27 Haziran 2026 Cumartesi

Temmuz 2024 facebook notlarım

 31 Temmuz 2024

Hayatımın en şiddetli soğuk algınlığı süreçlerinde birini yaşıyorum. Zaten ben hep boyleyimdir aslında. Çok ağrılı geçiririm nezle gribimi. Özellikle geceleri depreşir. Derimi yüzerler ve üzerine bir de tuz basarlar adeta ki, kabus gibi hiç uyuyamam. Nöbetler geçiririm bir yanma bir donma şeklinde. Etim kemiğinden ayrılır, boğazlarım ağrır, kronikleşen öksürük seansları... Bazen de karnının ağrımasi ve kusma şeklinde bir durum da olur ve hayatta en korktuğum şey istifra etmektir boğulacağımı zannederek. 3-5 gün sürer bu hastalık sürecim. Ama bilirim ki bu, bağışıklık sisteminin güçlenmesi adına bir yenilenme sürecidir. Veeee yattıkça yatasım gelir bu süreçte ölü gibi. Kalkmaya karar verip bir şeyler yersem zorla da olsa, o zaman kendime gelirim... Acılı ekşili şeyler iyi gelir...

#mywindow

#kabak kızartması ve yemeği aynı anda!

30

Hastalıktan ayakta duramıyorum ama doğa beklemez ki. Anlamaz ki kediler senin hasta olmanı; onlar taşa dönmüş-dengesi bozulmuş dünyada mama bekler...

29

Elbette böyle olacağını biliyordum. Benimki bile bile lades. 2 aydır 16 saatlik açlık diyeti, 2 hafta aralıksız her gün tenis oynamam sonucu omuz sakatlığı, kedilerin bakımı ve tedavileri sonucu yorgunluk ve uykusuzluk, çünkü evde 30 kedi, sokaktaki ve parktakilerle sayıyı bilmiyorum, ve vücut direncim düştüğü için sabah iyi olup günlük sporumu ve işlerimi yapmama rağmen pat diye hasta olma durumu... Bu, vücudumun uyarısı, dur Halil artık demesi... 2-3 güne ayağa kalkarım ama... Yeşilin ve morun gücü adına... 

SİZ NER'DEN BİLECEKSİNİZ Kİ?

Gerçek bir hayvan severin en büyük sorunu mama değildir. Evet mama çok önemli sorunlardan biri ama elimizden geldiğince yetmeye çalışıyoruz işte. Ama yetmemiz gereken o kadar çok hayvan, kedilerle ilgilenenler için o kadar çok kedi var ki. Ne kadar acı bir şey biliyor musunuz, bir hayvan sever sokakta kedilere mama dağıtırken diğerlerinin "vicdansızca" bakması. Ve en büyük sorun ne biliyor musunuz; sağlık bakımı. Çünkü, mesela bir kedinin tek sorunu beslenme ve barınma değil. Onlar da insanlar gibi hastalanıp tedaviye ihtiyaç duyabiliyorlar. Ve bir hayvanın veteriner masrafı, insanınkinden kat be kat pahalı. Çünkü ticari bir dünyada yaşıyoruz. Ve istisnalar hariç veterinerler, sokak hayvanlarıyla ilgili yeterli indirimi yapmıyorlar. Yapsalar bile ben, sokaktan her bulduğum kediye 10 bin lira maaşımla ne kadar yetebilirim? Mamaya mı yetişeceğim, sağlık giderlerine mi? Ve en ama en önemli sorun ne biliyor musunuz; mesela bir kedinin sağlık problemi aylar, yıllar sürebiliyor ve iyileşemeyebiliyor(Size göre, uyutun gitsin değil mi?) ve daha da önemlisi, bu süreçte kurduğumuz duygusal bağ sebebiyle yaşadığımız acının büyüklüğü. Veee, biz yaşatmaya çalışırken, üst merciler duyarsız çoğunluktan aldığı cesaretle uyutma yasası çıkartıyor. Bugün yasayı geri çek etkinliğinde, türbanlı bir kadın yoldan geçerken bize laf atıyor; "köpekler sizin çocuğunuzu yese...". Sanki kendi çocuklarını yemiş, sanki köpekler kaç çocuk yemiş ve öldürmüş, ayrıca sokaklarda köpek mi kalmış? Ben göremiyorum. Birisi fotoğrafını çeksin de, ispat etsin. Sokaklarda, belediyelerin kulaklarına küpe taktığı, saldırgan olmayan, "Bakın biz öldürmüyoruz yaşatıyoruz" diye kendilerini hayvan dostu göstermek için bıraktığı birkaç köpek var. Ve siz bu anlattıklarımı bilmiyorsunuz değil mi? Halil'i sadece eline aldığı bir poşet mamayla sokaktaki kedileri beslerken görüyorsunuz, onu da hobi olarak yaptığımı sanıyorsunuz. İçime akıttığım gözyaşlarını görseydiniz, okyanuslardan fazla olduğunu da görürdünüz. 

***

Bir insan kaç kere evlat sahibi olur, kaç çocuk büyütür, kaç evlat acısı yaşar ve bu acıyı ne kadar kaldırabilir ve bu acıların hiçbir önemi yoktur aslında biliyor musunuz kadersiz veya acı dolu bir yaşamın parçası olan canlının hissettiklerinin yanında... Bugün bir veda daha yaşıyorum ve bir yaşam sınavına daha başarılı bir katkı sağlayamadım... 1.5 yıl süren acı tatlı bir yaşam daha bitti... Bir kış günü gelmişti 2 aylıkken kapımın önüne ve nezle idi. Tedavi, tedavi ve ilaçlardan nefret etme, başına gelen kazalar, uzun süreli iyileşmeyen rahatsızlıklar... Belki acıları dindi... Güle güle âsi kızım. En azından giderken acı çekmedin... Hayata kazandırdığım onlarca kediyi eve kapatarak bakamayacağım için, 3-4 aylık olduktan sonra sokağa çıkmaya başlıyorlar. Kısırlaşma ayı gelinceye kadar da kızan bir süreç yaşıyorlar ve bu süreçte başlarına kaza gelebiliyor. Sarı kızım da ya araba çarpması veya birisinin saldırısı sonucu arka bölgesine aldığı darbe sebebiyle sakatlanmıştı. Yürümesi düzeldi ama kalın barsak problemi yaşadı ve kakasını tutamamaya başladı ve son 2-3 ayı şiddetli olmak üzere 1 yıldır böyle bir durum mevcuttu. İlaç tedavisine de olumlu tepki vermedi. Son 1 ayda da iyice zayıfladı. Bugün hayvan hakları ile ilgili etkinlikten döndüğümde evde kaka kokusu yoktu. Ortalık mis gibi gül kokuyordu. Ama benim sarı kız da ortalıkta görünmüyordu. Çekyatın içine ölüme yatmış. Çıkardım dışarıya, yaşıyordu hala. Gül kokusunun sebebi, evdeki diğer kedilerin 3 kiloluk sıvı sabun şişesini yere düşürüp patlatmasıymış. 00:30'da hayata bir miyav sesiyle ve gül kokusu içinde veda etti kızım. Her gün sürekli kaka temizliği yapmaya isyan etmeme evren de mesajını bu şekilde vermişti.

28

YAŞAM BIR UMUTTUR, REVIRE DÖNSE DE DÜNYA!

Öndeki büyük olan Pedro, geçen yıl hayata kazandırdığım 20 küsur yavrudan biri. Diğer 4 küçük yavru kedi ise bu yıldan. Bir tanesi FİB'DEN döndü ve tedavisi devam ediyor.

27

Bazıları yemeyi, bazıları da pişirmeyi şölene dönüştürür...

24

Eğer insan türü; aklını doğru kullanamayıp ve konuşabilmesine rağmen sağlıklı bir diyalog geliştiremeyip savaşlar çıkartıyorsa, diğer türlerden üstün sayılmaz; onun diğer türlere egemenliği üstünlüğünden değil, zorbalığındandır! Küresel ısınmaya sebep olan hayvanlar değil, insanlardır!

Doğal yaşamın kaybolmaması adına aslında yerleşim birimlerinin 1 milyonu aşmaması için sehirler arası vize uygulanmalı... Mesela önü bahçeli evler olmalı ve bahçelerinde zorunlu meyve ağaçları... Bu arada yoldan geçerken topladığım incirler yere düşenler; dalından kopartmıyorum...

23


#sesiniduyur

Başladılar köpekleri toplamaya... Bu hükümeti de, bu hükümete oy verenleri de asla affetmeyeceğim... Unutmayın ki doğa bunun cevabını verecektir... AKP'ye oy verenler, gerçekten hayat boyu konuşmayalım sizinle. Bu sistemi destekleyenlerle diyaloğa girmek kanıma dokunuyor çünkü...

***

HAYVANLARI SEVİYORUM AMA İNSANLARI... BEN YAŞATMAYA ÇALIŞIRKEN, SİZ ÖLDÜRÜYOR VEYA ÖLDÜRÜLMELERİNE SESSİZ KALIYORSUNUZ!

Nerden başlanır bilmem ki? Ben iktidarların aldığı yanlış kararlar veya politikalardan dolayı onlara kızma lüzumunda bile bulunmam; ben kime kızarım biliyor musunuz; onlara oy veren kişilere, onlara oy veren kişilerden de en çok yakınımdaki insanlara. Nezaketimden kimseye bir şey söylemem ama içimde bitmiştir o kişiler. Selam verirlerse de gene insanlığımdan selamlarını alır, ihtiyaç duyarlarsa da gene insanlığımdan yardım ederim. Zaten insan insana muhtaçtır, ben de birilerine muhtacım ama elimden geldiğince muhtaç olmamaya çalışırım. Bakınız, hepimiz yanlış yapabiliriz; bir şeyleri yanlış biliyor olabiliriz çünkü. Ama öğrenmemiz gerekir doğruyu yanlışı; ot gelip saman gitmemeliyiz bu dünyadan. Hayatı okey masası, mangal partisi, eğlence, görgüsüzlük vesaire etrafında döndürmemeliyiz artık. Biraz duyarlı ve vicdanlı insanlar olalım. Ben 10 bin liralık emekli maaşımın yarısını kedilere harcıyorsam, bu benim aptal olduğumdan değil. Sokakta bulduğum her hasta veya yardıma muhtaç kediyi hayata kazandırmaya çalışırken, sistemin sokak hayvanlarını öldürme yasasını meclisten geçirmesinin mantıklı bir gerekçesi olamaz. Uyutma gerekçeleri sunulmuş ama nerden bilelim o hayvanların direkt uyutulmayıp öncelikli olarak hayata kazandırılmaya çalışılacağını? Ve böyle vicdansızca bir yasa, milyonlarca kişinin umurunda bile değil. Zaten yetkiyi verenler de bu milyonlarca kişi değil mi? Sokakta karşılaştığım ve konuştuğum hiç kimse de uyutulmasın demiyor. Yani alınan kararlar, çoğunluğun düşüncesiyle örtüşüyor. Yasa çıkartanlar, işte bu duyarsızlıktan cesaret alıyor. O yüzden sevmiyorum hiçbirinizi. Bu sezon neredeyse her gün park dahil, sokağım dahil yetişebildiğim her noktaya mama ve su bırakarak hayvanlara elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Kimseden takdir falan da beklemiyorum. Ama biraz vicdan. Siz de biraz vicdanlı olun. Bencilce sadece kendiniz için yaşamayın. Bu benim hayatım, benim yaşam biçimim, benim bakış açım falan derseniz, ben de size vicdansızsınız derim, nokta! Etrafımda sosyalleştiğim insanlara falan bakıyorum da, bir kere bile sokak hayvanlarına mama dağıtırken görmedim. Nasıl bir anlayıştır bu? Saygı falan duyamama ben böyle anlayışa. Bir çoğuna sorsan, hepsi hayvan seviyordur. Oysa sadece lafta! 

22

21

#patateskızartması #biberkızartması #yogurt



20


19

Tomişko bana geleli tam hatırlamıyorum ama 2-3 yıl olmuştur sanırım. Şu anda 5 yaşında vardır sanırım, belki daha fazla. Kısırlaştırıldığına göre ev kedisi olsa gerek. Büyük ihtimal kedilerle ilgilendiğim için evimin yanına bırakılan kedilerden. Önceleri hep penceremin karşısında bir ayağı yukarıda bekledi. Yavaş yavaş içeriye girdi ama bir ayağını hep yukarıda tutmayı unutması 1-2 yıl sürdü. Hep şunu düşündüm. Acaba birisi sirk hayvanı gibi eğitmek için patilerine falan mı vuruyordu? Çünkü ellerine hiç dokundurtmuyordu. Sonraları benim sistemime, sevgi sistemine dahil oldu. Önceleri öpmeme tırmalayarak cevap veriyordu. Şimdi ise beni sahiplendi ve evdeki diğer 25 kediden çok kıskanıyor. Yatarken mutlaka uzattığım kolumun üstüne sırtını bana dönerek, kafasını da öpmem için ağzıma dayayarak uyuyacaktır. Ve ben yorulmadığım sürece sabaha kadar o şekilde uyur. Diğer kedilere söylediğim sevgi sözcüklerini duyar duymaz hemen koşar koynuma gelir. Şunu unutmayın ki, istisnalar dışında sevginin halledemediği hiçbir şey yoktur.

***

Bugün çektiğim bu fotoğrafımı çok sevdim. Mükemmel nedir? Benim için, şekilci dünyayı umursamadan, mutlu olacağım şekilde, içimden geldiği gibi yaşamaktır. Elbette ben de simetrik yaşamak isterim, mesela çoraplarımı eşli giyebilmeyi ama kayboluyorlar, yemin ediyorum nereye gidiyorlar bilmiyorum, arıyorum tarıyorum bulamıyorum. Neyse ki uzun bir şeyler giyince kimse görmüyor... 

18

Şu cehennem sıcağı günlerde buzdolabına cennet gibi tapıyorum. Soğuk sular, çölde susuz kalmışım gibi serinletiyor beni!

PLEASE, PLEASE!

Ölmeden önce bazı şeyleri dile getirmek istiyorum. Hayatım boyunca onlar kırılmasın diye insanlara hayır dememek için çok fedakarlıklar yaptım. Seks mi yapıyorum, bırakıp kapı ziline koştum. Banyo mu yapıyorum, belime havlu dolayıp kapıya veya telefona koştum. Çok mu yorgunum veya çok öncelikli işim mi var, isteyenin yardımına koştum. Hatta canımı tehlikeye atıp, benden nefret edenleri bile hiç düşünmeden kurtarmaya çalıştım. Ama insanlar hep iyi niyetimi suistimal etti. Hep çıkarlarına uygun şekilde davrandılar. İhtiyaçları olunca aradılar, onun dışında beni yok saydılar. Ama ben gene de onları kırmamaya, isteklerini yerine getirmeye çalıştım. Sadece bencil ve çıkarcıları düşünmedim, ruh hastalarına bile, 'aman kendilerine bir şey yapmasın' diye uzun uzun vakit ayırdım, emek verdim. Evet insanlara iyilik yaparken, kullanıldım ne yazık ki. Ama birilerinin işine yaradıysam ne ala. Ama unutulmasın ki; ben ne geri zekalıyım, ne de birilerinin beni çıkarlarına alet ettiğini anlayamayacak kadar aptalım, ne de birilerine muhtaç biriyim. Benim görgüsüz değil de minimal yaşamam; ne beni vasat yapar, ne de birilerine minnetimin olduğumu gösterir. Artık yoruldum işim olduğu zaman telefonlara bakamayıp-akabinde hemen dönmeme rağmen trip atılmasından, saatlerce zamanımın çalınmasından, kapasitesiz insanların şebeleği olmaktan, birilerinin ihtiyaçları olunca jokeri olmaktan, bir şeylere en emek veren kişi olduğum halde yok sayılmaktan, vesaire. Artık nezaketsiz davranışlara, kişilik haklarımın rencide edilmesine, zamanımın çalınmasına, iyiniyetimin suistimal edilmesine, iki kelimeyi bile biraraya getiremeyen insanların oyuncağı olmaya, cahil insanların ayrımcılığına, vesaireye tahammül edemiyorum. Lütfen rahatsız etmeyin artık beni yaa! 


Patates, patates yemeği olalı, böyle ihtişamlı olmamıştı!

#patatesyemeği

17

İnsanların yaşam alanlarını, sözlü veya fiziksel olarak, kendi inanç ve doğrularınıza göre bencilce, ihlal etmeyin!

Evet gene bulgur ama tadına  bir baksanız parmaklarınızı yersiniz...

Eğer karşınızdaki insanlar size haksız bir şekilde yanlış yapıyorsa; alttan almak veya onları değiştirmek yerine, tepkinizi koyup çekin gidin. Çünkü bu onların karakteridir zaten; onlardan bir fayda gelmez size. Bırakınız ne halleri varsa görsünler; ne yaparlarsa da önce kendilerine yaparlar.

16

İlk öğün ve yumurtalı çavdar ekmekli yaz kahvaltısı... Dilimlerin hepsini yemedim tabiki de; 2 dilim... Yanında çay...

Ben 55 yaşıma kadar soda içemedim. Tadını sevmiyorum çünkü. Ama limonla karıştırılırsa, vücut yağlarını eritiyor diyetiy sebebiyle içine 3-4 kaşık da şeker ve bolca buz ilave ederek içmeye başladım. Özellikle spordan sonra çok iyi geliyor... Müzikte de, her şeyde de deneysel şeyleri seviyorum... 

15

14

Gerçek hayvanseverlik, evinde 1-2 tane süs mahiyeitnde kedi - köpek beslemek değil; sokaktaki hayvanları da en az onlar kadar düşünmektir. Ben en düşük seviyedeki emekli maaşımı sokak hayvanlarına harcıyorsam; bu benim ne aptal olduğumu gösterir, ne de oportünist-çıkarsal amaçlı bir poltik biri olduğumu. Eee öyleyse, evinde kedi köpek besleyenler, sokaktaki hayvanları niye düşünmüyor öyleyse?

Bu iktidara; kadın haklarını yok saymak için İstanbul sözleşmesini iptal ettiğinde de çok kızdım, eşcinselleri sapık ilan edip nefrete hedef göstererek linç ettirdiğinde de çok kızdım ama savunma gücü olmayan sokak hayvanlarını uyutma yasasını çıkarttığında hiçbir şekilde affedemeyeceğim şekilde daha çok kızdım. Tabi iktidar derken, sadece hükümetten bahsetmiyorum; bu yasanın çıkmasını sessiz kalarak da olsa onaylayan büyük orandaki milyonlarca insandan da bahsediyorum. O yüzden bu insanlara karşı, akrabalarım-en yakınımdaki insanlar dahil, bu sistemi destekleyen hiçbir kimseye karşı zerre iyi şeyler hissetmiyorum. Doğa, kendisine yapılan bu kötülüğü hiçbir zaman affetmeyecek, bir şekilde intikamını alacaktır.

Bugüne kadar sokak kedileri için mama toplama çabam birkaç istisna dışında başarısızlıkla sonuçlandı. İnsanların içinde yoksa, talepte bulunarak olmuyor bu işler. Çünkü hayvanlar ve doğaya yardım; insanların; görgüsüzce-insanların gözünün içine soka soka-şatafatlı bir yardım şekli değil. Yani toplumsal bir itibar ve saygı şeklinde yansımayacak kişiye. Dolayısıyla ne yaparsam, kendi imkanlarım ölçüsünde kendim yapabiliyorum ancak. Ama bugün sürpriz bir şekilde tanımadığım bir kişiden yardım geldi. Teşekkürler kocaman yürekli kadın, vicdanlı insan... 

Sizler, yıllarca kadın haklarını engelleyenlere, sokak hayvanlarını öldürme yasası çıkartanlara, escinselleri sapık ilan edip ve nefrete hedef gösterip linç ettirenlere, enflasyonu düşük gösterip insanları açlık sınırının altında süründürenlere oy verdiniz...  Not: Sözüm meclisten dışarı ama istisnalar da kaideyi bozmaz... Gün gelecek, mücadeleyi iyiler ve vicdanlılar, aklı başında insanlar kazanacak...

13

Melek, Papaz, Pırıl, Kerıl, Tomiş, Masi, Monik, Pedro, Yumoş, Sarı erkek, Sabri, Tekir, Prenses, Prens, Cengiz, Kırpık, Brovni, Güngör, Sarı kız, Sarı kız 2, Lara Elmas, Şibir, Ekşi sürat, Tekirtoş, Cudi, Sülo... +Ninoski, Tina, Nora, Fırıl, Ece,


Çocukluğumdan beri sabah kahvaltısı yapmam. Bunun bilimsel açıklaması, uyandıktan sonra hareket etmediğimiz için, hala enerji depomuzun dolu olması. İlk öğünümü öğleden sonra yiyiyorum. Kahvaltı yerine, sokak kedilerine mama dağıtıyorum. Böylece hem metabolizmama uygun davranmış oluyorum, hem de manevi açlığımı gidermiş oluyorum. Siz de deneyebilir misiniz?

En sevdiğim icatlar; televizyon, buzdolabı, internet, fotoğraf makinesi, müzik CD'si...

Özüm zaten minimal. Ruhumda olmayan görgüsüzlük zaten bana ters. Görgüsüzleşip de tekrar doğama dönmek icin zaman kaybedeceğime ve de kişiliğime saygısızlık edeceğime, hep doğama uygun minimal yaşadım. Bana diyorlar ki, "burda yaşanır mı?" 1250 odalı sarayda yaşamak da bana çok fuzuli ve ters geliyor. Tablo gibi hayat yaşadım. Bununla da gurur duyuyorum. 


13

12

Konumuz gene #kabak sorunumuz gene göbek 

İster sade tabak, ister soğan biber yoğurtla  süslemeli sanat


11

AY İNANMIYORUM!

İnsanlara, bu sisteme, kısaca bu dünyadaki hiçbir kimseye ve hiçbir şeye ne güveniyorum ne de inanıyorum. 1 Mayıs İşçi Bayramında LGBTİ+lar, eşcinseller olarak maruz kaldığımız saldırının davasının neticesi elime ulaştı. Saldırganların iddiası üzerine biz eşcinseller, bu saldırganları darp etmişiz ama yapılan doktor muayenesinde darp izine rastlanmadığı için kovuşturmaya gerek kalmamış. Düşünebiliyor musunuz; gerçekte saldırıya maruz kalan biz eşcinseller, hakarete maruz kalan biz eşcinseller ama dava raporunda biz eşcinseller darpçı konumundayız... Benim adaletim vicdanım; elimde de yaşadığımız olayların belgesi var ama bu sisteme inanmadığım için uğraşmayacağım. Ben bu davayı niye açtım; 

1. Eşcinsel olmamız ne korkmamızı gerektiriyor, ne de hakkımızı aramamamızı...

2. Homofobikler bilmeliler ki, dava nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, yaptıkları görmezlikten gelinmemeli.

3. Homofobik bir saldırı mahkemeye nasıl yansıyacak, nasıl sonuçlanacak, bunu da öğrenmek istedim. Haa korkmadım mı acaba dava, homofobik bir sistemde yaşadığımız için aleyhime sonuçlanabilir diye; korktum ama tahmin ettiğim karşı tarafın iftiralarının bir delili olmayacağı için, içim rahattı bu konuda.

4. Bu düzenin vatandaşlarıyla da mahkemelik oldum, doktor, polis gibi resmi görevlileriyle de ama haklı olmama rağmen hiçbir zaman davalar lehime sonuçlanmadı, haklı olduğum için elbette suçlu bulunmam da söz konusu bile olamazdı... 

9

Sade bir bulgur pilavı... O kadar lezzetli oldu ki... Biliyor musunuz, kendi pişirdiğim yemeği yemeyince benim karnım doymuyor. Sizin de öyle mi oluyor? En lüks restoranda da yesem en gurmenin elinden de çıksa, eve gelince gene acıkıyorum. Basit bir yemek de olsa kendim yapmalıyım... Bugünkü akşam öğünümdü. Yarın 14-16 saatleri arası ilk öğünümde buluşmak üzere...

İKİZLERİ TANIYAMIYORSANIZ, BU SİZ KAYNAKLIDIR!

İkizler burcu insanları söylendiği gibi 2 yüzlü değildir; değişen durumlara göre adaptasyonu güçlü insanlardır. Çok büyük üzüntülerde bile 2. gün hayata dönerler. Çünkü akıl ve mantık çerçevesinde hareket ederler. Neymiş; bir dediği bir bir dediğini tutmuyormuş, çok eşliymiş, bir gün öyle bir gün şöyleymiş vesaire. E saplanıp kalsınlar mı bir şeye. İkizler burcu durağan bir burç değildir. Hareketlidir, çok yönlüdür, yaşamayı sever, zaman değerlidir onlar için, meraklıdır, öğrenmeyi sever... En önemlisi de kendileriyle barışıktırlar, kendilerini severler, hayatı severler. Dolayısıyla özgüvenlidir. İkizler insanı göründüğü gibidir; onların arka bahçeleri yoktur. Çok şeffaftırlar, çünkü çok dürüsttürler; saklayacakları ve de gocundukları bir şeyleri yoktur. Aslında sevilmeme sebebi de budur; İkizler insanları o kadar samimidirler ki, insanlar samimiyetsiz dünyada bu kadar samimiliği inandırıcı bulmazlar. Çünkü insanlar iki yüzlülüğe ve dürüst olmamaya alıştıkları için, İkizlerin gerçekçiliği karşısında şaşırırlar. İkizlerin kırmızı çizgisi, haksızlığa gelememeleridir. Eğer bir kere güvenlerini kaybederseniz, onların hayatında yer alma şansını da kaybedersiniz. Çünkü onlar zaten, hayatlarını tek başına yaşamayı seven insanlardır. Hiçbir zaman onların duvarlarını tam anlamıyla aşamaz, hayatlarına sirayet edemezsiniz. Onların insanlara karşı kişiden kişiye değişen hep mesafeleri vardır. O yüzden karşılarındaki insanlar yamuk yaparlarsa, bir kalemde silerler, hatta tamamen silmeleri çok kolaydır. İkizler insanları soğuk zannedilir ama onlar başkalarına güvenmedikleri için hep gardlarını alırlar... Şunu da ilave edelim; İkizler insanı aşk saplantılı değildir; yaşarlar geçerler. Bir kişiyi odak noktası haline getirmezler. Çünkü onların gözünde, kendileri dışında kaybedilmeyecek hiç kimse yoktur. Evet narsist olabilirler. Yapılacak bir şey yok... 

Akıl ve tecrübenin birleşimi mükemmeli doğurur... Böylece  pratikleşip hem kaliteyi yakalarsınız, hem de zamandan tasarruf edersiniz. En önemlisi özgüven kazanıp başkalarının da güvenini kazanırsınız...

Teşekkürler hayat; oksijen için, güneş için, hayvan ve bitki örtüsü için, renklerin için, bize yaşama şansı verdiğin için...

8

Bana diyorlar ki, yağını-soğanını-salçasını-biberini kavurmadan yemek ki olur? Sanki ben o şekilde yapılan yemeklerin tadını bilmiyormuşum gibi... Siz bir de benim gibi deneyin bakalım nasıl olacak?

7

Tarih diye akademik bir branş var. Dinler tarihine göre dinin çıkış sebebi, bilimin gelişmediği dönemlerde doğa olaylarına psikolojik bir yaklaşım, zamanla da evrimleşmiş psikolojik bir durum. Gelişmiş toplumlarda dinler, insanların yaşamına müdahale etme gücünü kaybetmiş ama gelişmemiş toplumlarda hala kitlelerin hassas noktası. Dinin bilimsel hiçbir dayanağı yok; günümüzde insanların maneviyatı. Çünkü toplumsal düzeni sağlayan yasalar var artık. Ama gelişmemiş toplumlarda egemen güçler tarafından kitleleri sürükleyen bir unsur olarak kullanılmaya devam etmekte, özellikle siyasi güçlerin en etkili silahlarındna biridir. Günümüzde televizyon ve eğlence gibi, futbol gibi kitleleri peşinden sürükleyen şeylerin dinin yerini aldığını söyleyebiliriz. Ne alaka diyebilirsiniz. Çok alaka. Çünkü din ilk çıkış amacındaki fonksiyonunu yitirmiş ve bazı güçlerin kitleleri etkilediği bir araç haline dönüşmüş durumda.  Ama yaşamı dikkatli okursanız, din artık sanki formalite gibi bir etkiye sahip ve yeni dünyada insanların peşinden sürüklendiği ve etkisinde kaldığı başka şeyler var artık... Peki kitleler niye din, futbol gibi şeylere ihtiyaç duyuyor? Özellikle eğitim seviyesinin düşük olduğu toplumlarda, başarısızlık; taraftarlık aidiyetiyle başkalarının başarısından nemalanarak tatmin olma ve toplumsal varolma ihtiyacı hissettiriyor. İktidarlar; din, futbol, kültüre göre değişen eğlence veya gelenekselleşmiş etkinliklerle kendi yanlışlarını örtbas ettiği gibi, kitleler de  olumsuzluklarla mücadele etmek yerine kendi mücadele etmeme durumunu falan örtbas etmeye çalışıyor. Mesela neden açlık sınırının altında yaşadığını veya gelir dağılımı konusunda insanlar arasında niye bu kadar uçurum var diye sorgulamak, veya başarısız sistemleri oylarıyla olsun değiştirebilme gücü varken; kolay yolu seçiyor, sonra kitlelerin afyonu denilen unsurlarla kendini avutmaya çalışıyor işte... 

Bir melemenin anatomisi...

Düzen bozuk. Asıl üzücü olan, insanların bunu düzgün zannedip kabul etmesi!

Emekliler 10 bin lira maaşla-330 Dolar'a tekabül eder- açlık sınırının altında yaşamaya çalışırken (bu parayla faturalarını mı ödeyecek ev kirasını mı, vesaireyi mi?..1 kilo taze fasülye 100 lira, 1 kilo bamya 200 lira, 1 kilo limon 80 lira olmuş vesaire...) ben futbol afyonuyla uyutulamam. Acımasız erkek egemen ve eşitliksiz dünyanın futbolunun kazanmasından veya kaybetmesinden bana ne? Benim hayatımı elimden almış bu sistem. Futbola da inanmıyorum, dine de, milliyetçiliğe de. Ben insanca yaşama hakkımı istiyorum sadece. İnsanlar futbolda kaybettiklerine üzüleceklerine, ekonomi ve demokraside kaybettiklerine üzülsün. Maç bitti, gerçek olan açlık sınırının altında yaşamaya dönelim. Hollanda gibi ülkeler hem ekonomide hem de demokraside kazandıkları için, maç gibi kültürel etkinlikleri elbette kazanacaklar... 

İKTİDARLAR TOPLUMUN AYNASIDIR!

Bir ülkenin nasıl yönetildiği, yönetenlerden çok o ülkenin insanlarıyla alakalıdır. Çünkü iktidarları seçen, toplumlardır. İktidarlar da toplumun nabzına göre yönetim yapar. Bir toplumun eğitim seviyesiyse, o toplumun doğru yönetilip yönetilmediğinin tek göstergesidir. Çünkü eğitimli toplumlar, iktidarları tek bir yanlışta bile affetmez ve koltuktan indirir ama eğitimsiz toplumlar, iktidarları körü körüne destekler, açlık sınırının altında yaşatma pahasına bile. Kendimden örnek vereyim... Mesela çekirdek aile olarak anne baba cahil, 7 kardeşten 6'sı ilkokul mezunu, ben Lise 2'den terk ve dışarıdan okuyarak açıköğretimden 5 üniversite mezunu, 20 yeğenimden neredeyse tamamı da ilkokul mezunu, yeğenlerimin çocuklarından da üniversiteye giden 4-5 tane... "İktidarın" eğitime önem vermemesinin sebebi de, toplumdan aldığı cesarettir. Başka bir örnek vereyim; 50 kişilik bir aileysek, 49 kişi dogmatik, yani din ve tanrı inancı var. Bu durum 100 kişilik bir sülalede de aynı olabilir, 1000 kişilik süllalede de... Benim 50 kişilik bir ailede böyle olmam-(ateist ve açık eşcinsel), istisnadır çünkü. Bu, bizim ülkemizde neredeyse, ülke geneline uyarlanabilecek bir orandır. Bilemiyorum, belki yanılıyorumdur. Ama yaptığım gözlemlere göre; sol partilisi de, libarelleri de, özgürlükçüleri de, vesairesi de, hatta hatta lanetlenen eşcinselleri bile genellikle halkın hassas noktaları sayılan din, milliyet, vesaire gibi ortak kavramlar etrafında birleşmektedirler. Dolayısıyla İran'a şeriat gelmesinin sebebi, onlar ne kadar bizim halkımız aydın dese de yönetimden çok halkın kendisidir. Bizim ülkemizin şeriata direnmesinin sebebi ise, Atatürkçülerin Atatürk ruhlarının sarsılmaz oluşundandır. Yoksa şimdiye kadar çoktaaan..! 

Çocuklara havan sevgisi aşılansaydı, hayvanlara mal gözüyle bakılmazdı!

5

Benim için etnisite kültürel bir renktir; asla bazılarının, birilerinin ideoloik malzemesi olamaz. Artık milliyetçiliğin de günümüzde ırkçılık değil de insanı sevmek olması gerekmez mi? Ben senden üstünüm demek yerine, senin yanındayım demek gibi mesela. Ben üstünüm demek, aslında zayıflığın göstergesidir. Gücü elinde bulunduranların üstünlük taslamasının; demokrasiyle, eşitlikle, özgürlükle, insan haklarıyla bir alakası olabilir mi? Ne zaman ötekileştirilenlerle yan yana durulabiliyorsa, o zaman medenileşilmiş demektir. Keşke spor arenalarında, ırkçılık yerine en ötekileştirilenlerin gökkuşağı bayrağı dalgalandırılabilse... Yapılan şey, en azından hümanizm adına bir hizmet olsun...

En iyisini yaparsa Halil yapar! Masterşef neymiş ayol!

Bu minik kızı bugün sokaktan getirdim. Daha doğrusu yokla bulan biri, parka bırakacaktı. Çok küçük olduğu için risk barındırdığından eve getirdim. Pire torbasıydı adeta. Yüzlerce pire. 3 saatte temizledim. Daha önceden pire ilacı veren @calusiangel arkadaşıma tekrardan çok teşekkürler... Adı Lady-leydi oldu...

4

Eril dünyanın futbol ve basketbol gibi eril sporlarındaki hiçbir başarısı beni zerre ilgilendirmiyor, hatta başarıdan bile saymıyorum. Çünkü beğenmediğim o dünyanın kültürü futbola da yansıyor ve bu beni çok rahatsız ediyor. Nokta. Tartışmaya kapalıdır. Bu da benim bakış açım.

Gerçek vicdan ve duyarlılık sözde kalmaz, icraat gerektirir.

CAHİL İNSANLARDA GÖRÜLERN ÖZELLİKLER

Her şeyin en iyisini bildiklerini sanırlar.

Hiç araştırmadan bilgi sahibi olduklarını sanırlar.

Nezaketli insnaları zarif karakterli olarak görürler.

Onlara göre herkes kusurludur ama kendileri kusursuz.

Kendi arka planlarını görmezlikten gelip başkalarına ahlak dersi vermeye bayılırlar.

Empati yoksunu ve anlayışsızdırlar.

Başkalarının hayatlarına burunlarını sıkarlar.

Her zaman onlar haklıdır. 

Hayatla barışık olmak çok önemlidir; bunun için de insanın kendini sevmesi, kendine yabancı kalmaması, kendini tanıması gerekir. Ben kendime aynada bakarım, kişiliğimi-karakterimi hep irdelerim. Hele kendime dair hiçbir şeyin üstünü örtmem. Yüzleşirim kendimle, yargılarımı kendimi, hesap sorarım kendi kendime; başkalarına bırakmam hatalarımın, kusurlarımın yargısını; malzeme vermem onlara kendime dair. Neysem de oyumdur; seven sever, sevmeyen de sevmez; sevilmek gibi kaygım da hiç olmadı zaten; insan kendi kendini sevince, başkasının sevgisi samimiyetsiz kalıyor zaten... 

Duyarlı ve vicdanlı olmak sonradan öğrenilen bir şey değildir. Bir insanın hamurunda varsa vardır, yoksa da yoktur. Çünkü hayvanlara ve doğaya karşı saygılı olunmasını ben birilerinden ögrenmedim. Çocukken de karşıydım; hayvanların kesilmesine ve binek olarak ve taşıma aracı olarak kullanılmasına, ağaçların kesilmesine, çiçeklerin kopartılmasına... Çimlere basılmamıası gerektiği falan bana dışarıdan dayatılan bir şey değil, içsel bir şey. Sokak kedilerine mama verirken insanlar sevap kazanıyorsun diyor, ne güzel diyor... Siz veriyor musunuz mama diyince önce bir irkiliyorlar; çünkü sorumluluk duygusu ve vicdan duygusuna basılmış oluyor. Bu da hiç işlerine gelmiyor. Çünkü onlar için sigara içmek, kahvede çay kahve içmek, dışarıda yemek yemek falan daha öncelikli. Çünkü onlara göre hayvanlar, insanlara hizmet icin yaratılmış mal konumunda... 

3

Karartma bahtını, hayra aç ağzını, Senin olacak şu karşıki yalı!

2

Tam tarihi hatırlamıyorum ama 20 yıl kadar önce, belki 25 bile olabilir, 63 kiloya düştüm. Bilerek. Çünkü kilo takıntım vardı. Kendimi mutlu hissediyordum artık. Sağlıksızdım ama bunu görmezlikten geliyordum... Fotoğrafın orjinalinde o kadar kötü görünüyorum ki, resim filtresinden geçirdim... Small beden tişört ve 30 beden kot pantolon bile üzerimde bol duruyordu... İçimde hala yok mu böyle zayıf olma duyguları; çoook ama metabolizma yavaş olduğu için açlıktan gebersem gene zayıflayamıyorum...ü

Sokak kedilerine bakmanın en zor tarafı, vedalaşırken arkamdan beni de götür diye gelmeleri ve ağlamaları...

DOĞAYA İNANAN BİR EŞCİNSEL!

İnsanlar, eğer doğru bir şey söylüyorsan, bir de kendilerine ters geliyorsa; gerçekleri anlamak ve kabul etmek yerine, altta kalmamak için hemen belden aşağı saldırıya geçiyorlar. Açık eşcinselim ya; hemen din, tanrı, günah, ahlak, vesaire üzerinden vurmaya çalışıyorlar. Takmıyorum elbette; çünkü ne beni itham ettikleri kavramların anlamlarını layığıyla biliyorlar, ne de eşcinselliğin ne demek olduğunu. Yaralamak için ellerinde bir silah varsa, vuruyorlar; aslında bu şekilde kendilerinin kapasitesizliklerini göstermiş oluyorlar ama bunun bile farkında değiller. Evet eşcinselim. Sadece eşcinsel olsam; bir de din ve tanrı inancım da yok. Ben evrenin bütünselliğine inanıyorum, ben de o bütünün zerre kadar da olsa bir parçasıyım. Nokta. Nereye çekerseniz çekin. Dinlere inanmıyorum ama bakın nasıl yaşıyorum. Her gün onlarca sokak kedisinin karnını doyuruyorum. Evimde ortalama 25 kadar kediye bakıyorum; onların bakımı, temizliği, vesiare. Ve her yıl büyütüp hayata karıştırdığım yavru kedilerin yerini yenileri alıyor. En düşük emekli maaşı olan 10 bin liramın yarısı kedilere gidiyor, kalanla da kendim idare olmaya çalışıyorum. Evet, fitre zekat vermiyor, namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, hacca gitmiyorum ama; her gün sokak kedilerine saatlerimi harcıyor ve açlık sınırının altında yaşama pahasına hayvanlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Günde 2 öğün yemek yiyiyor, ilk öğünüm saat 12-14 arası, akşam 19 yemeğinden sonra ertesi gün öğleye kadar aç duruyorum. Açın halinden anlamak için illa ki Ramazan ayı gibi belli dönemlerde oruç tutmama gerek yok; ben zaten oruç tutanlardan hayatım boyunca günlük daha az kalori alıyorum... 

1

Kabukları soyulmuş patlıcanı 3-4 milim kalınlığında parmak gibi uzun uzun doğruyoruz. Soğan, domates, biber ve salça ilave ederek yağıyla, tuzuyla 10 dakika pişiriyoruz.

Haziran 2024 facebook notlarım

 30 Haziran

İNTERNET KOCALARI YOLDAN ÇIKARIYOR!

45-50 yaşlarına bir kadınla karşılaşıyorum parkta her gün. Kadın oturduğu banklarda elinde telefon sürekli karşı taraftakilere kocasıyla ilgili dert yanıyor ve ağlıyor. Adam internet üzerinden kadınlarla görüşüyormuş ve karısından ayrılmak istiyormuş. Kadın tabiki de ayrılmak istemiyor. Telefonda diyor ki, ben de elin adamlarıyla mı görüşeyim o zaman diyor. Belli ki kadın kocasını çok seviyor ve ayrılmak istemiyor. Kadın olduğu için de bırak gitsin, ne hali varsa görsün, bu kadar üzülme diyemiyorsun ki. Kadın hem şekil olarak, hem yaşam tarzı olarak geleneksel bir kadın. üzülüyorum böyle kadınlara gerçekten.. 

HANGİSİ TUTSAK, HANGİSİ ÖZGÜR?

40 yaş üzeri yerli kadın 4 çocuğunu almış ve parka gelmiş. Ağaç gölgesinde yere bir  kilim sermişler, bir poşet de cips. Çocuklar 6-7 ile 10-11 yaşları arası. Kimisi oturmuş, kimisi yüzü koynu yatarak aynı poşetten cips yiyiyorlar. Anneleri de onları seyrediyor. Derken, yanlarından her sabah yürüyüşe çıkan, saçlarının yanları kazınmış, tepeden at kuruğu yapmış ve mısıl püskülü gibi mor - bordo arasında bir renge boyatmış, altında şort, üstünde büstiyer, 2 metreye yakın boyuyla amazon kadınları gibi Ukraynalı bir kadın geçiyor. Bizim yerli kadın, Ukraynalı kadının arkasından uzun uzun baktı... Ukraynalılar Rusya ile savaş yüzünden ülkemize kaçıyorlar biliyorsunuz. Ama savaş kaçaklarının bile cennet ülkemizdeki yaşamına bakınız, bir de bu topraklarda doğmuş cennet vatanımın insanının yaşamına... Bizim kadınımız tabi bunu düşünememiştir bile. Düşünse düşünse, "Anaa kadına bak. Nasıl giyinmiş, bu saç baş ne hal" falan diye düşünmüştür. Ukraynalı kadın ise, "Biz mi savaş mağduruyuz, bu ülkede yaşayan kadınlar mı?" diye düşünmüş olabilir. Çünkü 4 çocuğa ve 4 çocuğun bir poşet cipse mahkum kaldığı koca eline bakan bir yaşam mı mağduriyettir, yoksa bir kadının savaş kaçkını olsa da atlet gibi özgür ve huzurlu bir şekilde kaygısız tasasız yürüyüş yapması mı? 

2024 MODEL ROMANTİZM

İkisi de nokta nokta ilinden. Yolları şu anda yaşadıkları şehirde kesişmiş. Asıl mesele hemşeri hemşeriyi gurbette ... meselesi. Sosyal medya üzerinden tanışmışlar. Ordan burdan konuştular, bir süre sonra muhabbet tıkandı. Kadın "kocamla istemeyerek evlendim" dedi. "Pazar Pazar da kimse için rahatımı bozmam, senin için geldim, sen güven verdin dedi bana". Yandakiler duymasın diye de dudakları kapalı konuştukları için, birbirlerini tam anlayamıyorlar ve anlamadım şeklinde sürekli hıı, hıı şeklindeler. Adam bir süre sonra oflamaya puflamaya başladı. Kadın "neyin var" dedi. Adam "canım sıkılıyor" dedi. Kadın "bu dünyada hiç kimse için canını sıkmaya değmez" dedi. "Derdin ne ise söyle" dedi, "içine atma" dedi... Dert de belliydi aslında derman da... 

Şu anda öyle umarsız bir moddayım ki insanlara karşı; ne randevuya gelmemeleri, ne sözlerinde durmamaları zerre umrumda olmuyor. Hemen Nükhet Duru'dan "İyi Oldu Gelmediğin" şarkısını koyuyorum pikaba. Bir anlam ifade etmiyorlar artık benim için. O kadar yani! Gerçekten...

29

Yobazlara cevap vermeyin; çünkü cevap vermek onlar için çok büyük ödül, kaale alınmaksa haklılık gerekçesi!

Bazı insanlar-açık konuşayım yobazlar o kadar akıl dışılar ki; eşitlik, özgürlük, demokrasi, insan hakları, doğa, empati, duyarlılık vesaire kavramlarına her türlü hakareti yapıyorlar ama kanıtlanması söz konusu bile olmayan doğa ve bilim dışı dogmatiklikleri ile ilgili tek bir kelimeye bile tahammül edemiyorlar ve sonra kendilerine benzemeyen varoluşlara fütursuzca saldırarak adeta cahilliklerini ispat ediyorlar, bir de utanmadan bununla gurur duyuyorlar. Elbette ben eşcinselliği anlamayan, ne bileyim kel olmak-şişman olmak-şekilsel güzel olmamak-yaş gibi kavramlarla karşısındakini vurmaya çalışan dar görüşlü ve IQ'su düşük insanlara cevap bile vermem. Üzüldüğüm ne biliyor musunuz, bu çağda bile insanların hala çağın gerisinde kalmaları.

Bu hafta pazar çok pahalı. 1 kilo limon 80, 1 kilo hıyar 40 lira vesaire... Hiçbir şey almadım. Geçen haftalardan dolapta kalanları değerlendiriyorum. Bugün de bayramda köyden gelen kabağı pişirdim ana ve akşam öğünü olarak, yedikten sonra kalanı da dolaba kaldırdım yarın yemek için... Yarın 12-1 arası kahvaltıfa görüşmek üzere...

Bazı insanlar o kadar akıl dışılar ki; özgürlük, eşitlik, demokrasi, insan hakları, bilgi, doğa, anlayış vesaire kavramlara her türlü hakareti yapıyor ama kendi dogmatiklikleri ile ilgili tek bir kelimeye bile tahammül edemiyorlar....

28

#patatessalatası

27

Kimse, bir insanın fiziksel durumuyla ne eleştiri yapsın ne de dalga geçsin. Şekilci dünyada bu, travmatik bir etki yaratabilir. Askerde kafayı sıfıra vurdurunca, erlerden biri benim kafa taşıma kaportası bozuk araba gibi demişti. Öyle olmadığını yıllar sonra anladım. Ben de fiziğimle barışabilmek için elbette çok fazla olmasa da mücadele ettim. Bunu aşmak için sevmediğim taraflarımın üzerine üzerine gittim. Kaçmadım kel olmamdan, burnum için de profilden profilden fotoğraf çektim. İnsanın kendini sevmesi için de bir emek gerekiyor ne yazık ki... 

25

Karşımdakinin genç olması, güçlü olması, başarılı olması, konum-kariyer vesaire hiç um'rumda değil. Bunun belli bir yaş veya sosyo ekonomik güce ulaşmamla falan da alakası yok. Bana göre dünyada herkes eşit haklara sahiptir ve herkes haddini bilecek. Nokta. Bilmiyorsa da, benim hayatımda yeri olamaz. Nokta!!!

Hayatım boyunca insanlara hep iyiniyetli olmuş, alttan almış, pozitif yaklaşmışımdır. Eğer tepkiselleşiyorsam; burada bir suistimal, bir art niyet, bir küçümseme olduğu için falandır. O yüzden insanların kendilerine gösterilen tepkilerin bir yansıma olduğunu görmezlikten gelmesi, daha da sinir bozucu bir şey. Kimsenin, kimseyi salak veya enayi yerine koyma hakkı yok. Evet bu, düpedüz cahilliktir. Çünkü cahil insanlar art niyetlidir, fırsatçıdır ve olayın ner'den ve kimin tarafından başlatıldığını görmezlikten gelip, hep haklı çıkmanın söz düellosuna girerler, olmadı fiziksel saldırıya geçerler. Ben hayatım boyunca hep bu tür davranışlarla karşılaştım. O yüzden kendimi korumak adına gardımı en baştan almamın başka bir açıklaması yok.

Taze biber aromalı ve salçalı, peynirli makarna.

#makarna #makarnasevenler


Sokakta bulduğum Limon, emmeye doyamadığı için beni annesi sanıyor ve boynumu emiyor...

Köyden gelen yufkayı kızartıyoruz, yağda hafif kavurup erittiğimiz çökeleğin üzerine yumurtayı kırıyoruz, ekmeğin üzerine aldıktan sonra biraz daha çökelek ilave edip dürüm yapıyoruz. Yanında da çay. İlk öğün. Ben kendimi bildim bileli sabahları yemem zaten. Kahvaltı da olsa ilk öğünüm öğleyindir...


Parktaki anne ve yavru kedi ile her gittiğimde merhabalaşıyoruz. Günlük ritüellerimden biri. Dünyanın negatif elektriğinden kurtulmanın en etkili yolu, doğaya dokunmaktan geçer. Mesela kediler mama yerken ve su içerken izlerseniz, zaten asıl mesele onların güvenini kazanabilmek,  başka bir boyutta olduğunuzu hissedebilirsiniz... 

23

Ben hayatım boyunca pizzacıya falan gitmedim, kurye ile pizza da getirtmedim evime. Dışarıda yemişliğim de sayılıdır. O da davet falan. Köylünün tarhanası, bulguru, bir de ekmeği vardır. Bahar Candan'ın dediği gibi, insanlar dışarıda karnını doyurmak veya lezzet için yemek yemiyor; statü satın alıyor. Benimse öyle parayla satın alınacak itibar, saygınlık ve statüye ihtiyacım yok...

Kabaklı ve kuru biberli bulgur

22

6.HİS, ÇEKİM YASASI VE RÜYA

Altıncı hissi veya çekim yasasını destekleyen hiçbir bilimsel kanıt olmadığı için bilim tarafından kabul edilmiyor. O zaman bazı hissettiklerimizin veya isteklerimizin olması, korktuklarımızın başımıza gelmesi vesaire ya tamamen tesadüf, ya bazı şeyleri aklımızdan geçirdiğimiz için o yola girmemizle alakalı olabilir ama bazılarının başına çok sık geliyorsa, gerçek tarafları da olabilir, şahsen ben dini inançları falan olmayan biri olmama rağmen çok sık karşılaştığım için inanıyorum, özellikle çekim yasasına. Ben dürüst, art niyetsiz, kalbi temiz insanların, kafalarında çok entrikalar dönmediği için, algılarının daha güçlü olduğuna inanıyorum. Evet bazı şeyleri çok isteyip peşinden koştuğumuz için hedefimize ulaşmış olabiliriz ama bazen de çok peşinde koşup da hiç olmayan bir şeyin sonunda olması, veya çok çaba sarf etmeden olması çekim yasası gerçeğinin göstergesi olabilir. Tabi çok isteyip de olmayan şeylere karşı algılarımız açık olduğu için, isteklerimizi gözden kaçırmamış olabilir, istediğimiz an olan şeyler de, zaten olma ihtimali yüksek olan şeyler de olabilir... Mesela aklımızdan birinin geçip de onunla akabinde karşılaşmamızın falan nasıl açıklaması olabilir; çok zaman geçtiği için, karşılaşma zamanımızın gelmesiyle de alakalı olabilir elbet. Gerçek dışı a olsa, tesadüfi de olsa; güzel bir şey gerçekleştiği zaman; çekim yasası veya 6. his dediğimiz bu mistik durumlar bizi iyi hissettirmiyor değil. Ama ben "rüya"ların tamamen bilinç altımızın uyku esnasında serbest kalmasıyla alakalı olduğuna inanıyorum... 

Afganistan, Pakistan, Arabistan, İran'daki gibi radikal İslam yönetim biçimlerinden nefret ediyorum. Din gerekçe gösterilerek insan öldürmek, sadece vicdansızlık falan değildir; ilkelliktir.

Pakistan'da bir kişi, Kuran'a saygısızlık gerekçesiyle kalabalık tarafından yakılarak öldürüldü

21

Bugün kabak, dün bulgur


20

Her kavgadan sonra iyi ki de ... diyorum. Çünkü etrafımdaki kişileri test etmiş oluyorum!

Şiddete meyillilik bir acizliktir ki onlar ne kadar aciz olduklarının farkında bile olamayacak kadar zavallıdır!

Hiç alttan almıyorum, hiç toleranslı değilim artık insanlara karşı. Çünkü 55 yıl boyunca kredi verdim onlara ve değişen tek bir şey bile olmadı, tükettiler bendeki kredilerini. Dolayısıyla geçinmeye niyetim olmadığım için de direkt gardımı alıp savunmaya geçiyorum. Kavgacı hiç değilim aslında ama bu saatten sonra salak ve enayi yerine koyulmanın da bir manası yok. Çünkü minnetim yok ki kimseye; olsa da kimseden fayda gelmeyeceğini çok iyi deneyimledim. İstisnalar kaideyi bozmaz, sözüm meclisten dışarı... 

Merhametli olun, ancak; bile isteye yapılan yanlışları, sırf canınız yansın diye dokundurulan lafları, imaları, ters bakışları, vesaireyi sineyi çekecek kadar da saf olmayın. Merhametinizi de, iyi niyetinizi de israf etmeyin.

Beni üzen insanlara evren hep haddini bildirdi. Kimisi sakat kaldı, kimisi hayata veda etti. Evrene hep demişimdir, ben bu kadarını istemedim. Evren de demiştir ki, sen karışma benim işime. O yüzden kimseye zararı olmayan, aksine dünyayı güzelleştirmeye çalışan insanları üzmeyin...

İnsanlar ya iyidir ta kötü, ya dürüsttür ya değil, ya samimi ya değil, ya duyarlı ya duyarsız vesaire, kısaca her anlamda ya şöyledir ya böyle. Ben artık alttan almıyorum; direkt tepkimi gösteriyorum. Çünkü tahammül edemiyorum artık. Çünkü öyle kişilerle gidecek yolum yoktur benim, yapacak hiçbir şeyim de olamaz yani. Çünkü doğru dürüst olmayıp karşısındaki kişiye saygısızlık yapan insana sessiz kalmak, buna izin verdigim icin, artık bir özsaygısızlıktır benim için. Çünkü hayır gelmeyecek insana neyin fedakarlığı, alttan almasını olsun ki... Miçarim böyle sosyalleşmenin içine. Alın pilinizi pırtınızı, defolun gidin hayatımdan. Bana ne veriyorsunuz ki, sizin saygısızlığınıza katlanarak moralimi bozayım... Alın o egonunuzu da münasip... Ben hiçbir şey kaybetmem; hiçbir şeyin kaybedilmeyecek bir tarafı yoktur çünkü. Dolayısıyla insan türü ile hayatı paylaşmak gibi derdim de kalmadı benim. Çünkü hep yalnızdım, hep yalnızlığı sevdim, yalnız da ölmek istiyorum... Gerçekten hayatımda tek bir kişi bile olmasa, hiç umrumda olmaz... Ona göre yani. Bir de bu tepkilerim sayesinde insanların gerçek yüzlerini görüyorum. Hepsi şiddetvari. O yüzden ne tepkisel davranışlarımdan, ne de bu insanları hayatımı temelli çıkartmaktan pişmanım. Aksine kendimi korumak adına bu insanları hayatımdan silmekle gurur duyuyorum... Zaten hayatımda değiller de, yollar bir şekilde çakışmış oluyor işte. Kim hakkımda yalan yanlış dedikodu yapıyorsa da, dilleri lâl olsun... Benim ahım da çok pistir unutulmasın; çünkü asla haksızlık, saygısızlık vesaire yapan tarafta olmadım...

19

Bugün de cennetin ışığını prizmamdan geçirip, hayatın renklerini, üzerimde mutluluk şeklinde yansıtmanın huzuru içerisindeyim... Bir toz zerreciğinden evrenine teşekkürlerle...


18

UZAK DURUN CAHİLDEN, ZAMANINIZA YAZIK ETMEYİN!

Dünyada en zor şey bilgisizliktir. Çünkü bilgisiz insanlar deneylerle kanıtlanmış bilimsel bilgiye değil, hurafik veya kulaktan dolma bilgiler doğrultusunda hareket ederler. Dolayısıyla hem kendi hayatlarını, hem de çevresindekilerin hayatlarını mahvederler. Neden mi böyledirler; hem kolaya kaçarlar, hem de cahillik üzerindne rant sağlayıp toplumsal varoluşlarını da bu şekilde gerçekleştirirler. Onları asla kanıtlanmış bilgilere falan inandırmazsın. Çünkü gerçekler onların kurdukları hayal ürünü dünyanın çökmesine sebep olur... 


Smokin kedinin yavrularını köpeklerin parçaladığını öğrenince, bana öyle söylediler, belki insanlar yaptı nerden bilebiliriz ki, çok üzüldüm. Ama başka yavrulu bir kedi ile karşılaştım. Karınlarını doyurduktan sonra yanımda su şişesi vardı ama suyu nereye koyabilirdim? Evrenim sen zorda kalınca hep bana yardım edersin, hadi bir su kabı dedim. 5 metre ötedeki çöp kutusunda bir cam bardak... Ve fotoğrafta görüldüğü üzere sularını da içtiler...

16


15

Zaman zaman isyanlarım olmuyor değil. O da dünyadaki acımasızlıktan dolayı, en çok da hayvan haklarının hala olmamasına, insanların hayvanları bir mal gibi görmesine. Onun dışında o kadar #müteşekkir im ki evrene. Renkleri görebilmek falan o kadar büyük bir lütuf ki benim için. Kabak yaprakları arasındaki gülün güzelliğine şahit olabilmek o kadar degerli ki... Ve bunu kareleyerek dondurup sonsuzlaştırabilmek... Gözüm hiç ihtiyacım fazlasında olmadı. Giderken sadece vicdanımla gidecek olmanın huzurunu yaşıyorum... Bu arada #tarkan ın yeni albümüne de müteşekkirim...

14

Nasıl bir dönemdeyim biliyor musunuz? Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Zaten insanlardan elimi ayağımı çektim. Artık yaş pastanın bile insanlarla sosyalleşmekten daha iyi geldiği bir dönemdeyim. Kimsenin nazını cazını çekemiyorum. Kimse de benimkini çekmesin zaten. Zaten ben çocukluğumdan beri yalnızlığı seven, yalnız yaşayan biriydim. Çalışma hayatım bittikten-2008'den sonra biraz sosyalleştim işte, 15 sene kadar. Ona da doydum, hatta ağzımdan burnumdan geldi. Şimdi tekrar kabuğuma çekildim. Çok da iyi yaptım. Çünkü bazı kültürlerde, insan ilişkileri zaman kaybı ve psikolojik ağırlık olabiliyor... İnsanların beni anlamasını beklemiyorum bu konuda; herkes yaşadıkları şekilde bir hayata alışmış ve bunu normalleştirmiş olabilir ama ben değil. Nezaket çok önemlidir benim için. İnsanlar ağızlarından çıkan kelimelere ve davranışlarına dikkat etmek zorunda benim için. Ben insanlardan anlayış falan beklemiyorum yanlış anlaşılmasın; yeter ki anlayışsızlıklarını sergilemesinler bana. Dar görüşlülüğe, cahilliğe, bencilliğe tahammül edemiyorum... 

Dolma niyetine kabaklı ve biberli bulgur aşı...

13

Eşcinselliğin, kadın haklarının, çıplaklığın yasak olduğu bir ülke özgür ve demokratik değildir. Nokta!

Şeriat bir günde gelmez; yavaş yavaş getirilir ve bir sabah uyandığınızda İran'daki gibi ilan edilir ve gün gelir sokakta başı açık kadınlara bile müdahale edilebilir. Ne var bu kızların kıyafetinde de mezuniyet törenine almıyorsunuz? Türbanlı gelseydi alırdınız ama değil mi? Mağduruz diye isyan eden türbancılar, şimdi insanları açık diye mağdur ediyorlar. 

Şiddet hiçbir şekilde kabul edilemez. Şiddetin gerekçesi olmaz. Şiddetin her türlüsü, fiziksel veya sözlüsü sakıncalıdır. Sadece şiddet uygulayan değil, şiddete sessiz kalan da benim gözümde aynıdır. O yüzden şiddetvari insanlarla ahbaplık yapanlarla da işim olamaz. Sadece bana değil, başkalarına şiddetle yaklaşan ve onlarla iletişime devam edenlerle de işim olamaz. Ben böyleyim sayın sayın seyirciler. İşinize gelirse de. Etrafıma bakıyorum, mesela sokakta kedilere mama dağıtırken falan, kedilere saldıran, onları kovalayan çocuklar ve buna sessiz kalan ve benzerini kendileri de yapan yetişkinler görüyorum. Dengem alt üst oluyor bunları görünce. Nasıl çocuk yetiştiriyorlar, nasıl insan bunlar... En çok tuhafıma giden de, kadınlara şiddetten bahsedenlerle, kadınların arkadaşlık etmesi. Bünyem kaldıramıyor, hazmedemiyor bunları...

Elbet bir gün sosyal medyaya, facebok ve diğerlerine de veda edebilirim. Çünkü adaletsizlik, haksızlık, ahlakçılık her yerde var. Facebook bana diyor ki, profilinde sıkıntı var; neymiş o sıkıntı; gökkuşağının renkleri mi?

12

Yemek yedikten 4 saat sonra beyniniz açlık sinyali veriyorsa, bu aslında açlığa devam ederek yağ yakımına başlamak veya yemek yiyerek yağ yakımını durdurmak arasında alacağınız karar anlamını da taşımaktadır. Ben açlık başlayınca artık dans etmeye başlıyorum. Bu sefer kararlıyım. Tabiki de ilk başlarda her şey istediğiniz gibi olmayabilir. Gene yeme alışkanlıklarınıza başvurduğunuz anlar olmuyor değil ama zaman içersinde iradenizle eski yeme alışkanlıklarınızdan da kurtulup yeni bir yeme alışkanlığı kazanabilirsiniz... Zayıflamanın ilk, belki de tek yolu boğazınızdan kesmek. Spor sağlık için, diyet formülleri de iradenizi güçlendirmek için itici güç olabilir ancak. 

Evrenden tek bir dilek dileme hakkım olsaydı, hayvanlara zarar veren insanların cezalandırılması olurdu bu! Şarteli benim indirmem istenseydi de, gönül rahatlığıyla yapardım bunu!

11

Parktaki yavru kediler büyüyor. Bir taraftan da bu sabah belediye görevlileri parktaki sokak köpeklerini uyuşturucu oklarla vurup yakalamaya çalışıyorlardı. Akıbetleri ne olacak bilmiyorum... 

2024 itibariyle sosyalleştiğim ortamları niye bıraktım? Çünkü insanların ikiyüzlülüğüne, egolarına, hazımsızlıklarına, iftiralarına, ara bozucuklarına, dedikodularına, entrikalarına, samimiyetsizliklerine artık tahammül edemediğim için. Şimdi A kişisi, kanki olduğu B kişisinin dedikodusunu yapıyor, B kişisi de A kişisinin. Ben nezaketimden laf getirip götürmüyorum. Benzer şekilde C kişisi de A ve B kişisinin dedikodusunu yapıyor, A ve B kişisi de C kişisinin de, D kişisinin de, kısaca herkes biraraya geldi mi birbirlerinin dedikodusunu yapıyor, sonra da hiçbir şey olmamış gibi kanki oluyorlar. Benim arkamdan da konuşuyorlar, sonra da aynı gruptan birileri, Halil A kişisi seninle ilgili şöyle şöyle diyor, B kişisi şöyle şöyle diyor... Eeee, demek ki hainliğim, hırsızlığım yok ki sindirim sistemimin uzantısını konuşuyorlar, haksızlıklara karşı tepkiselliğimi konuşuyorlar, başarılarımı konuşuyorlar, hazımsızlık yapıyorlar, bana karşı ego yapıyorlar, sonra da yalan yanlış ve aslı astarı olması söz konusu bile olmayan dedikodularla beni kendi foseptiklerine çekmeye çalışıyorlar. Susuyorsam nezaketimden, geri çekiliyorsam psikolojimin başkalarının ego ve hırslarından daha kıymetli olmasından dolayı. Aslında herkes kimin ne olduğunu biliyor ama böyle bir dünya olduğu için, kanıksamışlar artık bu durumu, normalleştirmişler. Ama bana uymuyor işte. 

5.5

Günler günleri kovalıyor. Özellikle belli bir yaştan sonra o kadar hızlı geçiyor ki günler, sanki 24 saat değil Bir saat gibi. Daha dün gibiydi çocuktuk, 15-20'li yaşlarda sanki zaman hiç bitmeyecekmiş gibi gelirdi. Hayallerimiz, umutlarımız mıydı zamanı sonsuz kılan? Yaşadığımız ülkede kaderimizin değişmeyeceğini anlayınca, günler de birbirinin aynısı ve tekrarı olunca, beklentilerimiz de tükenince, dolayısıyla güzel duygularımızı da yitirince; zaman sadece tiktaklardan ibaret oluyor sanırım ve alışıyoruz buna, takvimden kopartılan yapraklar gibi, hatta günlerden ne olduğu bile önemini yitiriyor. Bir de içinde yaşadığınız ortam size uymuyorsa, hayattan soğuyorsun bile, yaşam bile değerini yitiriyor, yaşam nedir diye sorgulatıyor insana. Çocukkenki hayallerimin, büyüyünce bu ülkede hiçbir öneminin olmayacağını anlayınca, insanların da "görmeyeli hiçbir şey yapmadın mı?" demesi falan, gerçekten bir şey yapmaya değmezmiş. Çünkü bir şeyler yapmışsın ama işte insanların bunu görmemesi... İnsanların insanlardan beklediği ne ki; hayatı çok sevmeme rağmen, yaşamdan soğutan işte bu diğer İnsanlarla örtüşememezlik. Nasıl anlatayım ki; ben bu hayatta nezaket bekledim, vicdan bekledim, anlayış ve hoşgörü bekledim, insanların içlerinden geldiği gibi yaşama haklarına karışılmamasını bekledim. Ama bu saydıklarım yoktu bu dünyada. Yaşadım mı bu hayatta; evet, mümkün mertebede biyolojik olarak gerçekleştirdim kendimi ama değiştiremedim hiçbir şeyi. Hayvan sevgisi bile önemli değil bu hayatta; doğaya, çevreye saygı yok. İnsanlık hala daha bilinmezler odaklı yaşıyor büyük çoğunluk olarak. Bunlardan bana ne değil mi, ben kendi hayatımı yaşayayım. Keşke denildiği kolay olsaydı. Kafalarının içinde nokta kadar yer alabildiğim herkese çok teşekkür ederim. Bugün varız, belki yarın yokuz. Yolu sevgi ve saygıdan geçen herkese sonsuz minnettarlığımla... 

9

#kabak ile olan aşkımın meyvesi göbek!


8

Ben gelmeden az önce  ailesi başında olduğu hakde 4-5 yaşındaki çocuk kedi yavrusuna tekme atmış ve 2 metre aşağıya düşürmüş. Köpeği olan başka kadın söylene söylene kedi yavrusunu kurtarmaya çalışıyordu. Ben de zaten her gün o yavrulara ve annesine mama vermeye gidiyorum oraya. Eğer ben oradayken olsaydı bu olay, kıyameti kopartırdım. İçi boş havuza indim ve çıkardım kedi yavrusunu. Aileler çocuklarına hayvanlara nasıl davranılması gerektiğini öğretmiyorlar; çünkü insanların gözünde hayvanlar bir "mal". Birbirleirne hakaret ederken bile mal diyorlar çünkü. Daha


7

Patatesli sarı mercimek yemeği. Patateslerle mercimeğin aynı sürede pişmesi tesadüf olamaz; patatesle mercimeğin birlikte doyurucu bir lezzet olmasının kanıtı...

#patateslimercimek

6

Bütün kedileri içime sokasım ve onlara yaşam kaynağı olasım geliyor....

4

Siz olsanız bu güzelliğe aşık olmaz mısınız?

Bu bulgur aşı Maria Callas eşliğinde pişti. O kadar lezzetli oldu ki, Maria Callas yese müziğini kullanmamdan dolayı telif hakkı istemezdi. Ama müzik şirketi pişerken çalan Maria Callas yüzünden videoma engel koydurdu...

Yeni aşkım!

2

Yaklaşık 10 gün önce selfie yapmıştık ve 2 gün öncesinde falan iyi sayılırdı. Dün gelmedi. Bugün geldi ama bitkindi ve hiçbir şey yemedi. Bana vedalaşmaya gelmiş yavrum. Rıfkı  sokak kendisiydi ve 1 yıldır bende yaşıyordu. Yaşlıydı. Artık veda zamanı. Yüreğimden bir parça götürüyor o da. Hiç bu kadar hızlı bir veda sürecine gireceği aklımın ucundan bile geçmemişti... Ölsem bu kadar acı çekmezdim. Her veda ölümden beter benim için... 


#bulguraşı #cacık

1

Geleneksel toplumlarda aile kavramının arkasına çok sığınılır ve aile kutsal sayılır ama o kavramının içi boştur. Çünkü sağlıklı çocuk yetiştirilmez, hayvan sevgisi ve doğa bilinnci bile aşılanmaz. Böyle toplumlarda da yaşam zincirinin en önemli halkası hayvanlara bir mal gözüyle bakılır, onlara vicdansızca zarar verilir... Bu küçük yavruyu annesi insanlardan korumak için  ağacın tepesinde saklıyor. Çünkü çocuklar bile çok acımasız...