Eğer Atatürk gibi dünyanın en büyük dehası bu coğrafyalardan geçmeseydi, kaderimiz bok gibi olurdu. Atatürk sadece kendi milletinin kaderini çizmemiştir; bu bölgedeki bütün coğrafyanın kaderini çizmiştir. Çünkü Artatürk salt Türk Milletinin lideri değildir; Atatürk eşitlik, özgürlük, demokrasi, medeniyet, bilim, eğitim, hak-hukuk, insanlık vs. demektir! Atatürk hakkında atıp tutanlar kendini bilmeyen zavallı cahillerdir: Oturup da iki cümle yazı okumayan insanların Atatürk'ü anlama şansı olamaz zaten. Atatürk hakkında gerzek gerzek konuşanların, ağızlarına ağızlarına vurasım geliyor.
Şu hayatta aşık olduğum tek insan Atatürk'tür..!
Eğer Atatürk olmasaydı, eşcinsellerin idam edildiği Doğu ülkeleri gibi olurduk! Atatürk'ü sevmeyenler, bunu istiyor zaten!
Bizlere sadece vatan sevgisini öğretmedi...
Atatürk'ü anlamak istemeyen kadınların kaderi birey olamamaktır!
Eğer Atatürk olmasaydı, bu ülkede kadın hakları olmazdı; kadınlar okula gidemez, oy kullanamaz, milletvekili-bakan-başbakan seçilemez, araba süremez, burkaların içinde boğulurdu. Evet burka kötü bir şeydir, açıkça söyleyeyim! Bedeni yağmurdan, güneşten, insanların bakışlarından saklamak ne demektir; cahilce buluyorum bunu!
Eğer Atatürk olmasaydı, sanat diye bir şey olmazdı bu ülkede. Sadece hat sanatı diye bir şey olurdu. Günümüzde bile yobaz zihniyetler resime puta tapmak, heykele ucube, müziğe günah diye karşı çıkmıyorlar mı? Şu 20 yıllık iktidar var ya, eşcinsellerin yarışması diye bir zamanlar milletin milli davası haline gelen, kendimizi tanıttığımız uluslararası platformlardan biri olan Eurovision Şarkı Yarışması'nı bile yasakladılar. Şu son 20 yılımızı karanlık yıllar olarak ilan ediyorm keşke yaşamasaydık dediğim. Hani o bazı kişiler var AKP iktidarını yerlere göklere koyamayan, yazık diyorum onlara. Ben çocukluğumda TRT 3'te klasik, caz, rock programları dinlerdim; adamlar dinleyicisi yok diye onları bile yasakladılar. TRT'de Pazar konserleri olurdu, bale olurdu... Biz bunlarla büyüdük. Tabi benim söylediklerim yobazlar için bir şey ifade etmez. Çocukuluğumda temelini attığım geleceğimi, bu iktidar mahvetti!
Son 20 yıl, bizi en az 200 yıl gerileten Türkiye'nin karanlık yıllarıdır...
ATATÜRK VE SANAT!
"Atatürk: Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir."
Müzikten dansa, tiyatrodan sinemaya, operadan baleye, resimden heykele bütün sanat dallarının gelişimi için çaba sarfetmiştir.
Müzik, Atatürk’ün en büyük tutkularının başındaydı. Türk sanat ve halk müziği dinler, halk oyunlarına ilgi duyardı. Yöresel türküleri dinlemekle kalmaz, eşlik de ederdi. ‘Sarı Zeybek’ gibi halk oyunlarını fırsatı oldukça oynardı. Safiye Ayla’nın sesini çok beğenirdi. Rumeli türkülerini severdi.
Dans etmeyi de oldukça seven Atatürk, katıldığı davetlerde kısa süreli de olsa danslara icabet ederdi.
Atatürk, şiire ayrı bir önem verirdi. Kendi anılarından öğrendiğimiz kadarıyla, gençlik yıllarında şiir yazardı.
Müziğe büyük önem vermesi sebebiyle 1 Eylül 1924’te ilk ‘Musiki Muallim Mektebi’ açılarak, 1928-1933 yılları arasında öğretmen, orkestra elemanı ve askeri bando elemanı yetiştirmeye çalışıldı. 1925’te bir yarışma düzenlenerek sanatçı ve müzik öğretmeni yetiştirmek üzere Berlin, Paris, Budapeşte, Prag gibi Avrupa’nın önemli kültür şehirlerine yetenekli gençler gönderilmeye başlandı.
1926 yılında Batı müziği bölümü eklenmiş olan Darülelhan konservatuara dönüştürüldü. Daha sonra ‘İstanbul Belediye Konservatuarı’nda geleneksel Türk sanat müziği eserlerinin saptanması için ‘Tesbit ve Tasnif Heyeti’ kuruldu. 1934 yılında ‘Milli Musiki ve Temsil Akademisi Kanunu’ ve ‘Devlet Konservatuarı Kanunu’ çıkarıldı.
1927’de İstanbul’da teşkil edilen ‘Sanayi-i Nefise Birliği’, tiyatro eğitimine başladı. Devletin sanatı desteklemesi gerektiğine inanan Atatürk’ün emriyle 1930’da yürürlüğe giren Belediyeler Kanunu’nun 15. maddesinde, tiyatro binası yapma ve tiyatro topluluğu kurma hakkı belediyelere ‘ihtiyari’ bir görev olarak tanındı. 1 yıl sonra alınan bir kararla, Dârülbedâyi ‘Şehir Tiyatrosu’ adını aldı. Bu tiyatrolar günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak Harbiye, Fatih, Kadıköy, Üsküdar ve Gaziosmanpaşa sahnelerinde faaliyetini sürdürmektedir.
Operaya destek vermek için 1930’da ‘İstanbul Opera Cemiyeti’ kuruldu. 19 Haziran 1934’te Türkiye’yi ziyaret edecek olan İran Şahı Rıza Şah Pehlevi onuruna, Atatürk’ün yönergeleri ve denetimi ile ‘Özsoy Operası’ yazıldı.
1930’lu yılların İstanbul’unda kültür sanat yaşamı oldukça hareketliydi. Düzenlenen balolar, konferanslar ve ardından gerçekleşen müzik dinletileri sanatsal bir şölen niteliğindeydi. Atatürk, bir yandan bu etkinliklere katılırken, diğer yandan da başka sanat kollarına ilgi duymaya ve destek vermeye devam etti. Zaman zaman sinemaya da gider ve filmleri takip ederdi.
‘Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’ olarak 1908’de kurulan topluluğun, 1921’de ‘Türk Ressamlar Cemiyeti’, 1926’da ‘Türk Sanayi-i Nefise Birliği’ ve daha sonra da ‘Güzel Sanatlar Birliği’ adını alarak modern sanat akımlarının temel taşları arasında yerini almasını sağladı. 1927’de ‘Güzel Sanatlar Enstitüsü’ne dönüştürülen ‘Sanayi-i Nefise Mektebi, bugün hâlâ Mimar Sinan Üniversitesi bünyesinde Güzel Sanatlar Fakültesi olarak mevcudiyetini sürdürmektedir.
Atatürk, heykel sanatına verdiği önemi “Dünyada medeni olmak, ilerlemek ve olgunlaşmak isteyen herhangi bir millet, mutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir” sözleriyle gösterdi.
Habertürk
Heykele-plastik sanatlara puta tapmak diye karşı çıkmak, hurafelere inananların cahilliğinden başka bir şey değildir!
Şu hayatta bilimsel gerçeklere inanmak varken, hurafelere inananlarla yan yana yaşamayı hiç istemezdim. Tükettiler hayatımızı!
Ben bilinmezlere değil, ATATÜRK'e inanıyorum! Var mı itirazı olan?!
Eğer Atatürk olmasaydı, bu ülkede spor en fazla erkeklere mahsus olurdu, o da sadece bazı branşlarda. Oysa ülkemizi sporda günümüz itibariyle uluslararası platformlarda erkekler değil, kadınlar temsil etmektedir! Ve yobaz kesim kolları bacakları açık diye kadın sporcularımıza karşı çıkmakta, muhafazakar şehirlerde bazı branşlarda Bursa Büyük Şehir Kadın Voleybolu gibi kadın spor kulüpleri kapatılmaya başlamıştır...
Eğer Atatürk olmasaydı en başta uluslararası bir alfabemiz olmaz, okumuyan bir millet olarak bu bizi daha da cahil bırakırdı. Zaten yobazların amacı da, istedikleri şekilde yönetmek için cahil bir millet!
Eğer bu millet Atatürk'ü layığıyla anlasaydı ve de anlamak isteseydi; şu anda geri kalmış değil, gelişmiş modern bir ülke olurduk!
İnsanlara tavsiyem, Google'a girin, Atatürk yazın ve okumaya başlayın; yemin ediyorum hayata bakış açınız değişecektir!
Atatürk'ün her sözünde insan gelişimine katkı sağlayacak bir yaşam felsefesi vardır!
SON 20 YIL, TÜRK EKONOMİSİNİN ÇÖKÜŞÜ, DİBE VURUŞUDUR!
Türkiye Cumhuriyeti kurulalı yakında 100 yıl olacak. Ama bir vatandaşım maaşı ev kirasını ödeyecek kadar bile değil. Sonra bir de Türk parasının hiç olmadığı kadar değerli olduğundan, Türk ekonomisinin hiç olmadığı kadar iyi olduğundna bahsediyorlar. Siz dalga mı geçiyorsunuz? Dolar ve çeyrek altın bin liraya dayanmış. 20 sene önce çeyrek altın sadce 2 lira idi, şimdi ise 850 lira. Eskiden düğünlerde ve yeni doğanlara çeyrek altın takardık, o bile hayal oldu. AKP iktidarı bizi açlığa mahkum etmek dışında kültürel erozyana da uğrattı adeta. Çünkü üretim diye bir şey kalmadı. Tarım ülkesi olmamıza rağmen, mevsiminde sebze meyve yiyemez hale geldik. Akşam pazarında domates ve hıyarın 5 kilosunu bir liraya aldığımı bilirim ben. Oysa domates-biber-patlıcanın 20-30 liraya çıktığına, sarımsağın 125 liraya çıktığına şahit olmadık mı? Sonra da bazı cahiller sebze kuyruğunu, AKP'nin vatandaşı düşünmesi olarak ifade ettiler. Beter olun! Türkiye dünyanın en büük buğday üreticisiyken, buğday ithal eder hale geldik, bundan daha ötesi var mı? Poşeti bile parayla satın alır hale geldik. Doğayı imara açanın çevreciliğine mi inanacağız? İkinci dünya savaşında sıfıra vuran Avrupa'ya bakın; kişi başına milli gelir 50-100 bin arası. Lafa geldi mi Avrupa'ya saydırırız ama kendi icraatsizliğimizi kör-sağı-dilsiz! Bİ' DAHA BETER OLUN!
10 Kasım 2020 facebook notlarım
Gaspçılar idam edilmeli derken ne kadar haklı olduğumu anlayabiliyor musunuz? 26 yaşındaki hırsız 70 yaşındaki kadının kafasına odunla vura vura öldürmeye çalışıp bileziklerini çalıp kaçmış. Kadın ölü takliid yapmasa, öldürmeden gitmeyeceği o kadar açık ki... Şimdi bu hırsız sadece hırsızlıktan ceza vereceklerdir büyük ihtimal. Oysa o kadın ölebilirdi bile...
Gaspçılar, hırsızlar, hak yiyenler idam edilmeli!!!
Küresel ısınma sonucu dünyanın sonu gelecek ve dünya üzerinde yaşayan tek bir insan bile kalmayacakmış... Hohohoho..! İnsan neslinin sonunu eşcinsellik getirecek diyenlere duyurulur... Geri zekalılar sizi...
Ermenistan Karabağ'dan çekilmeyi kabul etmiş...
Dışarıda çay içtiğimde ben çayınız soğuk veya bayat demeye utanıyorum da, onlar bana soğuk ve bayat çayı dayamaya utanmıyorlar!
Dışarıda ben genellikle gazoz içmeyi tercih ederim; çünkü çaydan daha garanti. Çay gibi bayat veya soğuk olmuyor.
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, bir standardı ve garantisi olmadığı için yediklerimize ve içtiklerimize bile güvenemiyoruz!
Türkiye'de aynı markanın sonraki üretimleri bile öncekini tutmuyor. Mesela bugün aldığın yoğurt lezzetli, ertesi günkü ekşi..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder