29 Aralık 2020 Salı

29 Aralık 2020 facebook notlarım

 Özgürlükle ilgili paylaşımları ülke genelinde yazılı beyan ile onaylayan çok az kişi oluyor. Bu da ya korkaklık ya da muhafazakarlıkla açıklanabilir.

Dindar bir ülkede "ateist veya eşcinselim" demek çok kolay olmuyor. Bunu sadece toplumsal veya iktidarların baskısıyla açıklamak kaçış olur. O kesimden olanlar da kendileirne çok inanmıyorlar. Çünkü bu ülkede ateistlik veya eşcinsellik suç veya günah değil; toplumsal baskıyı da kaldırmak senin elinde. Bana eşcinsel veya ateist olduğum için neden baskı veya engeller yok öyleyse? Kimse ne evime baskın yapıyor, ne de heyt ibne, orada dur, aramıza karışamazsın demiyor. Toplumsal baskı, kimliğiyle barışamayanların bahanesidir sadece. Neymiş, eşcinsellere iş verilmiyormuş. E kıçını başını oynatarak ucube gibi varolursan, eşcinsel olmasan da sana iş vermezler. O kadar huysuz biri olmama rağmen, ben neden yıllarca aynı iş yerlerinde çalışabildim? Çünkü bir insanın eli ve aklı iş yapıyorsa, kim senin dötüne başına karışmaz. Okey?!

Eşcinseller en büyük yanlışı, toplumsal cinsiyet rollerine uygun varolmaya çalışarak, kendi kendilerine yapıyorlar. Oya düz bir şekilde varolsalar, yani eşcinsel erkekler feminenleşmese veya ben aktifim diye eşcinselliğinden kaçmasa, lezbiyenler maskülenleşmese veya feminen olanlar da kamufle olmasa, yani doğalarına uygun düz bir şekilde varolmayı becerebilseler; bırakın homofobinin olmasını, toplumsal cinsiyet ile varolan heteroseksizmi bile yerle bir ederler. Ama nerde onlarda o kapasite; toplumsal cinsiyet üzerinden heteroseksizme yamanmaya çalışıyorlar, heteroseksizm de bunları imitasyon bulduğu için reddediyor. Gerçekten eşcinseller, homofobinin, cinsiyetçi hteroseksizmin toplumsal cinsiyet varolduğu sürece biteceğine, eşcinselliğin normal kabul edileceğine ihtimal veriyor mu? Batı'ya bakarsanız, özgrülüğün, toplumsal cinsiyetin azalmasıyla paralel olduğunu görürsünüz. Türkiye gibi geleneksel toplumların, toplumsal cinsiyet eşitliğini eşcinsellikle bir tutup karşı çıkmasının nedeni işte budur. Eşitlik ve özgürlük için, cinsiyetsiz bir toplumdan başka çare yoktur. Pardon istemeden gene transfobi mi yaptım?

İnsanların yapıları ve kapasiteleri ölçüsünde ya dogmatik ya da bilimsel hayat görüşleri olur. Arada kalanlar veya gelgit yaşayanların da aslında hamurlarında bir tarafa ait bir mayaları vardır. Çıkara veya rüzgarlara göre yön değiştirseler de, özleri bellidir. Dogmatik olanlar dini şeylere inanırlar, bilimsel olanlar ise eşitliğe, özgürlüğe ve demokrasiye inanırlar. Muhafazakar birine demokrasiyi anlatamazsın veya onların demokrasi anlayışı muhafazakarlıktır, bilimsel birine de dini şeyleri kabul ettiremezsin. Çünkü bilimsel düşünenlere göre din olgusu kişisel ve maneviyattan başka bir şey değildir. Özünde bu iki kutup aslında biribirine karşı samimi bazda kabul edici değildir. Gelişmiş ülkelerde-toplumlarda bile yasalar çerçevesinde insanlar birbirine saygılı olabilirler ama düşünceleri gene aynıdır. Mesela dindar birine eşcinselliği anlatamazsın, kabul ettiremezsin. Bunun da özünde eşcinselliğin günahlığı falan yatmaz; eşcinselliğin günah oluşu, onun muhafazakar yapısının bir bahanesidir. Muhafazakar insanlar farklılığa beyinlerini açamazlar. Onlara göre 2, 2 daha 4 eder ama 4.5 + 0.5 = 5 etmez. Matematiksel bir insana da zaten dogmatik ütopyayı asla kabul ettiremezsin. Çünkü akılı kandırmak mümkün değildir. O yüzden yapılması gereken, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde insanların birbirinin haklarına karşı saygılı olması, olmayanların ise cezalandırılmasıdır. Şu da unutulmasın ki, demokrasi, insan hakları çerçevesinde oluşturulan bir dünyada maneviyata göre yaşayanların yeri vardır ama meneviyata, dine göre oluşturulan bir dünyada demokratik insanlara yer vermezler.

HAVA DURUMUNU ÖĞRENİP, YAĞMURDAN BİR GÜN ÖNCESİNDEN YAĞMUR DUASINA ÇIKANLAR!

Meteorolojiden hava durumunu öğrenip, yağmurdan 1 gün öncesinde duaya çıkıp da,  yağmur duası sayesinde yağmur yağdığına inanan o kadar çok insan var ki daha. Bu olayı duyduğumda oha olmuştum. Bir atesit olarak ben bu bile böyle bir kurnazlık yapamam ki bilimsel insanların böyle bir kurnazlığa ihtiyacı yoktur. Ve tabiki de ardından çıkan eşcinselliğin sembolü gökkuşağı, bu duaya dahil değildir!

KADINA BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRMEDİĞİNİZ SÜRECE, KATİLE İSTEDİĞİNİZ CEZAYI VERSENİZ BİLE GENEL ANLAMDA NE DEĞİŞECEK Kİ?

Gene bir kadın öldürülmüş. Resmi ağızlar koro şeklinde katil hakettiği cezayı alacak diyor. Dünyayı ters çevirseler, gideni geri getirebilecekler mi? "SİZ", "kadın erkek eşit değildir" demiyor muydunuz? Kadın cinayetlerinin sebebinin, erkeğe verilen üstünlük hakkından alınan cesaretle işlendiğini bilmiyor musunuz? Kadın cinayetlerinin sebebinin, erkeğin malı gibi görülmesi olduğunu bilmiyor musunuz? Bir kere erkeğin, kadına soyadının verilmesinden vazgeçeceksiniz. Bir kere kadınları erkeğin üstüne tapulamaktan vazgeçeceksiniz. Bir kere vajinayı ve de kadının cinselliğini, ayıp, günah ve namus meselesi yapmaktan vazgeçeceksiniz. Kadına yetki vereceksiniz. Kadın kendisi belirleyecek nasıl yaşayacağını. Ki toplumun, insanların kadına bakış açısı değişsin. Kadına bakış açısı değişmediği sürece, erkeğin bir aksesuarı olarak görülmeye devam edildiği sürece; erkek dünyaya hizmet eden, çocuk doğuran, çocuk bakan bir insan olarak görülmeye devam ettiği sürece; kadına bakış açısı değişmeyecektir. Bırakınız artık kadınları; evlenmek isterse evlenir, çocuk doğurmak isterse doğurur, hiçbir şey yapmak istemiyorsa, yapmaz. Ama siz kadınlara, erkek egemen toplumun kimliğini giydirmeye, dayatmaya çalıştığınız sürece, erkekler de kadınlara istedikleri şekilde davranmaya devam edecek, kadın cinayetleri durmayacaktır. Bir katile hakettiği cezayı vermeniz, kadınların mağduriyetini asla ve asla gidermeyecektir. Anaokulundan itibaren, kadının bildiğimiz, öğrendiğimiz şekilde resmedilmesinden vazgeçilmesi gerekiyor. Kadın, ev işleri yapan, çocuk bakan bir kadın olarak resmedilmesin artık. Kadın, özgür bir birey olarak resmedilsin ve özgür bir birey olarak hayatta vücut bulsun. Dediklerimi belki eksik anlayarak diyebilirsiniz ki, toplumsal cinsiyete uymayan özgür kadınlar da cinayete kurban gidiyor, hatta özellikle onlar cinayete kurban gidiyor; işte bütün bunlar kadına bakış açısının ürünü; özellikle kendi resmettiği şekle uymayan kadınlar daha bir kurban olarak görülüyor. Çünkü onlar aile resminin dışında kaldıkları için, daha bir öteki olarak addediliyorlar. Her kadın cinayetinden resmi sesler yükseliyor ama sonrasında gene hiçbir şey olmamış gibi, hiçbir şey değişmeden, aynı şekilde devam ediliyor...


Murat Fırat'a....

Kimse kimsenin tapulu malı değildir, herkes istediği gibi yaşama hakkına sahiptir. Kimisi mülkiyetçi olur tek eşli, kimisi özgür çok eşli. Tek eşlilik doğada yok, ortaçağ zihniyetinden de başka bir şey değil. Sen öyle seviyorsan, öyle yaşarsın, ben hergün başka biriyle, kime ne. Tek eşlilik tek doğru değil ki, onun üzerinden eleştiri yapılsın. Eğer öyleyse, çok eşlileri eleştirenler, 99 erkek değiştirmesinler. Cinsellik temel bir ihtiyaçtır ve günde 3 kere 30 kişiyle de yatabilirsin. Bu kimseyi bağlamaz. bağlıyorsa da, hazmedemediğindenedir. Ahlakçı ahlakçı konuşanları sanki ipleyen var; herkes gene bildiğini okuyor. Ulemalar kendine saklasın ahlakçılığını...

Nasıl homofobik toplum baskısıyla eşcinseller heteroseksüel evlilk gerçekleştiriyorsa ve bu da yanlışsa, toplumsal ritüelleri gerçekleştirmeyi sadece bireylere yıkmak akıl dışıdır. Eğer insanlar eşit şekilde kapasiteli doğsalardı, dogmatik olmaz ve özgürlük başat olurdu ve aile-evlilik-heteroseksüelliğin normatiffliği vesaire olmaz, muhafazakar savunular önemini yitirirdi. Dün de dediğim gibi, hiç kimse, hiç kimseyi kendi hayat görüşüyle yargılamasın. Sen toplumsalsındır, diğeri bireysel. Benim inandıklarım, tek doğrudur diyemeyceğin gibi, olaylara daha geniş pencereden bakıp insanları anlamaya çalışmak ve yaşanılanların nedenlerini niçinlerini düşünmek gerek. Tek eşliliği savunup da beğendiği kişilere iç geçirmeyen kaç kişi vardır acaba? Bu dünyaya toplumsal kuralları ve cahillikleri yaşamak için gelmedik; nasıl hayvanlar içgüdüsel olarak doğanın zincirlerini tamamlayacak şekilde yaşıyorlarsa, insanların toplumsal kuralları da kendi çıkarına uygun ürettiği dogmatik tefarruatlardır. Ahlak bekçiliği yapanların ahlaklı olduğunu söyleyebilr miyiz; ahlakın da ölçütü benimki az, seninki çok üzerinden yapılamaz. Adam nikah memurunun izniyle tek kişiyle cinsellik yaşar, bir başka adam izinsiz çok kişiyle istediği kadar cinsellik yaşar. Burada ahlakın belirleyicisi cinsellikse, bunun biri de aynıdır, bini de aynıdır ve bunun ölçütünü birileri belirleyemez. Cinsellikte ahlaksızlığı kişilerinn azlığı çokluğuysa, o zaman insanlar sosyalleşirken de zina yapmış sayılmaz mı? Cinsellik temel ihtiyaç olduğu için egemen güçlerin çok kolay kullanabileceği toplumsal bir silahtır. Yoksa cinselliğin ahlaksızlıkla, namusla, zina denilen şeyle hiçbir alakası yoktur. Özgür bir toplum olalım; bak namus, ahlakszılık kalacak mı? Çünkü cinsellik üzerinden toplumsal baskı yapılamayınca, ahlaksızlık da sayılmayacak. Ama sen, olaya dini açıdan bakıyorsan, olaya dar bakmaktan kendini kurtaramayacaksındır...

 Sen bildiğin gibi tek eşli yaşa ve onları savun. Konuya bu açıdan cevap veren sensin; ben senin söylemin üzerine bu konuya değindim. Senin bu konudaki düşünceleirni sen söylemesen, ben nerden bileyim, nede beni ilgilendirsin. Ben Seren Serengil'e laf söyledim, sana değil. O da medyatik biri ve topluma kötü örnek olduğu için. Kalktın sen de onu savundun. Bizim bu çağda tutuculuğa değil, eşitliğe ve özgürlüğe ihtiyacımız var. Herkes tutucu ve bağnaz düşüncelerini kendine saklasın.

Murat Fırat Sen yazmasan, ben sana niye yazacaktım ki... Sen yazmadığın sürece, elbette sana yazmam mantıken... Uğraşmana gerek yok yani...

ZAYIFLAMAK İÇİN AMELİYAT OLANLARIN YÜZÜ, ŞEYTAN ÇARPMIŞ GİBİ OLMUYOR MU?

Zayıflamak için yapılan "Tüp mide operasyonu" besin tüketiminin azaltılması için midenin % 80'nin devre dışı bırakılması, "Gastrik bypass ameliyatı" ise, besin emiliminin azaltılması için midenin küçültülmesi ve ince barsağın 2 metrelik bölümünün kesilip atılmasıymış. Bu resmen insan sağlığıyla oynanmasıdır. Dışarıdan vitamin, serum gibi takviyelerle ayakta kalabiliyormuş bu tür ameliyatı olanlar. Bence bu şekilde zayıflamak istyeyenlere fiziksel değil psikolojik müdahale gerekiyor, ameliyatı yapanlara ise ceza verilmesi gerekiyor. Şekilci dünyada insanlar bu tür ameliyatlar olmak isteyebilir ama yasal olarak buna bir sınırlama getirlmesi gerekiyor. Çünkü ameliyat denilen şey riskli bir şeydir ve zorunlu olmadıkça yapılmamalıdır. Ben de diyordum ki, bu tür ameliyat olanların neden yüzleri şeytan çarpmış gibi oluyor. Demek yeterli besini alamıyorlar.

YAŞANMAMIŞ HAYATTA TÜM ZAMANLARIN GÜZELLİK İKONU OLSANIZ KAÇ YAZAR AYOL?!

Kedilerim bir öğün bile iştahsız olunca, hemen panik yaparım eyvah ölecekler diye ve hemen sevdikleri yiyecekler ile iştahlandırmaya çalışırım. ÇÜNKÜ CANLI, YEMEYİNCE ÖLÜR. Buna rağmen bazı insanların, her türlü imkanları olmasına rağmen mide küçültme gibi ameliyatlarla yemek yemekten vazgeçmlerinin akıl dışılıktan başka bir açıklaması olabilir mi? Bunları Afrika'ya süreceksin ki, bırakın açlığı, susuzluğun ne demek olduğunu anlayınca, böyle hastalıklı hastalıklı ruh halleri sergilemezler. Evrenin size bahşettiği bedeninize ihanet edeceğiniz, aklınızı çalıştırıp iradenizi güçlendirin ve kontrollü yiyin. Mesela Marilyn Monroe güzellik konusunda bir ikon ama psikolojik rahatsızlığı yüzünden 36 yaşında ölmüş. Yaşanmamış bir hayatta, tüm zamanların güzellik ikonu olsan kaç yazar ayol!

38 kiloya kadar düştüğü de iddia edilen Angelia Jolie, 2020 haberlerinde 169 cm. boyuna rağmen 45 kilo olduğu söyleniyor. İnsan vah vah demeden duramıyor.

MİLLİ BAYRAMLAR YASAK, YILBAŞI YASAK, EUROVİSON YASAK, DANSÖZ YASAK, EŞCİNSLELİK YASAK... SIRADA DAHA NE VAR ACABA..?

Milli bayramlar yasak. Korona'dan önce de terör gerekçesiyle milli bayram kutlamaları yasaktı. Hatta bir ilçede kız öğrencileirn etek boyu kısa gerekçesiyle kutlamaya engel çıkartıldı. https://odatv4.com/iste-tarih-tarih-akpnin-milli-bayram... 

Şimdi de Korona gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı Yılbaşı kutlamalarına izin verilmeyeceğine dair açıklamada bulundu. Yılbaşı gecesinden itibaren neden 4 gün sokağa çıkma yasağı var; Yılbaşı kutlaması yapanlar ertesi gün evlerine gidemesinler diye. 4 gün aynı evde bulunulamayacağına göre, insanlar biraraya gelemeyecekler elbette. Bunun başka bir açıklaması olamaz. Bana göre, AKP yılbaşı kutlamasını bir Hristiyan geleneği diye unutturmak istiyor. Tıpkı yıllar sonra kendi ağızlarıyla açıkladıkları gibi Eurovision şarkı yarışmasına eşcinsellerin yarışması diye katılmayıp,  puanlama sistemini gerekçe göstermeleri gibi.

MADONNA TÜRKİYE'DE NE ZAMAN YASAKLANACAK?

Bir kenara not edin. Bir gün Türkiye'de Madonna bile yasaklanabilir. Zamanında , Eurovision'a eşcinsellik yüzünden katılınmadığını, bundan sonra yarışmada bırakın temsiliyeti, ertesi yıl yayınlanmayacak bile dediğimde yarışmanın gedikli sunucularından Bülent Özveren bile buna gülmüştü, o kadar da değil demişti. Ne haber Bülent Özveren, dediklerim çıktı mı? Muhafazakarlığın ne demek olduğunu, benden daha iyi kimse bilemez ve asla ve asla hiçbir şekilde iyiniyetle bakamam muhafazakarlığa!

Not: Madonna ismini sembolik manada kullandım. Ülkede sanat şunda yarı resmi olarak Korona gerekçesiyle yasak zaten!

İnsanın çocukluğunda bazı şeylerin zihnine kazınması, o şeyi çok sevdiğinden değil, geçmişte takip edilecek şeyler sınırlı olduğundan, televizyona ne çıkarsa baktığımız, hatta kaçırmak istemediğimiz için. Mustafa Kandıralı da çocukluğumuzda hafızalarımıza kazınan unutulmaz isimlerden İDİ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder