14 Mayıs 2013 Salı

Futbol ERKEK OYUNUdur!

Öldürülen Fenerbahçeli gencin Galatasaraylı katili yakalanmış. Emniyet Müdürü'nün dediğine göre, 20 yaşındaki katil öldürdüğü kişiyi tanımıyormuş ve sırf takımlar arası rekabetten dolayı işlemiş cinayeti. Tabi suçu işleyenin daha önceden üç sabıkasının olması, yapısal olarak öfkesini, şiddetini, nefretini cinayetle sonuçlandırmasını kolaylaştırmış olabilir.

Diyebiliriz ki, hiç tanımadığımız fanatikler, maç sırasında hiç beklemediğimiz anlarda karşımıza çıkabilir ve kurban olabiliriz. Çünkü takım rekabetinden dolayı insanların birbirlerini öldürmesi için daha önceden tanışıp, aralarında bir husumet olmasını gerektirmiyor son yaşanan olayda görüldüğü gibi.

Buna bir anlamda spor, futbol, hatta daha da indirgeyerek takım faşizmi de diyebiliriz. Hiç tanımadığın insanlardan sırf "karşı takım taraftarı" diye cinayet boyutunda nefret etmeye başka ne denebilir ki? Sadece "takım rekabeti"nin gerekçe gösterilmesi, cinayet gibi suçları normalleştirir gibime geliyor.

Hep derim, aidiyetsizlik kompleksi insanların doğru veya yanlış bir çoğunluğa yamanmasına sebep oluyor. İnsanlar tek başlarına varolamayınca, hatta varolmaları engellenince, kalabalıklarla varoluşlarını gerçekleştirmek zorunda kalıyorlar. İçselleşmiş aidiyetsizliğin özgüvensizliğini, bu kalabalıklardan aldıkları cesaretle, güya kahramanlıkla yok etmeye çalışıyorlar. Bu şekilde varoluşun toplumsal bazda kabul edilemeyeceğini bilseler bile egolarına yenik düşüyorlar.

Aidiyetsizlik kompleksini yaşayanların genellikle ayrımcılığa maruz kalmış ve kırsaldan gelmiş kişilerde görüldüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü onlar her kabul gören egemen bütünün dışında olarak yetişmişlerdir.

Belki de bazılarının hayatları boyunca içlerinde uyuyan tetiklenmeye hazır bir aidiyetsizlik nefreti hep olacaktır. Hepimizin içinde bazı konularda veya bazı alanlarda aidiyetsizlik, dışarıda kalmışlık, bırakılmışlık duygusu yok mudur? Dışarıda bırakılmasak bile, kendi eksiklerimizden dolayı, kendimiz de kendimizi açıkta bırakmış olabiliriz.

Kabul edileceğimize inandığımız çoğunluklara dahil olmamızsa, eğer varolmak istiyorsak kaçınılmaz olacaktır. Toplumsal varoluşun tehlikeli uzantılarını uç boyutta gerçekleştirme fırsatı, bu çoğunluklarda cesaret verme bakımından mevcut olduğu için de, suç olarak neticelenmesi ihtimal dahilindedir.

Yalnız her dışarıda ve ayrımcılığa maruz kalanı, her çoğunluk kabul etmez. Mutlaka heteroseksist ölçütler içersinde ortak noktaları olması gerekir. "Heteroseksist ölçütler" dedim, çünkü heteroseksist bir dünyada yaşıyoruz. Yani egemenlik heteroseksizmin elindedir. Varoluşun da şu anda en temel dayanağının heteroseksizm olmasına şaşmamak gerek. Futbol da, bu cinsiyetçi erkek egemen alana dahildir. Futbolun bu kadar önemli olmasının sebebi de, futbolun erkek oyunu olmasındandır.

Aslında niye şaşırıyoruz ki futboldaki nefrete, şiddete, cinayete... İçinde bunlar olmasaydı, zaten futbol futbol olmaz, erkek oyunu olmazdı. Kadınlar da bulaşabilir futbola ama iktidar asla elden bırakılmaz, ancak ucundan koklatılabilir. Kadınlar sadece taraftarı olabilir futbolun. Mesela hep söylenmez mi kadınların futboldan anlamadığı? Kadın futbol yazarlarına falan tuhaf bakılmaz mı?

Oysa futboldan sadece heteroseksüellerin anladığını iddia etmek, mevcut erkek aklının ürününden ve iktidarın başka cinslerle paylaşılmak istenmemesinden başka bir şey değil. Mesela eşcinsel futbolcular ve hakemlerin futbolun dışarıda bırakılmasının başka bir açıklaması olabilir mi? Futbol sevmeyen erkeklere de erkek gözüyle pek bakılmaz genelde.

Futbol heteroseksist bir sahada oynanan, erkekliğin insanlığa karşı oynadığı, içinde her türlü katekullinin bulunduğu, spor müsabakasından çok şey barındıran bir iktidar oyunudur. Yaşanan olumsuzluklar da bu erkeklik oyunun bir parçasıdır. O yüzden kimse futbolu öyle pür-ü pak bir spor oyunu gibi göstermeye çalışmasın. Ne bekliyorsunuz ki binlerce kişinin bir araya toplanıp hırslarını tatmin etmesinden.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder