30 Haziran 2026 Salı

Şubat 2025 facebok notlarım

 28

Akşam pazarından ucuza marul ve limon aldım, dün arkadaşımın getirdiği karışık turşudan da içine koyduğum bir salata yaptım. Zeytini çok severim her yemeğin yanında zaten... Nefis bulgur pilavı ile çok güzel gitti. Ana öğünümüz bir tabak ve salata. Derdimiz fakirlik değil zaten; insan ve hayvan hakları! 

Parka her gittiğimde, maskotumuz kediyi göremeyince kendimi tutamıyorum. Gerçi evde de her aklıma geldiğinde gözyaşlarına boğuluyorum. Ne çok sevmişim be. Kaldıramıyorum onun yokluğunu. Çünkü kaç yıl oldu saymadım, her gün ona mama götürüyor, onu görmeden yapamıyordum... Her kedi kaybında kendimi kaybediyorum. Daha ne kadar dayanırım bilmiyorum... 

Hayvanların yok sayan insanların yaptığı hiçbir şeyin değeri olamaz benim için...

27

Hiçbir kedinin 10-15 yıl yaşayarak ömrünü doğasına uygun tamamlayamadığı, onları arabaların ezmesinin ve insanların eziyet ederek öldürmesinin umursanmadığı, hayvan barınaklarında kedilerin-köpeklerin topluca katledildiği bir dünyada; bana kimse vicdandan, insanlıktan, demokrasiden, dinden, imandan bahsetmesin. Sen de bu konuyu çok abartıyorsun diyenler; kapayın çenenizi ve defolun gidin hayatımdan...

Ben hiç yaşadım mı, yaşıyor muyum bilmiyorum. Halil'i kim öldürdü, Halil hiç yaşadı mi acaba, yapılan haksızlıklara ve de saldırılara karşı koymak ve de isyan etmek dışında..? Mutlu oldu mu acaba Halil hiç mutluluğun haz almak zannedildiği bir dünyada? Ne belkiyordu Halil bu dünyada..? Nezaket ve insan hakları, hayvan hakları, yaşam hakları dışında hiçbir şey aslında... Mülayim olan bir insanı çatışmacı bir insana dönüştürdü bu dünya. Belki de bu gezegende varoluşumun bir tecrübesidir yaşadıklarım, belki de cehennemimdir bu dünya. Artık ceza ise bu son evreleri olsa gerek. Çünkü kedi ölümlerine kalbim dayanmıyor artık. Bu konuda dokunsalar ağlıyorum, gün gelecek artık ağlamama bile gerek kalmayacak. Çünkü bu acılara dayanamıyorum artık. En çok ne gücüme gidiyor biliyor musunuz; hayvanlara bir mal-eşya gözüyle bakılması...

26

Bu sene de oruç tutmayacağım, namaz da kılmamaya devam edeceğim, herkesin bildiği anlamdaki Tanrıya inançsızlığım da devam edecek, din de gerçek değil benim için... Maaşımı kedilere yedirmeye devam edeceğim. Çünkü manevi huzuru bu şekilde, birilerine faydalı olarak, kendimden başkalarını düşünerek buluyorum...

Tamam, manevi duygularınızı istediğiniz inanç biçimiyle tatmin edebilirsiniz, bunda hiçbir sakınca yok ama hayvanların ölümüne sessiz kalırken, onlara hiçbir şekilde faydalı olmaya çalışmıyorken, insan ayrımcılığı yapıp ötekileştirilmelerine sessiz kalıyorken, vesaire vesaire, mesela haksızlık yapıyorsan, bencillik yapıyorsan, insanları üzüyorsan, kendinden başkasını düşünmüyorsan; istersen 365 gün oruç tur, istersen alnın secdeden kalkmasın, istersen Mekke-Medine'de ikamet edip her an Hac yapmış sayıl... Gerçekten bunların bir önemi var mıdır? Manevi dünyada hayvanlara veya ihtiyacı olan her şeye dokunmak mı makbuldür, yoksa reel anlamda hayata hiçbir şekilde dokunmayan ritüeller mi? Hayata faydalı olmayıp bencil ve vicdansız bir şekilde yaşadıktan sonra, ibadet etmenin manevi dünyada değeri ne kadardır, hatta hiç var mıdır acaba? Örneğin bugün, kendiniz dışında birileri veya bir şeyler için maddi veya manevi çıkarlarınızı gözetmeksizin faydalı bir şeyler yaptınız mı? Kendinizden bir şeyler verdiniz mi?

Güle güle kızım. Ama hiç beklemiyordum gideceğini. Yıllardır parktasın ve sana bir şey olmaz sanıyordum. Böyle düşündüğüm için senden özür diliyorum... Bazen teşekkür ediyorum hayata, bazen de lanet... Çünkü haksızlıklar var bu dünyada...

Araba ulaşım, ev barınmak, cep telefonu iletişim, kıyafet üşümemek, yemek de karnını doyurmak içindir; asla bir statü olmamalıdır. Ehliyetim bile yok ki, toplu taşıma araçları veya bisikletle gidiyorum her yere. Evim yok, kedi barınağında yaşıyorum. Cep telefonunu da sadece konuşmak ve fotoğraf çekmek için kullanıyorum. Ne markası ayol; çöpe atılanlarla veya bazı arkadaşların verdiklerini giyiyorum. Asla dışarıda yemek yemiyor, ucuz ve de geleneksel şekilde evde yaptıklarımla doyuruyorum karnımı. 

Benim inancım; sevgi, vicdan ve dürüstlük... İbadetim ise; başta hayvanlar olmak üzere ihtiyacı olan canlılara yardım etmek; onların karnını doyurmak, evimi onlara açmak, tedavilerini sağlamak, hayata tutunmaları için elimden geleni yapmak...

25

Parkta baktığım ve 2-3 yıl veya daha fazladır, belki 3-5 yıl bilemeyeceğim, herkesin sevgilisi, parkın maskotu kızımı 2 gündür göremiyordum. Bugün de verdiğim mamalara hiç dokunulmadığını gördüm. Başına bir şey gelmese, benim bisikleti görür görmez koşar gelirdi yanıma ve tenis oynarken de korttan dışarıya çıkmazdı. Onu bulabileceğimi bile hiç umut etmiyordum artık. Parkın karşısındaki apartmanların birinin bahçesinde buldum. Buz gibiydi ve inliyordu. Hemen veterinere götürdüm. Hipitermiye girmiş, vücut ısısı o kadar düşmüş ki; derece ölçmüyor, kalp atışları yavaşlamıştı... Yoğun bakıma alındı. Şu anda 32 dereceye yükseldi vücut ısısı. İnanıyorum ki beni üzmeyecek kızım... 

Beni insanlardan soğutan bana yaptıkları yanlış değil, karakterleri, kişilikleridir. Çünkü kasıtlı olmadığı sürece herkes yanlış yapabilir ve telafi edilebilir. Zaten izin de vermem bana yanlış yapılmasına. Karakter-kişilik kötüyse, o yanlışlar tekrarlanacaktır kaçınılmaz olarak. Kimsenin de, özellikle kendini akıllı sanan salak insanların, beni salak yerine koymasına izin veremem. Gitsinler kendilerine başka enayi bulsunlar. Ben iyi bir insan olduğuma, vicdanıma, dürüstlüğüne güveniyorum. Eğer tepkiselliğimden rahatsız oluyorsanız, bunu bir ayna gibi düşünün; kendi davranışlarınızın bir yansımasıdır. Ve gerçekten kurnazlığı akıllı olmak sanan kapasitesizlerden de irrite oluyorum. Ve böyle insanlara hiç acımam. Yok olmaları, bir kurtuluştur. 

24

Pozitif negatif her duygunun yaşandığı günleri teneffüs ettirdiğin için teşekkürler hayat...


Ben doğum günü kutlamıyorum. 55 senede 2 falan. Ama pasta bulunnca doğum günü çocuğu gibi hissediyorum kendimi...

Bu ülkede insanlar sırf yaşlılığında sürünmemek için gençliğini feda ederek 10-12 saat çalışıyor ama emekli olunca gene sürünüyor. Gençliğinde çalışmaktan yaşamak nedir bilmiyor, yaşlanınca da aynı.

Emekliliği hakedecek kadar çalışmadım mı; çalıştım ve emekli oldum ama neden süründürüyorlar bizi?

Gerçekten, bazılarının, hala hayat güllük gülistanlıkmış gibi davranmalarının, mantıklı hiçibir açıklaması olamaz!

DÜNYADA EN ÇOK EKMEK TÜKETEN ÜLKE OLMAMIZIN SEBEBİ; ADALETSİLİZK!

Yılda kişi başına 200 kilo ile en fazla ekmek tüketen ülke olmamız eleştiriliyor ve protein ve sebze ağırlıklı beslenmemiz öneriliyor DA, insanları bu hale getiren sistem hakkında tek kelime söylenmiyor. We kiralarının bile altında olan emekli maaşıyla insanlar kiralarını mı ödeyecek, faturalarını mı, ısınma giderini mi, vesaireyi mi? 50-100 liradan aşağı sebze, meyve, gıda yok. Bilmiyorlar mı acaba insanların ana besin kaynağının mecburiyetten ekmek olduğunu? Niye "halk ekmeği" adı altında ucuz ekmek çıkartıyorlar? Vatandaşın en büyük besin kaynağının ekmek olduğunu bildikleri için. VEEEEE, bu durumun yöneticilerin umrunda olduğunu mu sanıyorsunuz? HAYIR! Umurlarında olsa, kendi maaşları, vatandaşın maaşının 20-30 katı olmaz. Ekonomi kötü falan değil. Herkes çalışıyor ve üretiyor. Herkes de vergisini kuruşu kuruşuna veriyor. Çünkü aldığımız her ürünün vergisi otomatik olarak alış veriş esnasında ödeniyor. Tek sebep: eşitsizlik, adaletsizlik ve vicdansızlık! Bunu hala göremiyor musunuz gerçekten? 

22

100 YILDA EKMEK TOPLUMUNDAN MAK-KARNA TOPLUMUNA;

EMEKLİ MAAŞININ ESKİDEN DUL-YAŞLI MAAŞINA DÖNÜĞŞTÜĞÜ BİR SÜREÇ!

Eskiden ekmek toplumuyduk, son 25 yılda makarna toplumu olduk. Emekli olunca rahat ederiz diyorduk; açlık sınırının altında yaşıyoruz... Bugünkü ana öğünümüz 1 tabak makarna...

21

Her gün buluşmaya devam...

Mutluluk ve huzur, parayla,pulla satın alınmaz; karşılıksız sevgidir onu tek alabilecek şey... Bir de kişinin iç dünyasıyla alakalıdır mutluluk. Devreler yanlış bağlıysa doğuştan, şasi yapması kaçınılmazdır, elektronlar sürekli çatışma halindedir bu kisilerde... 



20

Siz sevgi nedir bilir misiniz; karşılık beklemeden sevmek ve sevilmek... İçinizde mutluluk marşları çaldırtan... Kelimelerle anlatılamayan-sadece yaşanan...

Elimizde kalan son karnabaharı once haşlayıp, sonra kavurup sarmısaklı yoğurt ile bu sefer spagetti üzeri servis ettik...

Kedilerin soğuk havalarda kaloriye daha çok ihtiyaçları vardır; siz, dün sadece kendiniz için mi yaşadınız?


19

Her şeyi sanata dönüştürme çabası yaratıcılığı, dolayısıyla estetik kaygısını artırıp dünyayı daha da güzelleştiecektir...

Söz verdiğim üz're patates kızartması yanında sarımsaklı yoğurda batırılmış karnabahar kavurması...

Not: Diş doktoru, "Dünyayı kalan dişlerinle takviye ettirmeden geçirmek istiyorsan, bir Fransız gibi kibar yiyeceksin..." dedi ama tavşan gibi sabırsız ben yaptığım yemeğin lezzetine kendimi kaptırarak çizgi film karakterleri gibi saniyede 24 kare değil 12 kare, hatta 6 kare hızla yedim...

18

Her gün buluşuyoruz parkta. Onu bir gün görmezsem ertesi güne kadar mutsuz oluyorum...

Bu yıl ilk açan çiçeği ve geçen yıldan kalan kurumuş meyvesi... Ağaçta başka çiçek yoktu. Belki de ilk ben gördüm!

BULGUR ILE KURUFASÜLYENİN TANGOSU!

Yeni yapacağınız yemeği önceki yemekle zenginleştirenlerden misiniz?  Dünden kalan kurufasülyeyi bulgur ile pişirdim. İnanılmaz lezzetli oldu...

 17

Akşam yemeğinde de öğleyin pişirdiğim kurufasülye var...

Kime ne söyleyeyim ki, hiçbir şey değişmeyeceği için. Problem yani başımızda yukarıdakilerle aynı kafada olan. Coğrafya kader diye geçiştirelim. Belki Barok dönemi insanıymısımdır da, cezamı çekmeye gelmişimdir bu döneme kime ne yaptiysam gari... Tecrübe etmem gereken bir süreçtir belki de daha hiç deneyimlemediğim. Yoksa ben bu dünyanın insanı değilim... Akşam akşam haldur huldur namaza gidiyor bana selam vermeden beni günahkar bellediği için. İşi düşünce her şeyi unutuyor... Kirgızistan'da kara çarşaf yasaklanmış. Tanrım nöronlarımı depreştirmeyecek bir hayat yaşayamayacak mıyım ben? 

Sezonun son kurufasülyesini de yaptık soba üzeri kömür ateşinde...


16

İçi fasülyeli bulgur aşı... Yani artan fasülyeyi bulgur ile değerlendirdik...

Güneşi dinliyorum gözlerim kapalı, tenis oynadıktan sonra, kedilere mama dağıtırken, sütçü Hasan ile dönüşte karşılaşmadan ve kedilerimle süt içmeden önce, öğleden sonra dinlenmesine hazırlanırken, çünkünün Pazar olduğu, tiril bir Şubat Pazar'ında, Baharın erken geleceğinin büyük ihtimaliyle... 

13

Piyaz için haşladığımız fasülye ve karnabaharın artanını, karnabaharlı kurufasülye yemeğine dönüştürdük...

Söz verdiğim üzere karnabahar'ın piyazını da yaptım. Lezzetli olmuş gerçekten...

***

Bir günün ve gelecekteki birgünün hikayesi

Sabahleyin ortalama eğer 2'de yatmadıysam, 7-8 gibi kalkarım. Papaz oğlum sabah 6-7 gibi yatak odamın kapısını yumruklamaya başlar ve deliler gibi bağırır kalkmam için. Bu arada Papaz 6-7 yaşında falan. Son 15 gün öncesine kadar doğası gereği sokaklarda yaşayıp, eve nadir geliyordu. Cinselliğinin peşinde koşmasından dolayı epeyce sakatlıklar geçirmiş ve artık çok zayıflayıp perişan hale gelmişti. Son 15 gündür daha çok evde durduğu için kendini toparladı hızla. Havalar çok soğuk olmalı ki, 3 gün önce Kilim kız da geldi eve ve çıkmıyor şu sıralar. Genel bir bilgi de vereyim. Akşamları toplandıkları zaman, ortalama evdeki kedi sayısı 20 oluyor. Gündüzleri ise kısır dişi kediler, yavru kediler ve hasta kediler kalıyor evde. Erkekler hovardalıkta... Her sabah kalkıp önce 2 saatlik bir baştan aşağı temizlik yapılıyor. Çünkü kediler tüy döküyorlar ve çok giriş çıkış yapıyorlar eve. Onların sağlığı için süpürme işleminden sonra çamaşır suyu ve toz deterjanlı su ile pas pas yapılıyor. Kuru mamaları sürekli kaplarında dolu oluyor zaten ama yaş mama hazırlamak da gerekiyor keyifleri için. Sonra biraz internetteki sayfalarımı güncelleme, yeni çıkan şarkıları depolama, müzik zaten sürekli çalar evde, spontane okumalar, kültür-sanat-spor vesaire gündemi takip etmeler... Sonra kahvaltı ve ardından sokak kedilerinin mamalarını dağıtma işlemi, ve de tenis olarak spor. Akşam yemek yapma ve gene kedilerle meşguliyet, internetle meşguliyet... Ekstralar dışında rutin olarak günlerim böyle geçiyor işte. Bugün de temizlik işleminden sonra, yıllar sonra kendime ada çayı yaptım ve yazıyı yazarken onu yudumladım...

Ölürken sizi ne mutlu edecek hiç düşündünüz mü? Bakınız ölürken hayattaki her şeyinizi geride bırakacaksınız; maddiyat, kariyer, vesaire. Beni ne mutlu edecek biliyor musunuz; kedilere kucak açmam, onlara beslenme, barınak veya tedavi olarak dokunup, onlara iyi gelmem mutlu edecek, sokaktaki veya evdeki kedilere umut olmam mutlu edecek. Hani giderken insan hiçbir şey götüremez ya; götüreceğin ve arkanda bırakacağın en güzel miras budur işte, hayattaki bir şeylere faydalı olabilmek,  bir şeylere iyi gelebilmek, geride hoş bir sada bırakabilmek... 

12

Fatih Sultan Mehmet'in 10 gün üst üste aynı yemeği yediğini biliyor muydunuz?

Bugün de Karnabahar!

11

Siz diyin Halil'ce pizza, ben diyeyim karnabaharlı makarna... Karnabaharımızı çeşitlendirmeye devam ediyoruz. Afiyet olsun. En derin sevgilerimle...


10

Yaşadığınız ülkenin insanlarının sizi de yorduğu, nefret ettirdiği, bu ülkede doğduğunuza pişman ettirdiği oluyor mu? Beni çok...

Karnabaharlı bulgur... Yarın karnabaharlı ne mi var? Belki piyaz, belki makarna, belki de çok yorgunumdur...

Karnabahar ile yoğurdun ahengi!

9

Dam üstüne çul sermedik ama tenis oynadıktan sonra terleyen tişörtlerimizi banka serdik. Tenis ve kedi aşkına...

Parktaki kedilere mama dağıtırken İki 30 yaşlarında adam bana selam verip çok iyi bir iş yaptığımı söylediler. Dindarlar bile yapmıyordur bunu dediler. Benim inancım sevgi ve vicdanım, başka da hiçbir şeye inanmıyorum dedim. Benim ibadetim de doğaya faydalı olmak dedim. Bu dediğim hoşlarına gitmedi. Benim içime de sevgi ve vicdanı Tanrı koymuşmuş dediklerine göre. Peki başkalarınkine niye koymamış? Herkesin istediği şeye inanma özgürlüğü olduğunu ama kimsenin, kimsenin inancına ve yaşam biçimine karışma hakkının olmadığını söyledim. Daha çok konuşan, bak yanı başımızda iki genç öpüşüyor, buna karışmayalım mı dedi. Peki siz inanan olarak topluma açık bir ortamda göstere göstere çerezinizle alkol alıp keyif yapıyorsunuz, o 2 genç de gelip siz nasıl inançlısınız dese, size müdahale etse nasıl olur dedim? Zarar vermediği sürece, kimsenin başka birinin yaşam biçimine karışma hakkı olamaz dedim. Dediklerimden rahatsız olmaya başladırlar ve aralarına katılan 3. kişi özel bir şey konuşacaklarını söyleyerek yanlarından uzaklaşmamı ima eden bir cümle sarfetti. Bana selam veren de sizsiniz, lafa tutan da diyerek ayrıldım yanlarından... Toplumdaki insanların genel bir profiliydi bu! 

7

Dağılan akşam pazarından, pazarcıların satamayıp bırakıp gittikleri karnabahardan 2 tanesini aldım geldim ve koparttığım bir miktarından küçük parçalara ayırdığım karnabaharları biraz kavurduktan sonra çırptığım 2 yumurtanın içine atıp karıştırdım ve biraz daha pişirdim tavada. Çok lezzetli olmuş. Yanında yoğurt olabilir... 3. fotoğraf ilk sunumumdu. Sonra 2. ve 3. sunumları peynir ve değişik şekilde yaptım... 



ŞUBAT'TA KURU

Kuru Fasülyeyi çok yememin sebebi hemen hemen vejetaryen sayıldığım için protein deposu olduğundan ve de spor yapan birisi olduğum için eklem ağrılarıma iyi geldiğinden...

6

Acıktık. Hazır aş; içi soğanlı, patatesli, kuru biberli bulgur pilavı!

Marco Lucas Amadeus Politti

Emekli maaşı 15 Bin ama ev kirasını karşılıyor en fazla! Başka söze gerek var mı?

İnsanların yaşamları boyunca kira ödemeden kendi konutunda yaşama hakkının olmaması kadar kötü bir şey olabilir mi?

Kaç kişi istediğini yiyebiliyor, giyebiliyor, istediğini alabiliyor, istediği yere gidebiliyor?

Sistemi yönetenler vatandaşın 20 katı maaş alsın ama bi' zahmet vatandaşını da açlık sınırının üstünde yaşatsın!

Dünyada gelir dağılımının uçurumlar olduğu kaç tane sistem vardır?

Dünyada vatandaşını kazıklamayı seven kaç tane sistem vardır?

Gerçekten içinde yaşadığı sistemin, vatandaşının iyi yaşamasını istemediği dünyada kaç örnek var mıdır?

5

Sabırsız biri olduğum için, şimdi veya bugün ne yapsam diye değil de bir sonraki öğün veya yarın ne yapsam şeklinde bir mutfak anlayışım vardır. Acıktığım zaman hemen yemeliyim. Bugün de soba nasıl olsa yanıyor, enerjiyi patates haşlamasıyla degerlendireyim dedim ama sonradan içi biber ve domates salçalı, üzerine kuru biberli patates yemeğine dönüştürdüm. Patates yemeğinde de 1 numarayımdir zaten 

1

Bizler Atatürk sevdasıyla büyüdük. Atatürk biz laiklerin, bilime ve reel bilgiye inananların; demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük, adalet gibi kavramlara inananların kırmızı çizgisidir. Onun dışındakiler muhatabımız bile olamaz. Nokta. Tartışmaya kapalı bir konudur. 

Yaptığım yemekler bir imaj çalışması değil, lezzet fırtınasıdır.

29 Haziran 2026 Pazartesi

Ocak 2025 facebook notlarım

 31 Ocak 2025

Her şey çok güzel olacak.

Sistemi eleştiren gazeteciler-e yurt dışı yasağı getiriliyor, tutuklanıyorlar. Gerçekten bu insanlar tehlikeli insanlar mı?

Geçen yıl bağışıklık sistemim 2 kere zayıfladı ve enfeksiyonel rahatsızlıklar geçirdim. Birinde 2 hafta, birinde de bir hafta yattım. Doktora diyorum ki, psikolojiyle alakalı olabilir mi? Çok üzülünce de bağışıklık sistemim bundan etkilenir mi? Çünkü insan içine çıkmıyorum ki birilerinden virütik veya bakteriyal bir şey bulaşsın. En son hasta olduğumda ölen kedilerimden birine çok üzülmüştüm. Bugün de gene çok sevdiğim kedilerden biri öldüğü için sesim kısılmaya başladı önceki rahatsızlığım gibi, üşümeye başladın, burnum akmaya başladı... Doktor diyor ki, rahatsızlığının sebeplerini o kadar uzaklarda aramana gerek yok diyor. Tabi canım, insan psikolojisi dediğin ne ki? Doktorları elbette çok seviyorum. En azından tahlil isteyip hastalığımızı teşhis etmemize yardımcı oluyorlar, ilaç yazıyorlar. Artık yazdırmadan ilaç da alamıyoruz... Sağlık ocağı falan diyor ki, yazamam, uzaman doktora git. Biz de öyle yapıyoruz zaten ama kendi hastalığımızın takipçisi olmazsak o da pek işe yaramayabiliyor.

HAYATIMI ELİMDEN ALANLARIN...

Yıllarca çalışıyorsun... gerçi ben çok çalışmadım sisteme daha fazla enayilik yapmamak için, emekliliği hakedecek kadar ve biraz fazlası çalıştım, pat diye kurallar değişiyor ve 7 yıl sonra emeklilik maaşı almaya başladım, EYT yasasını neden benim zamanımda çıkarmadınız, 7 yılımın hesabını kim verecek? Hepsini geçmek zorundasın, çünkü dötünü yırtsan nafile. Sonra bir bakıyoruz, asgari ücretin birbuçuk katı olan emekli maaşı, asgari ücretin yarısına düşmüş. Hadi onu da  geçelim, artık emekli maaşı bir kira bile etmiyor. Faturalarımızı ödeyemiyoruz, sağlıklı beslenmek adına meyce sebze bile alamıyoruz. Her şeyin kilosu en düşük 50-100 lira arası. 30-40 liraya bir şey bulabilirsek, kendimizi şanslı hissediyoruz. 55 yaşındasın çalış diyebilir bazıları. Emekli olmuşum, bu yaşta ne kadar çalışabilirim. Ayrıca iş veriyorlar da biz mi çalışmıyoruz. Emekliliğe dair ne hayallerimiz vardı. Çalışmak için köyden şehire geldik ama emekli olunca kendi şehrimizin dışına bile çıkamadık. Tabi başka ülkelere falan tatile gitmek bizim neyimiz değil mi? Tatili falan geçtim de, en çok neye üzülüyorum biliyor musunuz; vakti zamanında bu ülkeyi terk etmediğime... Ömrümüz 3 harfli market zincirlerde günü geçmek üzere olan ürünlerin indirimini beklemekle geçiyor. En son ne zaman marul, tere gibi yeşillik aldığımı bie hatırlamıyorum. En çok sinir olduğum da, bazı insanların, hayat pahalılığından şikayetçi olanları nankör olarak görmeleri. Nasıl pişman oluyorum biliyor musunuz insanlara selam verip de böyle boş laflara malzeme olduğuma...

SARMAN OĞLUMU YOK ARTIK!

Sosyal medyayı sadece terapi amaçlı kullandığımı belirterek başlamak istiyorum. Bende ekli olan veya beni takip edenin olup olmamasının hiçbir önemi yok. Paylaşımlarımdan rahatsız olan varda da takipten çıkabilir. Aslında hesaplarımı kapatıp, sıfır takipli ve arkadaşlı yeni sayfalarımın olmasını istiyorum... Ama çok belge var içlerinde...

Bu sabah bir kedimi daha trafik canavarına kurban verdim. Daha 1 yaşındaydı. Geçen yıl bir kış günü yağmurlu havada almıştım eve. Birkaç aylıktı. Daha anne sütüne doymamış olmalı ki, beni annesi zannedip daha bu sabaha kadar her gece boynumda uyuyup emmeye devam etti. Öptüm kokladım gene her gün olduğu gibi bugün de. Ve büyüdüğü için, acaba ne zaman acısını yaşayacağımı düşünmeye başlamıştım. Nereden bilebilirdim ki o acıyı bugün yaşayacağımı? Her zaman söylediğim gibi ben kedilerin eve kapatılmasına karşı biriyim. Amacım, yardıma muhtaç kedileri sokaktan kurtarıp, tedavisini yapıp, büyütüp sokağa adapte etmek. Dolayısıyla acılarını yaşamak da kaçınılmaz oluyor. Bugün kolum bacağım kopmadı, yüreğim bir kez daha yerinde kopartıldı patır patır. Çünkü ben onları saniye saniye, emek emek sevgiyle büyütüyorum. Benim acımı da bir tarafa bırakın; Ölürken ne kadar acı çekti kimbilir? Halil nerede, neden beni kurtarmıyor diye düşünmüş müdür? Elbette ölen ölüp gidiyor, kalanlar da zamanla acılarını unutuyor ama bozuk bir sistemde duyarsızlık olduğu sürece bendeki bu silsile devam ediyor. Sokakta kediler acı çekmeye, ben onları kurtarmaya devam ettikçe, insanlar da hayvanların yaşama haklarına saygı gösterecek bir yaşam biçimini benimsemedikçe, ben her gün ölmeye devam edeceğim. İçimdeki sevgi ve vicdanın yarattığı tahribatı kaldıramıyorum artık biliyor musunuz? Ölmek isteyince ölünmüyor, kimse de ölmek istemez ama ben yaşamak da istemiyorum artık. Sevdiklerinizin canlarının sürekli tehlikede olduğu, her am ölebilecekleri duygusunun nasıl bir şey olduğunu tahmin edebilir misiniz? Kendimi insan türüne ait hissetmememin sebebi, insan türünün kendi türü dışındaki canlı türüne duyarsızlıkları. Aman altı üstü bir kedi-köpek zihniyeti var ya; işte bu benim midemi bulandırıyor. Hayvanlar dikkatsiz olabilir ama trafiğin bu hayvanların yaşama haklarını ellerinden alma hakkı yok. Yaşadığım şehir döt kadar ama yüzbinlerce araba var. Mıçmaya dahi arabayla gidiyorlar. Benim arabam yok, ehliyetim de; gerçekten hiç araca ihtiyaç yok bu şehirde, bisikletle her bir noktaya en fazla yarım saatte ulaşabilirsiniz. Araba, ulaşım dışında, görgüsüz ve bilgisiz insanların statüsünü belirleyen bir varoluş sebebi adeta. Hız yapmaları bir tarafa, bir de ellerinde telefonuyla yazışıyorlar yolda giderken. 

Kimsenin beni anlamasını beklemiyorum, ben kendi kendime yazıyorum. Tek söyleyeceğim şey, gerçek anlamda hayvan severlerle, diğer insanların ayrı dünyaların insanları oldukları...

Sana da kızıyorum sarman oğlum beni sensiz bıraktığın için; boşuna mıydı sevgimiz, 1 yıllık mıydı? 

29

O kadar çok yedim ki..


28

Tenis oynamayı seviyorum. Aslında badminton oynamayı da... Tenis daha çok yorucu gibi görünse de badminton daha yorucu. O yüzden badminton oynamayı bıraktım gibi bir şey...

27

Omlet üzerine, yanında soğan ve zeytin, patates püresi...

Poşetin dibinde unutulmuş bir ceviz, tek bir fasülye tanesi, annemden kalan desenli tek kişilik küçük bir sini, binlerce kedi tüyü, bir bardak çay, kütür kütür yanan soba ve sevgi yumakları insana huzur veren sarı, beyaz, krem, tekir, smokin vesaire... 

Sev beni diyor, adres doğru diyorum!

22

Çünkü insanlar sorumluluk almamak için "Allahın işi", "Allahın ahlaksızlara bir cezası" diyerek defalarca sıyrılmaya çalışmadı mı? Çünkü günümüzde bile hala yanardağ patlamasına uydurulan "Lut Kavmi Masalı"na inana bir çoğunluk var.

21

Güne başladık erkenden...

20

Panda oğlum Marco bana geleli kaç gün oldu saymadım. Bizde takvim, sevgi yaprakları ve zamansız. Her gelen kedi, iyi ki de dünyaya ve bana gelmiş diyorum. İnsanın içinin içine sığmadığı sevginin tarifi var mıdır? Hani insan severken kendinden geçer ve mefta  olur ya, öyle bir şey bizim malikanemizdeki hayat... 

19

Patatesi benden güzel kimse yapamaz... içi kuru biberli ve bol salçalı... Yanında soğan...

Her gün yeni bir başlangıçtır, dün ise yarına bir hayat tecrübesi. Olaylar da dünde kalmalı, kişiler de; yaşanılanlar unutulmamalı ama kafaya takacak kadar da zaman değersiz kılınmamalı. Her gün uyanabilmek, ağız tadı, seni bekleyenlerin olması(kedilerden bahsediyorum), hayata güzel bir dokunuş yapabilme vesaire fırsatı, dünü dünde bırakmak için yeterli bir sebep. Günaydın toprak, hava, su, güneş...

18

Marko kucağımdan hiç inmiyor, gece yatarken de kafama dayanıp yastığımda uyuyor...

17

"Yatık Emine" filmini izlediniz mi? Orada insanlar tahta kaşıklarla bulgur pilavına nasıl saldırıyorlar. 50 sene geçmiş. Hayatımızda hala değişen bir şey yok aslında...

16

Dün akşam parka kedilere mama dağıtmaya gidince mama bıraktığım noktalardan birinde şemsiyeni unuttum. Döndüğümde birileri almış. Sanırım benden daha çok ihtiyaçları var mıydı acaba? Şaşırmıyorum. Çünkü burası Japonya değil. Yani kendilerinin olmasa bile alabiliyor insanlar...

14

Bizde böyle... Soba ateşinde kurufasülye... Afiyet olsun...

İnsan türünün birbirine olan aşkını gerçek aşk olarak değil; bir cinsel çekim, bir hayat arkadaşlığı falan olarak görüyorum. Çünkü ben kendi türümle aşka inanmıyorum. Çünkü yaşıyorsun ve heyecan bitince beni büyüleyen hiçbir şey kalmıyor. Ama doğaya olan aşkımın büyüsü hiç bitmiyor. Hayvanıyla, bitkisiyle o kadar çok etkileniyorum ki doğadan, rüyalarım bile onlarla. İnsan fikirsel anlamda olgunlaşmadan önce kendi türünden bir aşk beklentisine giriyor ama zamanla daha gerçekçi oluyor. O yüzden insanların hayatlarını ikili ilişkiler çerçevesinde döndürmesini zaman kaybı olarak görüyorum. Yanlış anlaşılmasın; insanlar hayatlarını elbette istedikleri şekilde yaşama hakkına sahip ama bu benim fikrim... 

İnsanlar 1 kere yanlış yapabilir iyi niyetliliğinden dolayı. Hadi bilemedin 2-3 kere. Ama 20-30 sene de aynı hatayı yapıyorsa, bunda kişinin kendinden başka suç yoktur. Burada hata aranması ve şikayetçi olunması gereken kişi, kişinin kendisidir; başkaları değil. Dolayısıyla, insanlar kapasiteleri kadar yaşar, işin kötü tarafıysa; hayatı boyunca hata yapan kişiler kendileriyle birlikte, başkalarını da yakarlar.

Ben Pırıl... Beni de sokağa attılar...  Biraz engelliyim ama kendi malikanemizde çok rahat yaşıyorum... Çok kozmopolit bir hayat sürüyoruz Halil sayesinde. Gelen çıkan kedinin çok olması biraz gerginlik yaratıyor ama alıştık ve kabul ettik artık. Deneyimsel bir hayat yaşamanın bir avantajı olarak görüyorum ben bu çeşitliliği. Çünkü bu sayede hoşgörümüz artıyor, dogamuz evrimselleşiyor... 

Söze gerek var mı; yaşam biçimidir aslında kimin ne olduğunu gösteren, kendi doğruları ve inandıkları doğrultusunda yaşayan, kimseden etkilenmeden, kimseye boyun eğmeden yaşayan, kendine kendince bir dünya kurabilen... 

Tomişkom bana geleli kaç yıl oldu unuttum. O da kısırlaştırılmış erkek ev kedisi olarak sokağa atılanlardan... Bana çok aşık, ben de ona tabii....

Bu da pencere kuşumuz... Daha 1 hafta veya 10 gündür takılıyor bize. Şimdilik içeriye girmeye ürküyor. Zaten pencerenin altında uyuyabileceği kedi kutuları da var, mama desen bütün pencerelerde ve duvar dibinde istemediği kadar. Tabi içeri girmek istediği an girebilir de... . İnsan kendi cennetini yaşarken yaratabilir. Ben şu anda cennette yaşıyorum aslında...

Gene sokağa atılmış bir ev kedisi... Perişan olmuş... Alışma sürecinde ürkütmemek için gözlerine damla ve krem tedavisi uygulamayacağım bu gece...

13

2 farklı sunumla patates yemeği...


12

İnsanın canının istediğini yiyebilmesi, dışarıda bir mekanda sohbet edip bir kahve içebilmesi, kendi ülkesini gezebilmesi falan, hele zorlanmadan kirasını ve de faturalarını  ödeyebilmesi, çamaşırlarını veya çoraplarını, veya eskiyen ayakkabılarını falan yenileyebilmesi, konser veya sinemaya gidebilmesi, kitap alabilmesi, sokak hayvanlarına mama alması, vesaire lüks olmaması gerekir değil mi? Bir insanın temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için 6 saat çalışması yeterli biliyor musunuz? Bu ülkede spor yapmak bile lüks biliyor musunuz artık? Bir saat salon kiralamak bile almış başını gitmiş... Bugünkü menümüzde gene bulgur var. Bir kilo sebze kaç lira haberiniz var mı? Küçük boy bir lahana bile 100 lira... Ablam diyor ki lahana turşusu yapmadın mı bu yıl? 5 kiloluk sirkeler ateş pahası... 

11

İnsanın, insanların yüzüne bakabilecek kadar dürüst olması, arkadan iş çevirmemesi çok önemli. Ama insanlar çok samimiyetsiz!

Melekler şehri Los Angeles - Hollywood cayır cayır yanıyor, bazı dogmatik kafalar olayı Filistin'e bağlayarak bu yangını Tanrı'nın Amerika'ya bir cezası olarak yorumluyor. Oysa olayın, bilimsel olarak iklim değişikliğinden başka hiçbir açıklaması yok. Çünkü doğal afetler; çevresel, doğal ve inssan kaynaklıdır. Tanrı bizi dogmatik kafaların eline düşürmesin... 

Amerika'da çıkan yangın, dogmatik insanlara göre, Tanrı'nın Amerika'ya bir cezası olarak görülüyor. Bilim adamlarına göreyse iklim değişikliği. “İlahi intikam” kavramı, bilimsel yöntemlerle doğrulanabilir bir olgu değildir; doğal afetler; çevresel, iklimsel ve insan kaynaklı faktörlerle açıklanır.

8


Bana dünyanın en lüks restoranında yemek teklif etseniz de, kendi elimin lezzetinden asla vazgeçmem. Çünkü aşkla yapıyorum... Üzeri kurufasülyeli patatesli bulgur pilavı... Yanında zeytin, soğan ve kuru biber... 

5

Kediler pişmiş yumurta yemiyor, çiğ yumurtanın da ağızlarına yapıştığı için beyazını yemiyorlar, sadece sarısını yiyiyorlar. Beyazını yemek de bana düşüyor. Bu akşam yumurtanın beyazıyla soğanlı ve salçalı omlet yaptık, yanında da közlenmiş kuru biber ve yoğurt... 


3

1

Sobada kömür ateşinde haşladığımız kuru fasülyeyi, ocakta yağladık-salçaladık. Yanında da soğanın cücüğü...

Dünden kalan haşlanmış patateslerimizi küp küp doğrayıp soğan, salça ve yumurta ile kavurduk; zeytin ve peynir ile de sunumunu yaptık...

Türkiye'nin en büyük zenginliği kedilerle ve köpeklerle iç içe yaşamasıdır ama 2024 yılında bu zenginliği elimizden almaya çalıştılar. Sokakta insanlarla temas halinde yaşayan hayvanlar bir tehlike değil, sevginin kalıcılığı adına doğal bir mirastır ve biz o mirasa ne kadar çok sahip çıkabilirsek, o kadar medeni bir bir toplum oluruz...