11 yaşında bir çocuğun "Islandı seccadem gözyaşlarımla" şeklinde ilahi söylemesini pskolojisi açısından çok sakıncalı buluyorum.
Çocuğum olsaydı, ona hiç Tanrı kavramından ve dinden bahsetmezdim... Hatta din ile karşılaşmaması için okula göndermez, inançlı insanlardan uzak tutardım onu. Dogmatik unsurlarla 20 yaşından sonra karşıalmasını isterdim. İhtiyacımız olmayan bir şeyi öğrenme ihtiyacı hissetmiyorsak, bilimin bu kadar geliştiği bir süreçte, din ve Tanrı kavramına ihtiyacımız olduğunu zannetmiyorum.
Kırmızı Oda'yı ara ara karşılaşınca seviyordum ama başına geçince çok sıkıcı geldi!
Eskiden benim çocukluğumda TRT çocuk korosu olurdu ve oradan şarkılar öğrenirdim. Çizgi filmler olurdu bana suçluluk duygusu falan hissettirmeyen. Tahtadan küçük kitaplık yapmıştım, kitap listesi oluşturmuştum... çok kitap okumaktı hayalim. Haftada bir yarım saatlik İnanç dünyası programından ibaretti DİN! Ergenliğimde her akşam Seynan Levent'in sunduğu kültür sanat programı Akşama Doğru vardı. Köyde bile ben böyle yetiştim. Çünkü böyleydi hayat... Ama şimdi küçücük çocuklar, her lafın başında Allahın izniyle deyimini kullanıyor. Küçücük çocuk babasına diyor ki, baba Allah izin verirse yarın kar yağar değil mi?
Tanrı yerine "Evren" kelimesini kullananları görünce yalnız olmadığımı hissediyorum ve bu beni çok mutlu ediyor...
Eskiden televizyonlarımız siyah beyazdı ama umutlarımız yemyeşildi!
Son 20 yılda umut diye bir şey kalmadı; şükür topumuna dönüştük!
TRT, iktidarın aynasıdır. Yeni yılbaşı programı hazırlamak yerine, eskilerini yayınlıyor! O da yobaz demesinler diye!
Şu anda Hadise'li ve Eurovision'lu TRT'yi hayal edebilir miyiz? Hayır; Muhafazakarlığı kanıksadık artık!
Eşcinsellerin Onur Yürüyüşü yaptığı bir Türkiye'yi hayal edebilir miyiz artık? Hayır; çünkü muhafazakarlığı içselleştirdik artık!
ÇOCUKLUK TRAVMASI!
İçinde yaşadığımız ve benzeri Orta Doğu kültürlerde ben, her çocuğun psikoloğa ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Çünkü her çocuk kendi yaralarını saramayabilir. En başta çocuklara travma yaşatmayacak bir aile yapısı bile yok; aksine travma yaşatacak bir aile yapısı var. En başta şiddetle onur duyulan bireyler olarak yetiştiriliyoruz. Şiddet ve cinayetlerin sebeplerini uzaklarda aramanıza gerek yok. Kibar bir erkek çocuk olunacağına, şiddetli bir çocuk her zaman tercih ediliyor. Yoksa çocuk ibne olabilir!!! Çocuklar kan görerek büyüyor. Hayvanların kurban edilmesi mutlak bir gereklilik olarak sunuluyor. Benim gibi kimbilir kaç çocuk adına bayram denilen Kurban'larda, hayvanların kesilirken çıkarttığı sesi duymamak için kulaklarını kapatmıştır acaba? Hala Kurban Bayramı'ndan bir gün önce koyunların melemeleri bu travmamı depreştiriyor. 90'ların başıydı... Arabistan'daydı sanırım. Bir sabah insanlar sabah ezanıyla canlı yayında idam edilmişlerdi. Kelleleri kılıçla vurulurken ezan okunuyordu. Ve kelleler kesildikten sonra yuvarlanıp gidiyordu. Bu sahne gözümün önünden gitmiyor. Ve her ezan sesi duyduğumda bu sahne aklıma geliyor. Bizim televizyonlar da o sahneyi niye yayınladılarsa? Ve ben şu anda şiddet sahnesi içeren hiçbir dizi veya film izleyemiyorum. Bir tokat sahnesi bile ekranı kapatmama sebep oluyor. Ama günümüzde insanlar şiddet sahneli diziler ile uyuşturulmaya devam ediyor. Eşcinsellik gibi hayatın doğal gerçekleriyse, sanki ahlaksızlıkmış gibi yasaklanıyor...
Gün gelecek, eşcinsellere bütün dünyada evlilik izni çıkacak, aile olabilecekler ama o vakit evlilik ve aile kavramı diye bir şey kalmayacak. Gün gelecek eşcinselliğin değil, eşcinsel karşıtlığı olan homofobinin bir hastalık olduğu anlaşılacak. Eşcinsellerin dünyayı yönetmesi için bir günün gelmesi gerekmiyor, çünkü yönetiyorlar zaten, sadece eşcinsel olduklarını açıklamıyorlar! Tarihe bakarsanız, bütün önemli şahsiyetlerin eşcinsel olduğunu görürsünüz!
2021'deki en büyük dileklerimden biri, artık rap'in bitmesi! Ben artık melodi, beste duymak istiyorum! Alfabeyi söken herkesin şarkı yazdım diye ortaya çıkmasından gına geldi. Şarkı yazılmaz; beste yapılır, üstüne de söz yazılır veya anlamlı sözlere besta yapılrı ama benim için makbule geçen, duyguların melodi olarak notalaştırılması ve de ona uygun sözlerin yazılmasıdır. Ben şarkı yazdım ve de şarkıcıyım diyen repçiler, hiçir şeysiniz benim gözümde...
Bir şey söyleyeceğim... Benim evde, kedilerim evdeki her şeyi yiyebilirler ve ben onlara bu konuda hiç sesimi çıkarmadığım için, bu onlar için normal bir şeydir. Ben mutfak tezgahını masa gibi kullanıp ayakta yemek yerim. Yüzyıllardır durum böyle. Kediler de ne yediğimi merak edip, tezgaha çıkabilirler, beğendikleri bir şeyse, onlar da yiyebilirler. Çünkü kediler için en kaygılandığım şey, iştahlarının kapanmasıdır. Çünkü kedilerin yememesi demek, hayattan vazgeçmeleriyle eş anlamlıdır. İşte durum böyle olunca, eve bir misafir gelince, masa kurulması gerektiğinden, masanın üzerine koyulan yiyecekleri, kediler kendileri için koyulduğunu zannedip hücum edebilirler. Bu kediler adına görgüsüzlük veya kedilerin şımartılması değildir; doğaya uygun bir yaşamdır... O yüzden kedilerin pis olarak görülmesi falan da, bana cahilce gelir...
Yeni yıla çok iyi girdim. 3-5 gündür hasta olan ve yemek ymeyen oğluşum ayı Pedro'm dünden beri mamasını yemeye başladı.
Kendilerini dobra olarak tanımlayan bazı insanların, gerçekçi olmakla yıkıcı olmayı birbirine karıştırmalaları gerekiyor.
Çocukluğumda çizgi film karakterlerinin çok uzaklarda bir yerlerde yaşadıklarına inanmak isterdim. O yüzden hala Şeker Kız Kendi'yi falan çok sever, Youtube'dan izler, Şeker Kız Kendi'deki gibi şeytan aLiza'lardan uzak durmaya çalışarak harikalar dünyasında gibi yaşam sürmeye çalışırım...
Candy, Candy'nin rakumu Kurin, Annie, Archie, Stair, Anthony, Terry, Bay Albert, Patty, Bayan Pony, Rahib Maria, Poni Tepesi, Terry'nin annesi Artist Eleanor Baker, şeytan Eliza, Saint Paul Koleji... Hiçbirini unutmadım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder