Dün gece kendimi sorguladım... Ben melek miydim şeytan mı, faydalı mı zararlı mı, akıllı mı aptal mı..? Biliyorum evrende bir toz zerreciği olan bizlerin böyle sorular sorması bile çok manasız ama sormamın sebebi kendimi ölçütlendirmek için değil, sadece varsa bir yanlışım, onu düzeltmek. Dün gece yaşamak çok anlamsızlaştı benim için. Çünkü kedi Sami ölüme doğru yol alıyordu ve sabahleyin de vedalaştı bu hayatla. Bir yıl içersinde yaşadıklarım, eğer doğru okuyabilirsem, bana belki de ders mahiyetinde mesajlardan oluşuyordu. Çocukluğumdan beri hayvanları çok severim, onlara karşı çok duyarlıyım, onlar için elimden geleni yaparım; çünkü benim gözümde her varoluşun eşit ve özgür yaşama hakkı vardır; çünkü bütün varoluşlar birbirini vareder ve dolayısıyla yaşamı. Bütün zor durumda kalan kedileri eve almaktan bazen sayının 30'a yaklaştığı zamanlar bile oldu. Doğal seleksiyon gerçeği gereği, hayvanların çok yavru yaptığı ve hepsinin hayatta kalamayacağını bilmeme rağmen, olaylar insanın gözünün önünde cereyan edince, psikolojik olarak elbette çok yıpranıyorsun. Aynı anda, yılda 2 defa falan 5 dişi kedi evde doğurunca, hem fiziksel ve psikolojik olarak çok yıpratıcı olduğu için, hem de evde kediler fazla yaşamadığı için, çünkü FİP gibi bulaşıcı virüslerden dolayı da olabilir, evdeki dişi kedileri kısırlaştırdım (kısırlaştırılmalarına karşı olmama rağmen) ve evdeki kedi sayısı son eve aldığımla 8'e sabitlendi. Zaman zaman aldığım kediler de sağlık açısından olumsuz etkilendikleri için, evdeki kedilerin taşıyıcı olabileceklerini ama onların bağışıklık sistemleri bu virüse karşı güçlendiği için kendilerine zarar vermediğini düşünerek, mümkün olmadıkça eve yeni kedi almama konusunda kararlı olmama rağmen, son iki kediyi gene almak zorunda kaldım. Çünkü birisi yavru idi, birisi de sanki biraz hasta gibiydi. Hasta gibi olan Sami dediğim ve 1 yaş civarında olan, sokakta bebeklikten beri benim büyüttüğüm siyah kediydi. Bir ara beslediğim noktadan 4-5 gün kadar kaybolmuştu. Bulunup geldikten sonra her çağırdığımda uykudan uyanıp keyifsiz olarak geliyordu yanıma. Oysa çok hareketli bir kediydi. Her neyse havalar da o günlerde çok soğuktu ve eve aldım. Bugün itibariyle de öldü. 2 gün önce veteriner sarılık ve FİP teşhisi koydu. Dün iyileşir gibiydi ama bu sabah vedalaştı bizimle. Kendimi katil gibi hissediyorum. Nefessizlikten boğulacak gibi oluyorum. Çünkü eğer benim kediler taşıyıcı ise, benim yüüzmden, vicdanım yüzünden öldü bu kedi. Sarılık veya FİP'i dışarıdan bulduğunu bilemeyiz ki. Vicdanıma yenilmeyip eve almasaydım, belki de hala yaşıyor olacaktı. Çünkü çok seviyordum onu ve keyifsiz hallerinden dolayı dışarıda ölmesini istemediğim için almıştım eve. Oysa ölümü benim ev oldu. İnsan inanmak istemiyor. Bıcır bıcır kedi bir anda yok oldu gitti. Artık çok zor durumda kalmadıkları sürece, sokakta yaşayan kedileri eve almamak gerektiği konusunda kararlıyım. Evde kalabalık kedisi olmayanlar alsınlar sokaktaki kedileri evlerine. Biz hayvanseverler, onları korumaya çalışırken, belki de kendi kendilerine hayatta varolma-yaşama güçlerini zayıflatıyoruz. Çünkü hangi birini kurtarabiliriz ki sokak kedilerinin. En azından sokakta yaşamasını öğrenenlerin, trafik kazaları dışında ÖZGÜR yaşama şansları var. Bakınız ben kedileirn tamamen eve kapatılmasını pek doğru bulmuyorum. Ben zemin katta yaşıyorum ve kedilerimin istedikleri zaman yan bahçeleri gidip oynama şansları var ve bu haklarını ellerinden almayı doğru bulmuyorum. Bir kedinin ağaca tırmanırken veya toprakta birbiriyle kovalaşmalarının mutluluğuna şahit oldunuz mu hiç? Keşke bahçeler çok olsa, trafik denilen canavar olmasa, hayvan sevmeyen insanlar olmasa... Son bir yılda mahallede neredeyse sokak kedilerine mama verdiğim ve buna karşı çıktıkları için kavga etmediğim insan kalmadı. Kediler için mamayı artık bundan sonra sadece yaşadığım binanın duvarının dibine ve de pencerelerime koyacağım. Bilmiyorum, bu da bir kaçış veya pes ediştir. Şu an böyle düşünüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder