24 Haziran 2026 Çarşamba

Temmuz 2023 facebook notlarım

 28 Temmuz 2023

Şivesinden utanıp Türk Dil Kurumu Türkçesiyle konuşanlar bana o kadar yapmacık geliyorlar ki; geliYOM, gidiYOM deseniz küçülecek misiniz? Şiveden kaçarken kullandıkları kelimeleri doğru kullanmayarak gene köylülüklerini ele veriyorlar-gene şehirli olamıyorlar, bu daha da komik yapıyor onları. Ay bir de yaptıkları ettikleriyle anlatıp anlatıp böbürlenmeye çalışmıyorlar mı; hepten mıçıyorlar!

Hayallerinizi kolaya kaçıp başka memleketlerde kurmak yerine kendi memleketinizde inşa edin ki değişime, çevrenize bir katkınız olsun. Ayrıca kendinizle barışık olmadığınız sürece, nereye giderseniz gidin, aradığınızı bulamayacağınız gibi, hep el olacaksınız, yabancı olacaksınız ve kendinizi hiçbir zaman salamayacak, güvende hissedemeyeceksiniz...

27 Tem

Bugüne kadar tüm kötülükleri hep iyi niyetli olduğum kişilerden gördüm. Bazıları nezaket ve iyi niyeti, karşısındakine kötülük yapma hakkı olarak görüyor.

Ben ne kimseyi telefonla arıyorum, ne kimsenin kapısını çalıyorum, ne de muhitinden geçiyorum. Siz de zorlamayın beni!

Vefa da bir yere kadar, saygı da. Alttan aldıkça insanın üstüne üstüne de gelinmez ki. Sevmiyorsanız, bye bye. Psikoloğa gidin!

SİSTEMİN DİŞLİLERİ BOZULUNCAYA KADAR ÇALIŞIR, SONRA HURDA OLURLAR!

Sistemin bir parçası olup sistemi destekleyenler sadece canları yanınca seslerini çıkarıyorlar. Canı yanmayan sistem parçalarıysa, kendi canları yanıncaya, sistemi destekledikleri için canları yananlara sessiz kalıyorlar. Sistem denilen şey bu; kendi kendini öğütüyor, sistemin başındakilere ise kısa vadede ve kesitsel olarak hiçbir şey olmuyor. Sistemi destekleyenler ise sistem dışı düşünemiyorlar artık. Sonuçta buna da bir sistem diyebilirsiniz, öyle de zaten. Memnunsanız devam edin, ama memnun değilseniz canınız yanmadan KENDİ KENDİNİZİ YÖNETME HAKKIna sahip çıkın ve sistemi desteklemek yerine sistem dışını destekleyin! Mesela ben bu sisteme karşı gardımı aldığım için, iyi yaşayamasam da kendimi koruyabiliyorum. Yaşanılan sistematik bozulmalar beni, vicdanımı hiç etkilemiyor artık. Eğer yaşanılan acılar sistem parçalarının umrunda değilse, silkelenmedikleri sürece sistem dışındakilerin yapabilecekleri bir şey olamaz. Mesela sistemin yanı başımdaki dişlilerine "bakınız demokrasi bu" diyorum; çığlık atıyor ahlaksız, terörist diye. Keşke kendilerinin birer kurban olduklarını görebilselerdi...

25 Tem

Hayatları Roman

Başka bir eşcinsel arkadaş aracılığıyla tanışmıştık onunla... 90'ların başı, eşcinsellerin görünür olmaya başladığı yıllar. 20 yaşında yoktu sanırım. Bizlerle tanışması ona ilaç gibi gelmişti. Çünkü dünyada eşcinsel olan, tek kendisi sanıyormuş ve her sabah heteroseksüel olarak uyanmak için dua edenlerden. Benden aldığı eşcinsellikle ilgili kaynak dergilerle kendini bulmaya çalışıyor. AİLESİ... Ailesi kabullenmiyor eşcinselliğini. Annesi, babası, kardeşi. Herkes annesini, babasını, aile bireylerini reel anlamda kaybedebilir ve bunun acısı kişisine göre farklı şekilde hissedilebilir. Ama bir LGBTİ bireyin yaşarken ailesi tarafından yok sayılması, ailesi yaşarken onlarla görüşememesi, yani ailesi tarafından reddedilmek, aile bireyleri yaşadıkları halde onu istemedikleri için ölmüşler gibi bir pozisyonda olmaları, sanırım reel anlamda kaybetmekten daha acı bir şey olsa gerek. Belki insanın ailesi tarafından reddedilmesi, onların ölmeleri acısından daha kötü bir şeydir, bilemeyeceğim. Babanız varken babasız kalmak, anneniz varken annenizden uzak kalmak, kardeşiniz tarafından nefret edilmek, anlayabilir misiniz dediklerimi..? Bir gün kaçtı yaşadığı şehirden hiç bilmediği, yaşamadığı büyük şehire... Bir travestinin yanına sığındı 5 yılını çalan, bedensel olarak üzerinden ticaret yapan. Hep vaatlerle kandırıldı, bu sayede para kazanacaksın, trans kadın olacaksın diye ama sadece karın tokluğuna sömürüldü. Çünkü hayır diyemiyordu, çünkü o trans psikopattı ve kolu uzundu, zarar verebilir, verdirtebilirdi ona... Birgün onun düştüğü tuzağa başka bir LGBTİ daha düşüyor ve aynı şekilde o da bedeni üzerinden sömürülmeye başlıyor. Daha fazla sömürülmemek ve de daha fazla zaman kaybetmemek için İstanbul'a kaçıyorlar. Ama İstanbul'da yapamıyorlar, biri memleketine dönüyor, bizimki de daha önce yaşadığı diğer büyük şehire. Artık tek başına o işi yapmaya başlıyor, kendi işinin kendi patronu oluyor. Ve bir gün kaçtığı psikopat LGBTİ ile karşılaşıyor. Korkmuyor artık, sen yıllarca beni sömürdün, yeter artı diyor. Biriktirdiği paralarla ilk işi trans geçiş ameliyatını gerçekleştirmek oluyor. Çünkü bunu o kadar istiyor ki, çünkü kendini o kadar kadın hissediyor ki, erkeklik bedeninden kurtulmazsa mutlu olamayacak. Hukuki prosedürleri yerine getiriyor ve ameliyatını olup pembe cüzdanına kavuşuyor. Yeniden doğuyor demek doğru olmaz, kendini rahatsız eden tarafından kurtuluyor. Çünkü o, küçücük fazlalığına rağmen zaten aynı ruh, aynı kişilik ve karakterdi. Gerçekten de öyle; 26 yıl sonra tekrar karşılaştığımda, gene aynı kişiydi, zerre değişiklik yoktu. Evet, acısıyla-tatlısıyla 26 yılını geçirdi memleketinden uzak. Giderken yalnızdı, döndüğünde bazı akrabalarının kol kanat germesi dışında gene yalnızdı, artık annesi gerçekten yoktu, en çok da buna üzülüyor. O değişmemişti ama memleketi, doğduğu şehir çok değişmişti, büyümüştü şehir, tanıyamıyordu. Büyük şehirden dönme sebebi, ekonomik krizin LGBTİ'leri 2-3 kat daha fazla vurması. Çünkü ev kiraları çok artmıştı, büyük şehir de olsa travestilere kiralar daha yüksek ve kefilsiz ev bile vermiyorlardı. Döndü işte memleketine. Sanki bur'da kolay mıydı hayat, LGBTİ'lere ev bulmak kolay mıydı? Hayat bizleri her anlamda istismar ediyordu. Barınabilmek için o kadar istismara razı oluyoruz ne yazık ki; hiç yaşayamamaktansa, zor yaşamak da bir yaşamaktı çünkü bizim için. Ama sistemin sürekli keyfi uygulamalarına maruz kalmak, biz LGBTİ'leri yıldırıyordu. Mesela her gün kapınızın önünde hiçbir şey yapmadığınız halde, siciliniz tertemiz olduğu halde, alkol sigara bile bilmediğiniz halde, durdurulup sorgulansanız ne düşünürdünüz? Heteroseksüellerin resmi-hukuki işlemleri o an halledilirken, LGBTİ'lerin halledilmeyip keyfi olarak tutuklanıp hapislerde bekletilmesine ve de konuyla ilgili hiçbir bilgi verilmemesine ne dersiniz? Eğer tanıdığım avukatlar olmasa ve bize yol göstermeseler, beş dakikada halledebildiğimiz iş haftalar sonra halledilebilecekti, o da belki. Resmi kurumların konuyla ilgili bilgi vermemesi ne tuhaf değil mi? Umarım yaşanılanlar gerçekten keyfi değildir... Şunu da belirtmekte fayda var. LGBTİ, eşcinsellik, transseksüellik, vesaire konularında resmi veya gayri resmi herkes gerçekten çok bilgisiz. Kimliğe bakıyorlar kadın, görüntüye bakıyorlar kadın ama trans geçiş bilgisiyle karşılaşınca, sen nasıl kadın oluyorsun durumları ortaya çıkıyor; kimliğe bakıyorlar, ameliyat bölgelerine bakıyorlar... Bakmalarından da rahatsız değiliz. Çünkü biz bedenimizden utanmıyoruz, bu bedeni anlayamayan ve kabul edemeyen zihniyetten utanıyoruz.

24

Az ile yetinmeyi bildik her zaman. Çünkü sistem bizi açlık sınırının altında yaşamaya mahkum etti. Sofrada tek çeşit yemeğimiz en büyük  lüksümüzdü. Yeri geldi bir tabak makarna, yeri geldi bir tabak bulgur ile doyduk, yeri geldi köyden gelmese alıp yiyemeyeceğimiz taze fasulye ile zenginleşti soframız. Ne siz sorun, ne biz detaya girelim. Çünkü ayrı dünyaların insanlarıyız insanca yaşama hakları ellerinden alınan, keyfi olarak ahlakçılığa kurban edilen. Yarınımız meçhul ve kaygılıyız. Huzurumuza bile özgünlük yok.


22

Yobaz şeriatçı basının her gün eşcinselleri nefrete hedef gösterdiğinden haberiniz olsaydı, uyumaya devam edin bu arada, bana hak verirdiniz. O yüzden tekrardan altını kalın ve kırmızı çizerek diyorum ki; dine inanmıyorum, Tanrı anlayışım da tüm varoluşların bütünün bir parçası olarak Tanrı olduğu şeklinde ve EŞCİNSELİM, yani hemcinsimden-erkeklerden hoşlanıyorum. O yüzden bu söylediklerim kendilerine ters gelenler, daha önce de dediğim gibi nezaketen bile olsa irtibatta bulunmasın benimle. Çünkü nefret mağduriyetini dolaylı da olsa artık kaldıramıyorum ve nefretin uzantısı kişilere tahammül edemiyorum. Homomofobiye sessiz kalmak bile bir homofobidir çünkü. Ben hayatımdan neredeyse herkesi eledim, bari bu konuda anlayışlı olun! 

16

Evren herkesin kalbime göre güzellik verir. Kimi bu güzelliği görür, kimisi farkedemez. Bakış açısıdır görmemizi sağlayan. Güzel şekilden çok ruhtadır; cisime estetik katan ruhtur. Ama dedim ya, şekile takılı kalan, ruhun yansımalarını göremez.

Markete giderken apartmanın ön çukur boşluğunda gördüm bu kedi ailesini. Eve dönüp mama getirdim. Yavrularım açmış. Nasıl yiyiyorlar bir görseniz. Siz de bu gün bir kaç kedinin karnını doyurur musunuz rica etsem? 

Eşcinsellere sapkın diyeceğine, eşcinsellerden özür dile Türkiye; senin göğsünü koskoca Amerika'ya karşı LGBTİ bireyler (Ebrar ve Vargas) kabarttı, unutma; o gözyaşların arkasında sadece sevinç gözyaşları yok; Ebrar'ı linç edenlere karşı sessiz kalan bir Türkiye gerçeğini görmezden gelemeyiz. Kızların kolu bacağı gözüküyor diye linç eden şeriatçılara da en güzel cevap, onların başarısı! Evet zamanı bunları dile getirmenin.

Fotoğrafta sadece bir kedi görebilirsiniz ama arkasında kocaman bir yaşam mücadelesi var. Sesini duyup gittiğimde ve gördüğümde 1.5 aylık kadardı ama araba kaportasından çıkmıyordu. İki gün araba kaportasında bağırdı. Araba sahibi işe gitmek zorunda olduğu için kediyi çıkartmak için itfaiye çağırdık. İki gün çorap torbasından çıkmadı ve bağırdı. Sonra alıştı elbet ama bu sefer hasta oldu, karnı şişti, FİB tedavisi gördü. karnının şişliği iç parazittenmiş ki parazit ilacıyla karnı indi. Bir kaç defa daha hasta oldu ama ilaçlarla, ağızdan zorla enjektörle belemeyle hayata tutunabildi. Artık yetişkin bir kedi olmuştu ve dışarıdan içeriye girmiyordu. Bu yıl evde dışarıdan aldığım bakıma muhtaç yavru kedi sayısı 12 olduğu için kısırlaştırmaktan başka çare yok diye düşündüm. Çok etkilenmemişti bu operasyondan. Gene sokaklarda mutlu bir şekilde yaşadı. Bugün diğer kedim Papaz'ın arkasından içeri girdi ve şu anda uyuyor, dinleniyor. O benim Monik kızım...

Batan gemiden kimse sağ kurtulmaz ama Titanik'ten fırıncı Charles sağ kurtulmuş. Ekmek 7 lira. Helal olsun!

13 Tem

"Benden laf çıkmaz, bana güvenebilirsin" diyen insanların en güvenilmez tipler olduğunu, ağızlarında bakla ıslanmadığını, hatta aranızda konuştuklarınızı herkesin içinde dank diye söylediklerini biliyor muydunuz?

12 Tem

54 yaşından sonra hayatımda yer alan uzaktan yakından neredeyse herkesi en azından gönlümden sildim! Ruhunuza fatiha! Cenazem falan da olmayacak zaten. Çünkü kadavra olarak vasiyet edeceğim. Beni şimdiden öldü sayabilirsiniz. Çünkü sizler beni öldüren sistemi destekliyorsunuz!

Bugün marketlerde çıkma ürün tabir edilen, sağlamlar arasında seçilerek satışa sunulan çürük domateslerin kilosunu 10 liradan aldım. Bize çürük sebzeyi bile 10 liradan yediren sistem ve bu sistemi destekleyenler, merak etmeyin sizin de sonunuz gelecektir. Çünkü batan gemiden kimse sağ kurtulmaz. Bir gecede sıfırlanabilir, siz de açlığa mahkum kalabilirsiniz. Biz alıştık açlık sınırının altında yaşamaya, siz de zamanı gelince alışacaksınız. Bir de dinden imandan, vicdandan bahsediyorsunuz; hangi yüzle? 

Kara kızımın bir gözü yok. Kapıma geldiğinde öyleydi ve göz kaybedilmişti. Hedefim iltihabı, vücuda genel olarak olumsuz yansımadan kurutmaktı ve başardık bunu. Tek gözle de olsa bize sunulan yaşama hakkını sonuna kadar kullanacağız. Ahlaki olarak kedi de olsa engelli gözü yayınlamıyorum. 

SİZ NEYE GÜLÜYORSUNUZ?

Gülmek, insana yaşam enerjisi veren, mutlu eden, eğlendiren vesaire insan ruh hallerinden birinin bedensel ifadesi, kültürden kültüre farklı şeylere gülünse de insan yaşamının ortak dillerinden biridir. Gülmek güzel bir şeydir ama neye güldüğün fark yaratır. Osuru*a, şişman birine veya eşcinsel birine gülmek ile; sosyal bir mesajı olan ve hiciv barındıran mizahi unsurlara gülmek arasında kalite farkı vardır. Birilerine doğal yapılarından dolayı gülmek sizi eğlendirirken, eğlendiğiniz kişiyi üzüyorsa; bu gülmek değil, aşağılık kompleksi olan insanların birileriyle dalga geçerek-onun üstüne basarak kendini bu şekilde yükseltme çabasıdır. Oysa insanlara gülme yoluyla dalga geçerken ne kadar karaktersiz bir kişi olduğunu sergilemekte ama kapasitesizliğinden dolayı kendinin aşağı konumda olduğunun farkında bile değildir. Neredeyse her gün karşılaşıyoruz böyle durumlarla; bu da toplumun büyük çoğunluğunu oluşturanların bir profilidir.

11 Tem

Arkadaşım manzarası bu olan evini satıyor. Çünkü komşularıyla sorunu var. İnsanlar aşağıya bakıp sorun yaratacağina, keşke gökyüzüne bakıp güzellikleri görebilseydi.

Başka bir aşk bizimkisi... Kimin bu kadar tatlı oğlu var?

10 Tem

BİR İTİRAF... KÜRTLERDEN NİYE NEFRET ETMİŞTİM?

Artık itiraflarımı da ölmeden yapacağım... Şu anda hiçbir etnisiteye karşı elbette nefretim yok ve insanın farklı coğrafyalarda farklı etnik yapıda doğmasının elbette nasıl bir insan olduğunun belirleyiciliği ne kadar yüksek oranda olduğu tartışılır. Yani iklimsel koşullar kişileri agrasif yapabilir ve bu koşulların oluşturduğu kültürel etmenler önyargılı olmasına sebep olabilir vesaire ama iyi bir insan olmanın veya kötü insan olmanın temelde coğrafya, kısaca çevresel koşullarla direkt alakası yoktur diye düşünüyorum. O zaman bir toplumu hepten kötülememiz veya hepten yüceltmemiz gerekir. Tabiki de gelişmiş demokrasiler takdir edilesi, yobazlık da takdir edilmeyesidir. Ben köyde doğup büyüdüğüm için benim ötekileştirilmiş kimliklerden hiç haberim yoktu; Alevilik nedir, Kürtlük nedir, vesaire hiç bilmiyordum. Dolayısıyla bu kesimlere karşı da herhangi bir düşüncem yoktu. Lise çağımda da okuldan eve, evden okula olduğu için olumsuz etmenlerden korunmuştum sanırım. Bir gün 17-18 yaşlarındayken kenar mahallelerden birinde oturan abimlerden dönmek için elektrik direğinin dibinde yolda otobüs beklerken, direğin arkasında evi olan Kürt bir adam niye burada bekliyorsun, biraz ötede beklesen ya diye bana saldırdı. Suratıma aldığım darbeleri unutamıyorum. Eve nasıl dönecektim, yüzümde izleri vardı. Ne diyecektim evdekilere? Ne yalan söyleyeyim, bu olaydan sonra içimde Kürtlere karşı bir nefret duygusu oluşmadı diyemem. Şu an mı; hayır tabiki de; ben sadece cahillikten ve yobazlıktan nefret ediyorum. Bunun da etnisite, cinsiyet, dil, milliyet, ırk, renk vesaire ile hiç alakası yok... 

İNSANIN GERÇEK DÜŞMANI, EN YAKINLARIDIR! KUTSAL OLAN DA SADECE VE SADECE VİCDANDIR VE YAŞAMA HAKKIDIR!

Hayatta öğrendiğim acı gerçeklerden biri... İnsanın gerçek düşmanı elden çıkmıyor; oturup kalktığı, yediği içtiği, hayatı paylaştığı kişilerden çıkıyor. Elin insanı sana ne kadar düşman olabilir ki; seninle bir alış verişi yok ki, samimiyeti yok ki... Elin insanın düşmanlığı ancak kavramsal olabilir, kişisel değil. Düşman derken de illa ki sizi öldürmesi gerekmiyor; hayatta öldürülmekten başka yaralayıcı o kadar davranışlar oluyor ki; mesela ÖTEKİLEŞTİRİLMEK, öldürülmek gibi bir şeydir. Tabiki de hayat tecrübesi zamanla nasıl davranman, nasıl yaşaman gerektiğini öğretiyor. En yakınınla bile arandaki mesafeyi korumak, seni koruyan bir numaralı kalkan oluyor. İkincisi de sosyo ekonomik olarak ayakta durmayı öğreneceksiniz. bakınız sadece ekonomik olarak ayakta durabilmek yetmez; kendinizi bilgi ile donanımlayacaksınız ki, kendinizi yobazlıklara karşı savunabilecek özgüveniniz ve cümlelerini olabilsin. Tabiki de yobazlar sizi anlamayacaktır ama sizin kendinize olan inancınız sizi güçlü kılacaktır. Homofobiye bile en yakınlarınızdan maruz kalırsınız. Elin insanı obne der geçer ama yakınlarınız kaynatır da kaynatır. O yüzden ben, yakınlarıma değil; insan olana insana, insana insan olduğu için değer veren insana değer veririm. Mesela adını bile bilmediğim üst komşum sokaktaki kediyi kurtardığı, başka bir arkadaşım da o kedinin bakımını üstlendiği için daha değerli, daha kutsaldır benim için...

Hiç bir canlı türü kediler kadar güzel olamaz; Bana göre. Çünkü ben de bir kediyim, insan bedeninde!

,

9 Tem

Öyle duyarsız bir süreçte yaşıyoruz ki, altta kalan, kendini kurtaranın umrunda olmuyor. Kimin canı yanarsa o viyaklıyor ama kimse onun yanında durmuyor. Mesela emeklilerin açlık sınırının altında yaşaması, memurların umrunda olmuyor. Çünkü onlar paylarına düşeni aldılar. O YÜZDEN, ben iktidara falan suç bulmuyorum, yanı başımızdakilere, içimizdekilere suç buluyorum. Bir gün herkesden, her şeyde elimi ayağımı çekeceğim. Çünkü duyarsız dünyanın acımasızlığına tahammül edemiyorum artık.

HANDE YENER KONSERİ, EŞCİNSELLERİ DESTEKLEDİĞİ İÇİN BALIKESİRLİ GERİCİLER TARAFINDAN İPTAL ETTİRİLDİ!

Gericiler iptal edilsin dedi, AKP’li belediye harekete geçti: Hande Yener konseri iptal edildi

AKP’li Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde gerçekleştirdiği Aromaterapi Festivali kapsamında bu akşam 21.30’da Hande Yener sahne alacaktı. Ancak AKP’li belediye son anda Yener’in konserini iptal etti, gerekçe ise bildirilmedi.

Cumhuriyet’in ulaştığı AKP’li Balıkesir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, konserin iptal edildiğini ancak gerekçesinin kendilerine bildirilmediğini ifade etti. Konser iptalinin geçen günlerde Balıkesir Sivil Toplum Platformu adlı gerici oluşumun yaptığı açıklamanın ardından gelmesi ise dikkat çekti.

"YAŞAM HAKKI TANIMIYORLAR"

Konser iptali hakkında Cumhuriyet’e konuşan CHP Balıkesir İl Başkanı Erden Köybaşı Yener’in LGBTİ bireyleri destekleyen açıklamaları nedeniyle konserin iptal edildiğini söyledi. Köybaşı, “Kendisinin açıklamaları ve davranışları nedeniyle konser apar topar iptal edildi. Bu etkinlik Burhaniye Belediyesi’nin etkinliği değil, AKP’li Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin etkinliği. Tam da Balıkesir’deki gerici derneklerin yapmış olduğu açıklamalar üzerine konserin iptal edilmesi dikkat çekici. Bunlar kimseye yaşam hakkı tanımıyor. Bunun devamının da geleceğini ne yazık ki görebiliyoruz. İptal gerekçesine hangi kılıfı uydururlarsa uydursunlar, edindiğimiz bilgiye göre Yener’in LGBTİ desteği nedeniyle oluşan baskıdan konser iptal edildi” diye konuştu. 

Beni kaybetmek demek, tüm kapılar kapandığı zaman bile açık olan bir kapıyı kapatmak demektir.

Ben insanlara çok şans veririm ama sildim mi de tam silerim, izi bile kalmaz!

Gerçekten etrafımızda sağlıklı görünüp ruh hastası olan o kadar çok insan var ki...

YALAKA OLUP SEVİLECEĞİME, DÜRÜST OLUP NEFRET EDİLMEYİ TERCİH ETTİM HER ZAMAN!

Açık ve dürüst insanların, kendilerine baskı olarak dönebilecek bir şeyleri olmadığı için, yani gocunacak yaraları, yumuşak karınları olmadığı için, özellikle dürüst olmayan, içi dışı bir olmayan da diyebiliriz, buna özgüvensizliği de katabiliriz, işte bu açık ve dürüst insanlar karşı tarafın bazı gizlediği olumsuzlukların ortaya çıkmasına sebep olabileceği için, insanları çok rahatsız ederler. Yani insanların dürüst insanlardan rahatsız olmalarının sebebi, dürüst insanların yamuk insanları bir ayna gibi yansıtmasındandır. Dürüst insanlar ayrıca onların yalanlarına, haksızlıklarına sessiz kalmayacağı için, istedikleri şekilde at da oynatamayacaklardır. Aslında dürüstlük; adalet ve vicdanı da barındırdığı için; haksızlıklara, kötülüklere sessiz de kalamayacağı için; çirkin dünyanın korkulu rüyasıdır da. Dürüst insanlar hayatı güzelleştiren birer itici güç olmalarına rağmen, yamuk insanların çıkarlarına ters düştükleri için hep kötü gibi gösterilirler veya salak olarak lanse edilirler. Dürüst insanların bir açıkları bulunamayınca; onları sindirmek için hep bahaneler bulunur veya onlara iftiralar atılır. Mesela, örneğin benim için "şu kişiye şöyle şöyle dedi" diye karalama kampanyası başlatabiliyor. Oysa benim insanlara olumsuzlukları olsa bile, onların bu olumsuzluklarından başkalarını korumak için dile getirmek dışında, eğer olumsuz bir şeyleri de yoksa, ben insanları üzerek beslenen biri olmadığım ve böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmediği için, acaba ben böyle bir şey dedim mi diye kendimden bile şüphe etmeye başlarım. İyi niyetli insanları vicdanları üzerinden vurmak çok kolaydır. O yüzden entrikalarla beslenenlerle, hiçbir şekilde sosyalleşmemek en doğrusudur... Şunun da altını çizmeden geçemeyeceğim; dürüst insanlar o kadar rahatsız edicidirler ki, birbirine düşman olanlar bile geçmişte güzel şeyler yaşadıkları dürüst insanlara karşı işbirliği yapabilirler. Tanrı bu hasta ruhlu insanlardan korusun. Tabi bunlar hasta olduklarının farkında bile değillerdir. 

7 tem

Huzurumu bozan herkesin hayatımdan çıkması, benim için bir zafer, bir kutlamadır!


5 Tem

Hüseyin Çevik, “Cennette bir sabah kahvaltısı 70 sene sürecek. 70 bin olacak” dedi.

Yobazların yeme içme vesaire içgüdülerden başka bildiği bir şey olmadığı için, cenneti kahvaltı ile tanımlamalarından daha doğal ne olabilir ki? Hani demiyorlar hiç, işte şunu icat edeceksin, şöyle bir yeteneğin olacak, şöyle bilgili olacaksın falan...

Dokunun hayata karşılıksız; en azından vicdanınız gelişir!

Kadıköy kaymakamlığı, eşcinsellerin kafede çay içmesini yasaklamış. Aynı zihniyet yarın kadınların sokağa çıkmasını, baş açık gezmesini, hatta çalışmasını yasakladığı zaman da sesininiz çıkarmazsınız!

3 Tem

Yönetmiyorlar, yönetemiyorlar, kimseyi umurlarında değil, kişisel çıkarları için oradalar! Yönetene bakıyorum yönetileni, yönetilene bakıyorum yöneteni görüyorum!

BİR GÜN HEPİMİZ BÖYLE TEKER TEKER KAYBOLACAĞIZ VE BULUNAMAYACAĞIZ!

Köpeği ‘Tina’ ile çıktığı sabah yürüyüşünde kaybolan Prof. Dr. Korhan Berzeg’ten 15 gündür haber alınamıyor. 

Hürriyet olarak her sabah yürüyüş için kullandığı orman yoluna gittik. Yer yer küçük tepelik alanlardan giden, sık ağaçlarla kaplı ve tek bir çıt çıkmayan güzergâhta Orhan Hoca’nın izini sürdük...

ŞERİAT BİR GÜNDE GELMEZ, BİR GÜNDE İLAN EDİLİR!

Şeriat bir günde gelmez; kademe kademe gelerek insanlar buna alıştırılır ve şeriat usullerine göre yaşadıklarını bilmiyorlardır bile artık ve bir günde ilan edilir şeriat. Bir bakmışsınız yaşasın şeriat diyen bir çoğunluk oluşmuş, demokrasi diyen bir azınlık kalmış! Sonra şeriat, muhafazakarlara da dokunmaya başlar ve ben nerde yanlış yaptım deme fırsatınız bile kalmaz artık!

MUHAFAZAKARLIK DİKTATÖRLÜK GİBİ BİR ŞEYDİR;

Ben her şeyi yapabilirim mübahtır ama SEN YAPAMAZSIN! Ben ne yaparsam yapayım ne ahlaksız sayılırım, ne adaletsiz sayılırım ama sen yaparsan ahlaksız olursun, adaletsiz olursun. Ben her türlü yolsuzluğu yapabilirim, çünkü güç bende ama sen yaparsan suç işlemiş sayılırsın. Güçlü diyor ki, bana karışamazsın, karışırsan kodesi boylarsın ama ben senin her şeyine karışırım. Ya bana itaat edeceksin, ya da senin dilini kopartır, kelleni alırım! Pardon bu şeriat olmuyor muydu? Evet şeriat. Sistem diyor ki, LGBTİ bir terörizmdir, bu ahlaksızlığı ülkemize sokmayız. Eşcinseller insanca yaşamak için sokağa çıkınca, ahlaksız ilan edilip tutuklanıyor. Gerekçe, eşcinsellik dış güçlerin bir oyunuymuş. Milletin de zaten % 90'ı bu ahlakçılığa destekleyerek cesaret veriyor. Şeriat bir günde gelmez; kademe kademe gelerek insanlar buna alıştırılır ve şeriat usullerine göre yaşadıklarını bilmiyorlardır bile artık ve bir günde ilan edilir şeriat. Bir bakmışsınız yaşasın şeriat diyen bir çoğunluk oluşmuş, demokrasi diyen bir azınlık kalmış!

SİZ DALGA MI GEÇİYORSUNUZ?

Emeklilerin iş bulup çalışması ülkemizde imkansız gibi bir şeydir. Hangi işveren 55 - 60 yaşındaki kişiye iş verir? Ben 40'lı yaşlarımda bile bulamamıştım. Peki 7500 lira emekli maaşıyla ev mi tutsunlar, faturaları mı ödesinler, mutfak ihtiyaçlarını mı karşılasınlar..? Siz hal böyleyken nasıl yaşasın kral diyip de aynı şeyi başkalarının kabul etmesini bekleyebiliyorsunuz? Hani diyorsunuz ya, oy verme konusunda herkesin tercihlerine saygı duyun, karşılaştığınız her sıkıntıda tercihlerinizi aklınıza getirin emi? Başka yerde suçlu aramayın. Fonda "Kendi düşen ağlamaz, davul zurna çalamaz" şarkısı çalıyor..! 

GERÇEKTEN SİZ DALGA MI GEÇİYORSUNUZ BİZİMLE? NE KOLTUKMUŞ BEE!

Son günlerde karşılaştığım cahillik kaynaklı önyargıya dayalı tutuculuk-muhafazakarlıktan dolayı geçmişte veya günümüzde muhafazakar partilere oy vermiş zihniyeti asla ve asla sevmediğimin altını çizmek istiyorum ve karşıma çıkmamaları için ricada bulunuyorum. El uzatmayın bana, başınızı çevirin, hatta açıkça yüzüme söyleyin, "ben muhafazakarım, nasıl seni bizimle işin yok…

1 Tem

LGBT'ye ev yok, taksiye kafesinde bile olsa kedi almazsınız; maşallah dogmatik ritüellerinizi yerine getirdiniz, tüm sevapları kazandınız, bütün kapıların anahtarları da elinizde artık değil mi? Ne vicdanmış be, ne insanlıkmış..? İĞ-RE-Nİ-YO-RUM!

Ne yalan söyleyeyim, coğrafyasına bayılmama rağmen içinde yaşadığım dogmatik kültürü sevmiyorum. Çünkü insana, insan olduğu için değer verme alışkanlığı yok. Cahillik kaynaklı önyargıdan dolayı antidemokratik ve insanlık dışı bir yaşam sürmek zorunda kalıyoruz. Önyargıdan başka her türlü ilişkinin çıkar üzerine kurulmasından da çok rahatsızım. Maddi fırsatçılık çok yapılıyor mesela. Özellikle risk grubunda yer alan LGBT, yabancı gibi kesimler her anlamda kullanılmaya çalışılıyor; nasıl olsa mecburlar diye özellikle maddi fırsatçılık çok yapılıyor bu kesimlere karşı. Faydacılık adına insanlara yaptığım hiçbir yardım için maddi ve manevi bir karşılık beklememek gibi benim kendime verdiğim bir sözüm var. Elimden geldiğince insanlara karşılıksız yardımcı olmayı seviyorum, bu beni çok mutlu ediyor. Son olarak da Ukraynalılarla yeni öğrenmeye başlamalarına rağmen, maddi fırsatçılığa meydan vermemek ve gelişmelerine yardımcı olmak adına karşılıksız onlarla tenis oynuyorum. Ve bugün bana çikolata hediye edince o kadar şaşırdım ve mutlu oldum ki, kendimi o kadar değerli hissettim ki; hayatım boyunca kendi insanımızdan böyle bir güzellik görmemiştim. Teşekkürler Ukrayna; artık gönlümde bambaşka bir yerin var!

Astrolojiye göre benim yaşamam gereken 3 şehir Londra, San Fransisko ve Amsterdam...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder