Son yıllardaki eşcinsel onur yürüyüşleri beni hiç heyecanlandırmıyor, hiç ilgimi çekmiyor, hatta beni ilgilendirmiyor bile diyebilirim. Bu, sistemin eşcinselleri sindirmesi ve benim korkaklığımla hiç alakalı değil. Çünkü oarada kendimi göremiyorum; Orada özgür, gerçek, doğal, samimi bir eşcinsellik göremiyorum. Orada ne mi görüyorum; yıllardır tekrar edilen manasız bir senaryo görüyorum, homofobisinden şikayetçi olduğumuz sistemin eşcinsel versiyonunu görüyorum ve ben biliyorum ki sisteme benzeyerek eşcinseller kendileri, dolayısıyla özgür olamaz. Orada ne mi görüyorum, yani eşcinsel onur yürüyüşlerinde; drag queenler görüyorum, seks işçiliği görüyorum, heteroseksizme uygun cinsiyetçiliği görüyorum, amaçsız bir karnaval görüyorum AMA yukarıda da dediğim gibi olması gerektiği gibi hayatın içinden, doğasına uygun bir eşcinsellik göremiyorum. Çünkü mesela ben, Onur Yürüyüşlerindeki eşcinsel değilim, hiçbir zaman da olmadım. Çünkü ben sisteme uygun değil, doğasına uygun bir eşcinselim. Çünkü ben seks işçiliğini savunarak insanların seks malzemesi olmasını savunamam. Çünkü ben toplumun istediği gibi cinsiyet kalıplarına uygun davranarak, kendimi toplumsal cinsiyet zindanlarına hapsedemem. Yaaa ben niye etek giyeyim, niye çükümü kestireyim. Dediğiniz gibi kadınlık-erkeklik cinsel uzuvlardan ibaret değil ve de bunu toplum için yapmıyorsanız, o zaman bu intihar-hadım niye? Bana Türkiye'de eşcinsel hakları mücadelesi, yolunu bulamamış ve bunalımlı geliyor. Batı'nın 50 yıl önceki mücadelesini örnek alıyorlar gibi, onu da tam alabilseler keşke; Batı mücadelesinin ruhunu bile bilmiyorlar. Oysa devir değişti ve iletişim çağındayız. İçinde yaşadığımız toplum geri kaldıysa, biz niye 50 yıl öncekine benzer bir mücadeleyi verelim; doğal olalım, toplumu dönüştürelim; geri kalmış bir toplum gibi olarak bırakın özgürlüğü, kendimizi hapsetmiş oluruz; Kadınlıkla, erkeklikle, seks işçiliğiyle, drag queenlikle hiçbir yere varamayız. Eşcinsellik bu ise, ben eşcinsel değilim. Çünkü ben hayatımı ne bu şekilde yaşıyorum, ne de yaşamak istiyorum. Benim eşcinselliğim, sadece kendimi cinsel anlamda gerçekleştirmek istediğim anda devreye giriyor. Onun dışında, ben kendimi cinsiyetimden, cinsel kimliğimden, cinsel yönelimimden sıyrılmış şekilde gerçekleştiriyorum. Ben tenis-badmintorn oynarken benim aklıma eşcinselliğim gelmiyor, uyurken, yemek yerken falan vesaire, hiç aklıma ben eşcinselim, bunu şu şekilde yapmalıyım, şunu bu şekilde yapmalıyım gibi düşüncelere ve davranışlara girmiyorum. Eğer amaç hali hazırdaki Onur Yürüyüşleriyle konuya dikkat çekmekse, bu bizi kabul ettirmek bir yana daha da ötekileştirir. Her zaman diyorum; en güzel onur, hayatın içinde topluma karışarak mümkündür. İnsanlar sizi göre göre faklı olmadığınızı anlıyor ve bir iki alay ve dalga geçmek dışında kabul ediyor, hatta hayatlarında tercih edilen kişi bile olabiliyorsunuz. Yeter ki hayatı kendiniz gibi yaşayın; "toplumun varoluş biçimleri bu, ben de onlara uygun şekilde varolayım" derseniz, aynı-günümüzde gördüğümüz şekildeki eşcinseller gibi komik olursunuz ve de asla kabul edilmezsiniz. İnsanlar benimle niye dalga geçiyor biliyor musunuz; bu ilkel eşcinsellik varoluş şekilleri yüzünden. Çünkü ben şebek değilim ve şebek gibi olmak zorunda değilim, zaten eşcinselliğin yapısında öyle bir şey yok; palyaço gibi olmak, kadın veya erkek gibi olmak, kestirip biçtirmek, bedensel ticaret vesiare ama bu ilkel eşcinsellik varoluşu yüzünden toplumun gözünde şebek-palyaço bir eşcinsellik olduğu için, önyargıların kurbanı oluyoruz!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder