18 Aralık 2021 Cumartesi

ULUSLARARASI ALANDA TÜRKİYE DENİLİNCE AKLA "DOLAR" GELİR!

Hayatlarını "para" üzerine kuranların, geleceklerini para ile garanti altına almaya çalışanların veya almak zorunda kalanların, yatırımlarını da bu doğrultuda yapanların, kısaca hayatlarını da bu doğrultuda döndürenlerden oluşan bireylerin yaşamları da bu doğrultuda olur ve şekillenir. Hatta bu yüzden okuduğun üniversitenin, yaptığın işin iyi bir şey olduğunun ölçütü para kazandırıp kazandırmadığıdır. Mesela keyif alarak yaptığın bir işin veya bir hobinin, önce ne kadar kazandırdığı sorulur. Üniversiteler bu doğrultuda seçilir, yaptığın işin sana uygun olup olmadığının hiçbir önemi yoktur. O dönem ne para kazandırıyorsa, en ideal meslek odur. Hatırlıyorum bir dönem Loft marka kotlar patlama yapmıştı, herkes kot pantolon dükkanı açmıştı. Top patlarsa herkesin hayali topçu olmak oluyor, 90'larda pop patlayınca herkes popçu olmaya çalıştı. Mesleğin veya hayatın para üzerine kurulması ihtiyaçtan mı, yoksa yoksulluk kaynaklı genlerimize kadar işleyen içselleştirilmiş bir durum mu? Hal böyle olunca da kazanılan para yeme, giyme, eğlence, eşya üzerine oluyor; hem de görgüsüzce. Çünkü başka nereye harcanacağını bilmiyoruz. Konuyu nereye bağlayacğım biliyor musunuz; bir toplumun yaşam süreci ve sistemi bu şekilde olunca; eğitimden, bilimden, sanattan, spordan, vesaireden uzak bir toplum olunuyor. Dolayısıyla gelişememiş, gelenekler ve hurafeler üzerinden yaşam biçimi olan bir toplum olunuyor. Biz sanatta, bilimde, sporda, eğitimde, insani gelişmişlik sıralamasında niye geriyiz hiç düşündünüz mü (Sorsan dünya birincisiyiz ayrı mesele de..!)? Çünkü "dolar"ın yükselişini dert edinmekten veya dolar'ın yükselişinden fırsatçılık yapmaktan başka bir şey düşünmüyoruz. Ülkemizde sanat denilen şeyin gerçek veya yeterli seviyede olmadığı, futboldan başka spora yatırım yapılamaması (85 milyonluk bir ülke niye olimpiyatlarda başarı gösterimiyor sanıyorsunuz), kitap okunmaması (Gazeteler bile sadace futbol haberleir için alınır.), eğitimin yerlerde sürünmesi-eğitimi bile dincilerin ele geçirmesi-okullara mescitlerin yapılması (Din ile akademik eğitimin ne alakası var ki?)-eşcinsellik gibi hayata dair konuların kitaplarda işlenmemesi-eşcinsellik kulüplerinin üniversitelerde ahlaka aykırı diye kapatılması-eşcinseller hakkında davalar açılması, kadın haklarını savunan İstanbul Sözleşmesi'nin eşcinselleri de koruyor diye iptal edilmesi, kitap okumaManın böbürlenerek söylenmesi, doğa ve çevre konularındaki bilinçsizlik, vesaire hiç kimsenin umrunda bile değil. Çünkü cahillik başa bela. Kimse bütün bu eksikliklerin bizi sığ bir toplum yaptığının farkında değil. Sosyo ekonomik anlamdaki yetersiz bir yönetime ne itiraz edebiliyoruz, ne de itiraz EDİYORUZ artık. Ya şükür toplumuna dönüşmüşüz, ya da korku cumhuriyetine. Modern çağda hala padişahlık sistemi adeta! 21. yüzyılda yöneticinin saraylarda yaşayıp, yönetilenlerin açlık sınırının altında yaşaması kadar abes bir durum olabilir mi? Ve halk bunu kanıksamış artık. İnsanca yaşamak bu zannediliyor. Karnın doyuyorsa şükredeceksin. İtiraz edersen bölücüsün! Oysa koskoca hayatımız hiçbir şey yapmadan ağzına meme verilen bebekler gibi geçip gidiyor, YAŞAYAMADAN! LANET OLSUN, YAZIKLAR OLSUN HER ŞEYE DE, HERKESE DE!

Yani ekonomimizin kötü olmasının sebebi, sadece ekonomimizin kötü yönetilmesi değil; sosyal anlamda yetersiz oluşumuz, hayata bakış açımızın dar ve sadece para odaklı olması. Çünkü biz neyin ne olduğunu bilmiyoruz ki. Neye itiraz edeceğimizi, neyi alkışladığımızı bilmiyoruz ki. Hayat denilen şey sadece temel ihtiyaç maddelerine ulaşabilmekten ibaret değil ki. Öyle olunca da, karnımız doyunca her şeyimizin tam olduğunu sanıyor, elimizden ekmeğimiz alınınca da ne neden alındığını biliyoruz, ne de kimin aldığını biliyoruz. Kuyruğa giriyoruz, Allah beterinden saklasın diye şükrediyoruz. Yöneticileri sorgulamak tabu haline gelmiş. 128 milyar nereye gitti diye soramıyoruz. İnternetteki yolsuzluk ses kayıtlarının hesabını soramıyoruz. Yönetici ayda 50-100 bin alırken, vatandaşın 1500-2000  lira alması doğal geliyor insanlara. Neden; çünkü okumuyoruz, öğrenmiyoruz, gerçekleri bilmiyoruz, dolayısıyla soramıyor, sorgulayamıyoruz, itiraz edemiyoruz; çünkü hayatın gerçeklerini ve insanca yaşamanın ne olduğunu bilmiyoruz. Ülke batmış, hala yaşa yaşa ... diyen milyonlarca insan var. Gerçekten aklım havsalam almıyor olanları, yaşananları.

Doları, 1 liraya eşitlesek, hayata bakış açımızı değiştirmediğimiz sürece, insanca yaşamayı öğrenmediğimiz sürece, dolar gene yükselir. Çünkü biz hayatı bilmediğimiz için, kendi hayatımızı yönetmesini bilmiyor, cahil cühelanın eline teslim ediyoruz. Onlar da bu cahilliğimizi kendi çıkarları doğrultusunda çok güzel kullanıyorlar işte. Bir ülkede dövizin yükselmesine sevinenler olduğu sürece, doların yükselmesi sadece ekonomiyle alakalı olamaz; duyarsızlıkla, insan olamamakla, donanımlı bir insan olamamakla alakalıdır. Şu anda dolar düşecek olsa, buna üzülecek insanlar vardır biliyor musunuz? Çünkü sadece kendini düşünen insnlardan oluşan fırsatçı bir topluma dönüşmüşüz. Çünkü bilmiyoruz ki; kendi zenginliğimizin bize yetmeyeceğini, bizi kurtarmayacağını, yaşadığımız hayatın dolar'dan daha çok pahalandığını, elimizdekinin de bir süre sonra kendimize de yetmeyeceğini, hayatın sadece yağ-şeker-çay olmadığını... 

Yaşamak nedir diye sorsak, bu ülkedeki insanlar nasıl cevap verir acaba? Ben tahmin edebiliyorum. hayalleri doğrultusunda cevap verebilirler. Oysa hayallerinin bile çalındığını, olmadığını bilmiyorlar. Hayalleri ne peki; altlarında bir araba, bir ev, iyi bir maaş, istedikleri maddi şeyleri alabilmek. Daha ötesi yok; seyahat, spor, sanat, eğitim, vesaire değil yani...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder