Sabahleyin ihtiyaçlarım doğrultusunda market alışverişine çıktım. Fırında bayat ekmek dolabı gene boştu. Çünkü insanlar taze ekmek yerine yarı fiyatına bayat ekmek alıyor. Marketin sebze reyonunda kadınlar ellerinde poşet açmış, yarı fiyatına çürük domates biber kuyruğundalar. Çünkü mevsiminde bile domates-biberi 10-15 liraya yiyiyoruz diyeceğim ama alamadığmız için yiyemiyoruz. Akşam pazarlarında 5 kilosu 1 liraya domates biber alırken, şimdi boyalı kadınlar bile çürük domatesi harp kıtlığından çıkmış gibi kapış kapışa alıyor. Markete her gittiğim de aldığım temel gıdaların fiyatı, bu sefer yükselmez diye umut ediyorum. Daha 1-2 yıl içersinde 3 kiloluk bakır yoğurtları 5 liraya alabiliyorken, bugün alırken 44 liraya çıkmış. Mahallemizden karşılaştığım adam kahve reyonunda diyor ki, "Eve misafir gelecek diye korkuyorum,". "Çünkü çay kahve bile ikram edemez noktaya geldik." diyor. 1 liralık en ucuz çiçek yağının kilosu 35-40 lira. 1 -2 liralık şekerin kilosu 30 lira olur mu? 'Dolar 20 katına çıkmış, normaldir bu pahalılık' diyebiliriz ama, gıdaların fiyatının 20-30 katına çıkması akıllara ziyan bir durum. Bu durum piyasa ile falan alakalı değil yani; resmen keyfi!1 kilo süt 20 lira olmuş, bir kilo en ucuz beyaz peynir 70-100 lira. 50 kuruşa aldığımız makarnanın yarım kilosu 10 lira. Bu ne yaa gerçekten..?
Sosyal medyayı açtığımda karşıma çıkan ilk paylaşım her şeyi açıklıyor. Sakallı cübbeli bir hoca, "Muhafazakar iktidara oy vermeyen kafirdir." diyor. Bu paylaşım aslında her şeyi açıklıyor. 'Kıçımdaki donumu da alsalar muhafazakarlıktan ve muhafazakarlardan şaşmam.' diyen bireylerin olduğu bir dünyada hiçbir şeye şaşırmamız gerekiyor aslında. Bir söz vardır; 'iktidarlara bakarım toplumu görürüm, topluma bakarım iktidarları görürüm' diye. Çünkü iktidarları, toplumlar iktidara getirir, iktidarlar toplumun içinden çıkar. Çıkan iktidar ne ise, toplum da odur; farklı bir şey bekleyemeyiz. Çünkü toplumlar, kendilerine benzemeyenleri tepelerine iktidar yapmaz. Çünkü farklı bir iktidar onları refaha da ulaştırsa, kendilerini toplumsal olarak gerçekleştiremezler. Yönetim biçimleri ve yaşam biçimleri arz talep meselesidir. Demokrasi yoksa eğer, bu toplumun kendi tercihidir. Çoğunluğun ekmek bulamayıp açlıktan nefesi kokarken, bazı duyarsızlar sahilde-Bodrum'da bir lahmacuna 200 lira veriliyorsa, bu görgüsüzlükle kendini gerçekleştirme biçimi de toplumun tercihidir. Yani toplum eşitlik ve denge istemiyorsa, hiyerarşik bir şekilde sınıflar çerçevesinde yaşamak istiyorsa, bu ayrımcılık bir dayatma değil, kişilerin kendilerini bu şekilde gerçekleştirdiği bir talep meselesidir. O yüzden içinde yaşanılan kültürde, hangi zihniyet iktidara gelirse gelsin, çok da fazla bir şey değişmez; Bir dönem makarnayı 50 kuruşa yerken, bir dönem 20 liraya yeriz. Ancak açlık sınırının çok altında veya açlık sınırının biraz üstünde bir değişim olabilir en fazla. Değişim ancak bu minvalde olabilir. Çünkü...
Çünkü ben bu ülkenin muhafazakarı ve özgürlükçüsü arasında pek fark göremiyorum. Bu ülkede homofobi % 90'ın üzerindeyse, ya toplumun tamamı ahlakçı ve dogmatik, ya da özgürlükçüsü de özgürlükçü falan değil, sözde özgürlükçüdür. Eğer bir ülkede kadın hakları yoksa, o ülkenin nüfusunun tamamını erkekler oluşturmayacağına göre, yarısını oluşturan kadınları da kadın haklarına inanmıyor, erkek egemenliğini tanıyor demektir. 'Su testisi su yolunda kırılır' atasözü çok sevilen bir atasözüdür bu toplumda. Kadınların başlarına gelenleri hakettiğine, kadınların bile inandığı ahlakçı bir kadın topluluğundan bahsediyorum. Gerçekten çok merak ediyorum; bu ülkede kaç kadın, kadın haklarına inanıyordur? Kadınlar, kocalarının soyadını aldığı için mutlu olmuyor mu bu ülkede? Ekonomik bağımsızlığını kazanmış en ünlü kadınlar bile o kadar erkekçi ki; artık tapusu bende dercesine parmağındaki yüzüğü gösterip, nikah cüzdanını sallıyor, soyadını falan sosyal medyadan hemen zınk diye değiştiriyor. Bu ülkede kadınların birey olmak gibi bir dertleri yok. Birey olmazsan, bağımsız olamazsın. Bağımsız olmak isteyen mi var zaten değil mi?! Hayvan haklarına girmeyelim bile. Dogmatik toplumlarda, bütün dünya insanların hizmetine sunulmuş gibi bir algı var. Hatta bu dünya erkekler için yaratılmış. Tanrı erkek mi? Erkek egemen bir dünyada yaşıyorsak, Tanrı da bir inanç ise...
Kısaca hayatımızın, dolayısıyla yönetimlerin değişmesi için toplumların değişmesi gerekiyor. Bırakın eğitim sisteminin kalitesini; muhafazakar toplumda bırakın taneyi, kişi başına düşen yıllık kitap okunma sayfası kaçtır acaba? İnsanların % 90 küsurunun bile yılda bir sayfa bile bir şey okumadığına inanıyorum ben. Bana gelen bazıları diyor ki, "Sen ne yapıyorsun bu kitapları?". Kitap onlar için kutu gibi, tuğla gibi bir şey sanırım.
Ben şu hayatta beklenti içersine girmeyi bırakalı yıllar yıllar oldu. Artık mümkün olduğunca oksijen almaya, huzurumu-moralimi bozmadan yaşamaya çalışıyorum. Tabiki de içersinde yaşadığın toplumdan bağımsız bir oksijen türü ve huzur şekli de yok. Yani kendini ne kadar soyutlayabilirsin ki sistemden? İşte geldik işte gidiyoruz; bizim coğrafik kaderimiz de bu diyelim; çünkü kafaya takarak hiçbir şeyi değiştiremeyeceğiz. Tabiki de bu pes etmek değil; elimizden geldiğince de direneceğiz, farklığımıza toplumda yer açmak için mücadele edeceğiz. En azında kendimize sahip çıkmalı, seçimlerimizi bu doğrultuda yapmalıyız.
İnsanların şöyle bir savunusu olabilir. İmkansızlıklar bizi mahkum ediyor. İmkansızlıkların sebebinin sizin seçimleriniz olduğunu anlamadığınız sürece, imkansızlıklar ve mahkumiyet devam edecektir. Aklınızı kullanırsanız imkansızlıkları imkanlı hale getirebilir, mahkumiyetten kurtulabilirsiniz. Ama değişime açık olmalı ve değişimi kabul etmelisiniz. Kafalar değişmediği sürece de, böyle gelmiş böyle gider bu dünya...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder