24 Şubat 2017 Cuma

Sadece kendim için travesti değilim

Travesti Buse'nin 
(verdiği emeğin ellerinde nasırla imlendiği)
hayat mücadelesi...
Erkek gibi kadın yaşamak!


Bugün travesti bir arkadaşımı ziyaret ettim...
Travesti diyorum, çünkü o kendini böyle tanımlıyor. Yani erkek bedenindeki kadınlığı böyle tanımlıyor.
Neden travesti olduğunu anlatıyor. Çünkü doğduğundan beri kendini erkek bedeninde bir kadın gibi hissediyor ve...
Kadın bedenine geçme isteğinin de çocukluğundan itibaren toplumdaki kadınlık anlayışını içselleştirmesinden olabileceğini söylüyor. Farklı bir kadınlık anlayışı olsaydı, mesela erkek bedenindeki kadınlık doğal sayılsaydı, travesti olma zoruluğunu asla yaşamak istemeyeceğini söylüyor.
Evet, travesti olmak çok zordu, çok meşakatliydi onun için...
Kolay ve de mümkün müydü doğanın yarattığı erkek bedenini kadın bedenine dönüştürmek?
Kılıydı-tüyüydü, hormonuydu, vesairesiydi bir ömür törpüsüydü...
Kadın olmaya çalışırken hem bedensel olarak hem de ruhsal olarak çok büyük sıkıntılar yaşıyordu.
Hayatın içine karışmak da çok zordu bir travesti olarak...
İş yoktu, ev yoktu, sosyalleşmek yoktu...
Kendini içinde yaşadığın hayata travesti olarak kabul ettirmek o kadar kolay değildi işte kısaca...
Peki ne için yapıyordu bunları, ne için travesti oluyordu..?
1. "İçimden geldiği için" diyor ama bunun çocukluktan itibaren tolumsal cinisyete uygun kadınlığı içselleştirmekten olabileceğini de asla gözardı etmiyor.
2. En önemlisi topluma kendini kabul ettirmek için travesti olduğunu söylüyor. Çünkü...
"Travesti olmazsam sevgilimle, eşimle erkek erkeğe yaşıyor" diyecekler. "Kolay mı bunu ailelerimize, çevremize, topluma bırakın kabul ettirmeyi, anlatabilmek..? Travesti olarak bile anlatamıyorum; sap gibi oğlunuzun eşi veya sevgilisi nasıl diyebilirim? En azından bu şekilde kısır bir kadın gibi olurum! Hayata karışacak isek, kolay mı erkek erkeğe sokağa çıkmak, aile-dost-arkadaş ziyaretlerine gitmek? Benim de hakkım sevgilimle el ele tutuşup yalnız olmadığımı göstermek ama eşcinsel olarak bu çok zor. Kendim için travestiyim ama daha çok zorunluluktan travestiyim..."
3. "Neden travesti oldum?"un diğer en önemli sebebi... "Daha önceki sevgilimin beklentilerine cevap verebilmek için. Çünkü benden kadın gibi olmamı istiyordu. Ben de onun isteklerine uyabilmek için belli revizyonlardan geçtim epilasyon gibi, dolgu gibi... Ben aile hayatını seviyorum. Yanımda bir nefes olsun istiyorum. Şu anki sevgilim eşcinselliğiyle barışık biri ve beni her halimle seviyor. Eğer bana erkek gibi ol dese, hiç çekinmeden tekrar erkek bedeninde yaşarım. Çünkü benim için kadınlık ruh meselesi ve kafamın içinde başlayıp kafamın içinde bitiyor."

Travesti arkadaşımız, beraber olduğu erkeklerin de kesinlikle eşcinsel olduğunu söylüyor. Travestilerle beraber olan erkeklerin cinsel yönelimleriyle barışamamış eşcinseller olduğunu, beraber olduğu eşcinsellerin feminen veya maskülen olduğuna bakmayan erkeklerin ise cinsel yönlimleriyle barışmış eşcinseller olduğunu söylüyor.

Hayat travestiler için çok zor ama o, zorluklara rağmen kolaya kaçmak yerine engellerle mücadele etmeyi tercih etmiş. Tüm çevresine kendini kabul ettirmiş travesti kimliğiyle.

Gelelim asıl meseleye, travestilerin seks işçiliği meselesine... Zorunlu olmadıkça seks işçiliğini asla tasvip etmiyor. "Çünkü toplumun hali hazırdaki ahlakçı algısı ortada ve bu tür bir yaşam biçimi eşcinselleri hepten karalıyor" diyor. "Adamın paraya ihtiyacı yok ama seks işçiliği yapıyor" diyor "veya daha çok seks yapabilmek için seks işçiliği yapıyor" diyor... Zorunlu olanlar dışında seks işçiliği yapanları tembel olarak tanımlıyor ve de samimiyetsiz buluyor. "İhtiyacın yoksa bu işi niye paraya döküyorsun?" diyor.

Heteroseksist bir toplumda uzun vadeli bir aşk ve beraberlik hikayesinin mutlu sonla bitmeyebileceğine hazırlıklı. Sadece yaşadığı süreyi kar olarak görüyor. Şu anki ilişkisine yürekten inanıyor ara sıra teklese de ama gene de uzun vadeli hesaplar yapmıyor. Aile yaşamını seviyor ve mümkün olduğunca bunu uzun soluklu bir şekilde aynı kişiyle yaşamak istiyor. Ve bunu bir başarı olarak görüyor.

Not: Akıllara ziyan roman gibi hayat hikayesini ise yapacağımız filme saklıyoruz... Bu yazıda sadece düşüncelerini aktardık...

Benim ödeyeceğim bedel, ancak zorluklarla mücadele olabilir


Aslında kimseyi eleştirmeye hakkımız yok yaşam biçimlerinden dolayı. Mesela seks işçiliği... Bana uymaz ayrı mesele. Mesela aradaki 40 yaş farka rağmen zengin iş adamlarıyla beraber olan kadınları da eleştiremeyiz... Örnekleri çoğaltabiliriz. Konu toplumsal yaşam biçimlerine ters düşen farklılıkların çokluğu değil; farklı yaşam biçimlerini seçenlerin, toplum geneline uç noktalarda uygunsuz düşse bile seçimlerine saygı duyulması. Mutluysa herkesin kendi bileceği iştir seçimleri. Tabi ki her şey çok mükemmel olmayabilir bu seçimlerde ama toplumsal yaşama uygun yaşam biçimleri sanki çok mu kusursuz? Kişisel seçimler en azından kişilerin kendi seçimi olduğu için, olumsuzluklara bahane aramaktansa en azından yaptığı hatalardan ders çıkarak güçlenir. Aralarındaki 40 yaş farktan dolayı eleştirilen ünlü bir işadamımızın sevgilisi, "Elektrik faturasını ödeyemiyorken yanımda siz yoktunuz, şimdi de sizi göremediğim için benim için yoksunuz." diyerek çok güzel bir cevap vermiş lüzumsuz eleştirilere. Tabii bu, yaptıklarının arkasında duranın penceresinden bir bakış açısı. Bütün zorluklara rağmen özgürlüklerini hiçbir şekilde teslim etmeyecek yapılar da var hayatta. Özgürlük pes ettirmeyi gerektirmeyebilir ama burada da herkes aynı dayanma gücüne sahip değildir diyerek gene seçimlere saygı duymak gerekir. Ben ekmeğimi taştan çıkartır gene seks işçiliği yapmam ama bazı psikolojiler vardır, çok iyi imkanları bile psikolojisinin kaldıramaması yüzünden reddedip acılara gark olabilir. O yüzden insan düşüncelerini ifade edebilir karşıtlık olarak falan neyi doğru buluyorsa ama kimseye de "neden" sorgulaması yapamaz. Ama ötekileştirilen veya "taşlanan" olarak kendi düşüncene ve yaşam biçimine saygı duyulmasını istiyorsan, karşı tarafın da düşüncelerine saygı duymak gerekmez mi? Mesela kaale bile almadığım çok nefret sözleriyle ve davranışlarıyla karşılaştım doğal transseksüelliği savunduğum için. Oysa seninki sana doğru benimki bana doğru. Sen öyle mutlusun, ben böyle mutluyum; bunda anlaşılamayacak bir şey var mı? Benim, inandığım yaşam biçimini savunmaktan daha doğal ne olabilir. Üstelik ben böyle, yani bedenimi değiştirmeden kafamın içindeki kadınla yaşamaktan keyif alıyorum. ANLAYABİLİYOR MUSUNUZ? Ve... Seks işçiliği veya bir şeylerimden fedakarlık yaparak yüksek rakamlarla birilerinden nemalanmak, damarlarımda akan kan özgürlük olduğu için, özgürlüğüme zeval getirebilecek bu tür hiçbir şeyi kabul edemem ben. Ben istemedikten sonra, benden beklenileni bir emir olarak kabul ettiğim için, bu benim sinirlerimi tel tel edebilir. Hayatın bedeli, özgürlüğümüzden fedakarlık etmemizi gerektirmez. Benim içime sinmez bu şekilde bedel ödeyerek yaşamak. Benim ödeyeceğim bedel, ancak zorluklarla mücadele olabilir. Fazla da uzatmaya gerek yok sanırım. Bu tek cümle okkalı bir cümle oldu bence zaten.

23 Şubat 2017 Perşembe

Sporda eşcinsellik ve transseksüellik meseleleri


Aslında haber bugünün değil ama vakitsizlikten paylaşamadım. Hatta LGBTİ'lerin ve LGBTİ örgütlerinin fah*şeliği sanki meslekmiş gibi savunmalarına karşıtlığımı dile getirecektim; sonra şimdiki konuyu öne çektim. LGBTİ ve oluşumları-MIZ nelerle uğraştıkları için, daha mühim meseleleri gözden kaçırıyorlar sanırım.

Brezilyalı erkek voleybol sporcusu (Tiffany Pereira de Abreu ameliyatla kadın olunca), erkekler liginden kadınlar ligine transfer oluyor. Haliyle fiziksel yapısı nedeniyle voleybolun dengesini alt üst ediyor. Çünkü doğal bedeni erkek bedeni olduğu için, güç olarak kadın voleybolu satandartlarının üstünde. Sporda taktik önemlidir ama belirleyici ve avantajlı olan olan fiziksel güçtür.

Yasal da olsa voleybol otoriteleri bu geçişi saygısızlık olarak nitelendiriyor. Bence haklılar. Her takım kendine, kadından erkeğe dönen bir sporcu bulamaz ki. Şu anda İtalya liginde oynuyor ama diğer bütün ligler böyle bir geçişi kabul eder mi bilmiyorum. Yasal olarak da kimsenin itiraz etmeye hakkı yok ama mesela böyle bir transfer Türkiye'de olsa, sanırım taraftar baskısı falan yıldıracaktır bu sporcuyu ama bence güzel bir renk olur voleybol sahalarında böyle değişim.

Sporcu da kendi açısından haklı. Spor hayatından vazgeçmesi de adaletsizlik sayılmaz mı spor sahalarındaki denge adaletsizliği gibi? Translar ligi oluşturulsa, bırakın ligi, bir takım bile oluşturulabilir mi? Evet karışık bir durum biraz. Erkekler liginde de oynayamaz haliyle. Oynayabilir mi?!

Spordan bahsetmişken dün bir haber daha okumuştum. Amerika basketbol kadın oyuncularından biri potalara veda etmiş. Neden biliyor musunuz; heteroseksüel olduğu için lezbiyenler arasında dışlanmış. Diyor ki; "kadınlar basketbol liginin % 99'u lezbiyen". Buyrun burdan yakın.

Diğer spor branşlarında da erkek gibi kadınları çok görmüyor muyuz? Trans kadınlar veya eşcinseller ne kadar kendilerini görünmez kılıyorsa spor dünyasında, trans erkekler veya lezbiyenler de erkek egemen dünyada varolmak için spor gibi erkeklerin kendilerini gösterdikleri arenalarda boy gösteriyorlar. Bir anlamda varoluş için erkek dünyanın fırsatlarından istifade ediyorlar. Çünkü kimse erkek gibi kadın sporcuya sesini çıkarmıyor; daha gurur bile duyuyor güç ve başarı arzettiği için.

Ben izleyici olarak voleybolu izlemeyi seviyorum ve orada diğerleirnden farklı olan kadın voleybolcular oluyor mesela. Fiziksel olarak daha güçlü oluyorlar, hiç makyaj yapmıyorlar falan ve daha maskülen oluyorlar ses tonu olarak, davranış olarak... Badminton veya tenis oynarken de erkek eşcinsel veya trans kadın hiç göremiyorum ama lezbiyen ve trans erkekleri görebiliyorum.

Teniste de Navratilova yıllarca şampiyonluğu elinde bulundurmadı mı ve daha sonra lezbiyenliğini itiraf etmedi mi? Erkek gibi değil miydi zaten? Bu falan kadın kategorilerinde oluşan bir adaletsizlik sayılmaz mı? Yani Navratilova teniste şampiyon mu, yoksa bütün madalyaları elinden alınması gereken bir sporcu mu?

Spor sanki eşcinsellikten soyut bir şeymiş gibi Denizli'deki önceki oluşumdayken yazdığım ve paylaştığım spor yazılarımın eşcinsellikle ne alakası olduğu söyleniyordu. Aslında Türkiye'deki LGBTİ anlayışı genelde böyle. Eşcinsel evlilikler, geçiş ameliyatları, seks işçiliği vesaireler eşcinsellerin gündemi... Biz heteroseksizmin bize çizdiği çemberde debelenirken, hayatın kendisini kaçırdığımızın farkında bile değiliz. Ve en önemlisi heteroseksizmin bize sunduğu ötekiliği pekiştiriyoruz bu çember yüzünden.

22 Şubat 2017 Çarşamba

Günümüz sanatçıları emek hırsızı değil, evrensel düzeyi yakalamış takdir edilesi sanatçılardır


Kimse inkar etmesin. Hırslı insanlar egolarının kurbanı olabilirler. Ve ister istemez de çıkar kavgası olacaktır hayatın her biriminde. Müzik dünyası da bu birimlerden biri. Ne kadar kıskanmıyorum falan dense de karşı tarafın başarısı hazımsızlık yaratabilir. Günümüz video internet kanalında yılların sanatçılarıyla, günümüz sanatçıları arasındaki tıklanma farkı uçurumlar ötesi... Herkesin bir dönemi vardır ve dönemler yapısına uygun müzik anlayışı ve sanatçılar yaratacaktır kaçınılmaz olarak. Beğeniriz beğenmeyiz, takdir ederiz etmeyiz ayrı mesele ama jenerasyonlar arası yarış biraz anlamsız değil mi? Bırakınız eskiler klasik olarak kalsın da değerini korusun. Mesela opera veya klasik müzik çok tıklanmıyor diye, günümüz müzik anlayışına göre değersiz mi oluyor? Işın Karaca'nın Ece Seçkin'e sataşması da böyle bir şey işte. Bırak sen kült bir sanatçı olarak kal, Ece Erken de günümüz müzik anlayışına göre kitleleri süsüklesin, çok tıklansın. Zaten yapılacak bir şey yok ki... Sen kendini parçalasan da Ece Seçkin ve diğer genç sanatçılar günümüz jenerasyonuyla aynı ruh haline sahip oldukları için, bu ruhu daha samimi taşıyacaklardır. Yanlış anlaşılmasın... Ben de 70'ler, 80'ler, 90'lar işlerini daha kaliteli buluyorum ama bu Ece Seçkin, Derya Uluğ, Aleyna Tilki, v.s. dinlememe ve onları takdir etmemem engel değil ki. Aleyna Tilki, Ece Seçkin gibi genç sanatçıların tıklanma oranları parayla satın almakla alakalıymış bazı eski sanatçıların dediğine göre... Mümkün olabilir mi böyle bir şey? O zaman sen de satın al; senin maddi gücün daha çoktur sanırım. Ben bu tür saldırganlıkları gerçekten hazımsızlık ve kıskançlık olarak görüyorum. Satın alıyorlarsa bile kime ne? Herkes işine baksın! Gülşen tıklanıca satın alma olmuyor da Ece Seçkin ve Aleyna Tilki ve benzerleri tıklanınca mı satın alınmış oluyor tıklanma oranı? Gücünüz yetiyorsa Gülşen'e laf söyleyin o zaman. Bazıları beğenmeyebilir ama ben günümüz sanatçılarının tarzını seviyorum. Soundu çok güçlü şarkılar ve daha evrenseller. Bakınız nice kaliteli sanatçımız bu geleneksel zihniyeti yüzünden silinip gitti piyasadan. Tarzını korursun ama günümüz soundunun da dışında kalmak bana ilkellik gibi geliyor. Zaten deneyselliğin olmadığı bir iş, bir süre sonra tıkanmaz mı? THM ve TSM neden gelişemedi; bu kısır algı yüzünden. Dünyada binbir tür ve tarz var; neden harmanlanarak daha keyifli dinletiler oluşturulmasın? Mesela 5-10 bağlamanın yan yana dizilmesiyle çalınan türkü ne kadar dinlenebilir, kaç kişi dinler ve müziğe ne katkısı olur birbirinin tekrarı çalınmalar? Işın karaca yanlış düşünüyor. Burada emek hırsızlığı falan yok. Evrensel müziği yakalamış günümüz sanatçılarının çok cesur çabaları ve işleri var. Kim ne derse desin.. 2015, 2016 yıllarında yapılan şarkılar sound olarak uluslararası düzeyi tam anlamıyla yakaladı. Günümüz şarkılarının sounduna alışan kulağım, önceki düşük saoundlu şarkıları çok basit buluyor inanın. Tabiki de eski sanatçıları çok seviyorum Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nükhet Duru, Nilüfer gibi ama günümüz sanatçılarının da yanındayım. Ama sesleri çok iyi olduğu halde potansiyellerini değerlendiremeyen bir önceki jenerasyondan (2000'ler diyebiliriz mesela) bazı sanatçıların hazımsızlık ve saldırganlıklarını da hiç tasvip etmiyorum. Bakınız, Sıla gençoğlu, Gülşen, Nilüfer, Nükhet Duru gibi sanatçılar; "benden çok tıklanıyor günümüz sanatçıları" diye hiç hayıflanıyorlar mı? Laf atmakla bir şey kazanılmaz. Ece Seçkin çok doğru söylemiş desteklenmek yerine kösteklenmenin çok yanlış bir şey olduğunu dile getirerek. Bir ara da Demet Akalın, Aleyna Tilki'ye laf söylemişti. Sonra Aydilge girdi devreye. Siz de tıklanın, siz de satın alın tıklanmayı... Veya işinize bakın... Emek hırsızlığı falan yakışıksız ithamlar. Küstürmeyelim gerçekten gençlerimizi...

20 Şubat 2017 Pazartesi

Hayatlarını doya doya yaşamasını bilen eşcinseller topluluğu!


Bu hafta buluştuk belli yaşın üzerinde geyler olarak. Gey diyince içimizde trans kimliğimiz de var. Bizler bedenleriyle barışabilmiş eşcinseller olduğumuz için, trans kimliğimizle heteroseksizmi beslemek, büyütmek, başımıza çorap örmek istemeyen geyleriz. Biz quuer'iz. Bizler heteroseksizm mikrobundan ruhumuzu koruyabilmiş geyleriz. Çünkü bizler sadece insanca yaşayabilmeyi ilke edinmiş geyleriz. Yaşarken cinsiyet dayatmasıyla hayatımızı kategorize etmeyi ve kısıtlamayı asla kabul edemeyenlerdeniz. Biz severiz ve doğamızı muhafaza ederek içimizden geldiği gibi yaşayanlardanız. İçimizdeki envai çeşit kokunun aslını heteroseksizmin bozmasına izin vermeden yaşamayı tercih edenlerdeniz. Biz doğamızla barışık şekilde bir hayat sürmeyi seviyoruz arkadaş! Biz yaşarken lüzumsuz ve dolambaçlı yollarla vakit kaybetmiyoruz. Hayvanlar gibi insanca yaşıyoruz kısaca. Dile gelmemize bile gerek yok bu konuda. Doğal bir şekilde yaşayarak, hayatın içinde varolarak tertemiz politikamızı yapıyoruz zaten. O yüzden kimse bir şey diyemiyor ya zaten. Evet bu i*ne, bu t.p diyorlar ama ondan başka da bir bahane bulamıyorlar. Hayatın içinde olduğumuz gibi varolarak da zaten hiç kimseden bir farkımızın olmadığını gösteriyoruz. Hayat bize çok güzel ama bu bir şans falan değil; akılcı yaklaşımımızla gerçekleri net olarak görebilmemiz. O yüzden hayatımızı keyfimizce yaşayarak zamanı çok güzel değerlendiriyoruz. Yiyiyoruz, içiyoruz, yapımıza uygun içimizden geldiği gibi sosyalleşiyoruz. Homofobi yok mu; olsun; homofobiye kadar daha ne zorluklar var hayatta. Sürekli eşcinselliğimizi gözümüze sokmuyorlar ki. Zaten bir süre sonra alışıyorlar eşcinselliğimize ve dahil oluyoruz hayata. Varsın olsun onların alaycı gözleriyle, vesaire gözleriyle dahil olalım hayata. Nükhet (Duru) abla da zaten "hayatın şakası" demiyor mu biz eşcinsellere? Biz de espriye vuruverelim, ne olacak. Tak, tak nereye kadar... Hayata geniş baktıkça zaten insan pozitif olmayı da öğreniyor. Cinsel kimliğimize kafayı takmaktansa bazıları gibi; önümüze, hayatımıza bakıyoruz. Mesela ben hayatımı yaşarken, gece yastığı başıma koyarken eşcinselliğimi düşünerek yaşamıyorum ki... Yapacaklarım, hedeflerim, kısaca hayat muhasebem gündem oluşturuyor kafamda. Ay bana ne hormonumdan, kılımdan-tüyümden, hangi cinsten olduğumdan..? Niye kendime hesap sorayım ki doğamla ilgili olarak. Böyle bir şey boşa zaman kaybından başka bir şey değil zaten; Sıfıra sıfır, elde var sıfır. Yaşa gitsin! Heteroseksizme dahil olma çabası da neyin nesi..! Lafı fazla uzatmayayım. Dün gece de buluştuk, yedik içtik, derden-tepeden konuştuk, güldük-eğlendik... Bol bol da müzik dinledik... Özlem Cevher, İzel, Emel Sayın, Ajda Pekkan, Kamuran Akkor, Bergen, Esengül, Biricik ve Zeki Müren, vesaire... İranlı arkadaşlarımızın da sevdiği İranlı sanatçılardan örnekler dinledik. Bu arada şu notu da düşmeden geçemeyeceğim. Artık toplu fotoğraf çekme huyumuzdan vazgeçme kararı aldık. Çünkü yıl 2017 olmuş, hala görünür olmak bazı arkadaşlarımız için problem oluşturabiliyor. Biz de günün hatırası olarak, bu konuda çekinecek bir şeyi olmayanlarla işimize bakıyoruz.