Eşcinsel ilişkiye girildiği gerekçesiyle baskın yapılan sinema salonlarına kilit vuruluyormuş. Daha doğrusu vurulmuş da, tamamen kapatılması için yasal işlem başlatılmış. Haberde birine 90 günlük kapatma cezası verildiği, birininse süresiz kapatılması için işlem başlatıldığı yazıyor.
Doğru-yanlış, gerçekleşir-gerçekleşmez, mevzubahis olan bu değil. Yasakçı zihniyetin, yasaklarla, baskılarla bir şeylerin değiştirilemeyeceğini bilmemesi. Önce, hayata dair tarzları kendi kafana göre tanımlayıp, kötü etiketi yapıştırmayacaksın. Sen adına fuhuş dersin, ahlaksızlık dersin ama, bu yapılan ve yapılmasının kaçınılmaz olduğu bir gerçek. Senin metodunun doğru olduğunun garantisi olsaydı, aile denilen heteroseksist küçük birim, güllük-gülistanlık olurdu.
Egemenliğin hüküm sürdüğü yaşam biçimlerinde aidiyet kaçınılmaz bir son olabilir ama doğada aidiyetsizlik diye bir şey var ki, bireysel olarak özgürlükle tanışabilmiş kişiler bunun farkındadırlar.
Zaten insanın kendi doğrularını, kendi bildiklerini, kendi inandıklarını, kendi tarzını başkalarına uygulamak, hatta bunun için zorlamak kadar saçma bir şey olabilir mi? İnsanları bir süre korkutabilirsin baskıyla. Eninde-sonunda insanlar kendilerini gerçekleştirecek, gerçekleştiremezse de farklı bir şekilde patlayacaklardır.
Oysa başkalarına kendi doğrularını dayatmak yerine, yapısına uygun nasıl sağlıklı ve güvenli yaşayabilir, o konuda yardımcı olsan daha iyi olmaz mı? "Yapısına uygun" diyorum, "kendi bildiğin ve inandığın" demiyorum. Çünkü, mesela senin inandığın doğru seksin benim için bir anlamı yok. Senin ahlaksız olarak gördüğün ilişki benim doğal, normal ve kaçınılmaz ilişki şeklim.
"Sen", beni, kendim gibi yaşarken, "her türlü güvenliğini nasıl sağlayabilirim"i düşünmek zorundasın Devlet olarak, iktidar olarak. Kendi bildiğin yöntem beni hasta eder, öldürür, yaşarken bir ölüye döndürür. Bu nasıl algılanamıyor anlayamıyorum. Algılanmak istenmeme gibi bir durum da söz kınusu tabi.
Seks işçiliğini falan insanların mecburiyetten değil de, keyfi yaptığına nasıl inanabilir ahlak bekçileri. "Çalış" diyorlar. Peki herkesin sizin yöntemle çalışma imkanları, kapasiteleri var mı veya veriliyor mu diye hiç düşündünüz mü? Ahkam kesenler ötekilişeştirilip de hiç işsiz, aç kalmışlar mı acaba?
Tabi onlara göre kolay. "Sen de yaşamak için heteroseksist ol, yani yaşarken ölü ol" diyorlar. Benim cevabım şu olur tabi ki. Yok yaa!
İnsan cahil bırakılınca bazı şeyleri kabul edebiliyor, etmek zorunda kalabiliyor. Ama bilgiyle ne kadar egemenlik kapsüllerini yırtabilirsen, hayata o kadar özgür ve bilinçli bakabiliyorsun. Belki de yönetimlerin eğitimi bu kadar geri plana atmalarının altındaki sebep, hayatın "aynı tas, aynı hamam" şeklinde devam etmelerini istemelerinden.
Onlar bu sistemin adına düzen diyor ama herkes o şekilde düzene dahil olmak zorunda değil. Herkesin o düzeni oluşturmakta hakkı vardır. Ama ne oluyor, biraz çoğunluk sağladılar mı, herkese hükmetmeye çalışıyorlar, herkesi kendilerinden sayıyorlar, uymayanları yok sayarak tabi.
Her sabah paranoyak ve yorgun uyanıyorum bir önceki günün zihinsel mücadelesinden. Oysa ben hayatımı çok sıradan yaşamak istiyordum. Bir çiçek, bir böcek, bir hayvan gibi! Şu anda heteroseksist sistemin bir parçası hayvan olmamak için direniyorum. Burada bir parantez açayım. (Hayvan kelimesini toplumsal anlamdaki anlamıyla kullanmıyorum. İşim olmaz öyle hakaretvari aşağılamalarla. Hayatta zaten kimseyi aşağı görmem. Ben bir bütün olarak nasıl güzel yaşayabiliriz derdinde olan bir insanım. Eleştirdiğim kişileri bile, sadece icraatlarını göz önünde bulundurarak eleştiririm. O kişinin kendisi umrumda bile olmaz. Çünkü farklı bir sistemde o da güzel insan olabilirdi... Derdim sadece özgürlük karşıtı zihniyetle.)
Aslında anlatmak istediklerimi yukarıdaki paragraflarda başka bir konu üzerinden açıkladım. Demek istediğim kısaca, içinde yasaması, yürütmesi, yargısı olan Devlet sistemini neden herkesi kapsayacak şekilde idare etmezler ki? Niye keyfi kullanırlar ki? Hayat dediğimiz yaşam biçimi herkese yetecek kadar değil mi? Çünkü koskoca bir hayat var ve onu nasıl kullanacağımız biz insanların elinde. Niye onu küçültmeye, daraltmaya ve dolayısıyla yaşamlarımızı kendi ellerimizle boğmaya çalışırız ki? Biz baskıya özgürlük diyebilecek konuma getirilmişiz. İnsanların hayatları kısıtlanıyor, teslim alınmışlar ama "bu bizim kişisel özgürlüğümüz" diyorlar. Tamam sana özgürlük o şekilde öğretilmiş olabilir ama, gerçek özgürlüğün başka bir şey olabileceğini sorgulasan ne kaybedersin? Esaretini kaybedebilirsin en fazla. Korkun bu mu ki? İşte sözün bittiği noktadır burası.
Onlar da "bu benim yapım, ben böyleyim" diyorlarsa ne diyebilirim ki? Tencerenin yuvarlanıp kapağını bulma noktasında, belki de bir süre geriye çekilip beklemekte fayda var. Esarete nasıl özlem olabiliyor, onu da anlayamıyorum. Belki de bir varoluş şeklidir kapasite ölçüsünde.
Özgürlük hayatın içinde bizimle yan-yana olmasına rağmen, göremiyoruz ve sözde kalıyor sadece. Oysa doğal yaşayabilsek, çaba sarf etmeden özgür olacağız.
İnsanı sıkan, boğan şeylerden kurtulma yöntemi kendini ifade etmesidir. Bloğum da terapi mahiyetinde güzel bir fırsat benim için. Keşke herkes kendini özgürce ifade edebilseydi. O zaman ahlak ve mahremiyet kilitlerini kırıp, daha kolay özgür olabilirdik.
ÖZGÜR OLABLİRDİK, ÖZGÜR OLMAK! Herkes için hayat felsefesi özgürlük olmayabiliyor demek ki.
Kedilerimden biri 1,5 gün sonra bulunup geldi. Bu yazıyı o kucağımda uyurken yazdım. Bazen onu merak etmemin bile özgürlüğü kısıtlamak olduğuna inanıyorum. O doğanın bir parçası ve doğasını gerçekleştiriyor. Onun istediği kadar sevebilir ve merak edebilirim çünkü onu. Daha fazlası özgürlük anlayışına terstir çünkü. Çünkü insanın, canlının başına bir şey gelerek hayatı deneyimleme hakkı ve özgürlüğü vardır. Korkularımız ve kaygılarımızla, başkalarının hayatta güçlü olmalarına ve hayatta kalmalarına engel olmaya hakkımız olamaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder