Önce piyasalara değineceğim. Artık neredeyse dijitale döndük, müziğe bizim gibi para vermeyen ülkelerde ise, resmi olmayan sitelerden indirme ve de özellikle Yotube'dan dinleme ve indirme şeklinde bir müzik alış-verişimiz var. Sanatçıların ve şirketlerin de 1 numaralı ulaşım mecrası YouTube. Çünkü dijitalden de yeterli satış yapıldığını sanmıyorum. Artık Yotube'da ne kadar tıklanırsa şarkı, o kadar reklam geliri... Bir albüm çıkar çıkmaz hemen Youtube'a yükleniyor. Çünkü albüm sadece basılı bir kayıt; sanatçının kartviziti, dinleyici olarak da sadece kolleksiyonerlerin umrunda basılı malzeme. Albüm bile yapılmıyor artık; bir şarkı hazırlanıp, hemen Yotube'a yükleniyor. Hem de teknolojinin geliştiği bir dönemde stüdyoya bile ihtiyaç duyulmadan. Eğer sesin varsa, yeteneğin varsa, zaten stüdyoya ne hacet ki; Melek Mosso'ya bakın; evdeki canlı kayıtla ve cover bir şarkıyla bile 50 milyon tıklanıyor. Çünkü müzik yapıyor(çalıyor-söylüyor) ve stüdyo düzeltmelerine ihtiyacı yok. ASLINDA MÜZİĞİN ŞİRKETLERE BAĞLI KALMADAN ÖZGÜRCE YAPILMASI, MÜZİĞİ ZENGİNLEŞTİRİYOR ÖNÜNDEKİ TİCARİ UNSURLARA GÖRE ŞEKİLLENMEYİ BERTARAF ETTİĞİ İÇİN. Artık müzik şirketlerinin kıroluğu bitiyor bir anlamda. Sanatçılara ticari kazanımları için "sen bunu da söyleyeceksin" lüksleri kalmadı. Al şirketini, çal başına! Sesin varsa, şarkın varsa; başka hiçbir şeye ihtiyaç yok. Teknoloji emrine amade. Orkestra yok, kayıt stüdyosuna ihtiyaç yok, basıma ve dağıtıma ihtiyaç yok. Çal, söyle ve bir tuşla bütün dünyaya ulaş; eğer şarkının ve şarkıcılığının gücü varsa. Merak etmeyin, matrah bir şeyseniz, ulaşırlar size.
Dijitale, teknolojik iletim araçlarına dönülünce, insanlar da müzik albümü almayınca ne oluyor; müzik reyonları küçülüyor, hatta kapanma noktasına geliyor. Kitap-müzik zinciri, Denizli'deki müzik reyonunu kapatacakmış yakında, söylenenlere göre. Çünkü kimse albüm almıyor diyorlar. Bu zincir, yabancı albümlerini % 50 indirimde satıyor şu anda. Unutmadan, Denizli'de şu anda kapanmak üzere olan kitap-müzik mağaza zincirinin şubesi dışında bir tane bile müzik albümü satan yer yok. Ben plak dönemini bilmediğim için, o dönemki plakçıları pek bilmiyorum gibi bir şey. Lise Caddesi'nde vardı, garajda vardı, Cumhuriyet Lisesi'nin yanında vardı, Çınar'da vardı, vs. Kaset ve CD dönemindeyse, Servet ve Gökdemir hakimdi piyasaya garajdaki. Bir de Çınar'da vardı. Zaten AVM'ler açılınca, oralarda satılmaya başladı müzik albümleri. Teras Park, Kipa, Migros, Carrefour, vs. Ben de albümlerimi 2012 yılından beri internet üzerinden alıyorum. Çünkü en az % 20 olmak üzere % 50'lere varan indirimler olabiliyor internet üzerinden satışlarda. Müziği radyo ve TV'den de dinlemediğimi farkettim. Çünkü Youtube'dan her şekilde ulaşabiliyorsun. Benim internette çok işim olduğu için, Youtube'dan müzik dinlemek de kolaylık sağlıyor zaten. Değişen-gelişen müzik zevkimle veya yapıma paralel olarak da diyebiliriz, Babylone bana daha çok hitap eden bir radyo. Güncel yabancı pop dinlemek için de, çıktığı günden beri en ideal olanı Power FM. Aklıma gelmişken
Yotube'un bir güzelliğinden daha bahsedeceğim. Eskiden bir çok şarkıya ulaşamazdık. Şimdi Youtube sayesinde hepsine ulaşabiliyoruz gibi bir durum mevcut, 80'lere fakan. Hem de plak, kaset zahmetine girmeden. Çünkü o tür basılı malzemeler üzerinde kaldı bu kayıtlar ve dinlememiz mümkün bile olmayacak belki Youtube olmasa. İnternet, Youtube müziği yaşatan bir mecra gerçekten. Benim gibi obsesifliğine müziği basılı albüm olarak aracı edenlerin de keyfi bitme noktasında. Ama ben bunu dert etmem. Ben müziği elimde nasıl kalıcı olarak tutabilirim derdinde olanlardanım. Plak beni bozardı takıntılı olduğum için. Çünkü çizilir, kırılır; git bir daha al, git bir daha al; masraf ve moral bozukluğu. Beynime dünyanın bütün müzikleri transfer edilse de rahata ersem diye bekleyenlerdenim. Veya bir müzik çipi olacak ve vücudumuza yerleştirilecek, yeni şarkıları da oraya yükleyebileceğiz! Bana uzak gelmiyor bu düşünce. Kimin aklına gelirdi CD'ler, dijital..?
Yazımın imla hatalarını düzltirken, Youtube'da Hande Mehan çalıyordu; Sen Beni Güzel Hatırla... Ne kadar güzel bir şarkıymış. Al işte bir gitar, bir tuşlu müzik aleti... Alıp seni götürüyor; orkestraya ne hacet. Çünkü şarkıcının sesi zaten çok sesli-çok duygulu!
Müzikteki bu teknolojik yolculuk, bizimki gibi müziğin sadece eğlence ve melankoliye denk düştüğü toplumlarda ise hiç umurda değil. Çünkü bu değişim onları zerre kadar bile etkilemez. Çünkü hayatlarının odağında müzik yok. Müzik şirketi sahipleri de zaten o kafadan ki, eldeki eski çok değerli albümler bile tekrar basılmıyor. Çünkü kafalar dediğim gibi sadece tüccar; sanat nedir bilmiyorlar. Adam kim kazandıracaksa, ona yatırım yapıyor. Neden hiç kadın müzik şirketi sahibi yok; Selda'yı saymam. O kendi albümleri için yaptı bunu. Dünyanın müziğini de heteroseksizm belirliyor ne yazık ki! Müzik ticari bir unsura dönüşmeseydi, elbette bu kadar gelişemezdi ama bunu biraz daha sanatsal manada geliştirebilirdik diye düşünüyorum. Tüccar zihniyeti yüzünden bazı sanatsal değeri yüksek şarkıların, kabiliyetlerin ortaya çıkamadığına inanıyorum. Çünkü bir şeyin alıcısı olmayınca üzerine gidilmez ve o duygu yok olur gider. Çünkü herkes zorluklarla mücadele etme yolunu seçemeyebilir yapısı gereği. Yıldız Tilbe veya Nazan Öncel mücadeleci olmasalardı, belki de birisi ev kadını, diğeri de iş kadını olurdu! Birisi albüm çıkarılmadığı için, birisi de beste bulamadığı için besteciliğe yönelmiş çünkü.
Müziğimizin neden evrenselleşemediğine de değinmek istiyorum. Biz ne kadar evrenselsek kafa yapısı olarak, müziğimiz de o kadar evrensel olabilir ancak. Türkü sadece bağlama ile çalınmalı diyen bir zihniyet nasıl evrenselleştirecektir ki müziğini? Deneysel bir şey yapmak isteyene ne kurumsal mecralar izin veriyor TRT gibi, ne de para etmez diye tüccar zihniyetli müzik şirketleri. Ama gerçek sanatçı, belli bir düzeye geldikten sonra, kafa tutabilmeli şirketlere; Ajda Pekkan gibi olmamalı. Ajda Pekkan müziğini güncellemiyor, ticari müzik yapıyor bence. Bakınız, 90'lar, 2000'ler... O da bir başarı diyebilirsiniz varoluş adına; ama bu Ajda Pekkan'ı Demet Akalın'dan üstün kılmaz o zaman. Ajda Pekkan şarkıları bence ilkelliğe doğru gitmiştir müzikalite olarak. Piyasada kalabilmiştir ama ticari olarak. 35 senedir Ajda Pekkan müziğinden bahsedebilir miyiz. HAYIR! Süperstar 1-2-3 albümleri demektir Ajda Pekkan benim için sadece. Tarkan da "Kuzu Kuzu" demek sadece. Neden bu isimleri örnek verdim. Starlar ya hani, müziği müzikalite olarak evrimselleştirebilmişler midir? diye. Benim için iyi müzik nedir biliyor musunuz; elim o sanatçının şarkılarına gidiyor mudur dinlemek için? Ne Ajda'nın, ne de Tarkan'ın eski şarkılarına gider benim elim. Bunlar birer showstar bence. Hele erkek sanatçı olarak ülkemiz müzikalite olarak çok kısır. Hala Erkin Koray, Barış Manço dinliyorsak..! Mesela ben Nilüfer'in her şarkısına dönebiliyorum. Çünkü içine sinen şarkıları söylemiş; piyasaya göre değil. Nükhet Duru'nun yaptıklarını anlamak için ise bir ömür yetmez. Herkesin burun kıvırdığı Aç Gözünü Adamım, Nadide albümlerinde bile bir deneysellik mevcut bolca...
Bana göre Türkiye'de sadece iki star var; Nilüfer ve Nükhet Duru. Sezen Aksu, Nazan Öncel birer ozan. Bakınız, bir ozan-besteci çok güzel şarkılar yapabilir ama sonuçta aynı kafadan çıktığı için benzer ölçüler-duygular taşır ve aynı kişi tarafından-kendileri tarafından söylenirse tekrar gibi olur ve tat vermeyebilir. Bunu Sezen Aksu, Nazan Öncel ve Yıldız Tilbe'de, Sıla'da, Gülşen'de sıkça görüyoruz. Mesela Sezen Aksu'da bir duygu yoğunluğu mevcut yüksek seviyeden ama nereye kadar tekrar tekrar dinlenebilir. Ama 70'ler ve Firuze'ye kadar olan dönemi seviyorum. Çünkü o zaman kadar popu Arabeskleştirmemişti daha Sezen Aksu! Tabi Işık Uzak Doğu'dan Yükselir gibi efsane çalışmalarını apayrı bir yere koymak gerekiyor. Onlara lafım yok ama bunlar da bu ülke dinleyicisi anlamında Sezen Akksu'ya zarar ettirmiştir müziğimize kazandırsa da. İyi ki de yapmış bu tür deneysellikleri, diyorum. Yanlış anlaşılmasın, benim Sezen Aksu'yu sevmemek gibi bir lüksüm olamaz. O olmasaydı, müziğimizin de % 50'si olmayabilirdi gibi klişe bir laf edeceğim ama geriye dönemiyorum dinlemek için Sezen Aksu'ya da, 70'ler ve 80'lerin ilk çeyreği hariç şarkılarını dinleme babında. Şarkı dinlemek çok özel bir keyif aslında. Mesela şu anda Karsu Dönmez piyano ile Divane Aşık Gibi şarkısını söylüyor bir kızla düet yaparak; müzik zevkimin etekleri zil çalıyor keyiften, aldığı hazdan.
Müziğimizin evrenselleşememesinin sebepleri konusunda söylemek istediğim yarım kaldı aslında. Her şeyi sektör kadar toplumun bireylerinin müziğe bakış açısı da belirliyor. Çünkü onların müzik anlayışları "kıt-çok özür diliyorum" olunca, kapılarını dünya müziğine kapatıyor, müziklerini evrenselleştireck deneyselliklere prim vermiyorlar; piyasa da onlara göre yönlendiriyor müziği; yani talebe göre arz. İnsanlara evrensellleştirici bir şeyler sunmuyor sektör de ticari kayba uğramamak için. Müziğimizin Müslüm Gürses ile falan sınırlandırlması ne kadar vahim. Yani bir nebze dinlenebilir ama Müslüm Gürses olayı bana göre çok abartılıyor; trajik toplumun melankolisi gibime geliyor bana Müslüm Gürses olayı. Yani Selami Şahin falan varken bu ülkede... Yani Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur'u bile solladı Müslüm Gürses müziği; adına müzik bile demek istemiyorum gerçi. Gören de Leonard Cohen falan sanacak! Entellere sorsan, onlara göre de Müslüm Gürsses bir Leonard Cohen'dir. Peki neden Ceseria Evora kadar evrensel değil Müslüm Gürses? Çünkü bizim kültürümüz evrensel değil veya evrenselleştirilememiş en başta; acılara gark olmuş durumda.
Bu yazdıklarım, hayata umut-heyecan ve pozitif bakan biri olarak benimle tezat gibi görünebilir ama değil; çünük ben sadece müziğimizin beğenmediğim taraflarına eleştiri getiriyorum veya durumu-süreci anlattım diyelim. Oysa ben en yerel çıkan şeyleri bile dinliyorum müzikle ilgili bir şey kaçırmamak adına ve de hiçbir sanatçının yaptığına yıkıcı bir şekilde bakmam bile. Beğenmiyorsam dinlemem ama ne kadar kötü diye dile getirmem. Çünkü müzik yoluna girmiş herkes değerlidir benim için başarısız da olsa. Denemiş en azından, derim.
Tabi her şeye rağmen müziğimizi deneyselleştirmeye çalışan Karsu gibi, Selva Erdener gibi isimler de var. İlk aklıma onlar geldiği için onların ismini verdim yanlış anlaşılmaısın, diğer sanatçılarımıza saygısızlık olmasın. Her şeye rağmen sevebileceğim türde müzik için emek veren insnalar var bu ülkede Ceylan Ertem, Kalben, Mabel Matiz, Cem Adrian gibi, Şenay Lambaoğlu, Şükriye Tutkun, Cansu Koç gibi, dile getiremediğim daha niceleri gibi... Şu anda Youtube'da Melike Şahin çalıyor, Sevmek Suçsa Suçluyum; kim biliyor bu şarkıcıyı? Tabii Müslüm-Mazlum Gürses kültürü varken, acılara gark olmak varken! Şu Karsu var ya, midemi bulandıran "Jest Oldu" şarkısını bile sevdirdi ya bana; sanırım ben bu kültürü deneylemek için, Batı'dan reenkarne olmuşum! Yazıma fotoğraf seçerken de, bu yıl en mest olduğum şarkı çalıyordu bilgisayarımda Youtube'dan: Bora Duran - Sana Doğru! Evet yayına sokabilirim yazımı Youtube'da Emre Aydın - Çocuğum Belki çalarken!
Bu ülkenin gelmiş geçmiş erkek popstarının ise Tarkan değil, Kenan Doğulu olduğunun altını çizeyim ve son albümü o kadar muhteşem ki, tüm zamanların en iyi albümlerinden; besteleriyle, düzenlemesiyle, sounduyla çok evrensel bir çalışma, Kenan Doğulu'nun ise zirvesi.
Fotoğraf seçerken ve aradaki imlaları düzeltirken daha yazıyı yayınlayamadım. Bu arada Sezen Aksu'nun Youtube albümü dönüyor bilgisayarımda ve ben çok seviyorum... Youtube albümü diye de bir şey var artık!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder