11 Mart 2022 Cuma

Mutluluğun formülü!

 


Bana diyorlar ki, Halil sen bu kadar mutlu olmak konusunda samimi misin, mutluysan bunu nasıl başarıyorsun? Mutlu olmam, bir şeylerin ters gitmeyip hiç acı çekmdiğim, hiç öfkelenmediğim, moralimin hiç bozuk olmadığı anlamına gelmez ki. Mutluluk sana ortamın, sistemin sunduğu bir şey değil ki; mutlu olmak istersin veya istemezsin; istersen de mutlu olmayı öğrenirsin. Mutlu olmanın formülü maddi-lüks hayaller ve bunların peşinde koşmakla asla olmaz; çünkü bunun sonu yoktur ve insanın doğasını kaybetmesine sebep olur. Mutlu olmak; minumum yaşamakla, az ile yetinmekle, dünyanın kaynaklarını tüketmemekle, dolayısıyla ruhen tatmin olmakla alakalı bir şeydir. Eğer ben sıcak bir oda ve bir tarhana çorbasıyla mutlu olabiliyorsam; hayattan lüzumsuz şeyleri beklememekle alakalıdır. Eğer nefes alabiliyorsak, karnımız doyuyorsa ve sevgiyi paylaşabiliyorsak; mutlu omak için yeter de artar bile. Ben yokluktan geldiğimi ve hiçliğe giedeceğimi bildiğim için, elimden geldiğince hayatın keyfini çıkarmaya çalışıyorum. Ve beni en mutlu eden şey, insanların beklentisine cevap verebilmek. Eğer insanlar sizden bir şey bekliyorsa, kırmayın onları. Sadece insanlar değil, bir sokak hayvanı bir avuç mama bekliyorsa ve imkanınız varsa, paylaşın imkanlarınızı; Kefenin cebi yok derler! İnsanın beklentisinin gerçekleşmemesinin ne demek olduğunu çok iyi bilirim ben. Buradan ona da selam olsun... Çocukken abim pazardan dönerken bizim evin önünden geçti. Anama dedim ki, abimden bir tane portakal isteyeyim. Anam dedi ki, otur oturduğun yerde. O sıralar da anam, yengemle dargın. Ben de isteyemedim. Oysa çok canım çekmişti, çocukluk işte. Şimdiki aklım olsa ağzıma bir şeker atar, nefsimi köreltirdim. İşte nereden nereye. Yokluk bende maddi hırs yaratmak yerine, tam aksine az ile yetinmeyi öğretti. Çünkü insanın maddi dünyaya kendini kaptırmaması, mutlu olmasının en büyük kaynağı. Tabi sadece maddiyata karşı olmak değil beni mutlu eden; ben kendim olmaktan inadına vazgeçmediğim için mutluyum asıl. Dine inanıyordum, vazgeçtim. Aileye inanıyordum, vazgeçtim. Topluma inanıyordum, vazgeçtim vesaire. Sadece kendim oldum, sadece içimden geldiği gibi yaşadım. Hiç bencil de olmadım. Sorumlukları acı verici de olsa kendimden çok başklarını düşündüm ve onlara yardımcı olabilmenin manevi mutluluğunun hiçbir şeyde olmadığını da öğrendim. Bir kedinin karnını doyurmak, bir mülteciyi zor durumdan kurtarmak, mesela yaşlılara karşı sorumluluğunu bilmek, bir insana fikir vermek vesiare beni çok mutlu etti. Bencillik, insanı insanlıktan çıkarır çünkü. Örneğin piyasada yağ yok, adamlar marketten market sepetiyle eve yağ taşıyor. Tuvalet kağıtları çok pahalandı diyorlar, torba torba eve tuvalet kağıdı taşıyorlar. Peki sen evinde rahat yaşarken, diğer insanların yokluğu seni hiç mi rahatsız etmeyecek be vicdansız? Mesela yöneticiler... Aylık 10 binlerce lira maaş alırken, vatandaşa nasıl 2-3 bin lirayı reva görüyorsunuz? Lafı uzatmayayım; sisteme dahil olmak ve maddiyat insanı, insan olmaktan çıkartır ve azılı bir bencil yapar. Mutlu omak istiyorsanız; sisteme sırtınızı dönün, onun bir parçası olmayın yani az ile yetinmeyi öğrenin. Kimseye muhtaç ve kimsenin oyuncağı da olmayınca, bencillerin üzerinizde kötü oyunlar oynamasını önlemiş, dolayısıyla huzurunuz da bozulmamış, mutlu olmuş olursunuz. Özellikle kendiniz olarak sistemi karşınıza almak sizi zorlayacaktır ama mutluluğun yolunun insanın kendine dürüst olmasından geçtiğini asla unutmayın. Hesap vereceğiniz tek merci vicdanınız olsun!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder