11 Aralık 2020 Cuma

KEDİLERİN KISIRLAŞTIRILMASINA DAİR HAYAT TECRÜBESİ PAYLAŞIMI!

Hayat tecrübesi kadar ve de bunu paylaşmak kadar değerli ve aydınlatıcı ve yol gösterici bir şey olabilir mi? Mesela sobanın elimizi yakacağını biliriz ama sobaya değdiğimiz zaman, bir daha asla sobaya değmememiz gerektiğini asla unutmayacak şekilde beynimize yazarız. Hatta/bazen inansak da kendimizin canı yanıncaya kadar, başkalarının tecrübeleri, kendi deneyimlediğimiz kadar etkileyici, inandırıcı ve uygulatıcı olmaz...

Gelelim asıl konuya... Ben her zaman, özellikle hayvanlar için doğal seleksiyonu savunmuş, kısırlaştırmak ve sahiplendirmek gibi hayvanların rızası olmayan uygulamalara karşıtlığımı dile getirmişimdir. 4-5 senedir de bu inancım dan dolayı evdeki kedi nüfusu çok arttı, onca ölümlere rağmen evdeki kedi sayısı 30'lara ulaştı. Haliyle hem temizlik olarak, hem de ekonomik olarak bakımları beni bayağı zora soktu. Ama en çok da beni, emekle ve sevgiyle büyüttüğüm yavruların çoğunun doğal seleksiyona yenik düşüp bende yarattığı üzüntüler yııprattı. İnsanlar onlarca çocuğunu kaybetse nasıl bir psikolojisi kalır; işte bendeki durum bundan ibaret. Ağlamaktan, süekli rüyalarıma girmelerinden duygusal anlamda gücüm defalarca tükenme noktasına geldi. 

Ve bu yıl çok yavru yapanları kısırlaştırtmaya karar verdim. Belediyeden gün aldım. Ama ne oldu? En sevdiğim, biricik aşkım kızım Lilly, bu uygulamaya gerek kalmadna trafik kazasına kurban gitti. Çünkü yılda iki  kere doğuruyor, her seferinde 6-7 yavru yapıyordu. Fiziksel olarak kendini yıpratıyor, psikolojik olarak da beni. Çünkü Lilly yavrularına karşı sorumluluğu bir insan gibi, hatta daha öte çok yüksek seviyedendi. Evde her türlü mama olmasına rağmen, içgüdüsel olarak onlara sokaklardan-çöplerden tavuk parçaları getirirken, bir gün caddede trafiğe kurban gitti. Şimdi düşündükçe, pişmanlığım daha çok artıyor. Nasıl olsa 8 kere doğurmuş ve 30 yavru yapmış. Keşke kısırlaştırtsaydım ve yavrularına dışarıdan yemek taşıma ihtiyacı duymayacağından, belki daha uzun süre birlikte yaşayacaktık. Dediğim gibi kediler evde yiyecek olsa da, içgüdüsel olarak dışarıdan yiyecek taşımadan yapamıyorlar. Çünkü bütün hayvanların hayatında, onlara bakan insanlar yok ki. Onlar iç programlarına göre hareket ediyorlar.

Her neyse, diğer bir kedim Melek kızım ise, sanırım 6 kere doğurdu ve son iki yavruya kadar 20 yavrusunu yaşatamadı. Belki sütünün kalitesizliğinden, belki başka sebepten, yavruların bağışıklık sistemi güçlü olmadığı için hep en fazla 3-4 ay yaşadılar ve Melek'i en çok zahmetten kurtarmak için kısırlaştırmak istedim. 

Parktan getirdiğim Kerıl kızımı ise, daha çok kendi yavrularına karşı olan sorumsuzluğundan dolayı kısırlaştırmak istedim. İlk bir-iki ay yavrularına bakıyordu, sonra umursamıyordu, sonra kendi yavrularını bırakıp evdeki diğer kedilerin yavrularını sahiplenmeye çalışıyordu.

Belediyeden aldığım kısırlaştırma günü gelinceye kadar üzüntüden içim içimi yedi. Çünkü onları kısırlaştırılmaları için belediye görevlilerine teslim etmek, onları ölüme teslim etmek gibi geliyordu bana. Şöyle ki, çünkü psikolojilerinin olumsuz etkileneceğini, çok korkacaklarını biliyordum. O gün geldi çattı ve iki kediyi görevlilere teslim etmek o kadar zor oldu ki; kafeslere asla girmek istemediler. Sanki ödürüleceklermiş de, buna karşı geliyorlarmış gibi güçlü tepki verdiler. Üzüntümü anlatamam. Çocuklarıma kendi rızaları dışında müdahale ettiriyordum resmen. Ama bunu yapmak zorunda olduğumu da biliyordum. Çünkü artık evde 20-30 arası kedi bakmak, yaşım itibariyle çok zorlaşmıştı ve de onların  da daha rahat yaşamalarını istiyordum. Çünkü sürekli doğurmak, sürekli emzirmek yıpratıcı olsa gerek idi. Onlar bu işi içgüdüsel olarak yaptıkları için belki onları yormuyormuş gibi olabilir ama onların bu çabaları ve özellikle artık yılda 2'şer kere doğurmaları belki de yıpratıcıydı. Benim için de dediğim gibi her kedi kaybında duygusal olarak çok yıpranıyordum.

Kediler ameliyattan dönünceye kadar, ya ameliyat başarısız olursa ve başlarına bir şey gelirse endişesini yaşadım. Bir gün sonra döndüklerinde, kediler gene kendi karakterlerine uygun bir davranış içersindeydiler. Melek kızım gene sakin, Kerıl dehşet şekilde bağırıyordu. Kerıl o gün korku içersinde davranmaya devam etti. İlk yemeğini yedikten sonra akşama kadar eve gelmedi. Akşam da ben çağırınca kaçıyordu ama sonunda içeriye kendi rızasıyla girdi ve bol bol uyudu. Melek kızım da genellikle sessiz bir şekilde dinlenerek ve uyuyarak geçirdi günü. 

En önemlisi ameliyatları çok başarılı geçmişti. Ameliyat bölgesini traş etmişler, küçük bir de 2-3 santimlik dikiş bölgesi vardı. Ameliyat sonrası hareketleirnde herhangi bir aksama da yoktu. Normal hayatlarına devam ettiler. Başarılı operasyon, daha sonraki zorunlu kısırlaştırmlar için bana cesaret verdi. Şimdi Pırıl ve Fırıl var sırada ama Pırıl biraz engelli olduğu ve fazla dışarıya çıkartmadığımdan hamile kalma şansı düşük olduğu için ona bu psikolojik acıyı yaşatmak istemiyorum. Fırıl da dışarıda yaşamı seçti. Her gün görüyorum, her gün eve yemek yemeye geliyor ama acaba diyorum, hamile kalmaz mı bundan sonra. O yüzden ona psikolojik korku yaşatmak istemiyorum. Çünkü Çitoşki kzıım 3 yaşında ve hamile kalmıyor. Ama Fırıl eğer hamile kalırsa, ilk yavrularını rahim yolu darlığından doğuramamıştı ve hamile kalıp dışarıda doğurmaya kalkarsa, hayatı riske girebilir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder