Biliyorum, bazıları beni sevmediğini zannediyor; sevmemek için o insandan zarar görmek gerekir çünkü. Arkamdan yapılan olumsuz dedikodular kulağıma gelmiyor değil; elbette o kişiye karşı bir mesafem oluşuyor ama tınlamıyorum aslında. Çünkü bir insanın yapısından dolayı dedikodusunu yapmak, dedikodu yapan kişiyi bağlar, onun "cehalet"iyle ilgilidir durum. Bana bariz kötülük yapanlara karşı elbette iyi şeyler düşünmüyorum ama cahillikten kaynaklı bana zarar vermeyen olumsuzlukları kaale almadığım için, bende olumsuz bir duygu oluşturmuyor bile. Biri bana ibne dediği zaman, yazık cahil diyorum. Yaa, insanın hamurunda sevgi varsa, zorlamakla nefret oluşmuyor; insan DNA'sını değiştiremez ki. Çünkü ben pozitif şekilde yaşamaktan çok haz duyuyorum ve birilerinin negatifliklerle beslenme şekli yüzünden, beni mutlu eden bakış açımı niye değitireyim ki? Mesela kedilere, kötü bir kelimeyle seslensen ne hissederler; işte ben de öyle birisiyim. O kişi kötüyse, cahilse, bu durum niye beni bağlasın ki; ışığı göremiyorsa, hatta bile isteye karanlığı tercih ediyorsa, o kişilerden uzak durmak tek çözüm. Yalnız sevgiye dönüşen her kişi ve şeye de kapım açıktır. Yeter ki nefreti soyunup da gelsinler..
FOTOĞRAF KONUSUNDA SAÇMALAMALARIMIZ!
Korkularımız bizi kısıtlıyor, özgürlüğümüzü elimizden alıyor. Mesela kapalı toplumlardan sayabileceğimiz Türkiye'de bir "fotoğraffobi" vardır. Kimse fotoğraf çektirmeye yanaşmaz; Çünkü
- ya kötü amaçlı kullanılacağından korkulur,
-ya fotoğraftaki kişileri kendine yakıştırmaz,
-ya fotoğraftaki kişiyle ilişkilendirilmekten korkulur,
-ya da o gün kendini güzel hissetmediği için çirkin çıkmaktan korkulur, vesaire.
Oysa tanıdığın insanlar nasıl kötü amaçlı kullanabilir ki o fotoğrafı. Fotoğraf çekileceğin kişiyi kendine yakıştıramıyorsan, o kişiyle hayatı da hiçbir şekilde paylaşma o zaman; o kişiyi kullanıyorsun demektir bu o zaman.
O kişiyle ilişkilendirilmekten korkuyorsan, gene o kişiyle hayatı paylaşma derim.
Ve kötü çıkmaktan korkuyorsan, bu kendine özgüvenin yok demektir; malzemen ne ise, o çıkacak, daha kötü çıkamazsı ki; iyi çıkıyorsan, orada bir hile vardır; asıl kötü olan budur aslında. En doğrusu olduğun gibi çıkmaktır. Kendimizle barışmayı denemeliyiz; fotoğraflarda mümkün olduğunca çirkin hallerimizle poz vererek, kendi gerçeklerimizle yüzleşip alışmalıyız. Mesela eskiden ben de burnumu sevmezdim. Burnumu sevmeyi öğrendim, hatta burnuma aşık oldum. Korkularımızdan, yanlış öğretilerimizden kurtulmalıyız. Şu şöyle olmalı, bu böyle olmalı diye bir şey yoktur; en doğrusu, en güzeli olduğu-n gibi olmaktır.
Benimle ilgili fotoğraf çktirme problemiyse, büyük ihtimal eşcinselliğimdir. E tabi yakışıklı, ünlü ve de heteroseksüel biri olsaydım, belki fotoğraf çektirilmek için yarışılınırdım. O yüzden benimle fotoğraf çektiren herkese teşekkür ederim.
Fotoğraf anı belgeleyen en doğru belgedir. Söz uçar, yaşanılan anlar unutulabilir. Çünkü anılar birike birike önceki yaşanılanlar altta kalır ve hatırlanmayabilir. Oysa geşmişi, güzel anları hatırlamak bizi pozitif anlamda iyileştirecektir. Bu fotoğrafla çok mümkün.
Benim fotoğraf çekmeyi çok sevmemin sebebi ise, sevdiklerimle anı belgelemek. Başka hiçbir amacım yok. Fotoğraf olayını seviyorum ama bu, bir anı belgelediğim fotoğraflardan farklı bir durum. Yani estetik anlamda fotoğrafçılık adına çektiğim fotoğraflar, hayatı paylaştığımız bir anı belgelemek farklı bir şey...
Kendi kendimizi, yapımıza uygun, içimizden geldiği şekilde yaşayacak bir insan olarak doğurma şansımızı kaybetmeyelim!
BENİ, BEN OLARAK, BEN DOĞURDUM!
Eğer ben topluma uygun şekilde yaşasaydım, bu benim ölümüm olurdu! Bir eşcinsel olarak kadınları cinsel ve duygusal olarak sevemediğim için onlarla yatağa girmek ölümüm olurdu mesela. Bir aile olmak ve kalabalık yaşamak, kafayı yememe sebep olurdu. Birilerinin bana müdahale etmesi, kolumun kanadımın kırılması gibi bir şey olurdu. Mesela inanmadığım dini ritüelleri yapmak, derimin yüzülmesi kadar bir işkence olurdu benim için. Hayvanlarla iç içe yaşaMamak, dünyanın en büyük sevgisizliği olurdu benim için... Gibi gibi...
Asya'nın "Dönmem Yolumdan" albümünü o dönem o kadar çok sevmiştim ki, hala da çok seviyorum, müzik marketlere her gittiğimde, ya bozulursa, ya başına bir şey gelirse diye sürekli bu albümden alıyordum. Şimdi kaç tane Asya - Dönmem Yolumdan albümüm var bilmiyorum. Sakın aklınızdan bile geçirmeyin; kesseniz de, bir tanesini bile vermem!
Sürekli müzik dinlemek, sanatçıları takip etmek beni öyle mutlu ediyor ki. Ben çocukluğumdan beri böyleydim.
İnsanın kendini mutlu eden bir dünyası olunca, dolayısıyla koşullanmışlıklardan soyut yaşayınca, sanki bulutların üstündeymiş gibi mutlu oluyor...
Ayaklarımı bilerek çıplak bıraktım, bilerek üşüdüm soğuğu hissetmek için. Şİmdi çorapları giyip, sobayı yakacağım; Hayatı anlamlı kılmak adına..!
Ben sorunsuz yaşarken, insanları ve hayvanları düşününce, evet gerçekten üzülüyorum, vicdanım rahatsız oluyor çaresizliğimden...
Hayatta herkes bir insan ve bir hayvanın sorumluğunu alsaydı, dünya dertsiz olmaz mıydı?
Bu arada arkadaşlık teklifimi kabul eden herkese içten teşekkürlerimle...
Koronavirüs sebebiyle Yılbaşı kutlaması yapılmayacakmış! Biz kutlamıyorduk zaten. Evlerde Mevlid de okutulmayacakmış. Okutmuyorduk zaten!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder