31 Mayıs
Alakasız şarkılar, alakasız yemekler... Pratik börek. Yumurtalı ekmek ve ıspanak kavurması...
30
Benim sevgi alfabem...
29
Siz benden;
daha fazla dil bilmiyorsunuz, benden daha fazla üniversite okumadınız, daha fazla kitap okumadınız, hayata bakış açınız daha geniş ve esnek değil, daha sanatsal da değilsiniz, daha üstün meziyetleriniz de yok, statünüz varsa da hiç umrumda değil, paranız çoksa da tınnnn..!
Daha duyarlı, daha sorumlu, daha anlayışlı, daha çevreci, daha hayvansever, daha eşitlikçi, daha özgürlükçü, daha demokrat, daha sosyalist, daha vesairesiniz de benim mi haberim yok?
Neyinize güvenerek havalara giriyorsunuz, karşınızdaki insana küçümseyici bakıyorsunuz, insanların arkasından dedikodusunu yapıyorsunuz, onları karalıyorsunuz, hatta aslı astarı olmadığı halde iftira atıyorsunuz..?
Daha dürüst, daha doğru, daha ahlaklı, daha az bencil, daha az çıkarsız, daha vesaire misiniz?
Pardon IQ'nuz kaç ki?
Siz o kadar büyük insansanız, karşınızdaki insanlarla niye uğraşıyorsunuz; yoksa kapasitesiz, donanımsız, dolayısıyla aşağılık kompleksli olduğunuz için, kendi yetersizliğinizi bu şekilde mi örtmeye çalışıyorsunuz? AYNEN DE ÖYLE!
Ben herkesin ne olduğunu çok iyi biliyorum, haddinizi bilin!
Sözüm meclisten dışarı, konuyla alakası olmayanlar üzerine alınmasın lütfen!
***
Bu fotoğrafı cep telefonum otomatik olarak yanlışlıkla haberim olmadan çektiği için spontane bir an. Daha bugün... Niye mi paylaştım? İster güzel olup iftira atarak osun, ister çirkin olup aşağılamak amacıyla olsun, insanların fizikleriyle uğraşmayın. Şekilci bir dünyada, bu tür söylemler, insanlar üzerinde travmatik etkiler yaratabilir. Ben askerdeyken, saçlar sıfıra vurulunca, benim kafayla kaportası bozuk diye dalga geçmişlerdi. Ben de kafa tasım çok mu anormal acaba diye üzülmüştüm. Oysa kafatasım neredeyse yusyuvarlak ve hiçbir yamukluk yok. İşte bu şekilci anlayış yüzünden her geçen gün kendimle daha çok barıştım, kendimi daha çok sevdim, hatta kendime aşık oldum, hatta hatta kimseyi sevmemeye karar verdim.
Bugün bisikletle çocukluğuma gittim, çay bahçesinde Zafer gazozu içerek hatıralarını tazeledim. Çocukluğumdaki gibi gene şişeyi bitiremedim. Ama bu sefer kendimi zoradım ve bitirdim...
Alakasız şarkılar... Güzel.ama...
28
Bugünü de yaşadık filtresiz samimice... Yedik içtik, sevgiyle muhabbet ettik. Elimizi taşı altına koyduk gene, vicdanımızı ihmal etmedik haliyle. Umut beklemedim her zaman olduğu gibi kimseden kendi kendimize yeterekten, umutlara çare olabildiysek dolayısıyla borçlu değilsek hayata, 3-5 saat gözümüzü kapatabiliriz huzur içinde yastığımıza yük olmadan... Belki sabah olmayacak bile, bugünü yaşadık ya ona da...
Yarınki yemeği de bu akşamdan yaptım. Taze fasülye...
Alakasız şarkılar alakasız yemekler serimizin bu akşamki konusu bulgur pilavı ve patlıcan közlemesi kavurması...
27
Sabah kahvaltı yaptım ama tekrar acıkınca hızlı bir şekilde içi pırasalı, üstü yumurtalı, peynir servisli, yanında yumurtalı ekmekli ıspanak kavurması yaptım. Yanında da çay... #ıspanak # İnsanın yaptığı yemek, ruhunu yansıtır...
DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARINDA SONUNCU OLMA!
Herkes haksız bir sen mi haklısın, herkes ahlaksız bir sen mi ahlakkısın, herkes yanlış bir senm mi doğrusun, herkes kara bir sen mi beyazsın, herkes sapmış bir sen mi sapmamışsın, vesaire?
Bu tabloya bakınca ben sadece iktidarları görmüyorum; halkı-toplumları görüyorum. Çünkü iktidarlar toplumların yansımasıdır. Toplumlar kendikerine benzeyenleri seçerler. O yüzden ben suçluyu en başta yanıbaşımdakinde ararım. "Benim ailem ne düşünüyor, sonra komşularım ne düşünüyor, mahalleli ne düşünüyor?" diye bakarım. Çünkü yöneticiler, bunların bir yansımasıdır. Eğer öyle olmasaydı, insan hakları ihlallerinde önce toplumun sesi çıkardı. Çıkmıyorsa, bunu sadece korkuyla açıklayamayız. Çünkü milyonlar yönetimden farklı düşünüyorsa, yönetimler hiçbir şey yapamaz, koltıuklarında 1 dakika bile kalamaz. Kalıyorlarsa, toplumdan aldığı cesarettendir. Bu tabloya bakınca ne görüyorum biliyor musunuz; insana verilen değeri, bir de o değeir hiç vermek istemeyen bir ülkeyi. Tablonun sonundaki ülkenin insanının ben homofobik olduğuna asla inanmıyorum çünkü. Ve iktidarları da toplumun bir yansıması değil asla. Avrupa'da sonlarda olan bir ülkeyi, Avrupa niye topluluğuna dahil etsin ki? Avrupa demokrasisinin yara alması için mi? Avrupa, demokrasi adına güvenli bir bölgedir çünkü. Çünkü orada insana "Sen şu musun, sen böyle misin?" diye bakmazlar. Orada insan insandır; eşcinseli de eşit haklara sahiptir, kadını da, farklı olan herkes de...
26
Şekerim düştü gene. Biraz yoğurt ve üzerine elma rendesi...
Cenneti yarına bırakmayın, yaşadığınız ortamı cennete çevirin... Çünkü başka cennet yok... Doğduğum ve yaşadığım koordinatlar benim cennetim... #cennet
Dünden kalan ve dolaba kaldırdığım bakla içi yemeğimi soğuk, yoğurt ve soganla yemek çok lezzetli... #bakla
25
Doğa binbir çeşitte canlı yaratmış hayatımıza renk katan, yaşamı ayakta tutan, bakınca gözlerimizi kamaştıran... Ama doğa insan türüne göz vermiş ama bakar kör, vicdan vermiş ama sadece kendi çıkarı doğrultusunda kullanan bencilce, akıl vermiş ama bundan faydalanmayan...
Alakasız yemekler, alakasız şarkılar serimizde bu akşam, arkadaşımın arabasından gelen kart baklalarının içinin, içi biberli, üstü yoğurlu, sulu yemeği var. #bakla
23
Ben biberin yemeklerdeki aromasını çok sevdiğim için her yemeğe yeşil biber mutlaka koymaya çalışırım ama kızartmasını sevmediğimi bir kez daha anladım. Bundan sonra biber kızartması yapmayacağım...
Sizleri çok özleyeceğim kardeşlerim... Kalbimdeki yeriniz hep en özel olarak korunacak. Sizleri unutmam söz konusu bile olamaz. Umarım mutluluğunuz sonsuz olur. Umarım bir gün tekrar görüşürüz... Sizleri en seviyorum..
22
Hayat ne her gün çeşitli yemek yiyecek kadar ucuz, ne dolma dolduracak kadar da uzun! Pazara gittim, arkaları çürümüş biber alabildim sadece kilosu 20 liraya, onunla da Çin usulü bulgur aşı pişirdim. 100(Yüz) liradan aşağı sebze meyve yok. Hiçbir şey almadan döndüm. Neden böyle? Kendi seçimlerimiz mi? Hayır, ben seçmedim böyle bir hayatı, böyle bir sistemi. Herkes kadar bir vatandaş olarak üzerime düşeni yaptım; çalıştım emekli oldum, askerlik vergi dahil vatana her türlü borcumu ödedim, ölünceye kadar aile büyüklerime baktım, hala da sokak kedilerine bakmaya devam ediyorum... Kendim için hiçbir şey yapamadım bu hayatta, çünkü yapmak için emeklerimin karşılığını vermedi bu sistem. Hayır ben hırsızlık yapamazdım, ben hak yiyemezdim, gelir dağılımı eşitsizliğinin hak yiyen tarafında yer alamzdım. Sahi neden gelir dağılımı eşitsizliği var; varsıl olanlar parasına para katıyor, yoksul olanların ise başı ezildikçe eziliyor, karın tokluğuna yaşamaya mahkum ediliyor. Sistem neden bu bu bozukluğu düzeltmek için bir şeyler yapmıyor da, hiç işimize yaramayacak ideolojilerin peşinde koşuyor veya insan hakları ve demokrasiden uzak rejimini insanlara dayatmaya çalışıyor? Mecbur muyuz insanlık dışı yaşamaya? Elin insanı yıllık 100 Bin dolarla doğasına uygun yaşama hakkına sahipken, biz neden o şekilde yaşayamıyoruz; yaşayanlar yaşıyor elbet. Ama neden bütün insanlar değil; sorsanız, herkes vicdanlı; nerede bu vicdan? Gelir dağılımı eşitsizliğine sebep olup da cebini dolduranlar, size diyeceğim o ki; sizin kalori ihtiyacınız da herkes kadar, daha fazla malı-mülkü-parayı elinizde tutmak ne işinize yarıyor; nasıl bir mutluluk bu; mezarınıza mı koyacaksınız yediğini hakları? O kadar bencil olmayın, biraz vicdanlı olun...
Şöyle küçük bir şey için bile dışarıya çıktığımda, hikayesi olan o kadar çok görebiliyor ki insan, eğer görmek stiyorsa... Detay dediğimiz şey belki de hayata yön veren ana parçalar... #detay
20
Sessizliği dinliyorum gözlerim kapalı, huzur buluyorum kimsesizliğimde, kendimle çoğalıyorum hayat ve ben başbaşa, sosyalleşiyoyum; rüzgarın sesiyle, güneşin enerjisilye, yağmurun ıslaklığıyla, renklerin zenginliğiyle, kuşların ıslığıyla, kedilerin yumoşluğuyla... Evet hayat en çok bana güzel, o yüzden çok seviyorum yaşamayı, ömrüme ömür katmayı...
19
Ah şekilci dünya... Ben böyle yapay zekanın yaptığı gibi geniş omuzlu heybetli bir bedene asla sahip olmak istemezdim ki... Ama siz bana o zaman daha çok itibar gösterirdiniz biliyorum. Keşke beynimi-kalbimi görebilseydiniz. Oysa ben kendimi her halimle o kadar çok seviyorum ki... Herkes şahsına münhasır olmalı; fabrikasyon değil.
Şarkılar başka şey anlatıyor, ben başka...
18
Eskiden sobada yufka ekmek ısıtıp üzerine margarin sürüp çökelek ile dürüm yapmak çok büyük keyif ve lükstü. Ben o lüksümü kapitalizme sömürtmedim. Hala sobalı evde yaşıyorum, sobalı evde de öleceğim. Gece gece de karnım acıktı, aynı lüksümü yaşadım...
Alakasız yemekler, alakasız şarkılar... Pratik içi naneli biber ve patĺıcan dolması...
Aşağılık kompleksli insanları hiç sevmem ve alttan almaya da hiç vakit harcayamam. Çünkü donanımsız ve donanımlanmaya niyeti olmayan insanların kibiriyle, tribiyle hiç uğraşamam!
Sahi IQ'nuz kaç, kaç dil biliyorsunuz, kaç üniversite okudunuz, hayat görüşünüz ne, hangi sosyal projelerin sorumlusunuz, kaç kitap okudunuz, bir vizyonunuz falan var mı da; minimalist, yani giyime kuşama statüye önem vermeyen, sizin gibi görgüsüz, hadsiz ve çapsız olmayan insanları küçümseyip, ötekileştiriyorsunuz? Eger insanlar sizin kurnazlığınızın, saygısızlığınızın karşılığını vermiyorsa; veremediğinden değil; ya nezakettendir, ya da sizinle spekülasyona girmek istemediğindendir. 2 lafı bile bir araya getiremeyen, kelime dağarcığı 50'yi geçmediği için kendini doğru dürüst ifade bile edemeyen insanlar kendilerini bir şey sanıyor...
17
Yapraklarını kavurduğum ıspanakların saplarından yaptığım elmalı turşumun ikincisiyle karşınızdayım. İçine limon tuzu, biber, elma sirkesi ve sarmısak, artı tuz koydum.... Yapılışı: Ana malzemeleri yani ıspanak sapı, elma ve biberi haşlayıp süzdüm, üzerine de tatlandırıcıl malzemeleri ve su ilave edip dolaba soğumaya kaldırdım... #ıspanakturşusu
Siz benim kalbimi bilmiyorsunuz ki, bilemezsiniz ki..! Eğer bilseydiniz, ne kadar ağır bir yükün altında olduğunu görürdünüz ama gene de anlayamazdınız.. Ben insafsız bir dünyada vicdan ile yetememezlik arasında mekik dokuyan bir kalbe sahibim. Ben bu yüzden kendime bile yaşamaktan bile vazgeçmiş bir insanım.Çünkü bu vicdan meseleleri yüüznden iyileşmeyen travmalarım var. ÇÜnkü yetemediğim için bile olsa bir sorunu halledemezsem, o bende çok büyük yaralar oluşturuyor. Ben, "Bana ne?" diyemiyorum olanlar karşısında, vicdanıma söz geçiremiyorum özellikle hayvanlara yardım konusunda. Bu yüzden yorum yapmayın bilip bilmeden. Bir şeyleri halledebilmek için sizin tahmin ettiğinizden çok daha fazla çaba sarfediyorum çünkü... Bir şeyi nasıl yaptığımın sebebleir var; siz tek boyutlu düşünerek değerlendirebilirsiniz olanları ama ben 88 boyutlu düşünerek hareket ediyorum...
Akşam pazarından topladığım çürük elmaların kötü taraflarını kesip atıp, iyi taraflarını rendeleyip yoğurt ile harmanlayarak yaptığım doğal tatlımın ikincisini farklı bir şekilde süsleyip sunuyorum. Neden? Çünkü emekli maaşımı kendime harcamayıp kedilere daha çok mama alabilmek için. Bunu övünmek için paylaşmıyorum; minimalizmin önemine dikkat çekmek ve de hayatı görgüsüzlük yapmak yerine döndürebilmenin çok daha güzel bir şey olduğunu göstermek adına yapıyorum. Siz de deneyebilirsiniz. Dışarıda yemek yerine, orda burda gezip boşa para harcamak yerine, sigara ve alkol içmek vesaire yerine hayata faydalı olmak, katkı sağlamak bana göre daha gerçek yaşamak...
Ispanaklı börek yapacağım diye uğraşmayın; kavurun ıspanağı yumurtayla, kızartın ekmeği; alın size böreğin alası... Fon şarkıları bilerek alakasız; bir İkizler burcu kafası işte! Hayatını kafasına göre yaşayan bir kafa!
16
İçi #sarmısak lı #yoğurt üzeri #nane
Hava yağmurlu ve içi naneli #tarhana çorbası...
Minimalistim; yani görgüsüzlük, şatafat, müsriflik benim kitabımda yazmaz. Kendim akşam pazarından çürük-çarık meyve sebze ile beslenir, gelirimi de hayvanlara harcarım.
Heteroseksüel ilişkiler doğasını yitirmiştir; İşin içine mülkiyetçilik girmiştir, toplumsal normlar girmiştir, dogmatik inançlar girmiştir, bu tür ilişkinin tek doğru olduğuna dair içselleştirmeler, koşullanmışlıklar ve üzerinde çevresel baskılar vardır, üzerinde daha aklımıza gelmeyen bir çok etki vardır vesaire. Ama eşcinsel ilişki homofobiye, eşcinsel karşıtlığı ve düşmanlığına, lincine rağmen hala varsa, hayatta ve ayaktaysa; burada vazgeçilemeyen, özünü-doğasını koruyan tutkular ve tartışılması söz konusu bile olmayan gerçeklikler vardır. Heteroseksüel ilişkinin ibresi kayabilir ama eşcinsel ilişkinin ibresi daime hemcinsini gösterir. Kayıyorsa da bunun homofobi, nefret gibi sebepleri vardır. Ama heteroseksüel ilişkilerdeki kaymaların, eşcinsellik dışında hiçbir sebebi yoktur. Bir eşcinsel eğer bir de bilinçliyse, asla heteroseksüel ilişki yaşamaz-çünkü buna ihtiyaç hissetmez ama her heteroseksüel toplumsal baskının olmadığı yerde, özgür ortamlarda, kimsenin görmediği gecenin karanlığında eşcinsel ilişki yaşar; tecrübeyle sabittir. Bu tür kaymalar gizli eşcinselliğe dairdir diyebilrsiniz. Peki ben neyi anlatıyorum zaten; aslolan eşcinselliktir demiyor muyum? Yani eşcinsellikte heteroseksüelliğe dair kırıntılar yoktur ama heteroseksüellikte-ben heteroseksüelim diyende, 1'den 100'e kadar değişik oranlarda eşcinsellik vardır. Haa, heteroseksüeller bunu yaşar yaşayamaz, hatta kendine bile itraf edemez, hatta içimdeki eşcinsellik anlaşılmasın diye içselleştirilmiş homofobinin kurbanı olur-yani ben heteroseksüelim-açık dille ben erkeğim diye böbürlenir, eşcinselliğe karşı söylem ve davranışlarda bile bulunabilir ama bu onun aslında üstünü örtmek istediği eşcinselliğinden başka bir şey değildir...
15
BU YAZI DA CAHİL EŞCİNSEL DÜŞMANLARINA GELSİN; OKUYUN, OKUYUN, BELKİ AYDINLANIR, BELKİ ÖFKENİZ İYİCE EKŞİR!
Eşcinsellik hakkında olumsuz düşünen, eşcinselliği yanlış bulan, eşcinselliği hastalık olarak falan görenler; sizler dar görüşlü birer cahilsiniz. Neye dayanarak eşcinselliği yanlış buluyorsunuz, kanıtınız ne; heteroseksüelliğin egemen cinsiyet olmasından dolayı aldığınız cesaret ve bunun üzerinden maddi manevi prim sağlamanız olabilir mi? Nerden biliyorsunuz eşcinsellerin duygularını? Sizin heteroseksüel olarak karşı cinse duyduğunuz ilgi, beğeni ve arzudan hiçbir farkı yok eşcinsel duyguların; hatta ben eşcinsel duyguların, heteroseksüel duygulardan çok daha kuvvetli olduğuna inanıyorum. Bilimsel bilgileri yok sayarak, hurafelere sırtınızı dayayarak eşcinsellere karşı nefret duygularınızı ifade ederek, onları hedef haline getiremezsiniz. N'oluyor da eşcinselliği kafaya takıyorsunuz; size giren çıkan mı var? Kafanıza göre uydurduğunuz ahlak anlaşyışına göre ahlak bekçiliği yapma hakkını nereden buluyorsunuz? Ha A ile B beraber olmuş, ha A ile A beraber olmuş; alan memnun, veren memnun; dolayısıyla ortaya memnuniyetin verdiği bir pozitif enerji çıkıyor. Eşcinsel erkekler midesi bulana bulana mı kadınlarla beraber olsun; şahsen ben bir kadınla beraber olmayı çok tiksindirici buluyorum; düşünmek bile midemi bulandırıyor. Anlayabilyor musunuz? İşte eşcinsellik bu kadar içten ve sevgiyle oluşan bir şey ki, karşı cinsle beraberliği tiksindirici buluyor, böyle bir beraberliği aklının ucundan bile geçirmiyorum. Bu kadın vücudunun kötü olmasıyla alakalı değil; kadın bedenini çok estetik buluyorum ama cinsel veya duygusal anlamda çok itici buluyorum. Çocukluğumdan beri kadın bedenine karşı hiç arzu, istek yok bende; hep erkek bedenini sevdim. Siz eşcinsel karşıtları, erkek erkeğe beraberlikten niye rahatsız oluyorsunuz; çünkü bakış açınız dar. O kadar cahilsiniz ki, kendinizden başka gerçekleri göremiyorsunuz bile. Milyonlarca eşcinsel erkek yanılıyor olamaz. Ben kendi cinsimle çok mutluyum; peki siz heteroseksüeller karşı cinsinizle ne kadar mutlusunuz; mutluysanız, o zaman eşcinsellerin üzerinden elinizi çekiniz. Yoksa siz bu konuda yeterince mutlu olamadığınız için hazmedemiyor olabilir misiniz eşcinsel mutluluğu? Eşcinsellik canlı tarihinden beri var ve siz nefretçiler eşcinselliği bir türlü bitiremediniz, bitiremeyeceksiniz de. Çünkü eşcinsellik doğanın gerçeği ki, heteroseksüel ilişkiler eşcinsel çocuklar da dünyaya getirmeye devam ediyor. Siz homofobikler kendi doğurduğunuz eşcinsel çocuklarınızı kabul etmeyebilirsiniz ama bizler doğanın çocuklarıyız; karşıtlıkla boşu boşuna yoruyorsunuz kendinizi. Çünkü siz ne derseniz diyin, biz eşcinseller eşcinsel ilişki yaşamaya devam edeceğiz. Rahatsız oluyorsanız da hiç umrumuzda değil; ayrıca da asla karşışamazsınız; hadi karrışın da bir görelim. Buna cesaret bile edemezsiniz. Kolay mı öyle insanların özel hayatına girmek. Eşcinsellerin yatak meseleleri hakkında konuşacağınıza, kendi mutluluğunuza odaklanın, kendi mutluluğunuz veya mutsuzluğunuzu yatırın masaya; bizim konuşulmaya ihtiyacımız yok; çünkü biz bu şekilde çok mutluyuz. Bir gün eşcinsel olmamın mutluluğunun sergisini açma isterdim; çok kıskanırdınız biliyor musunuz?
13
#ıspanakkavurma Ispanakları doğradıktan sonra üzerine soğanını doğrayıp, tuzunu ve yağını ilave ettikten sonra 1-2 dakika ateşte tutup üzerine yumurtaları kırıyoruz. Yoğurtlu veya peynirli veya sade olarak servis edebilirsiniz. Yumurtaları karıncaya kadar ateşte çok az tutmamızın sebebi, ıspanakların çamur gibi olmaması için...
Ispanaklarımızın saplarını ve köklerini vitamin deposu olduğu için atmak yerine turşuya dönüştürdüm. Önce ıspanak sap ve kökleriyle 2 acı kuru biberi haşlayıp süzdüm, sonra da üzerine limon tuzu, sarmısak, elma sirkesi ve tuz üzeri su koyup buz dolabına soğumaya bıraktım. #ıspanakturşusu
12
Ve sanat aşka vesile olur!!!
İkizler burcu olmam, her şeyden etkilenmeme, dolayısıyla duygu gelgiti yaşamama sebep oluyor. Bir bakmışsın dip yapmışım, bir bakmışsın baharlar gelmiş. İkizler başkalarına zor bir burç ama kendi içinde yaşadığı bu hızlı değişim onu da etkiliyor elbet. Çok uçlarda bir kararekter İkizler. Yeri geliyor gemileri yakıp arkasına bile bakmadan gidiyor, bütün dünyayı karşısına alacak kadar da deliriyor ama yeri geliyor çok mülayim. Aslında bunda İkizlerin suçu yok. İnsanlar çok dengesiz ve etkiye tepki durumu... #gemini #ikizlerburcu
Kıymet bilmeyen, iyi niyetten anlamayan insanlara nokta koya koya içimde imla kalmadı!
11
Şunu öğrendim. Yapılan işte, yani mesela iş yaptığınız bir yer disiplinsizse, vakti zamanında yapmıyorsa işini, bu sadece iş meselesi değil, hayatın tüm alanında bir disiplinsizlik varsa, o anki işinizi tamamladıktan sonra, o kişiyle iş yapmayacaksın, o kişilerle bir daha asla görüşmeyeceksin. Neden, nasıl diye sorgulamak çok manasız. Çünkü bir şeyi vakti zamanında yapmaka bir gelenek haline geldiyse, normalleştiyse, bu disiplinsizlik devam edecektir. Çalıştığınız veya iş yaptığınız, görüştüğünüz diğer insnalar da aynı kültüre sahip olduğu için çok da değişen bir şey olmayabilr ama insanlara bu yaptıkları disiplinsizliği normalleştirmemek adına, sessiz sedasız onları müşteri kaybına uğratmak, onlara en güzel ders olacaktır.
Benim hiçbir zaman "bugün canım yemek yapmak istemiyor, hadi dışarıda yiyeyim" lüksüm olmadı. Ya evdekilerle bir şey yaratmaya çalışmışımdır, ya da bir yumurta kırıp karnımı onunla doyurmuşumdur. Eğer sizin seçeneklerinizi çok fazlaysa, ne ala size... Bugün de bir kaç buruşmuş biber ve yumurta öğünümüz....
10
Bugünkü ama menümüzü dolapta kalan sebzelerden karma bir yemek şeklinde oluşturdum. #bakla ve pratik şekilde #bulgur lu #biberdolma ve #patlıcandolma Yanında da #cacık
KANDAK OSMAN'IN OĞLU HALİL
"Buba"mın öldüğü yaştayım. O, 60'ına varmadan ölmüş. 10 Haziran'da 57 yaşında olacağım. Yani onun öldüğü yaşlardayım. Bakalım seneye çıkar mıyım? Hayat bu; yarının ne getireceğini bilemeyiz. Biz birlikte çok vakit geçiremedik. Öldüğünde sanırım 7-8 yaşlarındaydım. Ama birbirimize karakter olarak benziyorduk sanırım. Mülayim yapımızın arkasında hep bir agresiflik vardı... Aramızda uçurum yaş farkı olmayıp birlikte vakit geçirebilme şansımız olsaydı, birbirimizi anlayabilir ve destek olurduk büyük ihtimal.
Ben güçlü ve merhametli insanların çocuğuydum. Beni dünyaya getirmeye vesile oldukları için ikisini de çok teşekkür ediyor; sevgi ve özlemle anıyorum... Nazlı ve Osman Kandak
Bazı insanlar bana "O kadar potansiyeline rağmen hala bir şey olamadın mı?" diyor. İnsan hayvanlara, doğaya karşı vicdanlı olunca, dünyevi olarak bir yere gelmek inanın çok geri planda kalıyor. Hem hümanistliği bırakarak, öyle istenilen yere gelinemez ki; gelirsen eğer; erdemli davranışlara dair prensiplerini çiğnemişsin demektir. Bazıların dediği o bir yer de, ekonomik güç ve kariyer gibi şeyler. Dediğim gibi bunlar için kendimden vazgeçmem gerekir. Sanatla, kültürle, hümanizmle, doğa aşığı olmaklar da bir bir yere gelemiyorsun işte...
Bir çoğunun aksine; hatta genelin bile diyebiliriz; hayatta iyiki de dediğim bir numaralı şey, "İyi ki de eşcinsel doğmuşum"dur. Çünkü eşcinsel doğmak herkese nasip kısmet olmaz. Eşcinselliğim doğanın bir hediyesidir bana. Eşcinsel olmak çok özel bir durumdur; erkeklikle kadınlığın bir karışımıdır; hem erkek hissedersin kendini hem de kadın; böylelikle kendini herhangi bir cinsiyet kategorisine hapsetmezsin. Ve tüm bu duygulara sahip olmak öyle bir zenginlik, öyle bir güzellik ve öyle bir ayrıcalıklı durmdur ki; kelimeler kifayetsiz kalır. Eşcinsel olmak bazılarının düşündüğü gibi bir zayıflık değil; fiziksel ve duygusal gücün bir birleşimi, extra bir güçtür; vicdanla ile fiziksel gücün birleşimini hayal edebiliyormusunuz; her şeye duyarlı oluyorsunuz ve kimseye muhtaç olmadan çok faydacı olabiliyorsunuz. Özgüvenim işte o yüzden benim...
Anne olmak için kadın olmak, doğurmak ve kendi türünden bir çocuğa sahip olmak gerekmez. Annelik merhamet, şefkat ve sevgidir; doğayı, hayvanı, bitkiyi, tüm ötekileri sevebilmek, onlara sahip çıkabilmek, onların sorumluluğunu alabilmektir. Hayata emek veren tüm insanların, tüm canlıların, tüm doğanın anneler günü kutlu olsun...
9
İnsanlık küçücük bir yavru kediyi bile bahçesine sığdıramayıp sokağa atıyor ya... Yazıklar olsun diyor, başka bir şey demiyorum. Nasıl güvenebilirim ki ben insanlara? Ölüp gideceksiniz ya... Bu topraklar size kalmayacak, siz de toprak olacaksiniz bir gün. Bari hayat veren doğaya, doğadaki varoluşlara-doğanın parçası-temeli bitki ve hayvanlara saygınız olsun ki; yatacak yeriniz olsun...
8
Benim cennet kızım, pamuk şekerim, köpük helvam, inci tanem, prenses Heaven'ım...
Bizde misafire "Çay mı, kahve mi ?" diye sorulmaz. Misafir çayı-kahveyi her yerde içebilir. "Ben yemek yapacaktım; birlikte yersek beni çok mutlu edersiniz." denir. Baklanın yanına bir de bulgur aşı yaptım. Bulgur üstü bakla olarak sunum yaptım.
Bugün arkadaşım bahçeden sakız bakla getirmiş... Öyle lezzetli oldu ki; dünyadaki tüm zamanlara ait bakla lezzet zirvesiydi. Bu lezzete bir daha ulaşılabileceğini sanmıyorum. Dogradığım baklanın üstüne soğan, biber, yağ, salça ve tuz, yanmayacak kadarcda su koyup ağzını kapattım ve yarım saatte pişti, yoğurtla da servis ettim...
7
Fotoğrafçılıkta açı, ışık, kadraj ve duygu çok önemlidir...
6
Ben biyolojik olarak bir kadın değilim. Ama anne olmak için de ne doğurmak gerekir ne de kadın olmak. Benim şefkatin doğanın tüm canlılarına yetecek kadar güçlü.
Gene bir #patlıcan güzellemesi... Yapılışı mı; patlıcan, soğan, salça, yağ, tuz ve suyunu koyup 20 dk. kadar pişiriyorsunuz. O kadar...
Bugün teniste çok yoruldum. İlk öğünüm kahvaltının üstünden 4 saat geçtikten sonra tekrar açıktım. Komşumuzun getirdiği pişiyi yumurta, domates rendesi, turşu, zeytin, peynir ve soğan ile bu hale getirdim 2 dakikada... Yanında da ayran...
Bu sahneyi içinde kendimden bir şeyler hissettiğim için çok severim. Hayatın boş verilerek sadece müzik ve dans eşliğinde kadın estetizmi içinde yaşamak çok güzel olsa gerek. Evet hayatı bir kadın duyarlılığı içinde yaşıyorum ama buna biyolojik avantajlar eklenmesi, demokratik-eşitlikçi bur dünyada elbette, çok daha keyifli olurdu, en azından ben daha keyifli yaşamasını becerebilirdim bu çerçevede...
5
Peynirli ve domatesli burgu makarna...
2
#soba ateşinde #sulupatlıcan yemeğinin tangosu... #patlıcan #tango #sobaateşi
Sahi biz 1 Mayıs'a niye katılmıştık? Her şey çok yolunda gidiyordu da canımız mı sıkılmıştı? Katılmayanlar dünya standartlarında mı yaşıyorlardı? Açlık sınırının üstünde bir yaşamımız vardı da, 1 Mayıs'a katılan bir avuç insanın mı haberi yoktu bundan? Yoksa katılmayanlar kötü koşullarda yaşamayı yaşam biçimine mi dönüştürmüştü? Ya da umutlarını başkalarına mı teslim etmişlerdi koşulsuz? Koşullanmışlar mıydı iyi yasamayı hep başka zamanlara bıramaya? Bilmiyorlar mıydı yoksa kaderlerinin kendi ellerinde olduğunu? Bilmiyorlar mıydı iyi yaşamanın ne demek olduğunu? Yoksa bir kurtarıcı mı bekliyorlardı; asıl kurtarıcının sadece sadece kendilerinin olduğunu bilmedikleri? Tamaaaam, bütün dünya bizi kıskanıyor-muş ya hani, ama lafa geldi mi mangalda kül bırakmıyorsunuz, eleştirmesini-yerden yere vurmasını da çok iyi biliyorsunuz, dolayısıyla bütün gerçekleri de biliyorsunuz ama iş icraata geldi mi 3 maymunu oynuyorsunuz. Konu sadece 1 Mayıs değil ki, bütün Mayıslar böyle, bütün aylar böyle, yıllardır "aynı tas, aynı hamam"... Bir şeyler eksik, bir şeyler yarım; o yüzden şasi sağlanamıyor, doğru denklem kurulamıyor, insanlar doğrular için harekete geçemiyor. Eksik olan ne; bilinç mi, bilgi mi, özgüven mi, ne..? Ne yapmak gerekiyor bir şeyleri yerli yerinde yapmak adına düşünce sistemini değiştirmek için? İnsanın adaleti, vicdanı, empatisi, duyarlılığı, sorumluluk duygusu, vesairesi nasıl harekete geçer; bıçak kemiğe dayanmadan önce, kendi canı yanmadan önce, olumsuzluklar insanın kendi başına gelmeden önce..? İnsan ne zaman günü kurtarma derdinden vazgeçip uzun vadeli düşünür acaba geleceği için? Bu anlattıklarım sadece 1 Mayıs meselesi değil; A'dan Z'ye her konuda böyle... Duyarsızlık diye bir kültür mü var; duyarlı hale gelinmesi için Yüz yıllar geçmesi gereken? Yoksa bu durum-duyarsızlık genetiksel bir şey mi devrimlerin bile değiştiremeyeceği, değiştiremediği? Tutuculuğun 100 yıl sonra hortlamasının, genetikten başka nasıl bir açıklaması olabilir? Sosyolojik evrimi geriye mi götürdük; doğru besleme yapılamadığı için? Başka ülkelere balıyorum da Japonya'sından Almanya'sına, Fransa'sından İngiltere'sine... Ortaçağdan günümüze devasa değişikler olmıuş. Avrupa'da 2. Dünya Savaşı gibi büyük bir olaydan kısa bir süre sonra bile ülkeler açlık sınırından uzay çağına gelmiş... Küresel bir dünyada geriye giden coğrafyaların olması, inanın beynimin yanmasına sebep oluyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Mesela düşünün A, B, C diye bir gerçek var diyelim; alfabenin ilk üç harfi kadar basit ve de algılanabilir. Siz buna K, L, M denmesinden, ama ısrarla K, L, M denmesinden ne çıkartırsınız? Yoksa biz hiçbir şey bilmediğimizi için, her şeyi bildiğini zannedenlerden miyiz? Nasıl zihinsel tembelliktir bu? Yoksa bencilliğimizin mi kurbanıyız? Onun adı da c@hillik değil mi; uzun sürede insanın kendine zarar vereceğini düşünemediği... Yoksa maddi manevi vazgeçemediğimiz ve vazgeçemeyeceğimiz bir gebeliğimiz mi var sisteme; itiraz edemediğimiz, etmediğimiz sistemin ta kendisi miyiz acaba?
1
Bugün de makarna... Yanında kızarmış ekmek... #makarna #makaroni


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder