20 Haziran 2022 Pazartesi

90'lar DAİMA!


Biliyor musunuz bilmiyorum; Hakan Eren'in menajerliğinde, 90'lı yıllarda patlamış pop sanatçılarımızın bazılarının biraraya getirilerek oluşturulan kadroyla, 90'larda pop müzik konserleri düzenleniyor. Afişlerini, tanıtımlarını görünce falan insanlar ne düşünüyor çok merak ediyorum. Sadece günümüzde popüler olanın sevildiği ve alkışlandığı bir coğrafyada yaşadığımız için, insanların genelinin gözünde çok da heyecan verici bir şey olmadığını düşünüyorum. Umarım yanılıyorumdur, yanılmayı da çok isterim. Çünkü "biz"de şöyle bir düşünce vardır. Sanatçıların sanat hayatı-aktif olabilecekleri dönemler belli bir zaman dilimiyle sınırlı gibidir sanki. Hatta böyledir bile. Bir çok güçlü sesler bu yüzden, en verimli çağlarında bile gereken ilginin gösterilmemesinden dolayı kabuklarına çekilmek zorunda bırakılmıyorlar mı? Bu ülkede sanatçılar, eğer kendi çabalarıyla varıolmaya çalışmıyorlarsa, çalışsalar da sektörün veya dinleyicilerin müziğe bakış açısı konusunda neyi ne kadar değiştirebiliyorlar tartışılır, ve müziğe gerçek anlamda aşık olan Hakan Eren gibi insanlar müzik adına bir şeyler yapmaya çalışmasalar, ben Hakan Eren'in yaptığını müzik adına yüce bir duyarlılık olarak görüyorum, gerçekten piyasadan silinip gidiyo sanatçılarımız. Popülerken alkışlanıyorsun, ülkemizdeki müzik anlayışından bahsediyorum tabi-yurtdışındakinden değil, sonra ne sanata ne de sanatçıya saygı ve vefa kalıyor. Çok yanlış yapılıyor. Sanatta bizim amacımız ne gerçekten, biz müziği ne için ve nasıl, neden dinliyoruz? Kaliteli bir ses ve müzik dinlemek değil mi amacımız? Eğer güncel olan bizi tatmin ediyor diyorsanız ve gerçek müzik ve müzisyenlere sırtınızı dönmeyi normal buluyorsanız, o zaman diyebileceğim hiçbir şey olamaz. Tabi burada sadace müzik dinleyicilerini suçlayamamam. Eğer ülkemizdeki müzik şirketleri olaya sadece ticari gözle bakmasalardı, belki de kalite arzıyla müzik dinleyicisi de bu kadar kötüye gitmezdi. Bakınız ülkemizdeki Ossi Müzik dışındaki hiçbir müzik şirketi, sanatçılarımız için fedakarlık yapmıyor, sanatçılarımızı tekrar kazanmak için çaba sarfetmiyor. Şunun altını çizeyim. Ülkemizde sanatçılar-yılların sanatçıları müzik şirketlerine minnet ettiriliyor. Oysa bu sanatçı için çok ağır bir şeydir. Sanatçı eğer gerçek bir sanatçıysa, o sanatçı müzik şirketleri tarafından projelere davet edilmelidir, o sanatçı için albümler hazırlanmalı, besteler yapılmalıdır. Ama ülkemizde sanatçılar hep cebinden albüm yaparlar. Şirketler, ancak çıkarları olacaksa öyle albüm yaparlar sanatçılara. Bunu yıllardan beri çok iyi biliriz. Ülkemizde sanatçılar albüm satışlarından falan para kazanmamışlardır, günümüzde albüm satışı diye bir şey yok zaten. Sanatçılar yıllardır bunu dile getirmiyorlar mı? Albüm denilen şey ülkemizde, müzik şirketlerinin para kazandığı-son yıllardan bahsetmiyorum, sanatçıların ise sadece bir karvizitidir. Hal böyle olunca da, gerçek sanatçılarımız ihmal, hatta ihlal edilmektedirler. Bunun en güzel örneği İzel'dir mesela. En son da Nalan'a müzik şirketinin benzer şekilde zarar verdiğini öğrendim. Daha niceleri. Oysa internetin bu kadar yaygınlaşıp ağzı konuşanın masrafsızca sanatçı olunmadığı günlerde, gerçek sanatçı olmayanlara şirketlerin bırakın prodüksiyon yapmasını, kapısından içeri bile sokmuyorlardı. İşte 70'ler ve 80'lerin devamı niteliğindeki 90'lardaki sanatçılarımz; gerçek anlamda sanatçılarımız, bir döneme imza atmış, hatta tüm zamanları ekarte ederek 90'lar diye bir marka yaratmış sanatçılarımızdır. Şahsen ben günümüz pop sanatçılarını çok dinleyemiyorum; Kalben, Melek Mosso gibi benzer sanatçılarımız hariç. Çünkü müzikler yavan. Teknoloji müziği zenginleştiren bir şey ama melodi olmayınca, teknoloji ve düzenleme de kurtaramıyor şarkıyı. Oysa müzikte düzenleme en önemli şeydir ama melodi olmayınca o da olmuyormuş demek ki.

Bu kadar uzun bir girişten sonra dün akşamki Denizli'deki 90'lar pop konserine değinmek istiyorum. Hep dua ettim kalabalık bir seyirci olsun diye. Oldu da. Açık hava tam dolmadı ama coşkuyu sağlayacak bir kalabalık oluşmuştu. Önce seyirciden başlamak gerekirse, elbette şarkılar ezbere biliniyordu. Kalbalık bir koroyla olan konserin tadını herkes bilir elbette ama bu seferki samimi bir kalabalık kadroydu. Çünkü seyirci 90'ların gençleri, günümüzün 45-55 yaş grubuydu. Bile isteye gelmişlerdi konsere, hatta özlemle, hatıralarla, ve de duygu yüklü. 90'lar konseri sadece bir konser değil, biz 90'lar gençlerinin geçmişiydi. Bir yaşanmışlık vardı bu konserde O yaşanmışlık çıktı ortaya işte bu konserde. Konseri güzelleştiren bence buydu. Açıkçası ben hiçbir konserde, bu kadar konserin içine girememiştim. Konser dinlemedim, sanatçılarla birlikte konser yaptık gibi bir şey oldu. Çünkü çok samimi bir ortam vardı. Orada olmak gerekiyor dediklerimin anlaşılması için. Hele ikinci bölümde Reyhan Karaca'nın seyircileri koltuklarından kalkıp ön tarafa davet etmesi yok muydu; işte koptuğumuz nokta o an oldu. Bize dokundu sanatçılar, samimiyetle ellerimizi tuttular. Bu yazıyı yazarken ağlıyorum şu anda. Ne kadar bizden birileriymiş 90'lı yıllardaki sanatçılarımız. Evet Jale'yi çok seviyordum, Reyhan Karaca'yı da. Bu konserle Sibel Alaş, Ümit Sayın ve Metin Özülkü'ye daha bir aşık oldum. Ne kadar sıcak biriyimişsin sen Ümit Sayın, ne kadar hanımefendi ve samimi bir sanatçıymışsın sen Sibel Alaş, ya Metin Özülkü, evin abisi gibi konseri öyle güzel yönetti ki... Konserde sadece eğlenmedik, resmen seyici olarak değerli hissettirdiler bizi. Kibir, kompleks, negatif hiçbir şey yoktu; sıcaklık, samimiyet, bir aile ortamı vardı. İnsan her hafta sonu olsa da gitsek diyor. Çünkü dijital çağda oturduğumuz yerden istediğimiz şekilde müziğe ulaşıyoruz ama işte bu konserdeki gibi duygusal bir terapiye ihtiyacımız varmış meğer.

Çok uzattım biliyorum. Sanatçılarımıza, müzisyenlerimize, emeği geçen başta Hakan Eren olmak üzere herkese çok teşekkür ediyorum. Sanatçılarımızın performanslarını değinmeden geçmeyelim. Sahne sanatçısı olmak bambaşka bir şeydir. Diğer sanatçılarımız alınmasın ama ben Jale'deki enerjiyi bu ülkede hiçbir sanatçıda görmedim. Seyyal Taner'de bile. Jale şarkı söylemiyor, konser vermiyor sadece; o sahneyi yaşıyor ve yaşatıyor. Bunu iş gibi yapmıyor; sanki ben buraya eğlenmeye geldim, hadi hep beraber kuduralım diyor adeta. Sevgili Reyhan Karaca, sen zaten bu ülkenin en özel sanatçılarından birisin ve sana olan sevgim bambaşka. Metin Özülkü, Sibel Alaş, Ümit Sayın... Hepiniz birer starsınız. Hani Batı'da sanatçılar her dönem stardır, sadece hitap ettikleri yaş aralıkları değişebilir ama hep saygı görürler ve bu saygının motivasyonuyla hayatlarının sonuna kadar üretmeye, müzik yapmaya devam ederler. Siz işte öyle sanatçılarsınız, sonsuza kadar sönmeyecek birer ışıksınız. Sizleri çok seviyorum, seviyoruz demek anlamsız kalır. Ama biz size karşı olan yüreğimizdeki sevgiden çok eminiz. Muhteşem gece için sonsuz teşekkürler...










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder