6 Aralık 2020 Pazar

Eğer Zeki Müren, Bülent Ersoy ve Huysuz Virjin olmasaydı..?





 Eğer Zeki Müren, Bülent Ersoy ve Huysuz Virjin olmasaydı..?
Tabiki de eşcinsellik bu kadar kabul edilmeyebilirdi. Çünkü eşcinsel hakları için, illaki de ele bayrak alıp sallamak gerekmeyebilir veya yetmeyebilir de. İnsanlara gerçekleri kabul ettirmek, belki de/hatta hukuk ötesi bir şeydir; bunun için yaşam pratiği gerekir. Zeki Müren, Bülent Ersoy ve Huysuz Virjin bunu sahneler aracılığıyla da olsa gerçekleştirdiler. Yaptıklarını sadece sahne sanatçılığı olarak tanımlamak onlara haksızlık ve saygısızlık olur. Çünkü eşcinselliğe dair mesajlarını inceden inceden özümsettiler bu topluma. İnsanlar eşcinselliğe karşı ama bu 3 sanatçıya eşcinsel olmasına rağmen karşı değiller, hatta Türkiye'nin gelmiş geçmiş en ünlü ve rakipsiz 3 starıdır. İnsanlar bu üç sanatçıya saygı duymaktadır ve eşcinselliklerini kabul etmektir de. LGBTİ'ler lafa geldi mi eşcinsel hakları adına sesleri çıkmadı diye bu üçlüyü eleştirirler ama eşcinselliğin kabulü konusunda sizin 100 bin kişilik yaptığınız onur yürüyüşünden daha etkili oldukları tartışmasız bir gerçektir. Türkiye'deki eşcinsel hakları mücadelesi, günümüzde pratiğe dökülmüyor. Ya derneklerin toplantılarından ibaret, ya da öğrencilerin okullarda vakit geçirdikleri hobiden, en fazla da karnaval niyetine yürümek. Küçümsemiyorum, çok güzel aktiviteler ama mahallemizde, halkın - toplumun içinde kendimize "bu eşcinsel" dedirtemedikten sonra eşcinsel hakları mücadelesinin, eşcinselliğin kabulünde ne kadar etkili olur tartışılır. Günümüzde eşcinsel hakları mücadelesi siyaseti bile tehdit edecek derecede ileri bir noktaya geldiği için mi homofobi son yıllarda çok arttı, eşcinseller nefrete işaret edilmeye başladı; yoksa siyaset eşcinsellik veya homofobi üzerinden prim yapmayı mı keşfetti? Eşcinsel haklarını savunanlar, iktidara gelince eşcinsellere haklarını iade edecekler mi, yoksa eşcinselleri düşünmeleri dereyi geçene kadar mı? Çünkü eşcinselliğin kabulü bir taban - toplum meselesidir. Eşcinsel devrim tepeden olmaz, geri teper. Önce en yakınlarımızın, çevremizin, toplumun kabul etmesi gerekir eşcinselliği; yoksa kağıt üzerinde kalır, çünkü eşcinselliği topluma kabul ettiremediğimiz sürece yasaları kullanmaya cesaret edebilecek eşcinseller olmayacaktır. Bu da dediğim gibi halka bu durumu özümsetmekle mümkündür. Bu da eşcinsellerin toplumun içinde kimlikleriyle yaşamasıyla mümkündür. Zeki Müren, Bülent Ersoy ve Huysuz Virjin sahne yardımıyla bunu çok daha kolay yapmış olabilirler (Bana göre aslında bir sanatçının eşcinsel anatçı olarak varolabilmesi çok riskli olduğu için çok daha zordur. Neden onlardan sonraki sanatçılar eşcinsel olarak varolamadılar, eşcinselliklerini inkar ettiler, evlenip çoluk çocuğa karışarak eşcinselliklerini kamufle ettiler?) ama hayatın içi de neden bizim sahnemiz olmasın, neden sosyal yaşam bizim kendimizi ifade ettiğimiz mecra olmasın? Sosyalleşirken niye gizleyelim ki kimliğimizi? Niye sosyal gerçekleşmlerimizde kendimizi saklayalım ki? Öğrencilik hayatımızda, iş hayatımızda, toplumun içinde varolurken eşcinsel olduğumuzu da bilsin ki insanlar, diğerlerinden-heteroseksüellerden bir farkımız olmadığını anlasınlar. Homofobi olacak elbette, olsun da, bunu da mücadelemize itici bir güç olarak fırsata dönüştürebiliriz. Mesela bu yıl iktidarın ve Diyanet'in eşcinselliği lanetlemesi, eğer değerlendirilebilseydi, kendimizi ifade etmek için en büyük fırsattı. İnsanlar bizi lanetledikçe, görünür olarak lanetli olmadığımızı gösterebilseydik keşke. Günümüz eşcinsel hakları mücadelesini gözönünde bulundurduğumuzda, bu üç sanatçı eşcinsellik adına birer devrim yapmışlardır ama biz üzerine çıkamamışızdır ne yazık ki!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder