BU ÜLKENİN YAŞAM BİÇİMİNİ SEVMİYORUM; Çünkü bu ülkede kedi hakları yok!
Ben inanıyorum ki, Türkiye hiçbir zaman gelişmiş bir ülke olamayacak, olamaz; 100 senedir olamadıysa, bundan sonra da olamaz. Önce gelişmişlik derken, gelişmişliğin ne demek olduğunu bilmek gerekiyor. Bazı Arap ülkelerinde de para bok gibi ama medeniyet yok, insan hakları yok, doğaya saygı yok ve görgüsüzlük diz boyu.
Bugün ne oldu; gene sokak kedilerinin mama ve su kaplarını toplayıp yok etmişler. Mama vermeye gittiğimde yerinde yeller esiyordu. Yapan da belli. Çünkü balkondan öküz gibi bakıyor desem, öküzlere hakaret olur. Hayvan gibi desem, hayvanlar bile daha anlayışlıdır. Takoz desem, cezai ehliyeti yok demek olur, bu da onun işine gelir...
Dedim ya, Türkiye hiçbir zaman gelişmiş bir ülke olamaz. Çünkü... Dediğim gibi insanın insana saygısı yok, sevgilerini kendilerine saklasınlar. Anlayış yok, duyarlılık yok. Kısaca cehalet hakim.
Bir kere gelişmiş bir ülke olabilmek için, önce % 90 küsur insanın nefret ettiği eşcinsellere haklarının iade edilmesi gerekiyor, insanca yaşamanın onların da hakkının olduğunun bilinmesi gerekiyor. İnsanların Ermeni, Alevi, Kürt, Rum, ateist vesaire diye ötekileştirilmemesi gerekiyor. Bu düpedüz cahilliktir.
Bir kere dogmatizmden, hurafelerden kurtulunması ve bilime inanılması, eğitime önem verilmesi, kitap okunması gerekiyor. Sanata önem verilmesi gerekiyor. Sanatsız bir toplum asla ve asla hümanistleştirilemez.
Yumurta kapıya dayanınca harekete geçmemek gerekiyor. Sokağa çıkma yasağının başladığı saatlerde, herkes marketlere hücum ediyor. Ulan akşama kadar aklınız nerdeydi? Sokağa çıkma yasağı olmasaydı, aç mı yatacaktınız?
Bir ülkenin nasıl olduğunu anlamak için yaşam biçimi çok güzel örnek teşkil ediyor. Şimdi dış güçler, gavur vesaire diye beğenmediğiniz Amerika, Almanya, İngiltere gibi ülkelere bakın, bir de kendinize bakın... Gerçi bunun görülip anlaşılabileceğini bile sanmıyorum. Çünkü bazı toplumlar düzeni ve gelişmişliği deü
l, kaos ve geri kalmışlığı sever. Lafa gelince kendi ülkesini eleştirirler, uygulamaya gelince şükür ederler.
EVET AÇIKÇA SÖYLÜYORUM; BU ÜLKENİN YAŞAM BİÇİMİNİ SEVMİYORUM.
Hayvan, kadın, eşcinsel, mülteci ve yaşlı haklarının, çevreye ve sanata saygının olmadığı bir ülke, asla demokratik sayılmaz!
***
Düşmalarınızdan veya sevmediklerinizden tamamen kurtulmak istiyorsanız, ortak arkadaşlarınıza da yol verin!
Sevmediğim bir insanın arkadaşı, asla ve asla benim de arkadaşım olamaz!
Sevmediğiniz insanla ortak arkadaşınız sürekli arada laf getirir götürür. Bunu biliyorsunuz değil mi? Ayağınızı denk alın o zaman!
Hayatta en büyük pişmalığın ne derseniz, kavga ettiğim insanlara ikinci bir şans vermek derim. Zaten ya kavga etmem, ya da kavga ettiklerimle bir daha asla yollarımız kesişmez. Çünkü ben çocuk oyuncağı değilim istendiği zaman küsülen, istendiği zaman barışılan. Hassas olduğum için, öyle gel gitleri kaldıramam. Yıldızımın barışmadığı ve barışmayacağına inandığım insnalardan kurtulduğum için şükrederim!
Ben insanlarla niye kavga ederim; kimseyle kavga etmeyen, etmek istemeyen bir insan olan beni bile çileden çıkardıkları için!
Dikkat ederseniz müzik paylaşımlarımda pek erkek sanatçı paylaşmam, nadir paylaşırım. Benim için makbule geçen kadın sesidir.
İranlı mültecilerin şehrimizde çok olmasının da etkisi var elbet ama en çok İran müziği dolayısıyla, bir gün Farsçayı öğrendiğimin haberini vermek istiyorum. Belki Şirazdan seyahat fotoğrafları da paylaşırım...
***
İranlı sanatçıların neredeyse hepsi Amerika'da veya Avrupa'da yaşıyor. Bir ülke için bundan daha büyük bir ayıp olabilir mi?
Cem Adrian alaturka şarkılarımızı kendince yorumlamış. Bir kere dinleyebildim. Bir kere daha ne zaman dinlerim bilmiyorum. Zerre heyecan duymadım. Çünkü kuş kondurmamış... Bir star daha söndü sanırım...
Biliyor musunuz, ben Sezen Aksu'yu canlı dinlemeyi sevmiyorum. Sezen Aksu bana göre performans değil, stüdyo şarkıcısı!
Bir kere Ajda Pekkan konserine gittim; keşke gitmeseydim. Çünkü playback idi!
Gerçek sanatçı, konserine gidince, canlı performansının doğaçlama olduğu için stüdyo kaydından daha lezzetli, kaliteli, olmasıdır. Nükhet Duru gibi. Bir kere gittim Nükhet Duru konserine. Gitmeyen anlayamaz. Gerçekten CD'lerden, kasetlerden dinlemekten kat be kat daha güzel. Gümbür gümbür...
Nilüfer'in konserine 80'lerin son çeyreğinde gitmiştim ve çok beğenmiştim. Ama son dönemlerde TV'lerde falan izlediğim kadarıyla, onun canlı performansı da tatmin edici değil...
Sahne sanatçısı olmak bambaşka şeyidir. Dinleyiciyi avcunun içine alması gerekir sanatçının. Bu anlamda ben Yeşim Salkım ve İzel'i beğenirim. Seyirci ile samimi diyalog kuruyorlar...
Sertab Erener ve Hadise'nin sesleirnin vasat olduğunu Eurovision'da görmüştük. Oysa çok popüler olmayan Pınar Ayhan, Arzu Ece, Şebnem Paker gibi sanatçılarımız CD'den gibi söylemişlerdi..
Şu şarkıyı - "Pınar Ayhan/Yorgunum Anla" her dinlediğimde tüyleirm diken diken olur... Nasıl muhteşem temsil etmişti Pınar Ayhan bizi...
Eskiden Eurovision'a performans sanatçısı gönderiyormuşuz. Son yıllarda Tele Voting için laylaylom şarkılar göndermişiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder