31 Ekim 1926
Bugünkü mönümuz patates salatası. Yanında domates ve yoğurt. Salataya ise sadece soğan ve biber koyuyoruz, artı yağ ve tuz. Hepsi bu kadar.
30
Sabah sabah bir çırpıda Cumhuriyet'e mektup!
GÜN GELİP SİZ DE AĞLAYACAK, PİŞMAN OLACAKSINIZ AMA İŞ İŞTEN GEÇMİŞ OLACAK!
Cumhuriyet'in 100. yılını kutladık. Aslında kutlayamadık. Böyle mi olmalıydı? Bir ülkenin temellerinin atılışının 100. yılının daha coşkulu kutlanması gerekmez miydi? Malum çevrelerin Cumhuriyete bakış açısı malum; çarşaflı, sadece gözleri gözüken bir kadın laikler için diyor ki sokakta, Cumhuriyet'in 100. yılında, "kafirler için yaşasın cehennem"! Eğer Cumhuriyet kurulmasaydı, laik bir devlet olmasaydık, sen sokağa çıkıp böyle slogan bile atamazdın. Kimbilir hangi devletin egemenliği altında yaşıyor olurduk. Kadınlar 4 eşli, kocasının sözünden dışarıya çıkamayan, oy vermeyi bırakın söz hakkı bile olmayan birer meta olarak görülürdü; tıpkı şeriat ülkelerindeki gibi. Bunları bilmiyor musunuz; düşünemiyorsunuz sanırım. Çünkü hem şeriat, hem özgürlük aynı anda olmaz. Laiklere de bir laf söyleyeyim; din devleti ile laik bir devlet de aynı anda olmaz, olmaz, olmaz, olmaz; çünkü şeriat demokrasiye izin vermez; verirse şeriat yaşayamaz. Çarşaflı kadına da diyeceğim o ki; senin kafir olarak gördüğün demokratik insanlar, eşit ve özgür şekilde, insanca yaşamaya çalışan insanlar ama sen sanırım ki özgürlüğün tadını bilmiyorsun veya yapın bu özgürlüğü, eşitliği, demokrasiyi yaşamaya müsait değil. Veya bir kuklasın; bunun başka bir açıklaması yok. Bir insanın hayatını yapısına-doğasına uygun içinden geldiği gibi özgürce yaşamasının neresi cehennemi hak eden kafirlik oluyor; bu resmen bir hakaret, hatta bana göre bir nefret suçudur.
Gelelim Cumhuriyetin 100. yılında geldiği noktaya, bu sabah itibariyle değerlendireyim konuyu. Sabah kahvaltı yapacağım ama evde çay yok. Çünkü çayın kilosu 150 lira olunca, çay içmeyi bıraktım; su içiyorum artık çay yerine. Domates yiyemiyorum; çünkü kilosu 20-30 lira arası. Maaş mı; 7500 lira. Artık kışları C vitamini alamıyorum. Yeminle söylüyorum mandalina portakal alamıyorum. Çok sevdiğim taze fasulye ve bamya alamıyorum. Yazın ne karpuz yiyebildim ne de üzüm. İncir desen cennetlik bir meyve artık benim için. Çok sevdiğim kayısıya hasretim. Bunlar laf olsun diye söylediğim şeyler değil, gerçek. Yıllardır kıyafet almıyorum. Yıllardır taze ekmek bile alamıyorum; yarı fiyatına bayat ekmek... Bunlardan utandığımı sanmayın, bizleri bu hale düşürenler ve buna seyirci kalanlar, hatta özellikle destekleyenler utansın. Gerçekten 7500 lira lira; fatura, vesaireyi hesaplayın; giyecek ve yiyecek ihtiyacınızı karşılayamazsınız. 54 yaşında kim iş verir bana? Evet ben kira vermiyorum, mahzen gibi bir yerde yaşıyorum; yandaş sosyal yardımlaşma utanmadan bir de diyor ki, neden evin yok ki? Kısaca Cumhuriyetin 100. yılında geldiğimiz nokta artık tarım devleti bile olamadığımız. Eskiden fakirdik ama tarım ürünlerine hasret değildik. Yaşayan yaşıyor elbet; bulmuşlar yandaşlıkla bir yolunu. İktidarı savunmaları da bundan zaten. Altta kalanın canı çıksın politikası. Onlar da şu anki durumlarından olmak istemiyorlar, vicdansızca keyfini sürüyorlar. Çevremdeki insanlara bakıyorum da, o kadar duyarsız ve vicdansız bir hale gelmişler ki. Bizi bu hale getirenler de aslında onların bu vicdansızlığı; çünkü benciller çıkarcı olur, kimin darısı çoksa onun tavuğu olur, rüzgar nereden eserse, arkasına alırlar. Tabi ki bu hale gelmemizin en büyük sebebi, düşüncesizliğe sebep olan cahillik. Akıllısı da sonunun nereye varacağını düşünmeden cahil, aptalı zaten cahil. Bir ülkenin uçuruma sürüklenmesi, yavaş yavaş olursa; insanlar zamanla buna alışır, bunu normal sanır, kanıksar, içselleştirir ve her şeyin iyisini, güzelini yaşadığına inandırılır. İşte yaşadığımız şu nokta, bence bu.
İnsanlar hak ettiğini yaşar ama hak etmeyenler de kurunun yanında yaş misali yanar. Yıllarca çalışıp emek verenler 7500 liraya mahkum ediliyorsa, burada bir haksızlık söz konusudur. Rahat yaşayanlar hak ettikleri için mi rahat yaşıyorlar, yoksa yandaşlıktan veya yolsuzluktan dolayı mı böyle yaşıyorlar. Ben her aldığım ürünün vergisini veriyorum ama bu bana fayda olarak geri dönmüyor; cemaatlere, tarikatlara gidiyor. Çünkü iktidarda kalabilmenin yolu, tarikatlar ve müritlerden gelen oylara bağlı. Bütün bu olanlardan kim sorumlu, kim suçlu peki? Görüldüğü üzere ortada; bu adaletsizliği destekleyenler, en yakınımızdakiler. Gazeteci Özlem Gürses'in bir video paylaşımındaki sözleri beni çok etkiledi. Cumhuriyeti koruyamadık, kurtaramadık, başaramadık diyordu. Gerçekten biz de üzerimize düşeni yapamadık mı; çevremizdeki insanları demokrasiye dönüştüremedik mi? Cumhuriyetimizin 100. yılı benim için gözyaşı dolu. Şu anda çıkarları için demokrasinin kurban edilişine seyirci kalanlar, gün gelip sizler çok beter ağlayacaksınız, pişman olacaksınız ama iş işten geçmiş olacak; kısa vadeli çıkarlarınızın kendi sonunu hazırladığını göremiyor musunuz, çocuklarınızın geleceğini tehlikeye atıyorsunuz farkında değil misiniz?
29
Makarnayı, dünyada benden daha güzel yapabilecek biri olduğuna inanmıyorum. Eğer isteseydim, dünyanın 1 numaralı makarna restoran zincirine sahip olabilirdim. Ama ne için, kim için, niye? Hayatta hiç bir şey için insanlarla uğraşmaya değmeyeceğini erken yaşta anlayıp kendi adıma yaşamayı becerebilmekten dolayı kendimle gurur duyuyorum. Yemeklerinizi asla başkalarının damak tadına göre yapmayın; ne tutturabilirsiniz, ne de beğendirebilir. Sizin damak tadınızi beğenmeyen, gitsin başka yerde yesin... Bu arada görüntüye aldanmayın, önemli olan yemeğin ruhudur...
Bu mutluluğu yasayabilme şansına-kapasitesine sahip olduğum için evrenime şükürler olsun, doğaya şükürler olsun, yıldızlara şükürler olsun, Merkür'e şükürler olsun...
26
Yazıklar olsun, başınıza Fenerbahçe kadar taş düşsün! Fenerbahçeli oyuncular olmasaydı Filenin Sultanları dünya şampiyonluğunu rüyasında bile göremezdi. Çıkar takımdan Vargas, Eda ve Gizem'i; geriye ne kalır?
25
Benim hiç kumbaram olmadı. Kedilerimin bir kumbarası var ama mama parası için çay kutusundan dönüştürdüğüm. Bir de misafirimiz var gönlü zengin!
Hayatta hiç sevilmek gibi kaygım olmadı. Eğer karşılıksız ve beklentisiz sevdalarınız varsa, leblebi tozu kadar sevilmek bile yetiyor da artıyor bile.
Hayvanseverliği sadece sevgi ile açıklamak yetersiz kalır; bu, varoluşun her bir parçasına minnet duygusu ve saygının getirdiği vicdani bir sorumluluktur.
23
Kulağıma taktığım çiçekleri lütfen koparttığımı zannetmeyin. Parkta başkalarının kopartıp attığı çiçekler bunlar. Çiçekleri dalından koparacak kadar vicdansız değilim ben...
Parkta bir Sonbahar sabahı... One Autumn morning in the Park...
22
Ne büyük rezalet... Pamukkale'deki uçak gösterisini izlemek için yola çıktık, 10 dakikalık Üçgen-Pamukkale tüneli arasını 2 saatte geçemedik ve trafiğin rahatlamasının söz konusu olamayacağını görünce yarı yoldan geri döndük. Çünkü Pamukkale'ye kadar tünelden sonra bile 3 koldan trafik milim milim bile ilerlemiyordu. Tam 12:27'de yola çıktık, 1'de tıklım tıklış belediye otobüsüne bindik, bu arada ücretisz falan değil haa, trafik ilerlemeyince yarı yolda indik ve minibüsle geri döndüğümüzde saat 16:15'ti ve tam 4 saatimiz boşa gitmiş oldu. Arkadaş da 2 gün önce kalp krizi geçirmişti, tekrar kalbi sıkışmasın mı otobüste, otobüs şoförü ben sizi bu trafikte indiremem demesin mi, trafik durmuş, ilerlemiyor, kapıyı açmak çok mu zor, sonuçta biz gitmek istemiyoruz, niye indirmiyorsun ki, neymiş, otobüsü bir kenara çekecekmiş de öyle, dediğini de yaptı, trafik ilerlemiyor, nasıl kenara çekeceksin, neyse yarım metre daha yana yaklaştı da inebildik. Oysa yarım metre ile ne değişti? Bi de insanlarımızın böyle zamanlarda kuralcılığı tutar biliyor musunuz?
18
Rüyamda gene açıköğretime kaydolmuş oluyorum, hem de 2 bölüme birden. Birine kaydolmuşum, cazip bir bölüm olduğu için başka bir böüm de kaydolmuşum. Aynı anda 2 bölüme kayıt yapılamayacağını düşünmüyorum da, aynı anda nasıl sınavlara gireceğimi düşünüyorum. Yetkililer, merak etme biz senin için ek sınav günü düzenleriz diyorlar, beni ikna etmeye çalışıyorlar. Çünkü harç parası olmasa da, bana çok cazip gelen bir bölüm açılsa da bundan sonra okumayacağıma dair net kararım vardı. Bu arada okuyacağım 2 bölümle bitireceğim üniversite sayısı 17 olmuş oluyor. Ne şeytanca rüyalar! Uyandığımda ve gerçek olmadığını anladığım andaki mutluluğumu anlatamam. Resmen psikoloji ayarlarımla oynuyor açıköğretim...
17
Bu ülkede homofobi % 90 diyorlar ya; hayır % 99'dan bile fazla, hatta binde 999! Eşcinsel karşıtlığının homofobi sayılması için bariz nefret olması şart değil!
16
Bana vurdunuz acımasızca
ellerinizle, sözlerinizle, nefretinizle
yaraladınız hem fiziksel, özellkle ruhsal olarak
Oysa ben size, bunları hakedecek hiçbir şey yapmamıştım
İçimdeki sevgi insan türüne karşı hiç kalmadı
Taşa döndü kalbim,
Bir canavar kadar hissiz,
hatta insan türünün yok oluşunu alkışlayacak kadar vicdansızım artık..!
Cahildiniz biliyorum ama bu affetmem için yeterli sebep olamaz; çünkü cahilsiniz hala; affedilir gibi değilsiniz!
Sözüm meclisten dışarı, istisnalar kaideyi bozmaz!
Yüzüme bakın, ne görüyorsunuz;
kendi bakış açınızdan başka bir şey göremeyecek kadar zalimsiniz işte!
#lgbtiq🌈 Daha azını gör
14
AAYYNNAA
DÜŞEN BİR YAPRAK GÖRÜRSENİZ, ÇÖPÇÜLERE HABER VERİN; SÜPÜRÜVERSİNLER!
İnsanın düşmanlarını bilmesi çok iyi. Zaten dost diye bir şey yok; hepsi çıkar dostluğu; mesela ben bütün tanıdıklarımın hepsinin de düşmanım olduğunu çok iyi biliyorum ve bundan hiç rahatsızlık duymuyorum; Çünkü hiçbirine yalakalık yapmıyor, hiçbirinden zerre beklentim yok! Dolayısıyla gerçek yüzlerini saklayamıyorlar bana karşı. Benim insan türüne karşı düşüncelerimi de zaten herkesin malumu; hele dogmatik kültürlerde hiç umrumda değiller; herkes düşen yaprak misali benim için! Dürüstlük öldürse de iyidir....
Yaklaşık 10 senedir amatör bazda, hatta öğrenmek ve vakit geçirmek amaçlı spor yapıyorum. Son iki yıllık süreçte hem sağlığım için hem de insan ilişkilerinden dolayı hobi amaçlı 1-2 kişi dışında tenis oynamama kararımdan birkaç defa vazgeçtim ama yaşadığım son olaydan sonra sabahları 1-2 kişi ve haftada bir kaç saat dışında tenis oynamayı bırakıyorum. Zaten badminton oynamayı da badmintoncu arkadaşlarla görüşmek amaçlı yılda 1-2 olmak dışında bıraktım. Bu süreçte vakit geçirdiğim herkese teşekkür ediyor, istemeden kırdığım herkesten de özür dileyerek hoşçakalın diyorum. Umarım başka ortamlarda dostane şekilde karşılaşırız...
Verilen kararlar bazen pat diye uygulanamayabilir. Vazgeçmek ve tekrar karar almak; alınan kararları test etme süreci ve alınan kararlardan emin olmak ve aldığın kararın haklılığı için bir denemedir. Bu, insanlarla sosyalleşmede de aynıdır. İnsanlarla görüşmeyi kesebilirsin, alttan alıp devam da edebilirsin, tekrar olumsuzluklarla karşılaşıp gene o insanlarla araya mesafe koyabilirsin. Bu süreçte insanları da tam anlamıyla tanımış olursun. Bu süreçte elbette olumsuzluklar da yaşayabilirsin seni üzen ama bazı insanlara noktayı tam olarak koymak için bir fırsattır bu olumsuzluklar. Bu süreç sadece insanları test etme süreci değildir. Fiziksel ve psikolojik olarak(sağlık anlamında) kendini de test etmiş olur, her anlamda dayanıklık seviyeni ölçmüş olursun. Tabi yaş gereği hem fiziksel hem de duygusal durumlar tahammül sınırlarını düşürebildiği için, aldığını kararlarda bu durumlar da etkili olabiliyor. Ama aldığım kararlarda en önemli etken, insanların kişilikleri oluyor. Saygısız, duyarsız, anlayışsız, hatta "samimiyetsiz" oluyorlarsa ve özellikle içlerinde "şiddet" barındırıyorlarsa; karar almak konusunda hiç tereddütüm olmuyor. İnsan ilişkilerindeki sürtüşmelerde beni en çok üzense, fevrileşerek kendime olan saygımı kaybetmem oluyor. Yoksa bazı insanlara tepkimden asla pişman olmam. Eğer hadsizlere tepki göstermezsem, bu içimde daha büyük yara olarak kalır. Yolu insanlıktan geçmeyenlerle karşılaşmamak dileğiyle.
Hayatta herkes için bazı önemli şeyler vardır. Gerçi bu söylediklerim herkesi için önemlidir ama herkesin öncelikleri farklı olabilir.
Sağlığım için her şeyden vazgeçebilirim.
Huzurum için herkesten vazgeçebilirim.
Kimseye minnet etmemek için ayağımı yorganıma göre uzatır, ayaklarım üzerinde durabilmek için geleceğimi garanti altına alacak şekilde ve kadar(fazlası enayilik olur kapitalist sisteme çünkü) çalışır ve çabalarım.
Eşitlik, özgürlük, hak, hukuk, adalet, insan hakları için her şeyi ve herkesi karşıma alabilirim.
13
Kültürden kültüre farklılık göstersede "GİYİNMEK" ile soyunmak benim için eş anlamlıdır. İkisinin de amacı kendini göstermek!
Günümüzde bile erkek zihniyetinin kas gücüne dayanarak kadına karşı kendini üstün görmesi ve bunu başarı sayması çok acınası!
12
GÜNÜN ŞİDDETİ!
Keşke içinde şiddet barındıran insanlarla hiç karşılaşmamak şansına sahip olabilseydim. Şiddet sadece fiziksel temas değildir; elbette en çok acıtanı odur ama sözlü saldırı, aşağılama, küçümseme gibi her türlü davranış bir şiddettir ve bir şekilde yaralar insanı. İçinde şiddet barındıran insanlar, toplumun şiddeti normalleştirmesinden dolayı bunu kendilerinde bir hak olarak görür ve tahrik, içindeki şiddetin en büyük bahanesidir. Oysa şiddetin hiçbir şekilde gerekçesi olamaz. Şiddete tepki göstermek için, saldırının illaki insanın kendisine yapılması gerekmez. Risk grubunda yer alan herkese yapılan güç yeterliliğine karşı tepki göstermek bir insanlık görevidir. Mesela kadına yapılan her türlü şiddet benim canımı yakar ve ben kendime yapılmış gibi tepkimi koyarım. Erkek egemen toplumdaki erkeklerin ise, bir erkeğin yaptığı şiddete sessiz kalması, bu durumu onaylaması anlamına geldiği için, sessiz kalanlar da şiddetin eşit derecede birer parçası, görünmez kahramanlarıdır. Şiddet sistemin cesaret vererek görünür kıldığı psikolojik bir vakadır. Şiddetvari insanların en büyük yanılgısıysa, en büyük silahları olarak gördükleri bu davranışla karşılarındakini susturabileceklerini ve susturarak haklılıklarını ispat edeceklerini sanmalarıdır.
11
Homofobiyle ayakta kalabilen bir siyaset ve toplumsal yapı; ne kadar başarılı olabilir ve fayda sağlayabilir.
10
Minnet etmemek kibir değil, onurla eş anlamlıdır!
İnsan sonradan bilge olmaz, bilge doğar; sadece kendini donanımlayarak boşlukları doldurur.
Ben sonradan Halil olmadım; doğduğumda da aynı Halil'dim, şimdi de aynı Halil'im. Çocukluğumda da kedileri çok severdim, hayvanların kesilmesine ve her türlü kullanılmasına vicdanım elvermezdi, ağaçların kesilmesi, çiçeklerin kopartılması üzerdi beni. Haksızlığa tahammül edemezdim, özgürlüğümün kısıtlanmasına, bana bir şeylerin dayatılmasına isyan ederdim ağlayarak. Bana diyorlar ki, büyüyünce uslandı! Hayır, sadece insanların laf anlamayacağını öğrendiğim için, kendimi geri çektim. Yeri gelince elbette gene isyan ediyorum ama sadece yeri gelince. Çünkü cahil insanla uğraşmak, onun kendini haklı hissetmesine sebep oluyor.
Hayat tecrübelerimden biri de, bir insan 7'sinde ne ise 70'inde de odur sözünü doğrular derecesinde, kişiliğinin-huyunun da asla ve katiyen değişmeyeceği. Tecrübeyle sabittie. İnsanlar okuyorlar, bilgileniyorlar, tecrübeleniyorlar ama gene de huylarından vazgeçmiyorlar. Konumuz güzel huylar değil; kötü huylar. Mesela zorda kalınca insanı belden aşağı vurmak, diline hakim olamamak, göstermelik duyarlılık, ayrımcılık, görgüsüzlük, bencillik, çıkarcılık vesaire... O yüzden; bir insana karşılaştığınızda verdiğiniz ilk not geçerli bir nottur! Sonrasında yanılıp yenilip de o kişilere asla ve katiyen prim vermeyin; yoksa bin defa gene aynı moka batarsınız!
Erkeklerle muhabbet edemiyorum; çünkü sadece araba, kadınlar ve futboldan konuşuyorlar. Kadınlarla da konuşamıyorum; onlar da aşktan, güzel görünmekten bahsediyorlar, birilerinin dedikodusunu yapıyorlar sürekli. Eşcinsel olmama rağmen hiç eşcinsel arkadaşım da yok; çünkü onlar da sadece seksten ve paradan bahsediyorlar ve çok hazımsızlar...
KOLTUK
Benim hiç koltuk takımım olmadı, olmayacak, olamaz da... 20 yıl önce aldığım ve şu anda külüstüre dönen iki çekyatım var; kedilerle onun üstünde yatıp kalkıyor, ihtiyaç olursa oturuyorum. Koltuk, 30 santimlik oturak için lüzumsuz bir anlayış, hayata bakış açıma ters. Eşyasız ruhum daha huzurlu, kapitalizme kölelik yapmak kendime hakaret. Topluma uymak mı; "hadi ordan"! Eşyaya vereceğim parayla aç bir canlının karnını doyurur, onun mutluluğuyla popom değil, kalbim-gönlüm rahat eder en azından. Ben artık eşyasızlığın tekamülüne erdim. Ağır geliyor eşya kalabalığı, ruhumu daraltıyor. Benim pencerelerim bile perdesiz. Halı da yok yerlerde. Yıllardır kıyafet almıyorum; tanıdıklarım veriyor veya çöpten bulup, yıkayıp giyiyorum. Utandınız mı? O zaman resmen görgüsüzsünüz demektir. Çocukken bana kıyafet mi alındı sanki de bundan utanayım... Çalışmaya başladıktan sonra eşya-kıyafet almanın ne demek olduğunu, alarak anladım ve doydum ve lüzumsuzluğu konusunda şüphem yok artık. Ben mülkiyetsizliğe ve aidiyetsizliğe inanıyorum. Üzerimde hiç mal mülk, hatta sevgili eş yok, aile -cemiyet gibi toplumsal kavramlar yok, olmasın da, olamaz da zaten; kişiliğim izin vermez buna. Giderken ve toprağa humus olurken hiçbirisi olmayacak çünkü... Geçmişte şu anki hayat tecrübem olsaydı, belki ormanda Tarzan misali yaşardım...
7
Seni anlamak istemeyenlere veya kasıt yapanlara karşı tepki mahiyetinde "trip" atabilirsin veya belli bir konuya dikkat çekmek adına ironiksel yaklaşabilirsin ama hiçbir şey yokken bile sürekli bu modda yaşayanların kendisiyle de ilgili sorunları vardır.
5
GÜNGÖR UYUYOR!
Ölmeden önce yaşamımdan kesitlerle bazı şeylerden bahsetmek istiyorum. Hayvanları, doğayı çok sevmeme rağmen; ben insan türünü canı gönülden sevemedim hiçbir zaman. Ben hiç insan özlemem mesela biliyor musunuz? Ölen insanlara da hiç üzülmem. Sonbaharda vakti gelince düşen bir yaprak gibidir insan ölümü benim için, hatta bir zararlıdan kurtulmak gibidir falan. Kedileri neden çok seviyorum; çünkü hayatı sevgi çerçevesinde onlarla paylaşıyorum. Bir kedinin ölümü, canımdan bir parçanın gitmesi gibidir. Keşke ben ölebilsem onların yerine derim hep. Sevgimi veriyorum onlara, emek veriyorum büyümeleri, hayatta kalabilmeleri için; kendimden bir parça gibi oluyorlar. Son gelen bir aylık yavruyu pirinç unu ve süt tozuyla besliyorum. Geleli 1 hafta oldu. Bir kedi yavrusunun yaş mama veya kuru mama yemesi, hayatta kalabilecek olmasının bir işareti olduğundan dolayı, benim için Fransız devrimi kadar değerlidir. Çünkü bir canlının yaşaması kadar değerli hiçbir şey olamaz. Bir haftadır vücut sıcaklığını muhafaza edebilmesi için onu geceleri boynumda veya karın bölgemde uyutuyorum. Hangi pozisyonda yatıyorsam, o pozisyonda uyanıyorum onun zarar görmemesi için. Geceleri 2-3 saate bir mamasını veriyorum. Çünkü anne kediler yavrularını sabahlar boyunca emziriyor yorulmadan. Her acıktığında miyav diye bana gelmesi, onun yaşama umudu olmamdan dolayı, doğanın bana yüklediği vicdani sorumluluğunun huzurunu yaşatıyor. Bir canlının hayatta kalabilmesine katkı sağlayabilmek kadar kutsal bir görev olabilir mi? Çok gün görmesi için adını Güngör koydum bu bebeğin. Şu anda enjektör yardımı olmadan tek başına mama yediği için karnı güzelce doyduğundan dolayı mutlu şekilde uyuyor... Güzel günler görmesi ve uzun ömürlü olması dileğiyle. Sen çok gün gör GÜNGÖR!
Bu sene 17 yavru büyüttüm...
Her şeye paydos artık. Giderken çıplak gitmeyecek miyiz?
2
En az 10 çeşit klasik, özellikle sebze yemeğini çok iyi yaparım. Benim yemekleri tadanlar, önceden o yemeği bu kadar lezzetli yememişlerdir. Çünkü yemeğin salçası, malzemesi ve pişme kıvamı çok önemlidir....
Geçen gün Ayetel Kürsi'ne kadar olan bütün surelerin ezberini gözden geçirdim. Çünkü çocuklukta harf ve telaffuz hatalarıyla öğrenilebiliyor insan. Nitekim varmış da. Neden mi gözden geçirdim; yarın şeriat devleti ilan edilirse, testten sınıfta kalıp hapse falan girmemek için. Gerçi ben dini, bütün dindarlardan çok daha iyi bildiğim konusunda kendimden bir şüphem yok. Mesela hiç kimse bilmez benim kutsal kitapları hatmettiğimi ve Türkçelerini okuduğumu. Evet ben Arapça bilmesem de Arap alfabesini okuyabiliyorum... Dinci geçinen insanlara bir sure oku dediğin zaman bile tek bir duayı bile Arapça okuyamıyorlar. Çok özür dilerim ama namaz kılanların falan sureleri baştan sona kusursuz okuyarak namaz kıldığına inanmıyorum. Bakınız ben halkın içinden biriyim ve gerçekten sureleri çoğu kimsenin bilmediğine şahidim; çünkü kulaktan dolma öğrenmiş çoğu; başını biliyorlar, ondan sonrasını yuvarlayıveriyorlar... Ben neden ateistim biliyor musunuz; dini çok iyi bildiğim için... Çünkü din denilen kavram, günümüz yaşamını karşılamadığı gibi özgürlükleri kısıtlıyor, toplumların gelişmesini engelliyor. Bir de mesela ben, bir eşcinsel olarak beni lanetleyen bir şeye niye inanıp da psikolojik savaş vereyim? Kendime ve doğaya inanıyorum ben. Yazdıklarım tartışmaya kapalıdır, yorum yapılmasın lütfen...
BEN TANRIMLA TÜRKÇE İLETİŞİM KURUYORUM!
"Şu duayı okuyun dilekleriniz kabul olsun" deniyor. Kaç kişi Arapça biliyor da o duanın anlamını bilerek okuyor? Oysa Türkçe olarak güzel temennide bulunsanız, en azından pozitif bir ruh haline sahip olursunuz! Tanrı kural mı koymuş "duayı Arapça okuyun" diye? Doğada coğrafi ve kültürel olarak diller farklı da olsa, iyilik adına temenninin dili yoktur. Arapça yan yana dizilmiş anlamını bilmediğim kelimeleri telaffuz ederken, doğru mu okuyorum yanlış mı okuyorum derken kendimi dilediğim şeye veremiyorum bile. İnsanları dillerini bilmedikleri bir maneviyata mahkum etmek, sistemin insanları kukla haline getirmek için bir oyunudur. Dünyanın neresinde insanlar anlamını bilmediği bir maneviyat gerçekleştiriyor? Mesela ezan namaza davetmiş; artık dijital çağda herkes ezan vaktini biliyor ve bu bir gelenekse de, "buyrun namaza gelir misiniz?" dense, belki daha cazip bile olabilir. Sakın herkesin maneviyatına hakaret olarak algılanmasın...
Kazanmak bana yakışıyor; yenilince çok agresif oluyorum çünkü; hiç yeniliyorum çünkü!
Yumoşum 6 gün sonra döndü....
Ben kedi olmasaydım eğer, bu kadar güçlü bağ kurabilir miydik?










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder