9 Mayıs 2013 Perşembe

Eşcinsel karşıtlarının, eşcinsel avlama metodu

Arama motorunda eşcinsellikle ilgili haber taraması yaparken, bir eşcinsellik karşıtının sayfasıyla karşılaştım. Soru-cevap bölümünde sözde bir eşcinselin, eşcinsellikten kurtulma talebi var; "Eşcinsellik duygusundan nasıl kurtulurum?"

Tabiki de böyle yardım talebinde bulunan falan yok. Tamamen eşcinsel karşıtlığı propagandası. Çünkü eşcinselliği bu kadar detaylı sorgulayan bir eşcinsel, kendinden nefret etmek yerine kendisiyle barışır ve eşcinsellikten kurtulma talebinde bulunmaz. Yardım talebinden bulunan bu bilgili nefrotik(neVrotik değil, yanlış anlaşılmasın) eşcinsel, sanki "Eşcinsellik acizliktir, eşcinsellerin de yardıma ihtiyacı vardır" dercesine tamamen aciz konumuna düşürülerek kendisiyle çelişiyor, çeliştiriliyor daha doğrusu.

Amaç, daha eşcinselliğini keşfedememiş ve eşcinselliğiyle ilgili olarak kendinden emin olamamış tereddütlü eşcinsellerin beynine eşcinsel nefretini yerleştirebilmek, eşcinsel karşıtlığını beslemek, pompalamak ve eşcinselleri birbirine düşman etmek. Biliyorsunuz ki homofobinin arkasındaki en büyük gerçek bastırılmış eşcinselliktir. Dolayısıyla insan kendine olan nefretini diğer eşcinseller üzerinden boşaltmaya çalışır. Bu sayede, yani eşcinsellikten nefret ederek eşcinselliğinden kurtulacağını zannedebilir eşcinsel. Çünkü insan, çoğunluğa nefret ettirilen bir şeyden-eşcinsellik gibi varolan gerçeklerden, çocukluğundan itibaren kendisine de bu şekilde öğretildiği için, kaçılamayacağını düşünemeyebilir. Düşünse bile, bir tarafta da kaçamayacağı korku dolu kendine, eşcinselliğine karşı nefret duvarı var.

Propaganda öyle profesyonelce yazılmış ki, eşcinselleri can damarından vuracak noktalardan ve şekilde yakalamaya çalışıyor. Mesela eşcinsellerin eşcinselliğinden utanmasıyla başlamış işe. Diyor ki sözde eşcinsel, "Hocam ben bir eşcinselim ama bunu söylerken bile kendimden utanıyorum ve bunu söylerken bile bu sözcüğün ağırlığı altında eziliyorum." Çünkü her eşcinsele çocukluğundan itibaren eşcinselliğin yanlış ve utanılacak bir şey olduğu öğretildiğinden, bu şekilde o kadar çok eşcinsel var ki. Eşcinsel karşıtlarının eşcinselleri kendilerine çekebileceği en can alıcı nokta işte bu kendinden utanma duygusu. Eşcinsel karşıtları da bunu çok güzel kullanıyor. Çünkü eşcinsellik onlara göre ahlaksızlıktan başka bir şey değil; Ne toplumsal yapımızda mevcut, ne geleneklerimizde, ne dinimizde, ne de erkekliğe sığar böyle bir şey.

İkinci olarak eşcinsellerin eşcinselliği bilmemesinden faydalanmaya çalışıyorlar. Aciz konuma düşürülen ve yardım talebinde bulunan sözde eşcinsel anlatmaya devam ediyor; "Eşcinsel olmadığımı biliyorum. Kendimi hiçbir zaman kadın gibi hissetmedim, hiç oyuncak bebeklerim olmadı. Kadınsı tavırlarım ve davranışlarım ve hallerim de olmadı. Ortaokulda hiçbir konunun sıkıntısını yaşamadım. Ne zaman 15-16 yaşlarında ergenliğe girmeye başladım, bende bir takım değişiklikler olmaya başladı. Erkeklere ilgi duymaya başladım."

Heteroseksist bir toplumda eşcinsel olduğunu kim kabul edebilir ki? Eşcinsellerin kendilerini kadın gibi hissetmeleri söz konusu değildir yalnız. Çünkü cinsiyet kimliği ayrı şeydir, cinsel yönelim ayrı şey. Yani erkeklikle, erkekten hoşlanmak ayrı cinsel kimliklerdir. Eşcinsel karşıtlığını besleyen en büyük unsurlardan birisi işte bu cinsel kimliklerin bilinmemesi ve eşcinsellere karşı çok güzel kullanılması. Oysa ben bedensel olarak bir erkek olabilirim, kendimi kadın gibi de hissetmeyebilirim ama bu benim kendi cinsimden hoşlanmayacağım anlamına gelmez. Ama şöyle yerleşik bir ön yargı var; Eşcinsellik kişinin kendini kadın gibi hissetmesidir. O yüzden transseksüellerle eşcinseller aynı kefeye koyuluyor ya. "Oyuncak bebeklerim olmadı" diyor. Çocukluktan itibaren eşcinsellikten korunma argümanlarından en önemlisi de, kadınlığın sembollerinden bebeklerdir. Çocuk biyolojik olarak erkekse, şiddeti besleyen oyuncaklarla erkeklik yerleştirilmeli ve pekiştirilmeli, eğer bebeklerle oynuyorsa, eşcinsellikten muhafaza edilmeli gibi korkuyla desteklenen bir öğreti, bir dayatı hakim heteroseksizmde.

"Lise yıllarında da bir arkadaşımda bu tarz saplantılar vardı, o aştı daha sonraları." denilerek, eşcinselliğin kurtulunabileceğinin altı çiziliyor.

"Bu durumlardan ötürü bazı hatalı ve yanlış davranışlarım ve münasebetlerim oldu. Şu an çok pişmanım onları yaşadığıma." Evet eşcinsellik, eşcinseller tarafından bile hata, yanlış olarak kabul edilen, sonra da pişmanlık duyulan bir şeymiş gibi gösterilir eşcinsel karşıtları tarafından. Eşcinsel karşıtlarının belki de en büyük dayanağıdır bu. Hep derler ya, "Eşcinsellik normal bir şey olsa, eşcinseller kendileri de pişman olmazlardı eşcinselliklerinden" diye. Pişman olmaktan başka yol bırakılıyor mu eşcinsellere peki?

"Eşcinselliğimi kabullenmişken her şey annemin bir gün olanları fark etmesiyle birden değişti. Kelimenin tam anlamıyla yıkıldı, günlerce ağladı ve kendine gelemedi. Kimselere söyleyemedi tabiî ki. Herkes ne olduğunu sorgulamaya başladı." Homofobikler, eşcinselleri vicdan tarafından da vurmaya çalışıyorlar. Eşcinsellerin belki bahane, belki gerçek dillerinde pelsenk olmuş şöyle bir ifade yok mudur hep; "Ailemi üzemem". Annesinin eşcinsellik durumunu kimselere söyleyemediği belirtilirken de, eşcinselliğin aileleri zor durumda bırakabileceği hatırlatılarak, heteroseksizmin en küçük birimi olan ailenin namusunu-şerefini koruma sorumluluğu da yükleniyor eşcinsellere.

Propagandada eşcinsel karakter, sonra birden eşcinselliğinden kurtulma ve DÜZELMEsine yardımcı olan onarıcı bir kitap isminden bahsederek reklama geçiyor. Kullanılan kelimelere bakar mısınız; Kurtulmak, düzelmek ve onarım! Yani eşcinsellik kurtulunması ve onarılması, düzeltilmesi gereken yamuk bir durum oluyor. Homofobi resmen kelime-kelime işlenmiş bu propgandada.

"Her şey düzeliyor, yerine geliyor derken bazen kendimi çok yalnız hissettiğim zamanlar tekrar o duruma karşı bir yönelim oluyor." Burada kullanılan "yalnızlık" kelimesi eşcinselliğe mi veriliyor acaba? Hani evlenmeyince, yani heteroseksüel evlilik yapmayınca, "Gelecekte sana kim bakacak?" derler ya eşcinsellere. "Yalnızlık korkusunu eşcinsellikle değil, heteroseksüel olup aile kurarak yenmeye çalışın" demeye getiriyor olabilir.

"Aklım hayalim almıyor, sanki benim dışımdaki bir güç beni o duruma sürüklüyor. İsteyerek ve bilerek yapmıyorum. Ama neden böyle oluyor? Sanki delirmiş gibi oluyorum, kafayı yiyeceğim." Eşcinselliğin yapıda olmadığı, şeytanın işi olduğu da, "Sanki benim dışımdaki bir güç beni o duruma sürüklüyor." cümlesiyle çok güzel empoze ediliyor. Zaten eşcinselliğin kurtulunamayacak veya kurtulunması gerekmeyen bir durum olduğunu anlayamayan eşcinseller, eşcinsellikleri ve heteroseksizmin nefreti arasında sıkışıp kalıp kafayı yiyiyorlar. Heteroseksizm, kendi yoluna çekemediği eşcinselleri kafayı yedirterek, kendi kendilerinin infilak etmesine sebep oluyor bile isteye.

"Bütün bu durumların çocukluğumda yaşadığım bazı sıkıntılı ailesel süreçlerden kaynaklandığını biliyorum ve düşünüyorum. Fakat o zamanları geriye getiremeyeceğimin farkındayım." Yani eşcinselliğin genetiksel-yapısal değil, ailenin yetiştirme tarzıyla alakalı olduğu anlatılıyor.

"Bu durumu tabiî ki kimseye ama kimseye soyleyemem, söylemek de istemem zaten. Anlaşılırsa biterim." Konu, "Eşcinselliğini bastıramıyorsan, gizli eşcinsel ol, erkek gibi görün, yapay da olsa heteroseksüel hayat sür" demeye getiriliyor. Dışarıda eşcinsellerin karşılaşabileceği homofobinin korkusuyla, aslında eşcinselliğin öncelikle beyinde bitirilmesi için, homofobi bu şekilde içselleştiriliyor.

"Ailem yani annem, aslına bakarsanız her zaman ve koşulsuz olarak yanımda. Tedavi için hiçbir masraftan, hiçbir şeyden kaçınmayacağını defalarca söyledi ve defalarca benimle konuştu. Yeter ki bu durumdan kurtulayım diye elinden geleni yapacaktı. Ben de her şeyi kabul ettim ve bunu kendi çabalarımla yeneceğim, dedim ve birkaç kitap aldım."

Ailesi yanında ama eşcinsellikten kurtulma ve tedavi olma isteği olduğu sürece. Tekrar reklama geçiliyor ve tedaviden önce kitap alması gerekiyor eşcinselin. Nasıl mı ulaşılacak bu kitaba? Sayfada her şey mevcut. Eğer kitaplar işe yaramazsa, bir miktar da terapistler kazansın değil mi? Eşcinsellikten rant sağlayan sırada kimler var acaba?

"Arkadaşlarım, çevremdekiler hep bana ne sıkıntımın olduğunu soruyor ve kimseye derdimi anlatamıyorum doğal olarak. Çünkü ben bir eşcinsel değilim, bunu kabullenemeyeceğimi biliyorum." Eşcinsellik değildir insana sıkıntı veren, eşcinsel karşıtlığıdır ama eşcinsel karşıtları neden üzerlerine alsınlar ki suçu? Şeytan girmiş içine bir kere, uzman eşcinsel karşıtlarının yöntemleriyle o şeytan içten çıkarılmalıdır. Eşcinsellik veya eşcinsel diye de bir şey yoktur. Sadece şeytan tarafından ele geçirilmiş bir ruh, bir beden vardır ve mutlaka eşcinsel karşıtları tarafından kurtarılması gerekir. Kurtarılamayanlar veya kurtarılmak istemeyenler içinse yapılacak bir şey yoktur. Ya bunalım sonucu intihar, ya da homofobinin şiddeti, nefreti ve cinayeti bir şekilde onu bu azaptan kurtaracaktır! Bütün dünya bir olmuş eşcinsel karşıtıyken de, eşcinsellerin eşcinselliklerini kabul etmesi o kadar kolay olmasa gerek.

"Eşcinsellik niçin doğuştan olsun ki, niçin Allah beni böyle hislerle yaratsın? Doğru olan bu değil, normal olan bu değil, olması gereken bu değil." Ve sonunda doğmalarla eşcinsellerin eli-kolu bağlanır. Bundan sonra söylenecek hiçbir şey heteroseksizmin homofobisini ne sorgulayabilir, ne de değiştirebilir. Çünkü onlara göre bir normal vardır ve bu normal değiştirilemez. Ya bu normali kabul edeceksin, ya da bu heteroseksit dünyadan gideceksindir!

"Allah bizim için kadınları yaratmış. Bu arada kadınlara da ilgi duyuyorum. O konuda bir sıkıntım da pek fazla yok ama daha fazla yönelmem lazım bunun farkındayım. Ben bir erkeğim, erkek gibi yaşayacağım ve erkek gibi öleceğim. O bir sapkınlık, o bir yanlış yol." Ne demezsin? Allah sadece kadınları değil, her şeyi erkeklik için yaratmış sanki. Kadınlara da ilgi duymak bütün erkek eşcinsellerin yalanıdır. Ama nedense gene doğalarına dönerler ve kendi cinslerinin kollarına atarlar kendilerini. Ne hazin son mu desek, ne mutlu son mu bilemeyeceğim gari! Eşcinseller de erkek doğarlar, erkek olarak yaşarlar, erkek olarak ölürler. Sadece cinsel yönelimleri kendi cinslerinedir. Eğer bir insanın sapkınlığını ve yanlış yolda olduğunu cinsel yönelimi belirleseydi, işler daha kolay olurdu. Farzededelim ki, eşcinsel yönelimi yok. Her şey yolunda mı olacak o zaman? Veya heteroseksüel cinsel yönelimi olanların her şeyi yolunda ve doğru mu gidiyor? Heteroseksüel bir dünyada her şey yolunda da, eşcinsellik mi bozuyor o doğru yolu? Ahlaksızlık başta olmak üzere bütün kötülükleri eşcinselliğe yıkmak nasıl bir aklın ürünüdür? Akıl mıdır sahi bu düşünceleri üreten?

"Allahım! Ne olur beni bu dertten kurtar. Gerçekten istemediğim için mi acaba kurtulamıyorum yani yürekten." Homofobiyi içselleştiren eşcinsellerin çaresizliğinin en güzel ifadesidir maneviyata sığınarak heteroseksizme dahil olma çabası. Yatsalar, kalksalar heteroseksüel olsalar. Çok dine yönelen eşcinsel gördüm. Daha da çıkmaza girdiler ve asla doğalarından, yapılarından, eşcinselliklerinden doğal olarak kaçamadılar, kurtulamadılar. Olan sadece boşa harcadıkları zamanlarına ve psikolojilerine oldu. Ama eşcinsellikleriyle barışamayan eşcinsellerin, illaki düşüp homofobiden yara almaları gerekiyor ki, akılları başlarına sakatlandıktan sonra gelebilsin.

Eşcinselliğin önüne geçilemeyeceğinin örneklerini o kadar sık yaşadım ve yaşıyorum ki hala... Her eşcinsel cinselliği depreşince eşcinselliğini kaçınılmaz olarak yaşar, sonra tövbe eder. Güya bu son ilişkisidir. Bir daha söz konusu bile olamaz eşcinsel ilişki yaşaması. Hatta ilişki sonrası tiksinirler, nefret ederler kendilerinden. Ama ne zamana kadar? Tekrar seksleri gelinceye kadar. Unutmuşlardır bir önceki seks sonrası kendilerine duydukları nefretlerini. Az sonra bu nefretin tekrar başlayacağını bile düşünmek istemezler. Şeytanın libidosu mu yükseliyor ne o anlarda?! İşte din bahane edilerek eşcinseller bu çıkmaza sürükleniyor eşcinsel karşıtları-homofobikler tarafından.

Eşcinsellerin karşılaşabilecekleri zor durumlar, ayrımcılıklar hatırlatılarak, eşcinsellikten uzak durulması için korku verilmeye devam ediliyor yazıda. "Eşcinseller toplum tarafından her ne olursa olsun dışlanıyorlar bunu biliyorum, bunun farkındayım, hiçbir zaman da toplum tarafından da kabul görmüyorlar. Her zaman hayata karşı küs ve saldırgan, mutsuz oluyorlar. Hiçbir zaman hayattan beklentilerini de alamıyorlar." Peki burada dışlanan mı suçlu, dışlayan mı? Veya dışlayanın hiç mi suçu yok? Tabi dışlayanlar tahrik oldukları için kontrollerini kaybetmişlerdir! Bunun adı da ifade özgürlüğüdür! Eşcinselleri saldırgan yapan da, hayata küstüren de, mutsuz eden de homofobinin nefreti, ayrımcılığı, dışlamasıdır. Bunun başka bir açıklaması olabilir mi? Hem eşcinsellerin saldırgan olduğunu da nereden çıkarıyorlar hiç anlamıyorum. Eşcinsellik normal karşılansa, eşcinseller ne dışlanır, ne ayrımcılığa maruz kalır, ne de homofobinin nefretine, şiddetine... Eşcinsellere insani olan bütün yollar kapatılırsa, hayattan hiçbir beklentilerini alamazlar tabi.

Ve eşcinselliğin tanımı yapılıyor; "Gerçek aşk yok, gerçek hissiyat ve sevgi yok. Sadakat yok. Zaten de hiçbir zaman bir erkeğe karşı duygusal anlamda bir şey hissetmedim; hissettiğim tek şey cinsel arzu ve dürtüler idi." Evet, eşcinsellik denilince sadece cinsel ilişki akla getiriliyor. Eşcinsellerin aşkı, sevgisi, duygusu, hissiyatı, sadakati yoktur. Onlar sadece günübirlik seks yaparlar! Oldu mu? İstediğiniz zaten bu ki, eşcinseller çok kolay dışlanabilsin.

"Bu durumdan gerçekten sıyrılmak istiyorum. Ayrıca bu durum dinimize göre de yasak, haram ve ters. Çok ama çok büyük bir günah olduğunu da biliyorum." Zaten eşcinsellik dinden başka neye ters ve haram ki? Homofobiklerin tek bildikleri günah ve de Lut Kavmi felaketi. Oysa insanın yapısının, doğasının dinle yargılanması ve sınırlandırılması insan haklarını ihlal eden bir suçtur. Bırakın da herkes kendi günahının hesabını kendisi versin. İşgüzarlığın lüzumu var mı?

Babasızlık faktörünün homofobiye desteği hiç unutulur mu; "Farkındaysanız babamla ilgili hiç bahsetmedim. Hocam babam bizim her zaman yanımızdaydı ama aslında hiç bizim yanımızda değildi. Onun bizim yanımızda olduğunu, bir baba olduğunu, bizi koruyup kolladığını bilirdik ama bize hiçbir zaman yakınlık gösteremedi, hiçbir zaman sevgisini tam anlamıyla ifade edemedi. Aramızda hep bir mesafe vardı, mizaç olarak da soğuktu. Annem ise tam tersi daha sosyal, sanki ailenin reisi o imiş gibi daha dominant bir karakter yapısına sahipti. O bizi daha çok koruyan ve yönlendiren olmuştu. Ailem benim hiçbir şeyimi eksik etmedi. Hep bana doğru yolu gösterdi, her konuda. İkisi de yüksek eğitimli ve iyi kariyerli insanlar ve benim onlar için çok önemli olduğunun bilincindeyim. Sanırım babamla biraz daha yakın olmam gerektiğinin farkındayım." 

Heteroseksistlere göre, heteroseksüellik için, babanın rolünü layığıyla oynaması ve çocuklarına örnek teşkil etmesi çok önemlidir. Yoksa çocuk anneye özenebilir, eşcinsel olabilir. Tıpkı bu sahte eşcinsel örneğinde olduğu gibi. Anne koruyan-kollayan, ailenin reisi gibi baskın olursa, çocuk da anneyi örnek alabilir. O anne de ne kadar toplumsal erkek modeli olabilir ki biyolojik bir erkeğe? Ailesi hiçbir şeyini eksik etmemiş ama erkekliği öğretemediği için, eğitimli aileye geçiriyor buradaki homofobik zihniyet sanırım ki, kadın kadınlık rolünü, erkek de erkeklik rolünü aksatmasın. Peki toplumsal erkeklik ve kadınlık rolünün çok iyi oynandığı ailelerdeki eşcinseller nasıl açıklanacak?

Hocanın cevabıysa bütün homofobikler ve her zamanki gibi bilimsellikle hiç alakası olmayan sadece dini bir şekilde. "Siz tam yaratılışlı bir erkeksiniz. Sizin kafanıza yanlış şehevat dürtülerini sokan şeytandır. İnsanın kan damarlarında dolaşan şeytan, her insanı bir tarafından, kandırmaya en uygun gördüğü yönden avlamaya çalışır, yanlışlara yönlendirir. Şeytana uymayın, bu dürtüleri ve duyguları içinizden atmaya çalışın. Nasıl atacaksınız, Allah'ın yardımıyla." Eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere kolay gelsin, başarılar!

http://www.suleyman-ates.com/index.php?option=com_content&view=article&id=670:ecnsellk-duygusundan-nasil-kurtulurum&catid=50:mays-2013&Itemid=46

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder