İnsanlar bana diyor ki, neden küpe takmıyor veya aksesuar kullanmıyor, dövme yaptırmıyor, kaşına çentik attırmıyorsun, hatta saç ektirmeyi düşünmüyor musun gibi sorular soruyor...
İnsanın eğer ruhu, doğasını taşıyabilme gücüne sahipse; insanı en güzel yansıtan yalın halidir.
Eğer insan doğasıyla barışıksa, şekilci güzellikle kendini kandırmıyor.
Eğer insan kendisiyle barışıksa, kendini ve hayatı olduğu gibi, dolayısıyla kendini de olduğu gibi ifade etmeyi seviyor ve ancak bu şekilde içine siniyor, bu şekilde rahat hissediyor, bu şekilde samimi bir duruş sergileyebiliyor.
80'lerde küpesini de taktım, şortunu ve yırtık pantolununu da giydim, ojesini de sürdüm ama insan büyüdükçe, yani hayatı tanıyıp gerçeklerle yüzleşince daha bir özgüvenli oluyor, daha bir özünü saklamıyor, daha bir kendisinin arkasında duruyor ve savunusunu yapıyor, daha bir kendisi gibi yaşıyor vesaire; dolayısıyla artık pörtletecek bir şeyi kalmadığı için aksesuar gibi dolaylı yollardan kendini ifade etme ihtiyacı hissetmiyor. Hatta dolaylı yolları kişiliğine bir saugısızlık olarak düşünüyor.
Ben artık ne marka giyiyorum(zaten hiçbir zaman da giymedim aslında), ne de yeni bir şey alıyorum; elimdekilerle yetinip, doğayı az tüketmeye gayret ediyorum. Bu bir minimalizm gibi akım falan olduğu için değil; duyarlılık gereği, vicdan gereği, insnalık gereği... Beni bilmem kaç bin liralık eşyalar büyütmez; daha görgüsüzleştireceği için utandırır, küçültür... O yüzden benim yanımda şurada tatil yaptım, şurada yemek yedim, şunu giydim, arabamı şu markayla değiştirdim vesaire derseniz; kezbanlığınızı sergilemiş olursunuz!
Kısaca, kendimi aksesuara hiç ihtiyaç duymayacak kadar çok seviyorum! Çünkü bnim inci tanem, kendime duyduğum aşkım!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder