8 Aralık 2020 Salı

TÜRKİYE'DE SİNEMA SANATSAL DEĞİLDİR!

Bugünlerde beğenilen şiddet dizisi "Çukur". "Kurtlar Vadisi", "Eşkiya Dünyaya..." vesairenin uzantısı. Dünkü bölümde Selim ölmüş. Diziyi hiç izlemedim. Bir iki kere eşcinsellikle özdeşleştirilen edilen kısımlarına baktım. Şimdiii... Dizilerde neden şiddet vardır, neden mafya gibi hukuk dışı konulardan oluşan onlarca bölümler çekilir? Türkiye böyle bir ülke olduğu için mi, yoksa Türkiye böyle olduğu için bunlar reyting yaptığı için mi? Cevabını size bırakıyorum. Bence yanlış şeylerin dizi ve filmlerin ana konusu olması, bunun üzerinden reytinglerle prim sağlanması, toplumun yapısını iyice dejenere etmez mi? Şiddete karşıyız ama şiddetle egolarımızı tatmin ediyoruz, insanlara hukuk yerine şiddetle hadlerini bildiriyoruz. ÇÜünkü şiddetin en iyi terbiye edici olduğuna inanıyoruz. Aslında şiddetle egemenlik kuruyoruz, hem de bile bile. Herkesin derdi hükümdar olmak ve cahil toplumlarda bunun yolu da şiddet. Türkiye'de diziler, filmler insanlara bunu empoze ediyor. Dizilerde şiddet var, hukuk dışı işler var, kadının meta olması var... Diyebilirsiniz ki, bunlar toplumun gerçeği. İşte ben de onu diyorum ya; bunlar toplumun gerçeğiyse, izleyicinin bakış açısını, yaşam tarzını iyileştirecek konular ele alınmalı. Türkiye'nin en büyük sorunu ne; eğitim; hiç matematiğe özendirici konular işlenmiyor. Hiç gerçeğe ulaşmak için felsefe yapılmıyor, hiç insanlara akıl ve mantık seviyesinde mesaj verebilecek diyaloglar yok. Silah, tokat, yumruk, tecavüz, yasa dşı işler... Sanki bunlarla varolunması gerekiyormuş gibi... Bir kere bunlarla ilgili şeylerin sanat denilen yaratıcılıkla alakası olamaz. Sığ konular bunlar. Şiddete karşıtlığı, kadına şiddeti önlemenin yolunun falan, şiddeti egoları intikam alma şeklinde besleyerek olmaz ki. Senaryolarda, şiddete karşıtlığı nedenleriyle ve sonuçlarıyla anlatan diyaloglar olmalı; illa ki küt diye yumruk olmamalı. Tecavüz işlenirken, sahneyi izleyiciyi çekmek için pornoya dönüştürmek yerine, bunun üzerinden diyaloglar oluşturulabilir. Aşk konuları da hep böyle... Yanlış anlaşılmalar, ayrılıklar, acı çekmeler, eeeen sonunda kavuşmalar falan. Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz biz? Artık biraz gerçekçi olunsun. Hala yeşilçam filmlerindeki gibi bir hayat sürdüğümüz için konular bu yüzden ağdalıysa, insanlara nasıl olunması gerektiğine dair de çekimler yapılsın. Biraz hayatın içinden gerçekçi biçimde aktarımlar olsun. Ne bileyim, halk vasat yaşam biçimleri pompalanarak uyutulmaya çalışılmasın; hayatı sorgulayan senaryolar olsun; mesela din anlatılsın, dinin neden çıkar amaçlı kullanıldığı anlatılsın, tarihçesi anlatılsın, çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere, oradan ateizme geçiş anlatılsın. Mesela eşcinselliğin sadece bel altı dalga geçilen bir unsur değil de, doğanın bir gerçeği olduğu, milletin homoofbisinden dolayı insanların en az % 20'sin gizli eşcinsel olduğu, milletvekillerinin, siyasi liderlerin, avukatların, doktorların, anne ve babalarımızın, kardeşlerimizin de eşcinsel olduğu anlatılsın. Topluma ters düşen şeylerle uzak bir şeymiş gibi dalga geçmek yerine, hayatın renkleri gerçekçi bir şekilde anlatılsın. Niye ötekileştirdiklerimiz hep düşmanlarımız olarak işleniyor; onları tanıtın ki, dostluk ve barış rüzgarları essin. Bütün bunlar cahillikle, dolayısıyla çıkarcılıkla alakalı durum. Evet dizi ve sinema dünyamız cahil. Bu, niye uluslararası başarılarımızın olmamasının da bir kanıtı. İnsanlar, osuruğa gülen Recep İvedik filmlerini dötüne mi soksun? Zamanında Kemal Sunal filmlerini falan beğenmeyenler, şimdi nelere reyting yaptırıyorlar.

8 Aralık 2020 facebook

Ben Türkiye'deki modayı modadan saymıyorum. Çünkü yaratıcılık yok, sadece taklitlere göre beğeni var. Moda progmaları da realitiden başka bir şey değil. Bavul ticareti yapanlar, sanatçıların çantasını taşıyanları modacı diye koltuğa oturtuyorlar, onlar da farklı-yaratıcı bir şeyle kaşılaşınca da beğenmiyorlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder