi gereken kişilerin onlar olduğuna inanıyor ve bunu savunuyorum. Asıl değiştirilmesi-toplumsal yaşamdan indirilmesi gereken onlar; çünkü bütün sistemsizliklere onlar sebep oluyor. İnsanlar kendilerine uzaktan yanlış yapanlara karşı ahkam kesmesini çok severler ama bu yanlışlara sebep olan yakınlarındaki yanlışlığa sebep olanlara karşı, herkesin düşüncesine saygıdan bahsederler. Yanlış olan bir şeye saygı duyulmaz, duyulmamalı. Önce en yakınımızdaki-çevremizdeki yanlışlara dur demeliyiz, dur diyemiyorsak saygıdan falan bahsedip de yüz vermemeliyiz. Yalnız bırakmalıyız yanlışları, dışlamalıyız, uzaklaştırmalıyız hayatımızdan. İnanlar homofobik olacak, cinsiyetçi olacak, ırkçı olacak, bencil olacak, çıkarcı olacak, hak yiyenlere sessiz kalacak, hurafelere inanıp bilime karşı çıkacak da, sessiz mi kalacağız? Hadi ordan! 

18

Bugün de kabak var ama patatesli ve yanında sarımsaklı yoğurt ve kızarmış kuru biber ve de salatalık turşusu... Yarın da kabak var, bakalım ne yaratacağız?

Not: patates önceden haşlanıp kabağın pişmesine yakın ilave ediliyor. Tabi mutlaka soğanlı olmalı kabak yemeği... 

17

Bazı yemekler göründüğü gibi lezzetli olmayabilir ama benim yemeklerin lezzeti görüntünün 100 katı. Lezzetli olmayan yemek yapmam ki... Ben kediyim, damak tadım güçlüdür... Bu yemeğin tadı köfte ile mücver arası... Aslında malzeme olsa çok çeşitli yemek kompozisyonları yaratabilirim ama her şeyi elimden geldiğince ve ucuza maletmeye çalışıyorum. Mesela pazara girince bakla almak istedim ama kabak baklanın yarısından daha ucuz olunca kabak aldım. Kabaklar da biraz defoluydu gerçi...

16

Bugün doğa için ne yaptınız; hiç hayvan karnı doyurup başını okşadınız mı, bir çiçeği kadrajınıza aldınız mı? Doğanın önemi konusunda dikkat çektiniz mi? Ben her gün yapıyorum. Benim kutsalım doğa ve sanat, başka da hiçbir şey... 

#kabak , çavdar ekmeğinden #yumurtalıekmek, #kurubiber #Gelincik #yoğurt

Ben de emekliyim ve en düşük düzeyde maaş alanlardanım, yani 310 Dolar. Türk Lirasıyla konuşursak, paramızın değerinin dünyanın en düşük değerli parası olduğu bilinmediği için sanki yüksek maaş alıyoruz zannedebilirler. Keşke paramız Dolar'a endekslense. Belki insanların aklı başına o zaman gelir. Vereceksin ellerine 300 Dolar, bozdursunlar bozdursunlar harcasınlar... Yani yıllık emekli maaşımız 3 600 dolar. 50 yaşından 70 yaşına kadar yaşarsak, devletin bir emekliye vereceği para 72 bin Dolar. 72 Bin Dolarlık hayatlar... Ben de emekliyim ama bindiği dalı kesen emeklilerden değilim. En azından bu yoksulluğa sebep olanlardan değilim. Kıyma alamıyorum diye mikrofonlara isyan edenler, seçimlerinizi doğru yapsaydınız da, açlık sınırının altında yaşamasaydınız. Sorumlular dış güçler değil veya pazarcılar yapmıyor bu zamları; sizin seçimleriniz yapıyor. Bindiğiniz dalı 20 senedir kesiyorsunuz, 20 senedir düşe düşe eksilere düştünüz, daha aklınız başınıza gelmedi mi? 

Sevginin cinsi, cinsiyeti, türü yoktur...  Bana aşık Prens oğlumla...

Dünden kalan keyifsiz anım... Ama şarkıyı çok seviyorum...

15

Ölmeden önce son bir diyeceğim olsaydı; iyi niyetimi, hayatta hep iyi bir şeyler yapmaya çalıştığımı, asla art niyetli olmadımı, insanları rahatsız etmekten bile nasıl çekindiğimi, yanlışlarımın bile beni savunmaya mecbur bırakılmasından dolayı oluştuğunu ve bundan dolayı benim gibi utangaç ve içine kapanık bir insanın bile yoldan çikartıldığı için iç dünyasında ne utançlar yaşadığnı görmediğinizi veya görmek istemediğinizi, insanlardan bırakın maddi manevi bir çıkarımın olmasını hiçbir beklentimin bile olmadığını, saygı sevgi bile beklemedigimi anlayamadığınızı söylemek isterdim. Hayatta en önem verdiğim şey, her canlının doğasına uygun yaşama hakkının her şeyden üstünlüğüydü. Ama yaşadığım dünyada bu yoktu; gücü ele geçirenlerin bencilliği ve zalimliği vardı. 

14

Her travestinin roman gibi bir draması vardır, filmi çekilse Oscar alır ama dünyanın vicdanı daha o seviyede değil... Fotoğrafı çekerken onu zorla güldürdüm. Çünkü acıdan kahkaha doğmuyor ne yazık ki; uzaklara bakan bakışlarındaki umut ve mutluluk değildi; çünkü acımızı gösterirsek, 10 kat fazla vurursunuz. Biz mutlu ve güçlü görünmek zorundayız... 

13

Ateistler sadece bilimsel, deneyle kanıtlanmış gerçeklere inanırlar ve akıl mantık çerçevesinde hareket ettikleri için tanrıları sadece vicdanlarıdır ve de kendileriyle hesaplaştıkları için, kendilerine hesap verecekleri için yan çizmezler, yanlış yapmamaya, haksızlık yapmamaya gayret ederler.

YETERİN ARTIK YAAA! ALIN KOKUŞMUŞ YEMEKLERİNİZİ BAŞINIZA ÇALIN!

Bazı insanlarda(aslında % 90 geri zekalı diyecektim ama vazgeçtim terbiyem müsade etmediği için, ama siz demiş gibi de kabul edebilirsiniz) mantık o kadar sıfır ki, inanın ne yaptıklarını hiç ama hiç bilmiyorlar. Mesela kedilere kendi yemedikleri kokuşmuş yemekleri veriyorlar... Kediler robot mu ki de zararlı bir şeyi veriyorsunuz veya kedilerin damak tadı sizinkinden daha mı düşük de yemediğiniz yiyecekleri veriyorsunuz. Oysa kediler yemek konusunda o kadar hassastırlar ki... Güya vicdanlarını gösteriyorlar. O kadar vicdanlıysanız, paranıza kıyın da kedilere kuru mama alın. Hadi yemedikleri yemekleri kedilere vermeleri bir tarafa, o yemekleri benim kedilere verdiğim kuru mamaların üzerine döküyorlar. Ben kendim yemeyip kedilere kuru mama alıyorum, pardon söyleyeceğim artık, bazı geri zekalılar kedilerin yiyeceği mamaları yenilemez hale getirip aç kalmalarına sebep oluyorlar. Evrenim beni başka gezegene ışınla da kurtar beni bu insanlardan ve artık rahat bir nefes alayım... Ölüme yaklaştıkça kendimi huzurlu hissediyorum ama daha çekilecek çilem var demek ki de yaşıyorum... 

11

Bugünkü mönümüzde salçalı pilav var...

Hayat bir simülasyondan ibarettir ve bizler reenkarne olan karakterleriz!

Gerçekten iki satır bilimsel bir şey okumayıp da ahkam kesen cahillerden nefret ediyorum. Çok çektim çünkü onlardan!

Eşcinselliği normal karşılamayanlar da bana selam vermesin, sayfamdan gitsin; ÇÜNKÜ BEN EŞCİNSELİM!

Açıkça söylüyorum; AKP'ye oy verenler ve verecek olanlar, akrabalarım dahil bugünden itibaren benimle konuşmasınlar. Nezaketen merhabaya, merhaba; o kadar! Benim hoşgörü limitim doldu da taştı ve beni boğdu! AKP'liler, lütfen diyorum bakın, lütfen beni rahatsız etmeyin! Sayfamda olanlar da, sayfamdan sessizce çıksınlar...

ABC'ye de oy vermiyorum, DEF'ye de; kazanamayacak olsa inandığım partiye veya iktidar ve ana muhalefetin karşısındaki partilere oy vereceğim!

20 küsur senedir bir ülkeyi gerileten sisteme neden oy verilir ki?

İnsanlar o kadar cahil ki, geleceği için değil, kendi kafasına uygun partiye oy veriyor!

Türkiye'de sağlık sistemi;

Randevu alamıyorsun. Dolu. Haftalar ve ya aylar sonrasına gün var. Bazı branşlarda milyona 2 doktor düşüyor. Sıra gelse bile baştan savılıyorsun veya ancak ısrarların sonucu tedavi yazdırabiliyorsun. Çünkü doktorlar, istisnalar hariç hastaya yardımcı olmak çalışmak yerine görev icabı doktorluk yapıyorlar. Doktorlar hastalara önyargısız yaklaşamayabiliyorlar. Homofobi ne yazık ki eğitimli insanlarda da mevcut. Bilinçsiz bir toplumda bireylerin yanlış yapabileceği, hataya düşebileceği kaçınılmazdır. Doktorların bütün önyargılarını silip, bütün yetersizliklere rağmen insiyatifini kullanıp hastanın hayatına öncelik vermelidir. Bütün bunlara istinaden bireyle tedaviye ulaşamayabiliyorlar. Eskiden bazı ilaçlar serbestti; bu sayede doğru ilaca ulaşabiliyordun ve tedavini kendi kendine yapabiliyordun. Şimdi onu da yasakladırlar; antibiyotik gibi. Dolayısıyla hastalar tedavisizlikten veya çaresizlikten alternatif tedavi yöntemleriyle hayatlarını riske edebiliyorlar. Ne kadar bilinçli bir hasta olsan da çaresizlikten dolayı kendi kendine tedavi etme yöntemleri ölümlere bile sebep olabiliyor. Eğer ölürsem, bunun sebebi, Türkiye'deki rezalet sağlık sistemidir. Düşünün, bir branş, kendi tedavi edeceği bir rahatsızlık için alakası olamayan başka bir branşa sevk ediyor veya randevusu dolmuş ve randevu almanın mümkün olmayacağı üniversite hastanesini tavsiye ediyor. Başka branşlarda da ilgisi olmayan rahatsızlıklara karşı bir tedavi uygulayamıyorlar. Şu anda kendi yöntemlerimle iyileşmeye çalışıyorum ve kullandığım ilaçların yan etkisine maruz kaldım. Heteroseksizmin yarattığı ve heteroseksizme hizmet eden Tanrı sistemi ve vesaireye inanmadığım için, halsizlik yapan ve bana baygınlık geçirten bir devlete karşı hakkımı helal etmek durumu söz konusu bile değil. Sadece bozuk sisteme ve bu bozuk sisteme oy veren cahillere lanet olsun diyorum. Şikayette bulunduğum Sağlık Müdürlüğü de diyor ki, biz doktorun tedavi yöntemine karışamayız!

10

Hafta sonuna 3 konser sığdırdım... #dilektürkan @dilekturkan #elifbusedogan @elifbusedogan #Zara @zaramuzik Emeği geçen herkese teşekkürler...

7

İbadetimsin... Teşekkürler hayat bana öğrettiklerin için... Tanrı denilen şey vicdan ve sevgiden başka bir şey degil... İbadet denilen şey de...

EDİSON'UN KİM OLDUĞUNU BİLMEZSEN, OLACAĞI BU İŞTE!

Dalga mı geçiyorlar, gerçekten bu kadar mı cahiller bilmiyorum... 54 yaşındayım, benim çocukluğumda 1970'lerde bizim köye elektirk gelmişti ve biz TV'de Çarli'nin Melekleri, Küçük Ev, Şeker Kız Kendi dizilerini izliyorduk. Televizyon gazla mı çalışıyordu o zaman? Bazen 21. yüzyılda mıyız, Ortaçağda mıyız şaşıyorum! Yakında interneti de biz bulduk derlerse şaşmam! Bir keresinde bizden önce fırın bile yok demişti de, tamam sakin ol Halil dedim kendi kendime!

Medya, Zehra'nın 2 sayısına karşı Fenerli Arina'nın 19 sayı ile karşılık  vermesi ve Fener'in Vakıf'ı 3-1 yenmesini, Arina'nın eski sevgilisi eski Fenerli Özer Hurmacı ile aşk yaşadığı iddia edilen Zehra Güneş'ten intikam aldı şeklinde haber yapmış. Arina; "Yaptıklarım, yapacaklarımın yanında daha hiçbir şey diyerek" adeta meydan okumuş!!! 

3

Kuru biberli kurufasulye

Bir Pazar günü Güney Çiftliğinde sabah kahvaltısı. Şaka şaka... Kedi şatosunda demek istemiştim...Pazar akşamları da #Dallas olurdu eskiden. #minimal yaşamak bir sanattır. Geçmişe özlemlerini de hep sarıp sarmalarım. Hayattaki en değerli ziynetlerim onlardır. Hatırlar hatırlar zenginleşirim. Pardon akademik dil kullanmalıydım, varsıllaşırım!

Pazar sabahları fırınlarda kuyruk oluşur börek, çörek, pohça vesaire almak için. Sözde hiç ekmek yemeyiz, hatta bazı sonradan görmeler ekmek yemediğimiz için ekmeğin fiyatını bilmiyoruz diye demeç verir. Ben fırınlarda üretilen kahvaltılık hamur işlerini hem pahalı hem de lezzetsiz bulduğum için kesinlikle almam. Yarı fiyatına aldığım bayat ekmeklerden yaptığım yumurtalı ekmeğin lezzetini hiçbir hamur işinde bulamam. Tavada yaptığım yumurtalı ekmek, fırından çıkmış gibi taptazedir. Yanında peynir ve zeytin ise en büyük lüksümdür. Dışarıda kahvaltı yapma lüksünü falan hiç anlayamamışımdır. Filozof Bahar Candan'ın dediği gibi, dışarıda karın doyurmak, görgüsüzlerin statü satın almasından başka bir şey olabilir mi? Belki ekonomi böyle dönüyor olabilir ama kapitalist sistem aşağı tabakanın ekonomiye lüks şekilde döndürmesine olanak vermiyor. Ben az masrafla karnımı doyurup, doğa zincirinin halkalarından kedileri düşünmek zorundayım. Hayvan, bitki ve oksijen! Yani aslında gezegenimizdeki doğa canlılığı-yaşam hareketini sürdürebilme adına naçizane bir çaba...

***


2

Salçalı makarna

Kadının saçı, teni, cinselliği ayıp günah olacak ve erkeğin kılları kutsal sayılıp uzatılacak, hatta erkeklere huri verilirken kadınlara benzer bir alternatif sunulmayacak, işin en kötüsü de kadınların da bunu benimsemesi...

Biyolojiye göre canlılar milyonlarca yılda nasıl oluştu ve tek hücreli canlılardan çok hücreli canlılara doğru evrimleştiyse; tarihe göre de dinlerin nasıl doğduğunu, çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere doğru nasıl sosyolojik bir sürecin gerçekleştiğini görebiliriz. Tabi okumazsanız doğal ve bilimsel gerçeklerle yüzleşemezsiniz bile...

Eğer biraz tarih okuma yetiniz varsa; dinin gökten inen kutsal bir şey değil, bir kültür olduğunu görürsünüz!

Erkeğin sakalını kutsal sayıp kadının saçını haram görmek, insan aklına yapılan bir hakarettir, ve kadını aşağlamaktır.

Kadınlar sizi karnına sığdırdı, ama siz kadınları dünyaya sığdıramadınız..! 

1

PARDON DA SİZ NE YİYİYORSUNUZ?

Neymiş; ekmek yeme, makarna, pilav, patates yeme; gofret, kuruyemiş ve kek pasta yeme; kola içme, çayı şekerli içme... Kafayı mı yiyelim? Enginarınız, brokoliniz, karidesiniz, somonunuz, balığınız, avakadonuz vesaireniz hepsi sizin olsun. O sağlıklı tabir edilen yiyecekler benim midemi bulandırıyor. Hele balık, gerçekten resmen benim için bööö! Ayrıca balık da canlı, bir hayvan ve bu haksızlık!