SEZEN AKSU VE GÜLŞEN!
15
Tuğba'nın şarkılarını zaman geçtikçe daha çok seviyorum. Demlenince daha keyif alabileceğimiz şarkılar söylüyor...
16
Şundan o kadar eminim ki, istisnalar hariç içinde yaşadığım coğrafyanın insanlarını sevmeyerek öleceğim.
Hani insan içinde yaşadığı kültürü özümser ve zamanla bunun milliyetçisi olur, bende tam tersi oldu; yaşlandıkça nefret ettim!
Günün mesajı; Sezen Aksu'yu çok seviyorum; benim için müziğin Tanrıçası; ne diyorsa, doğru söylüyordur!
Yaşamak, manevi inançlardan daha önemlidir! Çünkü bilimsel gerçeklik bunu gerektirir!
Sezen Aksu'yu seviyor muyuz; sevmek ne kelime; tapıyoruz ona!
Gülşen, sahneye külotla mı çıkılır diyenlere ve yobazlara ağızlarının payını son sahne kıyafetiyle çok güzel verdi. Medeniyet bence budur..! Beğenmeyenler de medeniyetini kapanarak icra etsin!
Sezen Aksu bütün manevi ve kültürel değerlerden daha saygı duyulasıdır. Çünkü 5 nesil boyunca bu toplumun duygularına tercüman olmuştur. Manevi değerlerin bilimsel hiçbir geçerliliği yoktur ama Sezen Aksu toplumsal bir gerçektir. Saygı duymak zorundasınız! #sezenaksuyalnızdeğildir
Sezen Aksu'yu eleştirebiliriz ama saygı çerçevesinde, ona hakeret etmeden, onu üzmeden, onu rencide etmeden. Yobazların ise Sezen Aksu hakkında konuşma hakları bile yoktur. Sezen Aksu'ya sanatından dolayı laf söylemek aptallıktan başka bir şey değildir. Tabii sanatın ne olduğunu bilmeyen, Sezen Aksu'dan ne anlasın değil mi? Kime ne anlatıyoruz ki?
Sezen Aksu'yu geleceğimize dair umutlarından dolayı referandumda bir evet yanılgısı vardır ve onu da çok eleştirdik zaten ama yobazların Sezen Aksu'ya laf söylemesi gerçekten kanıma dokunuyor. Müizğin en büyük tanrısı odur bu ülkede; kimin haddine onun sanatına laf söylemek...
Bu ülkede benim dinim müzik, tanrım ise Sezen Aksu; var mı itirazı olan?
Sezen Aksu şarkıları, Türk müziğinin altın şakıları, Batı'nın klasik müziği kadar niteliklidir. Kimin haddine Sezen Aksu'ya laf söylemek? Nereye gidiyor Türkiye; yobazlara dur demenin vakti gelmedi mi daha?
Bu dünyada bilim diye elle tutulur, gözle görülür bir gerçek var; dine saygı bekleyenler, bilime de saygı duymasını bilecek! Nokta.
Ben dine inanmıyorum, herkesin inandığı şekilde tanrı inancım da yok. Benim tanrım da, dinim de vicdanım! Sokak kedilerine mama vermeme karşı çıkanların inancı hangi kapsamda? Biliyorum ki, sokağımızdaki sokak kedilerine mama vermeme karşı çıkanların hepsinin dini inancı var, çünkü hepsinin dini ibadetlerine şahidim, Cuma namazına giderlerken falan görüyorum ama sokak kedilerine mama vermeme karşı çıkmak hangi dinde var acaba? Benim vicdanım-dinim, sizin vicdansızlığınızı asla affetmeyecek.
Din ve Tanrı'ya inanmamak ve tartışmak inançlılara bir hakaret ve saygısızlık olamaz. Asın beni o zaman!
Biz Sezen Aksu ile büyüdük, #sezenaksuyalnızdeğildir
Keşke Sezen Aksu kadar vicdanınız, duyarlılığınız olsaydı. Hanginiz Sezen Aksu kadar bu ülkenin sorunlarına dikkat çelmeye çalıştı acaba? Haddinizi bilin!
Sezen Aksu'ya şu yapılanlardan dolayı bir gün çok utanacaksınız!
Sezen Aksu, Türkiye resmi tarihidir, ona saygı duyacaksınız!
Gülşen yeni sahne kıyafetiyle 11 şiddetinde deprem etkisi yarattı. Toplayabilen toplasın artık enkazı!
Not: Gülşen son şovuyla ilgili 9 fotoğraf paylaşmış İnstagram sayfasında.
17
Sokağa atılmış bir kedi daha. Lanet olsun sizin hayvanseverliğinize...
18
Lİnet, İsrail'deki Eurovison elemlerinde elendi. Çünkü daha önce de dediğim gibi Linet İsrail'e 20 gömlek fazla. Diğer yarışmacıları da izledim. Lİnet'in yanında o kadar mıy mıy kalıyorlar ki...
Tarih Sezen Aksu'yu saygıyla hatırlayacak ve anacak ama onu anlamayan ve anlamak istemeyenleri unutup gidecek ve olumsuzluklarıyla hatırlayacak...
SEZEN AKSU, HAVVA İLE ADEM, (Evren korusun)MADIMAK!
Yıl 2022... Türkiye'nin en büyük sanatçısı hakkında 'Dini değerlere hakaret ve tahrik veya aşağılama' suçundan suç duyurusunda bulunuluyor.
1. Sezen Aksu'nun milletin manevi değerlerini aşağılamak gibi bir düşüncesi olabilir mi?
2. Sezen Aksu'nun, gerçekten "Ben bir şarkı yapayım, insanları din konusunda tahrik edeyim!" demiş olabileceğine inanıyor musunuz?
Din nedir? İnternette din yazınca karşımıza çıkan ilk sözlük tanımı şu:
İnsanların doğaüstü güçlere, kutsal saydıkları türlü varlıklara, tanrılara ya da Tanrı’ya inanma, tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel olgu.
Yani bilimsel hiçbir gerçekliği olmayan bir inanç biçimi.
Havva ile Adem ise, internetteki anlatılara göre, kökleri Sümerlere dayanan mitolojik bir hikaye.
"Sezen Aksu" bence ne anlama geliyor? Doğru gözlem yapabilen ve yaşama dair isabetli hikayeleri müziklendiren bir sanatçı, şarkıcı, besteci, söz yazarı...
Takip ettiğim kadarıyla da Sezen Aksu; hümanist, çevreci, hayvansever, toplumsal sorunlara duyarlı, yapıcı, hayata katkı sağlamaya çalışan bir insan...
Şarkıyı dinleyince de hiç dine hakaret olarak falan algılamadım. Acısıyla talısıyla, bir hayatı her şeye rağmen yaşamak gerektiğini anladım. Adem ile Havva'nın sözünün geçtiği cümel ise, belki/büyük bir ihtimal ironidir; yani anlatınlara bakmayın, gerçekçi olun demek istiyor gibime geldi.
Ben de diyorum ki, manevi değerleri manevi duygularımızı tatmin etmek için yaşamaya devam edelim ama bunu, bilimsel gerçeklerden ayrı tutalım ve hayata daha gerçekçi gözlerle bakalım. Çünkü kutsallaştırdığımız manevi değerlerin hiçbir garantisi, hiçbir bilimsel gerçekliği yok. Hatta birilerine saldırmak için çok güzel kötü niyetli bir şekilde bile kullanılabiliyor. Din de insanları etkilemek için hala vatan-millet gibi galeyana getirmek için kullanılmıyor mu? Özellikle iktidar kavgalarında çok güzel kullanılıyor. İnan inansın, inanmayana da saygı duymayı öğrenmemiz gerekiyor artık. İnançsızlar yerden yere vurulrken neden hiç hakaret olarak sayılmıyor bu? Eğer demokrasi denilen bir şey varsa, bir karıncanın bile bu hayatta yaşama hakkı vardır. Sen kalkıp kendine benzemeyen insanlara her şeyi söyleyip, kendi doğrularına saygı beklersen, bu hiç de mantıksal bir şey olamaz. Çoğunluk ne olursa olsun; farklı inançtaki, farklı cinsel kimlikteki, farklı milliyetteki insanlara, hayata farklı pencereden bakan insnalara da saygı duymalıyız. Hayat sadece Müslümanlık, heteroseksim, içinde yaşadığın milliyetten, kültürden, vesiareden ibaret değil. İnsanın doğduğu coğrafya; baskın kültür ne olursa olsun, bir insan hangi düşüncede olursa olsun, nasıl yaşamak isterse yaşasın, onu suç unsuru olarak görmemeli. Hani din hoşgörüydü. Oysa saldırmak için bir fırsat olarak kullanılmıyor mu? O günah, bu ayıp, şu ahlaksızlık... Ama o sadece size göre; sen öylesin diye herkes öyle olmayabilir.
Sezen Aksu'nun evinin önünde eylem yaptılar falan ya, aklıma Madımak olayı geldi birden... 30 seneden değişen hiçbir şey olmamış...
***
Tarih Sezen Aksu'yu saygıyla hatırlayacak ve anacak ama onu anlamayan ve anlamak istemeyenleri unutup gidecek ve olumsuzluklarıyla hatırlayacak...
Okumazsanız dine inanırsınız, okursanız bilime. Bilimsel açıdan insanların atası...
Türkiye gündemi açlık değil de; Sezen Aksu'nun şarkısı, Gülşen'in sahne kıyafeti, Bülent Ersou'a bir askerin şemsiye tutması ve trans çocuklar vardır diyen Feyza Altun! Kolay gelsin, geçmiş olsun! Ahlakçılık üzerinden gündemi şaşırtmaktan başka bir şey değil.
Sezen Aksu'yu idam etseniz bile bu; ne sizin cahilliğinizi haklı çıkartır, ne de başarısızlığınızı kamufle eder!
Ahlakçılık sadece cahil bireylerin saldırısı değildir, onlar sistemin birer piyonudur!
19
İmla kurallarına hiç dikkat etmeyenlere, noktalama işaretlerinin ne anlama geldiğini bilmeyenlere gelsin diyeceğim ama zaten çoğunun çoklu anlatım derdi yok ki; çok kısır yaşadıkları için muhabbetler de 3-5 cümle etrafından döndüğünden, anlaşılabiliyor. Kimsenin örneğin damı veya odasını yeşile boyamak veya kimin veya kimlerin ne halt ettiğini anlatmak gibi ihtiyaçları olmuyor ki!
Linet'in son performansı, Adel'den, yani orjinalinden daha iyi, deneysel, şahsına münhasır ve daha derin olduğu için, ezberci jüri anlayamamış sanırım. Aynı şarkıyı Adel'den tekrar dinledim; hayır; Linet'i dinledikten sonra Adel tat vermiyor, kesmiyor insanı. İsrail jürisini özgün olmayan genç ve düz şarkıcılarla baş başa bırakıyorum. Euroviison da sizin olsun, müziğe hiç katkısı olmayacak şarkı ve şarkıcılarınız da...
20
Yaş ilerledikçe daha bir telaşla yaşamaya başlıyor insan; her anını doldurmaya çalışıyor sevdiği şeylerle, ertelemiyor, kendini gerçekleştiriyor madden veya bedenen, biraz gevşetiyor kontrol mekanizmasını, daha cesur oluyor, hayata karşı gardını daha umarsız alıyor, daha az endişeli oluyor, daha az takıyor kafaya bazı şeyleri; çünkü en ve tek değerli şeyin yaşamak olduğunu anlıyor...
Akademik, bilimsel titri olmayan, hayata bakış açıları hurafik olan sakallı cübbeli insanlar topluma vaaz veriyor; bunlara da inanıyorlar ki, hala konuşmaya devam ediyorlar. İnsanların hayatını günah sevap üzerinden değerlendiremezsiniz. Aslolan demokrasidir, insan haklarıdır. Sanatı falan hiç bilmeyen, hatta sanata karçı çıkan insanlar kalkıp da sanatla ilgili konuşamaz, sanatla ilgili kararlar alamaz. Batı ile Doğu arasındaki insanlık farkı işte bu yüzdendir. Adamlar-Batılılar bilimin ve sanatın zirve zamanı Rönesans'ı yaşamışlar ki, hayatı doğru bir şekilde yorumlayabiliyorlar. Biz hala müziğe, dansa bile günah gözüyle bakıyoruz, plastik sanatları put olarak görüp onları yok etmeye çalışıyoruz. Yazık yaa, çok yazık..! Bana göre herkes Batı'dan gelen eğitim sistemiyle üniveriste eğitimine tabi tutulmalı. Üniveriste mezunu olmayanların konuşma hakkı bile olmamalı. Okuyup öğrenmeyen insanlar neyi biliyorlar ki de konuşsunlar. Bilimsel bilgisi olmayan, elbette kulaktan duyma ne öğrendiyse onu bilecek. Adamlar açıp da bir kitap okumuyorlar ki. Adamlar interneti bile sadece sısyal medya arkadaşlığı için kullanıyor. Ama ne yazık ki bir ülkeyi işte bunlar yönetiyor.
Eğer Folk müziğimiz 70'lerdeki bazı örneklerdeki gibi olsaydı, bütük ihtimal evrenselleşebilirdi.
21
Toplumların ve bireylerinin demokrat olması, yasaların demokrat olmasından daha önemlidir. Eğer bireyler ve toplumlar demokratikse, antidemokratik yasaları değiştirmesi çok muhtemeldir ama demokratik olmayan toplumlar demokratik bir anayasayı kullanma kapasitesine sahip değilse, yasalar ne kadar ileri olursa olsun o ülke asla demokratik olamaz.
20'li yaşlarımda bütün çevrem beni evlendirmeye çalışıyordu. Sonra beni tanıyan herkes "obne-tup" olduğumu öğrenince sustu ve benden uzaklaştı. Böylece dangalaqlardan kurtulmuş oldum! Dünya bundan sonra benim için daha güzel oldu. Hala niye evlenmediğimi soranlar oluyor. Öğrenince, kendilerinin de eşcinsel zannedileceğinden korkup hemen tüyüyorlar. Cahillerden kurtulmanın en güzel yolu da bu! Beni eşcinsel diye aşağılayanlar, yataktaki pozisyonumu nereden biliyorlar acaba? Bu konuda tecrübeleri olsa gerek!!! Her homofobinin arkasında gizli eşcinsellik yatarmış. Yani bu durum-eşcinsel karşıtlığı, gizli eşcinsellerin kamuflajıymış! Bilim adamları öyle diyor, ayrıca tecrübeyle sabit. Yani homofobi-eşcinsel karşıtlığı bastırılmış eşcinsel arzuların yansıması!
Yaşadığım bütün toplumsal sıkıntıların arkasında eşcinsel olmamın da yattığını şüphesizce söyleyebilirim. Çünkü cahil insanlar donanımsız oldukları için, akıl ile mücadele edemeyeceklerinden dolayı belden aşağı vurmayı tercih eder. Bu esnada ben de çevremdeki insanlardan kimin karaktersiz olduğunu öğrenmiş olmanın mutluluğunu yaşarım ve o anda o kişilerin notunu veririm. Tavırlarının sebebini anlamazlıktan gelirim, onlar da karaktersizliklerine devam ederek, kendileriyle samimi olmamam gerektiğini sergilemiş olurlar. Karaktersiz insanlarla samimiyet tuzağına düşmek yerine, onların karaktersizliğini görmek daha iyidir. Evet homofobi bir karaktersilziktir.
Gülşen, külotla çıkamazsın diye sahne kıyafetini eleştirienlere filozofca, imlası tekmilli manifesto niteliğinde alkışlanacak bir cevap verdi. Bu arada Gülşen'i eleştirenlerin eşcinsel ilişkisi ortaya çıktı. Bir eşcinsel olarak eşcinselliği ahlakzılık olarak gördüğümdem değil, ikiyüzlülüğün ahlakzılığına istinaden!
Eşcinsel olacağım ben doğmadan belliymiş. Abisi çok olanlar, eşcinsel doğuyormuş çünkü. Mesela bir abiniz varsa % 12 eşcinsel, eğer 3 abiniz varsa % 80 eşcinsel doğuyormuşsunuz, daha fazla abiniz varsa eğer eşcinselliğiniz kaçınılmaz... Buna doğum sırası etkisi deniyor. Yani erkek fetüs, ileride doğacak olan başka fetüslerin cinsel gelişimini etkileyen antikorlar üretiyormuş. Mesela benim bir tanesi küçükken ölen, yaşayan 3 olmak üzere, yani toplamda 4 abim vardı.
Haber başlıkları, işte bilmem kim ünlü cinsel tercihini değiştirdi şeklinde. "Cinsel yönelim" tercih edilemez, doğuştandır. Homofobik baskı yüzünden eşcinseller cinsel yönelimlerini gizlemek ve gizli yaşamak zorunda kalabilirler. Ama nefret ve cahillik tercih edilen bir şeydir. Okursanız cahillikten kurtulabilirsiniz, bilgi sahini olunca da nefretten yani eşcinsel düşümanlığından kurtulabilirsiniz.
Sonunda dürüstlük, vicdan ve sabır kazanır; Papaz geri döndü, adalet doğruları gördü ve Jawad 7 yıl sonra nihayet gidebildi.
DEMEDİK Mİ, SİZE DEMEDİK Mİ?
Türbanlı genç kadın diyor ki, ben boşa okumuşum, arkanda dayın yoksa iş bulamıyorsun. İş bulamayınca evlenmek zorunda kaldım, 3500 lira kirayı ödeyemediğimiz için ev sahibi evden çıkartıyor, faturaları ödeyemiyoruz, çocuk bezi 180 lira olmuş, çocuğuma mama alamıyorum, zamanında oy verdik ama tesettürlüyüm diye kullandılar.
Diğeri türbanlı kız da diyor ki, 3 kilo yerine 1 kilo al diyorlar. 5-6 kişiysek 1 kilo yeter mi? Ekmek olmuş 3 lira. Üniversite sınavlarına hazrlanıyorum, 1 test kitabı 120 lira. Üniveristenin kapısındna geçemeyeceklere üniveristeyi kazandırıyorlar. Seçim zamanında her şeyi ucuzlatırlar, bizim milletimiz de inanır...
İnsanların sessiz kalmasının sebebi denildiği gibi iktidardan korktuğundan falan değil, hepsi iktidar kafalı bunların. Kendi rızalarıyla oy vermediler mi? Lafa geldi mi aslan kesilenler, bir Gülşen kadar sisteme rest çekemiyorsa, kedlikleri, bile isteyedir.
Ahlakçı bir toplumda Gülşen, isyanın ve özgürlüğün çıplaklık olduğuna dair savunumun bir tescili oldu adeta. Tekrar ediyorum; kapalıkık antidemokrasi, çıplaklık demokrasidir, özgürlüktir
ÇIPLAKLIK BİR DEMOKRASİDİR!
Madonna'nın çıplaklığının vajina göstermek veya bunun üzerinden prim yapma gibi bir derdi olabilir mi? Gülşen'in sahne kıyafetlerinin dekoltesinin arkasında da sadece bir et göstermek mi vardır? İnsanlar diyor ki, Gülşen'in açık giyinmeye ihtiyacı yok, sesi iyi, neden böyle yapıyor? Kafaları basmıyor tabi. Çünkü bilmiyorlar ki eşitlik ve özgürlüğün, ahlakçılığın yıkılmasıyla geleceğini. İnsanlar çatır çatır özgürce sevişsin, üreme organları diğer uzuvlarımız gibi sıradanlaşsın, namus ve ahlak cinselliğe ve bedene indirgenmesin; bakın özgürlük nasıl geliyor. Kadınlar türbana girince kadın cinayetleri bitiyor mu; Hayır; erkek egemen yapı kadını baskısı altına aldıkça daha fazlasını istiyor. Türbanlı bir kadın daha bir kıskaçta oluyor. Bunu görebilmek çok mu zor gerçekten? Türban özgürlük falan değildir; kadının baskı altına alınmasının göstergesidir.
BU BİR DEVRİMDİR!
Bu bir isyandır, bu bir devrimdir! Devrim, o ülkde sorun olan ne ise, ona karşı yapılan şeydir-tepkidir. Bu ülkenin de en büyük sorunu ahlakçılık, ahlakın çıplaklık ve cinselliğe indirgenmesidir. Koskoca bir toplum, ahlakçılık yapılarak baskı altına alınmaktadır; ve bu durum bir toplumun gidiştının rotasıdır. Erkekliğe verilen kontrolsüz güç, kadının insanlık dışı muamele görmesi, eşcinsellerin yaşama haklarının ellerinden alınması, insan hakları ihlalleri, kadın cinayetleri, tecavüzler, vesaire hep ahlakçılık kaynaklıdır. Bizim özügürce sevişmeye ve bedenimizden utanmamaya ihtiyacımız var. O yüzden Gülşen, Türkiye Cumhuriyeti'nde ahlakçılığa karşı en büyük devrim yapanlardandır. Daha önce de bunu zeki Müren ve Bülent Ersoy yapmıştır. Gülşen ile muhafazakar dönem kapanıp, özgür dönem başlayacaktır. Çünkü bu hareket bir çok şeyin fitilini ateşleyecek, özgürlük ateşi giderek büyüyecektir. Çünkü ahklakçı toplumlarda özgürlük; çıplaklık ve cinselliktir.
TÜRKİYE'NİN ÖZGÜRLÜK ANITI!
Gülşen'e bir parantez açmak gerekirse... '96 yılında pijamalı kız imajıyla tanıdık onu. Nazan Öncel bestesi "Of Of"a kadar yaptığı albümlerle istediği başarıyı bir türlü yakalayamamıştı; 8 yıl sonra ikinci büyük çıkışını yapmıştı. Yaşadığı yasak aşkla da ilgili olarak olaya müdahil olan Bülent Ersoy'a da çıkıştığını unutmadık tabi. İki isyankar çok güzel kapışmıştı ama edebiyle. Gülşen asla pes etmemiş ve haklılığını savunmuştu. Sonunda da işbiriğline dönüşmüştü bu didişme ve Gülşen, Bülent Ersoy'un tabiriyle cenazesinde kullanılabilir nitelikte bulduğu bir beste yapmıştı ona. Arada "Bir An Gel", "Yatcaz, Kalkcaz" gibi hitlere imza atsa da, 11 yıl sonra 2015 yılında o güne kadar en çok tık alan "Bangır Bangır" şarkısıyla rekor kırmıştı.
Gülşen 90'lardaki pop patlamasıyla piyasaya çıkan ve istikrarını başarıyla sürdüren tek sanatçıdır. Yani Gülşen'în gündem yaratması, sahneye külotla çıkmasından ibaret değidir. Arkasında tırnaklarıyla kazıdığı bir başarının özgüveni vardır. Gülşen'i dimdik tutan ise, özgürlük anlayışıdır. Sahne kıyafetine toplumsal müdahaleye öyle bir cevap vermiştir ki, yenilir yutulur cinsten değildir. Herkes adeta suspus olmuş, tepkiler ise bir türkücünün ahlakçılığından öteye gidememiştir. Sanki Platon veya Socrattes dirilip geri dönmüştür. Gülşen'in yazıp sosyal medyada paylaştığı özgürlük ifadesi, bana göre ahlakçılığa karşı bu güne kadarki en güzel manifestodur. Ve Gülşen bu manada bana göre bir semboldür artık!
Gülşen aslında giyim kışam konusunda her zaman çok cesurdu. Sahne kıyafetlerine şu dönemki tepki, daha da muhafazakarlaştığımızın bir göstergesi olabilir mi?
21
Din üzerinden o kadar sömürülürken bile insanların yanlışa dur demek yerine hala gökyüzünden medet umması, akıllara ziyan!
Cahil insan ne hakkını bilir ne de haddini, ne bilimden anlar ne sanattan... Beyinleri sistem tarafından formatlanıp, uzaktan kumandalı bir robot gibi hareket ederler. Onların hakkını savunsan bile seni düşman bellerler; çünkü kafasına yerkeştirilenler dışındaki hiçbir şeyi doğru şekilde algılayamazlar. Sistem onlara öl dese bile hiç düşünmeden ölürler; çünkü düşünemezler, o kadar cahildirler yani!
Yaklaşık 2 ay önce sokak kedilerine mama dağıtımı sonrası maruz kaldığım polis şiddeti mahkemece karar bağlanmış olup, kamera kayıtlarında polislerin iddiasının aksine polislere karşı koymadığım ortaya çıkmış, polislerin şiddeti-darpı ise hafif yaralama kapsamında değerlendirilip takipsizlik kararı verilmiştir. Benim şikayetim ise Valilik üzerinden Çevik Kuvvete verdiğim ifadeyle devam etmektedir.
Bu paylaşımı neden yaptım; Her vatandaş hiç korkmadan kendisine verilen yasal hakları kullanmalıdır. İkincisi, insan mağdur olsa bile, bazıları senin mağduriyetine inanmayabiliyor. Bunlar büyük ihtimal sistemi destekleyenler olsa gerek. İnsan bir şekilde mağdur olduğunu, suçsuz olduğunu ispat etme ihtiyacı hissediyor. Mahkeme kararı çıkıncaya kadar yaşadığım olaya sessiz kalan bazıları, mahkeme sonucundan sonra biz sana inanıyorduk zaten diyor. Peki öncesinde niye inanmıyornuş gibi yapıyordunuz? Şunu da sormadan edemeyeceğim; polislerin bana yaptığını, ben polislere yapmış olsaydım, dava beraat eder miydi sizce?
İnsanların, kendilerine sefil bir yaşam sürdüren sisteme karşı bir dik duruş sergileyen sanatçılara ahlakçılık yapmaları, ahmaklıktan başka bir şey olamaz. Çünkü cahiller. Çünkü bilimsel gerçeklere değil, hurafelere inanıyorlar; dolayısıyla gerçek yaşama sırtlarını dönüyorlar. Misal kediler bedenlerinden utanıyor mu da çıplaklık ayıp bir şey olsun? İnsanın aklını kullanamaması ne zavallıca bir durum. Cinsellik insanın bedensel ve ruhsal tatminiyken, neden utanılacak bir şey olsun da bunun üzerinden kendimize baskı yaptırtalım? Günah ne ya; akıl, mantık ve bilimde yok böyle bir şey; sen günah diye yapmıyorsan yapma ama başkalarına karışmak, mantıksızlıktır. Neymiş, eşcinsellik suç olmalıymış; hadi ya; o sıkar biraz. Sıkysa bir deneyin!
Benim tanrım akıl, mantık, bilim ve sanattır..! Ben bunlara taparım sadece!
Yaklaşık 2 ay önce sokak kedilerine mama dağıtımı sonrası maruz kaldığım polis şiddeti mahkemece karar bağlanmış olup, kamera kayıtlarında polislerin iddiasının aksine polislere karşı koymadığım ortaya çıkmış, polislerin şiddeti-darpı ise hafif yaralama kapsamında değerlendirilip takipsizlik kararı verilmiştir. Benim şikayetim ise Valilik üzerinden Çevik Kuvvete verdiğim ifadeyle devam etmektedir.
Bu paylaşımı neden yaptım; Her vatandaş hiç korkmadan kendisine verilen yasal hakları kullanmalıdır. İkincisi, insan mağdur olsa bile, bazıları senin mağduriyetine inanmayabiliyor. Bunlar büyük ihtimal sistemi destekleyenler olsa gerek. İnsan bir şekilde mağdur olduğunu, suçsuz olduğunu ispat etme ihtiyacı hissediyor. Mahkeme kararı çıkıncaya kadar yaşadığım olaya sessiz kalan bazıları, mahkeme sonucundan sonra biz sana inanıyorduk zaten diyor. Peki öncesinde niye inanmıyornuş gibi yapıyordunuz? Şunu da sormadan edemeyeceğim; polislerin bana yaptığını, ben polislere yapmış olsaydım, dava beraat eder miydi sizce?
Sezen Aksu'ya sanat dünyasından pek destek çıkmadı. Demek ki çoğu sistemci. Peki Sezen Aksu'nun hiç mi emeği geçmedi; direkt veya dolaylı olarak size, ekmek yediğiniz müziğe... Gün gelip kapısını çalmayacağınızın garantisi var mı? Yazıklar olsun hepinize korkaklar!
Zor günlerden geçiyoruz ama özgürlük yakındır...
Gazeteci Sedef Kabaş tutuklanıp götürülürken...
Erkek egemen ve ahlakçı bir toplumda, özgürlük kadınlar üzerinden vurulmaya başladı. Çünkü sistem zaten kadın düşmanı olduğu için, olanlara çoğunluk sesini çıkarmayacaktır!
#sezenaksu #gülşen #bülentersoy #sedefkabaş #feyzaaltun #müjdear
Sezen Aksu bu milletin sesidir, sözüdür, sazıdır... Hepimiz Sezen Aksu'yuz!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder