Duygusal anlamda hiç kimse ben sevdiğimden başka hiç kimseyi düşünmedim demesin. Aldatma dediğin en başta kendini kandırmaktır. Yoksa görev gereği ilişkiyi devam ettirip de ben sevdiğimi fiziksel olarak aldatmadım demenin hiçbir anlamı yok. Beden dediğin ne ki; toprağa karışacak bir hücre yığını; ruhun-beynin ne kadar bağlı sevdiğine-sevdiğini sonsuza kadar sevme garantin var mı? Sevmek nedir; aşkla birbirini karıştırmayalım. Eşinle dost, arkadaş, aile olmak aşk değildir; Sevdiğine sadık kalmak, iki gönülün bir olmasıdır. Sevdiğini duygusal anlamda boşvermeye başladığın an, aldatma olayı başlamıştır. Ama sen kendini ister paketleyip mezara saklarsın, istersen kendine dürüst olursun; yani bitmiş aşkla uzatmaları oynamaz, bunu mülkiyetçiliğe dönüştürmezsin. İlk sevdiğinle dost kalp, başka heyacanlara yelken açabilirsin. Dürüstlük budur, aldatmamak budur. Eline sinek bile değmeyince çok namuslu olmuyorsun. Artık geçelim bunları; bunlar Yeşilçam nostaljisi ve akıla-mantığa ters şeyler. Şimdi soruyorum sizlere; yıllarca süren ilişkinizde hiç gönlünüz başkasına kaymadı mı, hiç birini görünce heyecanlanmadınız mı, hiç gönlünüzde yatan başka birisi olmadı mı? Hayır diyorsanız, en büyük aldatma kendini kandırmaktır dediğim gibi. Hayatlarını gönlünce yaşayanlar, arkalarındaki dedikodular umurlarında bile olmuyor inanın. Ahlakçıların çenesi yoruluyor sadece. Hayatınızı gönlünüzce yaşayın; en büyük kazanç budur...
Ben de obsesisifimdir ama plak manyaklığını tedavilik olarak görüyorum. Müzik bence bu kadar nesneleştirilmemeli. Her zaman diyorum, dünyanın bütün müziklerini bir çipe doldurup, beynime taktırabilsem, oradan zihin hareketiyle şarkıları dinleyebilsem o kadar harika bir şey olur ki... Benim de çok büyük arşivim var ama CD formatında. O da müziği saklamak adına. Yoksa öyle plak cızırtılarıyla falan uğraşamam...
Plak severlikle, müzik severliği birbirine karıştırmayalım lütfen. Adam 3-5 plak alıyor, sonra müzik otoritesi kesiliyor. Oysa dinlediği müzik sadece o 3-5 plaktan ibaret. Bana göre müzikseverlik, müzisyenlikten bile önemlidir. Sanatçılar bile dünyanın bütün müziklerini dinlemeye çalışmazlar... Bir sanatçıyla veya bir müzik türüyle duygularını tatmin etmekle, müziği sanatsal anlamda dinlemek de çok farklı şeylerdir. Gerçek müzikseverlik hem matematiksel hem de yaratıcı duygusallıkla alakalı bir şeydir...
Plakseverler arası bir iletişim falan var. Şu plağı nerde bulabilirim, vesaire. Eğer amacınız müzikse, açın Youtube'dan dinleyin.
Eşcinsellere bir konuda katılmıyorum; "Eşcinsel olduğum için istediğim hizmeti alamıyorum" demlerine. Tamam örneklerini görüyoruz trasseksüel oldukları için sağlık hizmeti reddedilen, aşağılanan, dışlanan... Ama kendimden örnek vermem gerekirse... Bu hayat tecrübesi özgüveni falan değil. Ben de feminen davranışlarından eşcinselliği anlaşılan biriyim ama eşcinsellerin düşündüğü gibi hizmet alamam kaygısı yüzünden ihtiyaçlarımı ertelemiyorum, çünkü hizmet alamamyacağıma dair bir kaygım yok. Ve bugüne kadar hiçbir sağlık insanı veya kurumu tarafından, cinsel yönelimim yüzünden reddedilmedim. Mümkün mü böyle bir şey yaa, yapabilirler mi bunu bana? Olay mahkemede sonuçlanır. Geçen yıl zaten bir hastane olayım mahkemelik oldu. Homofobiyi biraz da kendi içimizde büyütüyor, varolan homofobiyi de bu korkaklığımız yüzünden körüklüyoruz. Eşcinselliğimiz hakkımızı kullanmamızın önünde engel değil ki. Bana sen obnesin, defol diyecek insan daha dünyaya gelmemiştir. Dar ederim dünyayı ona. Gerekli tüm şikayetleri yapar, hatta sürgün ettiririm onu.
BU NE YAA? HAKİM lgbti ÜYESİ MİSİNİZ SİYE SORUYOR; HE, HE!!!
Eşcinsellerin terörist gibi yargılandığı bir ülkede, kimse demokrasiden, hak ve hukuktan bahsedemez.
Boğaziçi Üniversitesi olaylarında hakimin bütün öğrencilere LGBTİ+ üyesi misin diye sorması üzerine Avukat Levent Pişkin tepki gösterdi, "LGBTİ üyesi diye bir şey yoktur. LGBTİ üyesi diyerek LGBTİ+ kimlikleri kriminalize edemezsiniz" dedi. Bunun üzerine hakim "Ben LGBTİ nedir yeni duydum zaten. Bu serginin LGBTİ organizasyonu olup olmadığını soruyorum. Cevap vermeme hakkına sahipsiniz" ifadelerini kullandı.
Düşünün hakim LGBTİ'nin ne demek olduğunu bilmediğini söylüyor ama sanki itiraz edilmese, sanki eşcinsel olmak bir suçmıuş gibi bir karar verecek... Ben böyle bir adalete nasıl ve niye güveneyim?
Huuu, bütün dünyaya sesleniyorum; EŞCİNSELİM! Var mı itirazınız? İster tahrikten, ister hakaretten dava açın bana. Ancak cahilliğinizi ispat etmiş olursunuz.
Eşcinselim, obneyim, LGBTİ'yim, transseksüelim, gökkuşağı renklerinde bayrağım da var, şemsiyem de var... Buyrun ne yapacaksanız?
Japonya neden gelişmiş bir ülke; çünkü dine göre değil bilime göre yaşıyor ve de eşcinsel(insan) haklarına saygılı bir ülke!
Eşcinsel evlilik kutsanamaz diyen Vatikan, Elton John'un eşcinsel evliliğini anlatan filmine sponsor olup, üstünden para kazanmış!
SAADET PARTİSİ'NDEN CHP'YE GEÇEN CİHAGİR İSLAM: KİMSENİN CİNSEL TERCİHİNİ ELEŞTİRME!
“Bugüne kadar hiç kimsenin kendini gerçekleştirmesine, kendi varoluşsal tercihlerine, daha açık söyleyeyim kendi cinsel tercihlerine yönelik herhangi bir müdahale, eleştiri hakkını kendimde bulmadım. İsteyen istediği referansı dikkate alır, yaşar. Ben belli siyasi amaçlar doğrultusunda herkesle birlikte mücadele ederim”
ÖTE DÜNYA İNANCI, ÖLMEK İSTEMEMEKLE ALAKALI BİR ŞEYDİR! AMA ÖLÜM YAKLAŞINCA O İNANÇTAN ESER KALMAZ!
Ramazan'da teravih namazına kadınlar da gider. Anam da hocanın anlattıklarını bana anlatırdı. Ben de "hoca nerden biliyormuş?" derdim. O da "sen hocadan daha mı iyi bileceksin?" derdi. Çünkü cahildi ve toplumda sözü geçen kim ise, genelde ona inanılır. İşte yaşarken bu dünyanın yalan, gerçek dünyanın öte dünya olduğundan, orada cennete gidilmekten falan bahsedilir ya, aslında bu sadece yaşarkenki manevi bir tatmindir. Aslında kimse öte dünyanın cazibeli anlatılarına kapılıp da ölmek istemez. Aslında öte dünya ile kendini avutmak da ölmek istememekle alakalı bir şeydir. Geçenlerde, ölümün güzellliğinden bahseden Diyanet Başkanı, Korona'ya yakalanınca vatandaşlardan dua istemedi mi? Hani ölmek güzeldi, gerçek dünya öte dünya idi. Ecel yaklaşınca kimsenin öte dünyaya inancı falan kalmıyor sanırım. Anam ölürken dedi ki, "Halil ölmek istemiyorum, yaşamak istiyorum...". Demem şu ki, şu kısa hayatımızı hurafelerle değil, dolu dolu yaşayarak geçirelim...
Beni, dini inanca göre yargılayamasınız. Bu, demokrasi ve insan haklarına aykırıdır. Demokrasilerde günah diye bir şey olmaz!
DOĞANIN AKIŞI...
Sokaktan gelen kızım Pırıl sanırım 2 yaşında olmuştur. Arka bacakları güçsüz-engelli olduğu için yükseklere zıplayamıyor. Dışarıya çıktığında 3 defa trafik kazası geçirip ölümden döndü ve aylarca yaralarını iyileştirmek için uğraştık. Bu sene kısırlaştırdık da ayrıca. Kısırlaşınca çiftleşm güdüsü de kalmayınca, artık evden kaçıp gitmiyor. Şu anda bacaklarının güçsüzlüğüne ve çiftleşme isteğinin olmmasına alıştı ve mutlu. Hayat ona bazı engeller çıkardı ama bu engeller biraz daha hayatta kalmasına vesile oldu diyebiliriz. Engeli olmasaydı, benim kapımın önüne geleceğine kimbilir nereye gidecekti ve sıcak bir yuva bulamayacaktı belkide.
DİYET BESLENECEĞİME, AÇ KALAYIM BARİ
Doktorun verdiği diyete midem bir türlü alışamadı. Çünkü kepek veya çavdar ekmeği karnımı ağrıtıyor. Salatadan da tiksinmeye başladım. Marul, turp, havuç falan bir tuhaf gelmeye başladı... Özellikle ben maydonozdan da nefret ediyormuşum meğer. Çünkü balık tadı aldığım her şey midemi bulandırıyor. Evet maydonozda balık tadı var. Karnıbahar kızartmasından da balık tadı alırım mesela. Balık yemekten de nefret ediyorum. Yemiyorum zaten. Eskiden tavuk eti falan yerdim. Şimdi onu da görmek istemiyorum. Eskiden de aslında çok ahım şahım beslenmiyordum. Gene peynir, yumurta, yoğurt, domates falan ama beyaz ekmek yiyiyordum. Beni ayakta tutan oymuş meğer... Sanırım diyet olarak günde 7 öğün besleneceğime, eski usül günde iki öğün yiyeyim ama ekmek olsun...
Hamur işlerini çok özledim. Bir gün Ayşegül öğretmen kek yapmış getirdi, ertesi gün Leyla hanım. Her ikisini de aynı gün bitirdim.
Ben böreklere ve keke, beyaz ekmeğe bayılıyorum...
Bayat beyaz ekmeği yumurtaya bulayıp da kızartıp, yanında peynir ve çay ile kahvaltı yapmayı çok özledim...
Ben hiç ekmek yemiyorum diyenleri hiç anlayamadım. Dünyanın en büyük mutsuzluğu. 1 aydır çavdar ekmeği bile işkence bana!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder