4 Temmuz 2026 Cumartesi

Mart 2026 facebook - Instagram notlarım

30 Mart

En baştan şunu söyleyeyim de... Çoğunluk olmak sizi ne ayrıcalıklı, ne haklı, ne de doğru kılar...

Aslında bana uymayan kişilere selam bile vermemem gerekiyor. Beeen, herkesi olduğu gibi kabul etmenin bir saygınlık, bir hoşgörü olduğuna asla ve asla inanmıyorum, bu düşünceyi de sonuna kadar reddediyorum.

Peki ben ne miyim? Aslında öyle ideolojilerin peşinden sürüklenen birisi falan hiç değilim. Elbette akıl ve mantık çerçevesinde doğru, iyi, güzel olan gerçekçi şeyleri destekliyorum ama benim tek inancım doğa ve bilimsel gerçeklerdir. Eğer bir şey ideoloji haline getirilmeye başlanmışsa, orada gerçeklerden kopmalar başlamış demektir.

Sanat konusundaki akımları takip ediyorum, beğendiklerim oluyor ama onun dışındaki tüm yaşam kültürleri bölgeseldir, kişiseldir, vesaire; evrensel değildir ve içinde doğa dayanağı, bilimsel gerçeklik olmayan hiçbir evrenselliği de körü körüne desteklemiyorum.

Tüm bunlara istinaden neden böyle düşünüyorum; çünkü ben insanların bakış açıları, yaşam biçimleri, ideolojileri, inançları vesaireleri yüzünden doğama-yapıma uygun insanca yaşayamıyorum. Hatta daha da ötesi cahillerin zorbalığına, zalimliğine maruz kalıyorum.

Öyle bir noktaya gelindi ki, artık kendini bilimsel çerçeveler doğrultusunda ispatlı, kanıtlı, dayanaklı ifade etsen bile; bu, "toplumu tahrik ve rencide ediyorsun" kanunuyla suç sayılıyor. Onlar her türlü yobazlığı ifade özgrülüğü kapsamında senin gözünün içine içine sokuyor ama sen, yapına uygun insanca yaşama hakkını bile savunamıyorsun. 

Öyle cahillikler türedi ki son zamanlarda, artık düzeni bozanları uyarman bile linç edilme sebebi oluyor. Adam kırıyor, döküyor, hatta canlı cansız her şeyi yok ediyor ama "karışamazsınız" diyor ve haklıymış gibi seninle savaşa giriyor. Resmen gözü dönmüş kitlesel bir rahatsızlığa maruz kalmış durumdayız. Artık sistemin robot gibi kurduğu sözde kahramanların dünyasında yaşıyoruz... 

En büyük suç ise, bütün bu olanlara sessiz kalmak, kimsenin dur demeye cesaret edememesidir. Sesini çıkaranlar da öğütülüyor, hatta sesini çıkaranlara düzen bozucu gözüyle bakılıyor.  

Ve kötülük atık kanıksanmaya ve normalleşmeye başladı, normalleştikçe de iyice palazlandı. 

Veee, kötülükle varolunduğu için, kötülük özenilen ve küçük yaşlarda taklitedilen bir durum haline geldi. 

Sahtekarlık ahlak sayılmaya başladı, doğruluk-dürüstlük-doğal olan ise ahlaksızlık... 

Sistemin oluşturduğu bu kötü düzen kutsallaştırılmaya başladı, tabulaştırıldı ve yaptırımlarla tartışılamaz hale getirildi... 

28

27

Patates kızartması üstü ıspanak kavurması üstü peynir... Ne yaparsan yap, içine sanat bulaştıracaksın...

#patateskızartması #ıspanak #peynir

Gerçekten ben hiç kin tutmam. Ama bana yaşatılanları tekrar yara almamak için asla unutmam. Çünkü insanlar-kişilikler değişmez; ilk fırsatta gene iyi niyeti suistimal ederler. Bir süre idare ederim insanları ama tahammül sınırlarım zorlanınca terkederim orayı. Bir elin 5 parmağı bir olmadığı gibi, insanlar da çeşit çeşit. Ben de, beni az yaralayacak insanlarla soyalleşmeyi tercih ediyorum. Herkesin hayata bakış açısı ve hassasiyet seviyesi farklı olduğu için, insanlar kendi yapılarına uygun tercihler yapmalılar. Katlanmak, çekmek diye bir şeyi kabul etmiyorum. 8 milyar insan arasında seçme şansımız vardır diye düşünüyorum...

BANA GÖRE BİLGİ NEDİR?

Bilgi hayattaki en önemli şeydir. Çünkü bilgi bize hayatı ve doğruları öğretir. Eğer bilgi olmasa; önyargılar olur, yanlışlar olur, yok oluşlar olur, vesaire... Bilgi canlı bir şeydir, sürekli büyür, gelişir ve sürekli günceller kendini. Bilgi geleceğin tek anahtarıdır. Bilgi dışındaki bilgi sanılan şeyler hur@fe sınıfındadır. Çünkü bilgi; akıl, mantık ve bilim çerşevesinde deneylerle kanıtlanmış gerçeklerdir. Yolunuz bilgi olmazsa; karanlıkta kalırsınız, geri kalırsınız. Aydınlık ve medeni olmanın tek yolu bilgiye inanmaktır. Sosyo ekonominin ve insan haklarının, hatta vicdanların geliştiği coğrafyalara bakarsanız; oralara bilginin hakim olduğunu görebilirsiniz. Oralarda eşitlik, özgürlük, demokrasi, insanca yaşama kalitesi vardır. Oralarda dürüstlük vardır, hoşgörü vardır, saygı vardır, nezaket vardır, gerçek amlamda erdemli insanlar vardır... Oralarda kaideler kurallar sözde değil, uygulamadadır... Oralarda bencillik yoktur; çünkü insanlar oralarda bilgisizlik sonucu oluşan bencilliğin toplumu zehirleyeceğini bilir. Bilginin olduğu yerlerde görgüsüzlük yoktur; sadelik vardır, minimalizm vardır; insanlar küçücük şeylerle yetinmesini ve mutlu olmasını bilir. Oralarda insnalar boş zamanlarında buzdolabına dantel örmez, okeyi dörtleyerek vakit öldürmez; oralarda insanlar kitap okur, hobileri olan sanatla terapi yaparlar, ruhlarını olgunlaştırırlar, zamanı kendilerini geliştrecek şekilde değerlendirirler. Bilginin en güzel devreye girdiği noktada hümanizm vardır; ötekileştirme yoktur, nefret yoktur, insanlar birbirini olduğu gibi kabul eder; zorla kendine benzetmeye çalışmaz, benzetemeyince de yok etmez. Bilginin olduğu yerde bireysellik vardır çünkü; birey olmak koloni olmaktan önemlidir çünkü. Çünkü herkesin birey olarak insanca yaşama hakkı vardır. Bilimsel bilgi, kutsaldır. Bilgi alınan her gün de çok değerlidir. Öğrenme heyecanı olmayan yerlerde hayat durur ve onları birileri yönetir; oysa bilginin olduğu yerde yöneticiye ihtiyaç yoktur; insanlar sistemin birer parçası olarak üzerine düşen sorumluluğu alır ve sistem kendiliğinden düzgün bir şekilde işler, hiç sapma olmaz, zikzaklar olmaz hayatta; çünkü bilgiyle yetişen insanların olduğu yerlerde, insanlar birbirinin kalibresidir, birbirinin uyaranıdır, birbirinin kontrol mekanizmasıdır... 

22

Ah Halil'im, çocuk kalplim, vicdanlım; hayat seni çok üzdü biliyorum! Seni kimse anlayamadı; çünkü sen sevgi dolu, hoşgörülü, barış dolu bir dünya istiyordun; başka hiçbir şey istemedin bu hayatta. Olmadı. Bir ömür geçti gitti. Kendin olmaktan hiç vazgeçmedin, ödün vermedin kendin olmaktan. Kendin olarak varoldun, kendin olarak öleceksin. İnsanları anlayamadın; neydi ki dertleri; güzel bir yaşam mümkünken üstelik... Ne sen onlara uyabildin, ne de onlar seni kabul edebildi; hep ötekiydin onlara göre. Çünkü dürüst bir kimliği kimse arasına alma cesareti gösteremez. Bu ayrı bir yürek gerektirir. Oysa gerçekleri kabul etmek çok kolaydır ve hayatı kolaylaştırır, verimli hale getirir... 

EVLENEYİM Mİ DOSTLAR?

Eşcinsel evliliğe izin verilseydi bile benim evlenmek gibi derdim olmazdı. Çünkü benim evlenMemem eşcinselliğimle alakalı değil, evliliğe inanmamamla alakalı. Çünkü ben bağımsız yaşamayı seviyorum; bana göre evlilikler bir ayak bağıdır. Evlilik için yaşam biçimimden fedakarlık edemem. Evlilik gerçekleştirmem için, aynı kafadan benim gibi ikinci bir Halil'in olması gerekir-di. Hayatını doğaya, sokak hayvanlarına adamış bir sevgiyi paylaşmanın güzelliğine varabilecek kaç kişi var bu hayatta? Kaç kişi 3-5 saat uyuyup da geri kalanını faydacılık ve öğrenme heyecanıyla yaşaşayan birisiyle vakit geçirmek ister? Böyle olmayan biriyle de ben hiç vakit geçiremem, yük bindiremem sırtıma zaten. Konuyu nereye mi bağlayacağım; evlilik dışı sevdiğim bir kişiyle de mıncık mıncık 24 saat geçiremem. Ama beraberliğimizden keyif aldığım ve bana değer veren beraberliklerim olmadı mı; oldu. Hala devam eden ve benimle ömür geçirmek isteyen bir beraberliğim de yok değil hani. Ama aynı eve hapsolup da o heyecanımı bitirmek istemiyorum. Hatta ben bu heyecanımın bitmemesi için bazen gereksiz "hey hey"lenip o kişiyi 3-5 ay veya bir yıl uzaklaştırabiliyorum kendimden. O da buna razı geliyor. Ama ne bileyim 3-5 sene sonra falan aynı çatı altında yaşamaya başlar mıyız bilemiyorum. O çok istiyor çünkü. Ben de onun nefesini, dokusunu seviyorum çünkü. Genleri Mezopotamya'dan olan tam bir Hollywood erkeği!

***

Okuyun ki aydınlanın, ki içinizdeki manasız nefreti yenin! Siz de daha mutlu olursunuz bu sayede!!!

SİZ TATİL YAPIYORSUNUZ, BEN DÜŞÜNCEMELERDEYİM!

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, insanların % 90'ı, buna yakınlarım ve sokaktaki çocuk bile dahil, sanki bir kusurmuş gibi benim doğuştan getirdiğim özelliğim olan eşcinselliğim üzerinden beni karalamaya, yaralamaya çalışıyor. 1. Eşcinselliğin kime ne zararı var; sen karşı cinsle ilişki yaşarsın, ben kendi cinsimle; ben senin karşı cinsel ilişkinden rahatsız oluyor muyum; sen niye bendne rahatsız oluyorsun; çünkü kafalar öyle kurulmuş. 2. Eşcinsellik doğuştandır; kimse özenerek yapısına uymayan bir şeyi yapmaz. Ben karşı cinsten hoşlansam, niye karşı cinsle ilişkim olmasın? Ben özenerek kadın kılığına da girmiyorum, özenerek kadın gibi de davranmıyorum ki, kadın gibi görünen erkekliğin de eşcinsellikle alakası yok. Eşcinsellik kadın gibilik değildir. Eşcinsellik bir cinsel yönelimdir; hislerinin arzularının hemcinsine doğru olmasıdır. Yalan yanlış konuşanlar, önce iki sayfa bir şey okumasını öğrensinler, sonra da yob@zlardan direktif alacaklarına, bilimsel makaledelerden öğrensinler eşcinselliği. 3. Niye çok dile getriiyorum bu konuyu; çünkü bu toplumda yaşadığım her problemin tartışması, eşcinselliğim üzerinden vurularak sonuçlanıyor. İnsanlar her türlü haksızlıklarını homofobi üzerinden, eşcinsel karşıtlığı üzerinden, benim eşcinselliğim üzerinden haklı çıkarmaya çalışıyor. Cahil toplumlarda, eşcinselin sokağa çıkıp etrafına bakması bile "niye bakıyorsun" diye saldırıyla sonuçlanabilir. 4. Diyebilirsiniz ki, dünyada ne dertler var, seninki de dert mi? Bana göre dünyalıların uğraşları bana anlamsız geliyor. Bir canlının bir birey olarak kendi yapısına-doğasına uygun olarak yaşama hakkından daha üstün ve kutsal hiçbir şey olamaz. İnsanlar başka konularda sorunlar yaşıyorlarsa, kendi kendilerine yarattıkları bir sorun. Ağızları var, akılları var; düşünerek, konuşarak halledilemeyecek hiçbir şey olamaz. Ama homofobi, eşcinsel karşıtlığı bir nefrettir, bir hastalıktır. Haksız yere bir nefrettir. Ve bir insana sırf eşcinselliğinden dolayı hiçbir suçu yokken öyle veya böyle, fiziksel veya sözel saldırmak için hiçbir gerekçe olamaz veya başka konulardaki sorunlar yüzünden oklar eşcinselliğine yöneltilimez. Yaşam hakkına-insanca yaşam hakkına-kişinin yapısına uygun yaşam hakkına sebepsiz saldırıdan daha büyük sorun olabilir mi? İnanıyorum ki, hani eşcinsellik erkek egemen toplumun en hassas noktasıdır ya, hani erkekliğin namusu bir noktaya indirgenmiştir ya, işte erkekliğe tehdit olarak algılan eşcinselliğie karşıtlık-homofobi biterse, erkekliğin sırtındaki en büyük yük inecek, ve erkeklik rahat rahat bir hayat yaşayacağı için, sorunlar da olmayacak. 5. Biliyorum benim anlattıklarım size masal geliyor. Gerçeklerden haberdar olup doğru davranmak adına İki sayfa yazı okuyup bilgilenmek yerine insanların zamanlarını boşa harcamaları ve yalan yanlış şeylere inanarak bunun üzerinden hükümranlık yapmaları çok daha önemli konulardırDEĞİL Mİ?! Aslında hiçbir şey anlatmak istemiyorum biliyor musunuz bu dünyada; keşke başka gezegene çekip gidebilme imkanım olsaydı. Elimden geldiğince yapıma uygun, iyi bir şekilde yaşamaya çalıştım. Çünkü ben her şeyi bertaraf edip istediğim şekilde yaşama yetisine sahip bir insandım ama zayıf eşcinseller bunu başaramıyorlar, onlar daha çok acı çekiyorlar. Çünkü onlar benim gibi kendilerini savunamıyorlar, tepkilerini koyamıyorlar. Ya gizli kalıyorlar, ya da ikili cinsiyetten birini seçmek zorunda bırakılıyorlar.

6. Eşcinselliğime karşı haklı zerre kadar bile haklı tarafınız yok biliyor musunuz; bu konuda düpedüz c@hilsiniz! C@HİL! Bir de Lut kavmi diyorlar, günah diyorlar... Doğada yanardağ patlamış, cahiller de bunun eşcinsellere ceza olduğuna inanıyor. Tanrınız ayrımcı değilse ve de eşcinsellik günahsa, eşcinselleri niye yaratmış; gene başa döneceğiz, sizler bilgiye inanmadığınız sürece-BİLGİYE İNANMAK;BU ÇOK ÖNEMLİ- homofobi hastalığını yenemeyecek ve eşcinselliğin tercih olduğuna inanmaya devam edeceksiniz, bizler de milyonlarca eşcinsel olarak-EVET MİLYONLARCA EŞCİNSEL OLMAK DA ÖNEMLİ-MİLYONLARCA ELCİNSEL ERKEK VE EŞCİNSEL KADIN YANILIYOR OLAMAZ DEĞİL Mİ?-, homofobiye rağmen, nefret rağmen yaşamaya devam edeceğiz. Canlı tarihinden beri varolan eşcinselliği kim değiştirebilmiş ki, c@hiller değiştirebildin; ancak zarar verebilrisiniz eşcinsellere-elinizden ancak bu gelir çünkü; çünkü yapabileceğiniz sadece bu. Eşcinsellik geniyle, annenin doğurganlık geninin aynı olduğunu biliyor muydunuz; eğer eşcinsellik biterse, canlı türü çoğalamaz. Bu gen sayesinde canlılar çoğalıyor, kimisi eşcinsel, kimisi heteroseksüel oluyor. Evet bu dediklerimi anlayamazsınız; çünkü okumuyorsunuz; çünkü yob@zların dediklerine inanıyorsunuz. 

***

Her gün bilinçsiz insanların cahilliklerine maruz kalmak zamanımı boşa harcamama sebep olduğu için, giden saniyeler bile geri gelmeyeceğinden dolayı strese giriyor ve huzur için daha izole bir hayatı bie isteye tercih ediyorum... Gerçekten bazı insanlar öyle doğuyorlar-doğanın bahşettiği akıl ve konuşma yetisini kullanamıyorlar ve negatiflikle, saldırgnlıkla, şiddetle, yıkıcılıkla besleniyorlar. İşin en kötü tarafı, kötülüğün-negatifliğin-şiddetin-saldırganlığın normalleşmesi... 

Yaşamayı çok seviyorum, nefes alabilmek bana doğanın bir lütfu, nankörlük edemem ama c@hil bir dünyaya gelmek istemezdim!

21

57. baharım... Artık psikolojik sağlığım için;

1. Bir şey istediğim gibi gitmiyor mu; orayı hemen terketmeliyim. İstediği gibi gidecek yerlere git, istediğin gibi gidecek olan zamanı bekle...

2. Bir kişiyi yıldızım almıyor mu; o kişiyle bir daha görüşmemeliyim. O kişiden hayır gelmeyecek ki sana...

3. Bir şeylere öfkelenip sonrasında pişman mı oluyorum; öfkemi kontrol etmeliyim. Çünkü sonrasında başa saramıyorsun hiçbir şeyi..

4. Sürekli sorumluluk almamalıyım. Çünkü dünyayı sen mi kurtaracaksın? Zaten dünya yansa yorganın yok içinde. Köy yansa, kel başını tara Halil!

5. Seni seven insnaların da kıymetini bil...

Köyden gelen ıspanakları yumurta ile kavurup peynir ile lezzetlendirdik, yanında da yumurtalı ekmek...

Hayatımdaki bir çok sayfayı bir kaç yıldır teker teker kapatıyordum zaten ve son olarak kalan sayfaları da hiçbir noktaya takılmadan gönül rahatlığıyla kapattım!

Ben hayata, insanlara, her şeye, herkese emek vermeyi severim, karşılığında hiçbir şey beklemeden. Bakın hikayeme, kötülüğe ve yıkıcılığa dair hiçbir şey bulamazsınız. Hep güzel bir şeyler yaratmak vardır benim hikayelerimde. Çünkü faydacılığa inanırım, faydacılığın yaşamı güzelleştirdiğine. Ama boşa kürek çektiğimi anlarsam da, çeker giderim arkama bile bakmadan, başka sularda yüzerim. Ama ben hala aynı benimdir, değiştiremez beni hiçbir şey ama aynı beni siz bir daha bende bulamayabilirsiniz. Tabiki de bu kimsenin umrunda olmaz. Zaten umrunda olmadığı, olmayacağı için böyleyimdir ya! 

Yüzbinlerce fotoğraf çektirmişim iyi ki de dediğim, her anımı belgelemişim görsel olarak... Bir artist değilim, narsist hiç değil. Seviyorum yaşamayı ve kendimi, bir de fotoğraf çekmeyi... ***

***

OJELİ VE AKTİVİZMLİ YILLAR-IM!

Bunu övünmek için söylemiyorum; zemin uygun değilse ağzınla kuş tutsan da hiçbir şeyi değiştiremyorsun. Eşcinsel hakları mücadelesi konsunda tektim ben yaşadığım şehirde. Bakınız eşcinsel, transseksüel olma konusunda tekim demiyorum, bilinçli bir şekilde eşcinsel hakları mücadelesi konusunda diyorum. Kimi eşcinsel olaya sadece cinsel anlamda baktı, hala da öyle bakıyor; kimisi de eşcinsel haklarına bir hobi gözüyle baktı, hala da öyle bakıyor. Benim eşinsel hakları mücadelem gösteri şeklinde olmaktan çok, açık bir eşcinsel olarak yaşamın her alanında varolmak şeklindeydi. Eşcinselliğimi hiç gizlemedim, ufak ufak da olsa tırnaklarımı ojelemek gibi sembolik manada ve de içimden geldiği gibi özgürce doğal davranarak bunun donelerini verdim, gösterdim. Hiç kimse de bir şey demedi; çünkü ne şekilde varolduğun değil de, nasıl varolduğun belirleyiciydi insanların sana karşı nasıl davranması gerektiği konusunda. Elbette öyle veya böyle, az veya çok homofobiyle karşılaşmadığımı söyleyemem ama insan istedikten sonra hayatın her alanında varolma konusunda hiçbir şey engel teşkil edemez. Eylemsel manada eskisi kadar aktif değilim artık; çünkü yaş 56 oldu. Artık 1 Mayıs yürüyüşlerine katılmak bile zor geliyor. İnsanlara meramımı anlatamaya takatim de kalmadı. Anlatımım artık sadece varoluş şeklinde. Anlayan anlıyor, anlamak istemeyene de zaten sivri sinek saz. Yalnız şu unutulmamalı; 90'larla birlikte bizim jenerasyonun başlattığı aktivizm sonucu eşcinsel hakları an itibariyle geri gitmiş gibi gözükse de ben buna katılmıyorum. Homofobinin artması, bu sürecin geriye gittiğini göstermez; tam aksine mücdele amacının hedefine ulaştığını, bu durumun homofobikleri ve sistemi rahatsız ettiğini ve dolayısıyla sadece insanların hala bunu-eşcinsel haklarını kabul etmek istemediğini gösterir. Ama reddedilmek, görmezlikten gelinmekten daha iyidir çünkü... Çünkü bir şeyi reddetmek, reddettiğin şeyin sen kabul etmesen de gerçek olduğunu gösterir. 

***

Diyor ki, tüm İslam aleminin bayramı kutlu olsun. Bayramın anlamı ne; tüm toplumun bu vesileyle biraraya geldiği, küslerin barıştığı, sevgi-saygı ve hoşgörünün vusul bulduğu bir kutlama. Diyeceksiniz ki, İslamın kabul etmediklerinin bayramı mı olur, onlar acaba bu bayrama inanıyor mu, benim dileklerim kabul görecek mi? Sen bir dene de, hoşgörü yelpazeni genişlet de; karşı adım gelmezse, gene de bir şey kaybetmezsin. İyi bayramlar iyi bayramlar da, ne kadar samimi bir iyi bayramlar; bir gün ile sınırlı ve göstermelik bir iyi bayramlar mı, yoksa yıl boyunca veya hayat boyunca mesela eşcinselliği kabul edecek ve eşcinsellere de hoşgörülü olacak mısın, başka dine inananların da senin gibi benzer bir inanca sahip olduğunu anlayabilecek misin, başka milliyetten-ırktan olanları da aynı türün bir parçası olduğunu görebilecek misin, tüm canılıların da bu dünyada eşit yaşama hakkına sahip olduğuna ne zaman inanacaksın vesaire vesaire... Hoşgörü sadece belli bir insan topluluğu ve güne sığdırılınca anlamsal olarak ne kadar karşılık bulmuş olur acaba? İnsanlar kendine benzemeyen tüm farklılıklara hoşgörülü olmadıkça, onların yaşamsal ve toplumsal varoluş haklarına saygı göstermedikçe bayram algısı kısır kalmaz mı? Daha biz yapısal farklılıkları bir tarafa bırakın, kendimiz gibi giyinmeyeni, kendimiz gibi yiyip içmeyeni, kısaca kendimiz gibi yaşamayanı bile kabul edemiyoruz. İyi bayramlar olsun... 

20

ŞEKER Bayramı derlerdi bu bayramın adına çocukluğumda, ve sokağa çıkar şeker dağıtanlardan şeker toplardık; öyle kapı kapı dolaşıp, el öpüp para da istemezdik!  ŞEKER Bayramı denilince aklıma hiç güzel şey gelmiyor. Sırf anam üzülmesin diye bayram namazına gidiyormuş gibi yapıp, sokakta dolaşıp eve gittiğimi hatırlıyorum. Kalbalık ortamları sevmediğim için her bayram köye gitmenin ne kadar ağır geldiğini hatırlıyorum... Ama bayram anlamsal olarak gene de güzeldir pozitif ve sevgiye, barışa dayalı bir anlamı olduğu için. Herkesin bayram havasında geçsin her günü; bir günle sınırlı kalmasın. Hoşgörü sadece kendi tarafında yer alanlara değil; kendine benzemeyen, kendisine uymayan, karşı tarafta yer alan herkese de olsun, hayvanlar dahil bu alemdeki her şeye de olsun. Sözde olmasın bayram, özde olsun yani. Önce kendimizle barışalım ki, kendimize benzemeyenlerle de barışmaya cesaretimiz olsun. Beni ben olarak kabul etmeyen, bana sözde hoşgürülü olsa kaç yazar. Yüzüme gülüp arkamdan dedikodumu yapanların bayram dileğine falan ihtiyacım olamaz. Ben gene de herkese iyi bayramlar diliyorum ama bazı gerçekleri kabul etmeyenleri kabul ettiğim anlamına da gelmesin... Hayatta gerçekçi olmakta fayda vardır, ben kendimi kandıramam. 

19

Etrafıma bakıyorum da, o kadar çok mutsuz insan var ki; egoları ve bencillikleriyle herkese de mutsuzluk saçıyorlar!

O kadar çok hayranım var ki, bu kadar ilginin altında ezilmiyorum. İçimde bütün kedilere yetecek kadar sevgi ve şefkat var!

Bize her gün bayram, maşallah şeker gibiyiz de... Yiyin gari! #cat #kedi

18

Patates kızartması... #patateskızartması

17

Gece gece peynirli patates kızartması....

Yumurtalı bulgur... Hiç denediniz mi?

Kabak marmelatlı, peynirli, kızarmış ekmek tatlısı...

Bana saygısızlık yaparak beni saygısız kılmıyorsunuz, kendinize olan saygınızı kaybediyorsunuz; benim bir saygısızın saygısına ihtiyacım olamaz! Bunu göremiyorsanız, ruhunuza fatiha!

***

MEMLEKETİM DE KADERİM, BEDENİM KİMLİĞİM DE KADERİM; İYİ Kİ DE!

Tepkilerim, cennetimi cehenneme çevirdiğimin göstergesi değil, olamaz da... Çünkü ben yıldızlara bakmasını bilenlerdenim, her şeye rağmen hayattan keyif almasını, hayatını gönlünce yaşamasını... BİLEN! TepkimLER sadece bir hatırlatma olması gereken... Yoksa dünya yansa yorganım yok içinde Zeki Müren gibi, arkamdan ağlayacak çocuğum... YOK Bülent Ersoy gibi...!

Kim gecenin gökyüzünü huzurla dinleyebilir dertlere sorunlara kapısını kapatıp? Ben tabi ki!

Çayı taze ve konsantre severim, yeri gelir dibini de içerim bir bardaklık çakartarak. Sadece ekmekle de doyurabilirim karnımı çok lezzetli bir şekilde hıyar gibi. Çünkü yaptığım her şeyi ben istiyorum, ben istediğim için yapıyorum; özgürlük bu işte; özgürlük en önemli şey!

B-ağım var benim uluslararası- internetim; kocaman, en kocaman dünya, hayalimdeki dünya, yaşamak isteyip de yaşayabildiğim dünya; çünkü her şey internetin içinde.

Dört duvarım var boyasını canım ne zaman isterse o zaman gönlümce boyadığım, penceresine perde takmadığım, içine sadece KE-n-Dİ-min-LERin misafir olduğu, ev sahibi kediler olan ve benim bedava kaldığım, karşılığında onlara hizmet ettiğim, karşılığında huzur bulduğum, karşılığında melek kanatlarıyla beni kötülüklerden korudukları, sarmanından tekirine, smokininden Norveçine, siyahından siyamına...

Çayımı soğuduğu için içemeyip dolu dolu geçen zamanım var benim şeytanın işini yaptıramayıp beni hayatımın akışından edemediği...

Arkadaşlarım, dostlarım var mı; benim yalnız kalmadığım, yalnızlığı kendimin seçtiği, kendimle çoğalmasını bildiğim, kendimden başka kimsenin bana keyif veremeyeceğini bildiğim...

Doğduğum bedenim gibi, doğduğum evim de kaderim, ne büyük şans dediğim! İyi ki de dediğim!!!

Çünkü ben coğrafyamı da çok seviyorum bedenim gibi, ruhum gibi, kimliğim gibi, kişiliğim gibi...

Hayattan-insanlardan şikayetim varsa da kimseye değil, kendime; ancak kendimle ulaşabilirim çözüme!

Yazdıklarımı şifreli bulup anlayamıyorsanız da, bana kalsın anlayamadıklarınız! Oysa anlaşılamayacak hiçbir şey yok!!! 

***

Yaa arkadaşlar, 56 yaşına gelmiş insan türünde bir canlıyım ve tamam hassasım, alınganım ama bunun sebebi benim alınganlığım değil, sizin bile isteye canımı yakmak isteyişiniz, kasıtlı şekilde cephe almanız, içinizde beslediğiniz hazımsızlığı dışarıya yansıtmanız... Tamam ben 56 yaşında biri olarak kaldıramıyorum beni strese sokan durumları ama sizin yaşınız benden küçük değil ki... Ama çocukça hareket ediyorsunuz, farkında değil misiniz? O yüzden sizi benden-kendimden men ediyorum! 

***

EŞCİNSELLEĞİN KADINSILIKLA ALAKASI YOKTUR; YANLIŞ BİLGİYİ DÜZELTELİM LÜTFEN; UZMAN GEÇİNENLER DE ALSINLAR BU YAZIYI BAŞ KÖŞELERİNE ASSINLAR!

Eşcinsellerin feminen olacağına dair algı tamamen bir önyargıdır. Bilinçli hiçbir eşcinsel erkek, erkekliğinden vazgeçmez yani; feminenleşmez, kadınsılaşmaz; doğasında varsa biraz yumuşaklık, o da; nezaketindendir, kibarlığındandır, insanlığındandır, özgüveninden dolayı ikili cinsiyetten etkilenmeyip kendini kasmamasındandır. Eşcinsel erkek kadınsı olmalıdır; lezbiyen erkeksi olmalıdır düşüncesi tamamen toplumsal ikili cinsiyet dayatmasının-yani maskülen ve feminen kategorileşmesinin oluşturduğu bir koşullanmadır. Yani toplumsal cinsiyet bile, yani kadınlara ve erkeklere biçilen roller bile bir dayatma ve koşullanmadır. O yüzden "erkek eşcinsel cinsel yönelimi"ne yüklenen kadınsı olma durumu, cahilliğe dayalı bir önyargıdır. Transseksüellik ve transvestilik de bu dayatmanın bir kaçınılmazlığıdır. Çünkü bilinçsiz eşcinseller, içselleştirilmiş homofobilerinden dolayı, yani eşcinsel karşıtlıklarından dolayı cinsel yönelimleriyle-eşcinsellikleriyle barışamayıp, toplumun dayattığı ikili cinsiyet durumuna-kadınlık ve erkeklik durumuna kendileri de inanmaktadırlar. Ve onlar da ya transseksüelliği TERCİH etmekte, ya da GİZLİ EŞCİNSELLİĞe mahkum kalmaktadırlar. Bu gizli eşcinseller de, tıpkı transseksüeller gibi kadınlık ve erkeklik arasında gel git yaşamakta-bocalamaktadırlar. Feminenlikleri-kadınsılıklarının karanlıkta pörtlemesinin sebebi de bundandır. Transeksüeller bu bocalamayı-kadınlık ve erkeklik arasında gidip gelmeyi kaldırmadıkları için trans geçişlerini yapmaktadırlar ama toplum onları gene kabul etmediği için arada kalmaya devam etmektedirler. 

***

Parktaki bu oğluşum 2 yaşında olduktan ve çiftleşme sürecine girfikten sonra parkın belli bir noktasında bulunmaktan vazgeçti ve bağımsızlığını ilan etti. 2 yıl boyunca her gün onunla buluştum ve onu görmediğim bir gün olmadı, görünceye kadar onu arayıp buluyordum. Artık mama dağıtmaya gidince bazen karşılaşıyoruz, bazen karşılaşmıyoruz... 

***

İÇİM SICAK DIŞIM SOĞUKTUR BENİM! ÇÜNKÜ..?

İnsan, sosyal bir canlı olduğu için, insanlardan vazgeçemeyebilir ama insanlara yüklediği mana-anlam boşa çıkarsa, içinden o insanlara karşı olan bağını kopartır. Yani terkedilen fizikten çok o insanın karakteridir, kişiliğidir, beş para etmez ciğerdir. Ben insanlara karşı mesela öyle yaşıyorum ve bir çok insan da bunu biliyor, hissediyor. Çünkü ben mesafemi ve tepkimi koyarım, soğurum böyle insanlardan çünkü... Çünkü hiç kimsenin hiç kimseden öğünü gelmiyor, evi ayrı yolu ayrı. O yüzden kimseye bel bağlamayın, kimsenin de sizi üzmesine izin vermeyin. KAALE BİLE ALMAYIN BÖYLE İNSANLARI ki değersizliklerini hissetsinler! Bir de ayrıca ben olaylara karşı tepkisiz kalıp sessiz görünen ama aslında bir akrep olan ve de ağzı kulaklarında olup insanlara karşı ağzından bal damlayan y@ğcılardan da hiç hazzetmem. Bu tür insanların ilki kriminaldir, ikinci ise aşağılık kompleksli... Ve sinsilikle komplekslilik kadar tehlikeli bir şey yoktur. Sinsiler intikamcı, kompslekliler  ise kıskanç ve hazımsız... 

16

İnsanlarda gördüğüm en büyük eksikliklerden biri, birbirine karşı nasıl davranacağını bilmemeleri. Tabiki de bunun kaynağı eğitimsizlik; hem akademik olarak, hem de görgü kuralları olarak. İnsanlarda ego çok ama çok ön planda. Hatta varoluş biçimleri sadece ve sadece egosal. Yani ben merkezli yaşıyor insanlar. O kadar benciller ki, empati duygusu hiç oluşmamış. Acaba ben bunu yaparken karşımdaki kırılır mı, üzülür mü diye düşünmedikleri gibi, nasıl üzebilirim, nasıl kırabilirim, nasıl aşağılayabilirim de onun üzerinde hegemonyamı kurabilirim derdindeler. Çünkü başka varoluş biçimi bilmiyorlar ki; faydacılık yok kıskançlık çok, eşitlikçilik yok çünkü hep üstün olma derdindeler, dürüstlükleri kendi çıkarları doğrultusunda, hiç tarafsız değiller-çünkü sürü psikolojisiyle yaşıyorlar-çünkü haklı ve doğru bir tarafları olmadığı için ne kadar çok yanlışçı biraraya gelebilirlerse çoğunluk üzerinden kendilerini haklı çıkartabilirler... Hal böyle olunca ne oluyor; basithlik! O kadar basithler ki... O kadar argo ve sokaklar ki... O kadar ayrımcı ve ötekileştiriciler ki... İnsanları yok etme konusunda o kadar fevriler ki... Keşke insanların beyni bilgisayar gibi olsa da, beyinlerine ihtiyacı olan bilgiler şırrak diye verilebilse... Ben önce Halkla İlişkiler bölümünü yüklemek isterdim insanlara. Açık Öğretim de olsa okuduğum blümlerden biri de Halkla İlişkiler. Halil 55 yaşına kadar sürekli okudun, ne geçti eline? diyorum; sonra da o bilgilerin beni ben yaptığını hatırlıyorum... 

BENİM HATAM!

Bütün hatalarımda ben sadece kendimi suçlarım biliyor musunuz? Bazen olumsuzluklar kaçınılmaz olarak sizi bulsa da, koşullar size bunu zorlasa da; o yolda olmak da sizin seçiminizdir çünkü. Çaresizlik diye bir şeyi kabul etmiyorum. İnsan istedikten sonra, kendine zarar veren her şeyden kendini uzak tutarak koruyabilir. Hayır diyememek, hayata farklı bakanlarla aynı ortamda bulunmak, yaptığınız her şeyde zaaflarınıza yenilmeniz ve/ya iradenize hakim olamamanız, kendinizi bir şeylere karşı hazırlamamanız-donanımlamamanız vesaire... Hele sizi koruyacak adımlara bir yerden başlamamanız, hep ertelemeniz, tövbelerinizi bozmanız, hatalarınızdan ders çıkarmayıp tekrar tekrar aynı hataları yapmanız, insanlara fazla toleranslı olmanız vesiare...

Papatyaları bile bile ezmek zalimlikten başka bir şey değildir. Hayat zalimlere haddini bildirse de, onlar gene bundan anlamaz. O yüzden en güzeli bu zalimlerden uzak yerlerde yeşermek, çiçek açmaktır. Çünkü zalimler kapasitesiz insanlardır ve tek bildikleri güç yeterliliğidir. O güç yeterliliğiyle kendilerini mükemmel zannederler. Oysa bir hiçtir onlar... 

13

Bizde evde ne varsa ondan yemek yapılır... #bulguraşı #tursu #zeytin

Ben insanları gönülden ne zaman bırakırım biliyor musunuz..? Ben önemsiz bir şey anlatarak insanları meşgul etmekten oldum olası kaçınırım. Çünkü hiç kimsenin hayatının akışını bozmak istemem. O yüzden ihtiyaç olunca kontakt kurar ve anlatacaklarımı da hızlı bir şekilde anlatırım. Çünkü zaman benim için de değerlidir ve başkalarının da benim zamanımı çalmasını istemem. O yüzden sadece önemli şeyleri anlatırım. Hatta anlattıklarım, kendimi anlatmak için değil, birilerine de faydalı olmak içindir. Çünkü bilirim ki, hiç kimsenin birbirini dinlemek ve anlamak gibi derdi yok. Ama insanların, kendilerine bile faydalı olabilecek bir şeyi dinlemek gibi gayelerinin olması, yani değilmek-gelişmek için öğrenmek gibi dertlerinin olmamasından dolayı; insanlar sana ihtiyaç duymadıkça, en güzel dilin, susmak olduğunu öğrendim.

Not Bu paragrafta hiçbir fazlalık kelime ve cümle yoktur. Kendimi anlatırkan kelime ve cümle olarak ekonomik olmayı, matematiksel bulup çok seviyorum... Bir şey anlatırken bir formülüm vardır benim. Önyargı oluşmasın diye önce nedenlerini ve niçinlerini ve sonuçlarını anlatır, sonra asıl meseleyi belirtirim. 

En zor dil; aynı ana dili konuşmanıza rağmen, farklı bakış açıları ve farklı kafa seviyeleri yüzünden birbirinizi anlayamamanızdır

11

Amacım elbette savaşı savunmak değil, elbette konuşma ve akıl yetisi bulunan insanların sorunlarını silahla ve savaşla halletmmeye çalışmasına karşıyım, çünkü silahla savaşta en fazla kaybı masum insanlar veriyor. Ammaaaa, İran gibi vicdansız rejimlerin, sırf başını kapatmıyor diye kadınları, sırf cinsel yönelimleir farklı diye eşcinselleri öldürmeleri, bu yüzden On binlerce insanı katletmesinin orantısız bir savaştan ne farkı vardı? Yüz binlerce İranlı bu hunhar rejimden dolayı vatanların terkedip Batı ülkelerine kaçtı ve vatan hasretiyle yaşıyorlar. Hiç kimse bana İran şeriat rejimini savunmasın. Dediğim gibi savaşa karşıyım ama silahsız ve orantısız insanları katleden savaşsız katliamlara ise hepten karşıyım. Hani n'oldu, esip gürlüyordu İran, "Bana karışırsanız şöyle atom bombası atarım, şöyle yakar yıkarım..." diye. N'oldu? Hiçbir şey yapamadı. Bir kedinin kendini aslan zannetmesinden farkı yoktu aslında İran'ın kükremelerinin. Bunu da herkes biliyordu aslında. İran'ın gücü kendi masum halkına yetti ancak. Elbette bu rejim, bu acımasızca yatıklarının bedelini ödemeliydi!

10

Affınıza sığınarak bir şey sormak istiyorum. Hani evrim teorisine inanmıyoruz ya, hani tek hücreli canlılardan dinazorlara, karada yaşarken kolay geldiği için denizi seçen balıklardan günümüz insanlarına kadar vesaire canlıların milyarlarca yılda evrildiğine inanmıyoruz ya, pardon atalarımız Adem ile Havva beyaz tenli miydi, eğer öyleyse zencilerin ataları kimler peki? Hani inancımıza göre 7 Bin yıl önce dünyaya geldiği düşünülen Adem ile Havva'dan, aynı ana-babadan çoğaldıysa insanlar, bölgesel sıcaklık farkları bu kadar kısa sürede, bu kadar bariz farklı ten renkleri yaratır mı? Tekrar özür diliyorum; amacım kimseyi rencide etmek değil. Ama insanın sorası geliyor işte böyle soruları... 

Bugün çok acıktım. Evde yemek yoktu, acelece bunu yaptım. #patateskızartması

Ben insanları mincik mıncık sevmem. Benim sevgi anlayışım, insanlra saygılı ve nezaketli davranmak şeklindedir. Ama bu, he düşünceyw; her fikre saygı anlamı taşımıyor. Herkesin düşüncesine saygı duyarım düşüncesine de çok karşıyım. Nezaketli ve saygılı davranmak, benim karakterimdir ve olması gereken de budur  Tabi bu, hadsiz de sessiz kalmak anlamını taşımaz. İnsanlar en çok buna şaşırıyir; bu kadar nezaketliyken, nasıl bu kadar tepkisel.olaboliyorsun. Buna yerine ve kimisine göre davranmak denir. 

9

Yıllar çok çabuk geçiyor, yıllar çok şey değiştiriyor, yıllar gerçekleri görmemizi sağlıyor.... Herkese her şey için teşekkürler ama ben artık sizin bildiğiniz Halil değilim.... Herkes yerinde sağolsun... Bazı konularda gerçekten çok duygusuzlaştım... Böyle daha iyi hissediyorum kendimi... Bugün varız yarın yokuz, dolayısıyla hiçbir şey umrumda değil gerçekten...

8

ERKEK BEDENİNDE HERHANGİ BİR CİNSİYETE AİT OLMADAN KADINLIĞI SAVUNMAK; ANLAYABİLİR MİSİNİZ BUNU?

Ben, biyolojik olarak erkek ama kendini herhangi bir cinsiyete ait hissetmeyen nötr bir kimliğim. Zorluyorum olmuyor; hissedemiyorum hiçbir cinsiyeti; hatta erkekliği veya kadınlığı kendime yakıştıramıyorum. Çünkü benim herhangi bir kalıba uymayan özgür ruhum, karakterim kadınlık ve erkeklik hapishanesine sıkıştırılmış kimliklerle çok ters. İnsan gibi veya içinden geldiği gibi olmak veya davranmak varken, kadın veya erkek gibi olarak niye dar bir çerçevede yaşam süreyim, hatta birilerinin dayatmaları çerçevesinde yaşayayım? Siz bu şekilde mutlu olabilirsiniz ama ben içimdeki renklerle herhangi bir kalıba uymadan daha mutluyum. Tabiki de ister içlerinden geldiği için olsun, isterse toplumsal aidiyet kaygılarından dolayı olsun insanların erkek veya kadın olarak kendilerini istedikleri şekilde ifade etme hakları vardır ama insanların özgürlüklerini ellerinden alanın asıl bu sınıflandırmalar olduğunu unutmayın. Kadın demek, sadece biyolojik bir kadınlık değil; ona yüklenen toplumsal roller var. Kadın olurken, toplumsal cinsiyet cenderesinden çıkabiliyor musunuz? Asıl mesel bu işte; o cendereyi-toplumsal cinsiyet rollerini-toplumsal kadınlığı-toplumun kadına yüklediği rolleri mi-toplumsal kadınlığı mı savunuyorsunuz kadın hakları derken, yoksa kadınlık kalıplarını-dayatmalarını kırarak mı savunuyorsunuz, toplumsal kadınlığa karşı çıkarak mı savunuyorsunuz kadın haklarını, kadınların eşitliğini ve özgürlüğünü? Biliyorum ki, kadınların kadınlık anlayışı bile benim kadınlık anlayışımla örtüşmüyor. O zaman daha çooook beklersiniz kadın hakları gelecek diye... 

7

Ben yuvarlak patates kızartması severim. Yanında da peynir, artı çay...

6

Sobada kurufasülyeyi yapalı 2 gün oldu. Çok yaptım bu sefer. Akşam ögününde yanında sobada ısıtılmış pide ve turşu davar... #kurufasülye

5

Bazen dolabınızda yemek olmasına rağmen canınız yemek-aş değil de hafif kahvaltılık bir şeyler ister. Ben de bugün buna uygun yumurtalı ıspanaklı pide tercih ettim. Üzerine de peynir ve zeytin, yanında da çay... 

Müziğin Tanrıçası cesur bir kliple döndü... Oba saygı duruşu... #madonna

1

İranlı kadınlar şeriatten kurtuluşlarını, özgürlüğe ve demokrasiye kavuşmalarını kutluyorlar... Darısı tüm şeriat toplumlarına... İran'a bahar biraz geç, tam 47 yıl sonra geldi ama geldi sonunda...

#iran #freedom

Yörüklerin pop senfonisi sobada kuru fasülye, yufka ve kuru biber... #yörük #kurufasülye #yufka #kurubiber

ÖZGÜRLÜĞÜN, DEMOKRASİNİN ÖNEMİNİ, KIYMETİNİ BİLMEYENLER; SUSSUNLAR!

Şeriat rejimi yüzünden milyonlarca İranlı başka ülkelerde sürgün hayatı yaşarken, sırf başı açık diye veya farklılıklarından dolayı idam edilirlerken İran'ı sözde düşünen "bazıları", sırf şeriat elden gidyor veya işin içinde Amerika-İsrail var diye hayıflanıyorlar. Geçmişte canlar giderken "herkesin iç işleri" demesini çok iyi bilenler, hatta ülkemizi geçiş noktası olarak kullanan İranlılara "bunların burada ne işi var?" diye tepki gösterenler, şimdi vicdana gelmiş!!! Nasıl bir vicdan bu; vicdan mı; yoksa laf olsun diye sallama mı? Yaşadığım şehirde İran'dan kaçan bir çift, 15 yıldır başka ülkeye iltica edemedi, çocuğumuz sağlıklı bir ortamda büyüsün diye çocuk da yapmadı ve bekleye bekleye yaşları 50'ye geldi. Vatanında insanca yaşayamayıp, vatansız kalmanın ne demek olduğunu bilmeyenler, bi' zahmet sussunlar! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder