9 Ekim 2019 Çarşamba

KAPALILAR, KAPALI OLMAKTAN GERÇEKTEN MUTLULAR MI?

Kapalı kadınlar heteroseksist toplumda belki rahat ediyorlar ama modern dünyaya karşı da hep bir eksik içinde hissetmiyorlar mı kendilerini? Açık kadınlarda da modern dünya içinde bir özgüven ve rahatlık, ama kapalı muhafazakar çevrenin de üzerlerindeki baskıdan dolayı bir güvensizlik, tedirginlik içindeler... Buradaki iki tür giyim tarzından kapalı olanı sistematik, açık olanı özgürlük olarak açıklayabiliriz. Şimdi diyecek ki kapalı tarafta bulunanlar, hayır biz hür irademizle içimizden geleni yapıyoruz. İçinizden gelen kapalılık, dış faktörlerin de etkisiyle özgür bir birey olamamanın bir uzantısından başka bir şey olabilir mi bilmiyorum. Katılırsınız veya katılmazsınız, benim düşüncem bu. Köylü bir çevreden geldiğim için bunu çok iyi bilirim. Geleneksel olmak içinde yaşanılan kütürde bir varoluş şeklidir ama özgür bir dünyada da hep bir ezikliktir. Ben burada "nasıl varolunmalıdır"ı tartışmıyorum; elbette insanlar sosyolojik süreçte sağlıklı bir şekilde nasıl varoluncaksa, o şekilde varolmayı içselleştirir veya o şekilde varolmak daha kolay ve rahat olduğundan, o şekilde varolabilir; bazılarının varolma şekliyse geleneğe aykırı çok kişisel olabilir bütün zorluklarına rağmen. Hayat özgür bakanlarla, özgür bakamayanların konuyu değerlendirmesi de gene kendilerince olacaktır ama bana göre modern tarafınki daha objektif bir değerlendirme olacaktır üzerlerinde geleneksel-muhafazakar bir baskı olmayacağı için. Konu şuradan aklıma geldi. Oyuncu Deniz Çakır türbanlı kızları aşağıladı mı, aşağılamadı mı? Deniz Çakır, türbanlıların bakışlarından rahatsız oldum ve tepki gösterdim diyor. Bence haklı. Çünkü şu anda muhafazakar rüzgarların etkisiyle, kapalı dünyada bir özgüven patlaması var ve dolayısıyla modern dünyada ise mahalle baskısından dolayı her ne şekilde olursa olsun bir taciz... Muhafazakar rüzgarlardan önce de fırsatını bulunca zaten geleneksel yapının modern dünyaya karşı hep bir ötekileştirmesi söz konusu değil miydi? Açık kadına ahlaksız veya namususuz gibi bir etiket yapıştırılmıyor muydu? Bunu inkar edebilir miyiz? Oysa akıl ve mantık çeçevesinde açıklığın ahlak ve namusla ne alakası olabilir ki? Ahlak ve namus ne, kime göre neye göre? Ahak ve namusun temel bir ihtiyaç olan cinsellik üzerinden insnalara baskı kurmak için vücut buldurulmasıysa, düpedüz insanlık dışı. Burada Deniz Çakır'ın kendisinin tedirgin olmasına sebep olan çevreye tepkisini yargılamak yerine; değişen yeni dünyaya, dünyalarını kapatanları nasıl açık hale getirebiliriz?in yollarını araştırmalıyız. Bakınız kimse yenilikçilikten, özgürlükten zarar görmüyor; kadın cinayetleri bile kapalı kafalılıktan işleniyor. Cinselliğin özgürce yaşandığı bir dünyada namus kavramı anlayışı başka oluyor ama aksi bir çevrede cinsellikten önce, kadının içinden geldiği gibi yaşama, kendini ifade edebilme hakkı bile olmayabiliyor. Tabi muhafazakar cinsiyetçi baskısını, kadının doğasına veriyor. Yani onlara göre kasın ile erkek eşit haklara sahip olamaz. Bunu içselleştiren kadınlar da tabi aynı kafadan oluyor. Şimdi kadının kılı günah, erkeğinkisevap diye bir şey olabilir mi? Birazcık aklın varsa eğer, kadını tahrik unsuru görüp kapatmaya çalışacağına, kendi iradeni çalıştırırsın da insan olursun! Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim... Deniz Çakır olayına birebir şahit olmadım elbet. Ve benim değerlendirmeme bu olay sebep olsa da, düşüncelerim genele istinaden. Çünkü, elbette ben de sosyal çevreden dolayı baskı altındaki kadının aşağılanmasına karşıyım. Yukarıda da değindiğim gibi, özgür olmanın yolları araştırılmalı insanlara neden böylesin, neden şöylesin diye yargılamak yerine. Mesela ben kapalı bir kadın gördüğüm zaman, çok özgürlükçü olmama rağmen asla bundan rahatsız olmuyorum. Çünkü içinde yaşadığımız toplumsal dünyanın varolan bir gerçeği bu; benim eleştirim, muhafazakar dünyanın farklılıklara baskısı, onları etiketleyip aptal-saptal ötekileştirmesi. Yoksasöz gelimi açık olduğum için bana orospu diyenin türbanını başından çekip almam bile onun bana olan düşüncesini değiştirmeyecek ki? Yobazlar o yüzden özgürlük aşısından çok korkuyorlar!

Eylül - Ekim 2019 Facebook paylaşımlarımdan...

24 Eylül

Güzel bir gündü...
5-2'den gene seti döndürdüm geriden gelerek..
Kışlık odunumu aldım; geriye kömür kaldı...
Kedilerime mamalarını aldım...
Kutsal seksimi yaptım ruhani birlikteliğimle...
Ardından sevgilim geldi; onunla da bir porno yıldızı gibi seviştik...
Yaz okulunda 1 dersten geçtim sanıyordum, 2 dersten geçmişim; böylece Felsefe bölününü bitirmeme 10 ders kaldı. Bir aksilik çıkmazsa, 2020'de 4. üniversitemi de bitirmiş olacağım...
Akşam üzeri de 3 tane kitap aldım kendimi ödüllendirmek için...
Teşekkür ederim hayat..!
Bir makarnayı hakettik sanırım!
Yağmur da yağacak gibi...
Daha ne olsun!
Ekim'de de emekli olursak...

26 Eylül

Selin Ciğerci, Kerimcan Durmaz, Danla Biliç, Seren Serengil... Nedir bunlar, kimdir; sorsan sanatçıdırlar ama ne şarkıcılıkları var, ne de oyunculukları; resmen irrite oluyorum bunlara. Sosyal medyada bir de milyonlarca takipçileri var. Bu sosyal medya tanınmışlarına kızmıyorum aslında, onlara prim verenlere acıyorum sadece...

28 Eylül

Ben bazı insanları bana kötülük yapmalarından çok, kişiliklerinin değişmeyeceğini bildiğimden tamamen silerim!
****

Nükhet Duru, bu ülkenin müziğini geliştirmek için evrenin bir hediyesiydi ama aradan geçen 40 küsur seneye rağmen bu hala anlaşılamadı. Çünkü değişime kapalı bir toplum olduğumuzdan idrak zorluğu çekiyoruz.

Herkes Nükhet Duru'dan tekrar "Melankoli" falan bekliyor ama aslında Nükhet Duru "Melankoli"den çok daha iyilerini yaptı, yapıyor. Çünkü gerçek müzik, yenilenen müziktir. Eğer Nükhet Duru hala varsa, müziğini güncelleyebilmesindendir. Nükhet Duru'nun her yeni yaptığını eleştirdiler ama yıllar sonra kötü hiçbir şey yapamdığı anlaşıldı...

****
Dün babası Azeri, annesi Rus olan İran kökenli ve dünyanın bir çok yerinde yaşamış Türkiyeli hekim bir arkadaşla konuşuyoruz da... Öldürmenin, kitlesel katliamın, soykırımın mantıklı hiçbir açıklaması olamaz. Eğer insnalar yanlış yapıyorsa dudurulabilr ama bu ölümle olmaz, olmamalı. Çünkü bu nefret tohumlarının atılmasına sebep oluyor ve unutulmuyor, sürekli kanayan bir yara; Çünkü ölümün geriye dönüşü yok.

Ben Boşnak soykırımını neden asla kabul edemiyorum biliyor musunuz; çünkü yakın-modern zamanda Avrupa'nın ortasında gerçekleşen böyle bir şeye dur denilebilirdi ve medeniyetten bahseden Avrupa buna seyirci kaldığı gibi, bir de destekledi. Özellikle Hollanda, seni asla affetmeyeceğim binlerce insanın ölümüne yardımcı olduğun için. Nefretinde boğul Avrupa. Avrupa'da % 70 dine inanmayan ülkeler var ama hala din düşmanlığı üzerinden nefretlerini tatmin ediyorlar. Irkçı olmak kadar aptalca bir şey olamaz; çünkü milletin iyisi kötüsü değil, insanın iyisi kötüsü vardır ama sessiz kalmak da insanı kötü sınıfına sokar!
Bana "sen Boşnak mısın?" diyorlar. Ben insanım! 22 yaşındaydım olaylar yaşanırken ve televizyonlardan canlı katliam seyrediyorduk..!

Yanlış anlaşılmasın ama Türkiye'yi Türkiye yapanın etnik çeşitliliği olduğu için, bu ülkeyi oluşturan milletlerin bir şekilde onore edilmesi gerektiğine inandığımdan, isimlerinin geçtiği bir şey olmalı. Kimse parçalanacağız diye falan korkmasın. Çünkü bu ülkenin insanlarını ne ayırmak mümkündür, ne de ayrıştırmak... Kürt gelinim niye benim oğlanla evlendin, Çerkez damadım hadi bye bye, Arnavut'um senin inadın niye inat, Gürcü insanım sen belli bir noktaya gelemezsin, Roman halk şarkısıyla oynayamayız, Boşnak böreği yemeyiz, Arap kardeşim sen bana benzemiyorsun, ha bu Laz niye böyle konuşiyi, Yörükler neden kadın erkek birlikte çalışıyor-haremlik selamlık değil, Özal neden Cumhurbaşkanı oldu vesaire denilebilir mi? Çünkü bunlar kültürel bir zenginlik ve bizi biz yapan unsurlar. Artık insanlar çağın gereği olarak birbirinin kökenine bakmıyor; onunla anlaşıp anlaşamadığına bakıyor...

****

Rap müziğin serserilikten başka gayesi ne; niye düzgün bir şekilde konuşmuyorlar da homur homur homurdanıyorlar; top denilmesin diye mi? Ulan o hareketler züppe Amerikalılığa özenmekten başka bir şey değil; sen annenin-babanın yanında öyle mi konuşup sallanıyorsun kendini ifade ederken?
***
Benim mütevazi oluşumu insanlar özgüvensiz sanıyor; yeri geldiğinde, özellikle haklarımı savunurken benden daha büyük kimsenin olamayacağını ifade eden bir dil kullandığımda da şaşırıyorlar. Gene de teşekkür ediyorum hayatıma bir şey katan herkese ama hayatta kendimden daha değerli hiç kimsenin olmadığı biline. Ancak yardıma ihtiyacı olanlar benden öncelikli olabilir... Mesela ben kendim yemeyip kedilere yedirebilirim... İnsanların bana olumlu olduğu kadar, olumsuz davranışlarını da seviyorum; çünkü bu sayede onların kim olduğunu öğreniyorum...

***

EYT-Emeklilik yasası artık çok büyük olasılıkla çıkıyor ve 2020 yılı başında emekli oluyorum 6 yıl gecikmeli olarak. Her halükarda 2020 Ekim ayında zaten emekli olacaktım da, bu süreçte borçlanmamış olacağım bu sayede. Emekli olunca yapacağım ilk iş kedilerimle mamayı çuvalla almak olacak. Belki bilgisayar ve cep telefonumu yeniler, dijital bir fotoğraf makinesi alır, yeni bir hard disc, eksik CD müzik albümler, biraz kaliteli bir tenis raketi... Bu kadar... Başka bir lüksüm yok çünkü... Sonra her ay düzenli olarak ihtiyacı olanlara kendimi zora sokmayacak şekilde yardım etmek, mesela mülteci arkadaşların ev kirasına yardımcı olmak, sıkıştıkları zaman küçük çaplı yardımlar falan gibi... Artık konserlere de gidebilirim sevdiğim her sanatçının...

29 Eylül

İnternette açılan reklam sayfaları yüzünden bilgisayar kendini kasıyor ve hiçbir şey okuyamıyorum. İnanın TV reklamları bundan iyi. En azında TV'de reklam çıkınca TV bşından kalkabiliyoruz ama internette reklamın saati yok ki; her açtığın sayfa önce reklamla başlıyor. Lanet olsun kazanacağınız paraya! Okumuyorum lan haberinizi!

30 Eylül

Neymiş; çok seslilik çok saz demek değil, armoni zenginliğiymiş!

Eğer enstüman çalmaktan soğuduysam, ruhuma ve bedenime uygun beni tamamlayan bir enstrüman seçemeyişimden. Ben çalarken sevişmeliyim ki kontrbas gibi bir müzik aleti olsun çok fonksiyonlu!

1 Ekim

Artık herkese ünlü veya usta sanatçı deniyor.Oysa adıSanı bilinmedik ve başarısız kişiler.İşini iyi yapanlara da şarkıcı, oyuncu..

Ülkemizde Seren Serengil'e sanatçı diyorlar, Nükhet Duru'ya şarkıcı, Leyla Gencer'i bilmiyorlar; sanat değil, ticarethane!

Senin operayı kafan basmıyorsa, nasıl sanat veya müzik değerlendirmesi yapabilirsin ki kol bastı ile? Sorsan Hadise diva, Demet Akalın ise primadonna'dır!

Yaaa, ben Leyla gencer gibi dünyanın en büyük divalarından birine sahipken, Müzeyyen Senar'ın falan ilaheleştirilmesine gıcık oluyorum!

TRT'ye girin Müzeyyen Senar'ı her bir solist sollar inanın; yokluktan sanaçı olmuş gibime geliyor Behiye Aksoy'lar, Müzeyen Senar'lar, Sevim Tuna'lar, Şükran Ay'lar... Hadi Nesrin Sipahi, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses falan deseniz anlarım. Muazzez Abacı'yı sevmeme hakkımı da kullanmak istiyorum! Şimdi Neşe Karaböcek gibi çıngır çıngır, billur gibi, bülbül gibi ses varken, biraz mantıklı olalım lütfen!

Şimdi Müzeyyen Senar dünyanın en büyük 84'ün sesinden biriyse, Nesrin Sipahi ne oluyor sizce? Bu şarkıyı Müzeyyen Senar söyleyemez bile!

Türkiye'nin en evrensel, kendi motiflerimizden olan bir şarkıdır Endülüs'te Raks. Onu ise en evrensel boyutta söyleyen Nükhet Duru'dur. Biraz itinayla dinlerseniz ne demek istediğimi anlarsınız! Çünkü Nükhet Duru'yu anlamak zahmet gerektirir!

90'larda mı, 2000'lerde olsa gerek, popçularla M. Senar düet yapmış ve Senar'ın kızı, Duru'nun yorumunu beğenmemişti. A zottrik, sen ne anlarsın sesten, yorumdan! Nükhet Duru, müzik otoritelerinin tartışmasız en iyi yorumcusu; "Azz" dese binbir anlam çıkar bu sesten! Feraye midir, Piraye midir o kadın, sanırım, Nükhet Duru'nun çıkışları karşısında, annesinin ezilmesinden rahatsız oldu; çünkü tiz bölümleri Nükhet Duru söylemişti o şarkı da M. S. söyleyemediği için!

Müzeyyen Senar aslında şarkıcı bile değil, bence nüktedan!

Nükhet Duru'nun bir dönem Sanat Müziği söylemesi eleştirilmişti. Oysa TSM'ye boyut atlattı! Nasıl tertemiz bir Türkçe, nasıl tiril tiril bir yorum, nasıl çağdaş bir düzenleme...

Bülent Ersoy ile Nükhet Duru rivayete göre kardeştirler!

Dünyanın en büyük iki efsane kadını kim desler, tartışmasız Marilyn Monroe ve Angelina Jolie'dir. Biri 1 Haziran doğumlu, biri 4 Haziran. Yani ikisi de İkizler burcu. Akılı ve zekiler. O yüzden ikisi de çevirdikleri filmlerden çok, isimleriyle büyük şöhret olmuşlardır. Marilyn Monroe 36 yaşında öldü, Angelina Jolie 44 yaşında ve hala yaşayan bir efsane. Birisi psikolojik problemleriyle boğuştu, biri kanserden dolayı iki memesini de aldırmak zorunda kaldı. Sizce hangisi güzel? diye bir soru sormak da zaten aptalca olur?

Ben insanlara kızmıyorum(bile!) yaşadığım olumsuz olaylar karşısında. Sadece o anda olaylar veya haksızlık gibi benzer durumlar moralimi bozuyor ve neden böyle bir ortamda bulundum veya benim moralimi bozacak insanlarla niye iletişim kuruyorum diye kendime kızıyorum. Evet moralim bozulunca ben sadece kendime kızarım. Çok eskiden de zamanı boşa harcadığım zaman kendime çok kızardım. Tabi tecrübe deneyerek zamanla kazanılıyor ve kişi zamanla kendisini mutlu edecek şekilde yaşamasını öğreniyor ama bunu ne kadar kısa sürede başarabilirse o kadar iyi oluyor. İyi niyetli olursan, bazen yüzünün yumuşaklığından hayır diyemeyip benzer durumlara sürüklenebiliyosun-yani istemediğim ortamda ve kişilerle bulunabiliyorsun ama bu da bu konudaki düşüncelerinin pas tutmaması adına kendini güncellemek gibi bir durum oluyor.

2 Ekim

Habertürk Editörü'nün #EYT yasasının çıkması gerektiğini ama çıkma ihtimalinin olmadığını söylemesi bana mantıklı geldi; BÜTÇE YOK

Hani dünyadan sesler listesine Türkiye'den bir isim yazılacaksa, "o iki ses" değil Kibariye yazılmalı. Kibariye'nin notalara en kusursuz basan ses olduğunu biliyor muydunuz? Bir de Bülent Ersoy...

Bazı sesler-ses sanatçıları vardır ses telleri sayesinde çok güzel nağme yapabilen, orient sesleri herbir şekilde kusursuz çıkartabilen, o yüden tür ayırt etmeden söyleyebilen Neşe Karaböcek gibi... Kibariye de bunlardan birdir... Bol söylese dinlerim... Dönüp bakmadığım Arabesk bile onda bir felsefedir!

Kare as oluşturuyorlae; neye göre? İzel'den dajha iyi kaç ses var bu ülkede?

Bu ülkenin gerçek müzik adamları Barış Manço, Selami Şahin, Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur'dur... Popüler müziğimize besteleriyle, şarkılarıyla onlar hayat vermiştir.... İbrahim Tatlıses veya Tarkan değil!

En sevdiğiniz bir şarkı düşünün; besteci ve söz yazarı olarak arkasında Selami Şahin çıkacaktır. Şarkısını söylemeyen sanatçı yok!

Sanatçı ve şarkıların arkasındaki gizli kahraman hep Selami Şahinn'dir ama o kadat mütevazi bir adamdır ki....

Selami Şahin'de şöyle bir özellik vardır besteci olarak; her türde beste yapabilmesi. Bir şarkıyı Batı çalınca pop, Doğu çalınca arabesk olmaz; türlerin bir armoni dizilimi vardır ruhuna uygun!

3 Ekim

İnsanlar "şu kadar yardım yapıyorum, şu kadar öğrenci okuyorum..." vs. falan diyor. Reklam! Sizi gidi gösterişçiler sizi! Önce hayvanları düşünün vicdansızlar! Sayfalarımdan kedilere mama yardımı konusunda 2 kere duyuru yaptım ama hiç dönen olmadı. 1 yıl sonra emekli olunca böyle bir sıkıntım olmayacak ve kendi karnımı doyurduktan sonra bütün ekonomimi kedilere sarfedeceğim. Yaşadığım yeri kedi barınağı yapacağım ve bütün mal varlığımı kedilere bırakacağım. Bazıları başkalarına ve hayvanlara yardım konusunda milyonda bir kere böyle bir talepte bulununca beni dilencilikle falan itham ettiler. Eğer bu dilencilikse, bununla da gurur duyarım. Ben şu anda emekli oluncaya kadar geçecek süremi, borç alarak idare ediyorum ve buna rağmen kedilerin giderini asla yüksünmüyorum. Çünkü ölüp gideceğiz ve ne kadar canlıya gün gösterebilirsim, manevi olarak o kadar çok tatmin oluyorum. Bunun başka bir açıklaması yok inanın.

Nazar değmesin hayatımda her şey o kadar güzel gidiyor ki... Bugün de tenisimi oynayabildim... Bundan sonra her şeyin çok daha güzel olacağından da hiç şüphem yok. Biraz daha sabır! Dünyanın en mutlu adamı nasıl olunur, uzun uzun anlatabilirim size ama tek kelimeyle sevgi, ilaveten iyiniyet, olumlu ve geniş bir bakış açısı, vicdana yatırım, herkese ve her şeye karşı empati, bir de okumak-öğrenmek, müzik ve spor gibi keyfi hobiler, ve belki de en önemlisi elinden geldiğince herkese yardımcı olmaya çalışmak, kalp kırmamak, vesaire... Daha da en önemlisi hayatı minimum yaşamak; Sarayda krallar gibi yaşamakla, kedilerle barınak gibi bir yerde yaşamak arasında inanın hiçbir fark yok. Dolabımı açıp bakarsanız da, sadece domates, yoğurt, peynir ve de yumurta görebilirsiniz. E yaşanıyor işte gene de!

7 Ekim

Yobazlar,
laiklere-modernlere-bilimsellere din elden gidiyor diye saldırıyorlar ya; din elle tutulan bir şey değil ki gitsin!

8 Ekim

Bakan B. Albayrak “EYT gündemimizde yok” demiş. Yasa teklifi kandırmacasıyla #EYT'lerin gazı bir kez daha başarıyla giderilmiştir.

Hani diyorum sarayı kiraya verip aparta falan çıksanız; Her gün milyonlarca liralık masarafa ne gerek var? Milletvekilinin gideri diğer insanlardan fazla mı oluyor da asgari ücretliden fazla alıyorlar? Siyasilerin gelirleri sadece alın teri midir? Vatandaşını düşünmeyen iktidar nasıl oluyor acaba? Memur atamaları, çalışma hayatı ve kamudaki görevlendirmelerde iktidardakilerin direktifinin olmasının billnmesine rağmen bundan rahatsız olunmaması nasıl bir duygudur? Vesaire... Ekonominin kötüye gitmesinin sebebi, hak ve hukuğa uygun bir irade ve idarenin olmamasından olabilir mi?

İşe girerken hakka-hukuğa uygun değil de, bir tanıdığımızın olmasına önem vermemiz, iktidarla aynı kafadan olduğumuzu göstermez mi

Yapılan bilimsel araştırmalara göre duyarlılık ve duyarızlık genetiksel olup, duyarlıların duyarsızlara oranı % 1. İşimiz çok zor!

Kefirin yararları saymakla bitmiyor ama çok maliyetliymiş. Onun yerine yoğurt yiyiyorum!

Yobazlara göre Tanrı'nın işine karışmak gibi olacak ama yapay zeka-eğitilmiş bilgisayar deprem tahmininde çok daha başarılıymış.

Milyonluk soruyu bilen Arda,çok sayıda dil, edebiyat, müzik, bilimsel araştırma, felsefe ve ölene dek üniversitede okumak istiyor.

"Kim Milyoner Olmak İster?" yarışmasına daha çok kitap alabilmek için giren Arda, bu yıl 218 kitap okumuş!

Şimdi insanlar ailde değerlerinden falan bahsedecektir gene... Değer veren ailesel olarak yaşar ama kimse kimseyi tapulu malı olarak görmesin. Eğer o çok inandığımız aile ve toplumsal değerler tapılacak derecede doğru olsaydı, şu anki cinayetler işlenmeyebilirdi. Bakınız bir insan bir insanı sever ama işte bu toplumsal değerlerden sonra sevgi bitince o ilişki bitirilemiyor ne yazık ki. Oysa bırakınız ya şu ölümlü dünyada kedi köpek gibi doğl halimizde içimizden geldiği gibi yaşayalım. Adam gidiyorsa gitsin, kadın gitmek isteyip gidemiyorsa, kadının nasl özgürleşebileceği ve bireyselleşebileceği üzerine kafa patlatalım burada. Kİmsenin tarafında veya karşısında değilim bu ve benzer olaylarda; cinsiyetçi heterosesist sistemin karşısındayım sadece!

Eşcinsellikle ilgili Eylül - Ekim 2019 Facebook paylaşımlarım!

25 Eylül 2019

DÜNYA TERSİNE Mİ DÖNÜYOR NE; RTÜK EŞCİNSELLİĞİ SAVUNMUŞ!

RTÜK Üyesi Faruk Bildirici, “Eşcinsel ilişki nedeniyle ceza vermek ayrımcılıktır, suçtur” demiş. Bildirici eşcinselliğin bir tercih değil yönelim olduğuna dikkat çekerek, bilimsel yaklaşımlarda “Eşcinselleri görerek tanıyarak eşcinsel olunmayacağı kabul görmektedir. ” dedi. Türkiye’de de sanatçı, edebiyatçı ve değişik alanlardan eşcinsel ünlülerin medya ve toplumun gözü önünde olduğunu hatırlatan Bildirici, “Eşcinsellerin medyada, radyo ve televizyonlarda yer almasının çocuklar ve gençler üzerinde cinsellik açısından örnek oluşturduğu söylenemez. Öyle olsaydı, RTÜK’ün eşcinsel ünlülerin yer aldığı bütün radyo ve televizyon programlarına yaptırım uygulaması gerekirdi” diye konuştu.

26 Eylül

Bir eşcinsel olarak beraber olduğum erkekleri kadınlardan asla kıskanmam. Toplumsal görevlerini yerine getiriyorlar çünkü.

Bir eşcinsel olarak beraber olduğum erkekleri kadınlardan asla kıskanmam. Toplumsal görevlerini yerine getiriyorlar çünkü. Nasıl olsa tıpış tıpış gelecekler. Mecburi karşı cinsel ilişkiden sonra eşcinsel ilişki nasıl verimli oluyor biliyor musunuz?

Sevgilisini kıskananlar, kendileirne güvenemeyenlerdir. Mesela selin Ciğerci bir kadna saldırmış evli erkekelre mesaj atıyor diye. Kadın ona bir şey diyor aa anlaşılmıyor. Selin Ciğerci de ben senden daha kadınım diyor. E o zaman bırak erkeği. Kimi istiyorsa ona gitsin. Tabi güvenemiyor kadınlığına.

Adam diyor ki karısına, vallahi elime senden başka kadın eli değimedi. Kadının da aklına gelmiyor ki makatına bir şeyin değip değmediği...

Kıskanan kadınlar sürekli kocalarını telefonla kontrol ediyorlar. O anda kocaları erkek erkeğe seks yapıyor oysa!

İnsanların beraber oldukları kişilere bir mal gibi sahip olmaya çalışmaları ve kıskanmaları bana çok aptalca geliyor!

***

Bir transseksüelle beraber olan kişi eşcinseldir ve eninde sonunda eşcinselliğine dönecektir.

Ben ölünceye kadar birlikte yaşayan ve bundan mutlu olan biyolojik cinsiyetleri doğuştam erkek ve kadın heteroseksüeller gördüm ama bu anlamda mutlu transseksüeller görmedim. Bunun sebebi toplum olamaz! Çünkü insan ne kadar oyun oynayabilir ve kendini kandırabilir ki. Toplumsal zorunluluklar da bir noktaya kadar kaldırılabilir. Canlı özüne dönecektir kaçınılmaz oarak.

Selin Ciğerci'nin yanındaki erkeğe bakıyorum da, Selin Ciğerci ondan daha maço durmuyor mu?

Transvestilerin sevgilim veya kocam dediği erkekler, "toplumsal" değil de neden üst başlığı metroseksüel olan erkekler oluyor?!

27 Eylül

Karşındakini seks ahlakçılığıyla vurmaya çalışmak, kendi özgürlüğüne de müdahale etmektir. Yapmayın bunu!

Hayatta hiçbir şeyin standardı olmayağı gibi, cinselliğin ölçüsü de kişinin kendi tasarrufundadır. Aseksüeller intihar mı etsin?

Kimisi aşksız seks yaşanmaması gerektiğini savunuyor; Kimisi yaşar geçer, kimisi takılır kalır. Kimisi özgürdür, kimisi bağımlı!

Özgürce cinsellik yaşayamadığımızdan şikayetçiyizdir ama kalkar sağlıklı bir cinsel hayatı olanı orospulukla itham ederiz.

İkiyüzlü bir toplumda yaşıyoruz; ahlakçılar da ikiyüzlü oldukları için göründüğü kadar olan açık olanları eleştirmelerinin sebebi, kendi ahlaksızlıklarını örtbas etmek için veya yapmak isteyip de yapamadıklarındandır.

Bir insanı, eğer çevreye hiçbir zararı yoksa rahat bırakın. Rahat bırakamıyorsanız, kendinizle ilgili bir sorun vardır!

28 Eylül

Kendileriyle barışamayan eşcinseller "kadın erkek farketmez, ben aktifim" diye yıllarca skor üretirler ama bir türlü tatmin olamazlar. Çünkü içlerindeki kadının da doyurulması gerekir!

Eşcinselliğin cinsel yönelim olduğunu söyleyen RTÜK üyesine "bilmem kimin artığı" diyerek nefret dili kullanan Yeni Akit bir gazete olabilir mi?

29 Eylül

Yıllarca eşcinsel olduğu tahmin edilen ünlü erkek sanatçıların, çocuk sahibi olmak ve eşcinselliklerini kamufle etmek için evlenmeleri ve eşlerine karşı sevgi pıtırcığı gibi numara yapmaları o kadar eğreti duruyor ki. Bi' dürüst olun be! Tek tek isim bile verebilirim. Bakınız bir eşcinsel bir eşcinseli çok rahat tanır. İsterse beni mahkemeye versinler. Çünkü eşcinsel olmak suç mu ki, ayıp mı ki? Ama bana ne ki; kendilerini kandırmak mutlu ediyorsa, her insanın hayatını istediği şekilde yaşaYAMAma hakkı vardır! Eşcinseller topluma kötü örnek olup, herkesi eşcinselliğe özendiriyorlar diyor ya ahlakçılar; asıl bu ikiyüzlüler topluma kötü örnek olup, toplumu sahtekarlığa özendiriyorlar!

30 Eylül

Kriminolojik tipler her eşcinsel gibi beni de çekiyor mu desek, kıyıdakilerin yörüngesi mi bilemem... İnsana dair umudumu yitirmemeye çalışırım çevresel koşullar iyi oursa eğer diye, genetik fakötrcü olmama rağmen. Ben iyi niyet ve yapıcı tarafımla güven unsurunu iyice pekiştiririm bana karşı olan ve sağlıklı bir iletişime dönüştürürüm bunu zamanla. O yüzden çoklu da olsa ilişkilerim, her biri tekliymiş gibi ömürlük olur. Böyle tanıdıklarımdan birinin kolunu boydan boya yarmışlar. Bir yıllık süreçte kol hala bez bebek gibi sallanıyor. Biliyor musunuz, ben, bir insan ne kadar kötü olursa olsun, onun canına kasdedecek, hayatına malolacak bir kötülüğü asla yapamam. Yapım elverişli değil buna. Yani bir insanı kesmek falan nasıl bir vicdandır, nasıl bir yürektir, nasıl bir psikolojidir... İnsanın kötülüğünün de bir sınırı olmalı. Çünkü hayat bir tane ve kısa. Olan şeyleri Tanrı'ya gavale etmek falan da kolaycılık. Tabi çekirgenin 4. sıçramasının bir sonucu olduğunu da gözardı edemeyiz bazı başa gelenlerin ben her ne kadar bu kadarının hak edilmemesi gerektiğini düşünsem de. Ama dinsizin hakkından imansız gelir gibi de bir şey mevcut ne yazık ki... Hayat işte. Bazen ettiklerimizin de cezasını çekiyoruz; çünkü bir insanın başına gelenlerin sebebi, insanın kendi yaptığı yanlışlar da oluyor. Ve hayat işte... Gene de dikkatli ve kontrollü yaşamak gerekiyor. Hayat kısa...

1 Ekim

Tenise dair paylaşımlarımı genellikle tek olarak yapıyorum; çünkü benimle yan yana sosyal medyada yer almak cesaret ister!

Ayy, top zannediversinler sizi de, ne olacak sanki? Bir yeriniz mi eksilecek? Bir alemsiniz valla! Erkek ve kadın olmak marifet mi?

Ricky Martin eşcinsel evlilik yaptı, yakında 4. çocuğuna sahip olacak; Amerika helak olmadı ama hala!

3 Ekim

Türkiye'de homofobinin bir türlü aşılamamasının sebebi içselleştirilmiş homofobi, yani eşcinsellerin cinsel yönelimleriyle-kendileriyle bir türlü barışamamaları. Sorsan hiç homofobik değillerdir. Açılamamalarının veya keşke eşcinsel doğmasaydım veya çevresindekilerin eşcinsel olmasını istememelerinin sebebi, dışarıdaki homofobiymiş. Ben buna tabiki de inanmıyorum. Çünkü en büyük homofobik tepkileri ve homofobik zararları eşcinseller gösteriyor. Ben bir kişiye eşcinsel dediğim zaman, heteroseksüellerden hiç eşcinellerinki kadar sert tepki almıyorum. Ama eşcinseller sanki kendileri eşcinsel değillermiş gibi "herkesi eşcinsel yapıyorsun" diye öyle bir tepki gösteriyorlar ki... Ulan senin eşcinsel olmadığını savunduğun kişi bana haftada en az bir kere pasif olmaya geliyor geri zekalı. O maço erkek görüntüsünün altındaki kadını göremeyecek kadar beyinsizsin çünkü. Nefret cinayetlerini kim işliyor sanıyorsunuz; içindeki eşcinselliğin ortaya çıkmasından korkan gizli eşcinseller. Daha fazla konuşmak istemiyorum.

4 Ekim

Eşcinsellere sapkın diyince sapkın olmuyorlar, onlar gene aynı eşcinsel olarak yaşamaya devam ediyorlar ama eşcinselliğe sapkın diyenlerin geri zekalı veya cahil olma ihtimalleri çok yüksek!

Depremin sebebini eşcinselliğe bağlayan geri zekalılar, eşcinsellerin başkenti Amsterdam niye Lut Kavmi gibi helak olmuyor?

Şarlatan yobazlar neden eşcinselliği hastalık, sapıklık veya günah olarak ifade ediyorlar; çünkü onlara inanan aptal kitleler var!

Gerçekten eşcinselliği hastalık, sapıklık, günah veya ahlaksızlık olarak düşünmek aptallık, geri zekalılık ve cahilliktir.

***

Dar pantolon giyen erkekler gay mi?
Şüpheniz mi var?
Etrafıma bakıyorum da, eşcinsel olmayan erkek yok gibi!

7 Ekim

Bir insan, bir insanı, o insanın özelliğinden dolayı aşağılıyorsa, gerçekten geri zekalıdır. Bunun başka bir açıklaması yoktur!

Şimdi birisi bana "top" demiş. Evet eşcinselim! Şimdi sen bana top diyince ben aşağılık mı oluyorun, sen geri zekalı mı? 2. si!

Benimle ilk defa tanışanlar, ben aktifim, sakın bana aktif olmak gibi bir yanlışlığa kalkışma diyorlar. Ben buradan şunu çıkarıyorum. Hetero olsam seninle ne işim var, aktifim diyorsam pasif olmak da istiyorum sen anla. Çünkü sonra bana zorla pasif olmaya kalkıyorlar ve yakamı kurtaramıyorum bunlardan. Çünkü özgüvensiz oldukları için o kadar kolay değil herkese o işi yaptırmak. Hayatıma giren erkekelrin % 100'ü eşcinseldi ve pasif de oldular, en azından olmak istediler. Bunları niye anlattım; eşcinselliğiyle barışamayıp, barışık olanları eşcinsel diye aşağılayanlara gerçekleri hatırlatmak için. Bir kere benim sayfamı takip edip bana top diyenin benim sayfamda ne işi olabilir? Mesela ben, sosyal hayatımda arkadaş olduklarım dışında, sosyal medyadan iletişim kurduğum veya kurmak istediğim bir kadın olmuyor eğer bir amacım yoksa. Biraz akıllı olabilseniz keşke penis kafalılar! 21. yy.dayız ve hala eşcinselliğin normal olup olmadığı dışında, bir de aktiflik pasiflik meselesini BİLE konuşuyoruz. Konumuz şu olmalı oysa; insanlar ne olursa olsun, onlara eşitlik ve özgürlük üzerine haklarını en kısa zamanda nasıl verebiliriz?
Eşcinselleri top diye aşağılayanlar... Eşcinsellik bir insanın hemcinsini sevmesi ve onunla ilişki yaşamasıdır. Bu kadar, bundan daha ötesi yok! Eğer aşk-sevgi ve cinsellik kötü bir şeyse, heteroseksüel-kadın erkek ilişkiler de kötüdür diyeceğim ama insanlarımız hala aşktan ve cinsellikten utandıkları için, onlara eşcinsel aşk ve eş-cinselliğin güzel bir şey olduğunu anlatmak imkansızdan da öte bir şey. Hani taş bile belki bir süre sonra anlayabilir bunu ama bu geri zekalılar anlayamaz. Beni mahkemeye verin lütfen; eşcinselliği aşağılayanlara geri zekalı, aptal, cahil, yobaz dediğim için ki, mahkemede de tescillensin geri zekalılıkları!

Homofobikler, yani eşcinselliği kabul etmeyenler geri zekalıdır! GERİ ZEKALI!

En çok uyuz olduğum şeylerden birisi de, benimle erkek erkeğe beraber olanların benden kadın talebinde bulunmaları. Ulan siz erkek misiniz-heteroseksüel misiniz, yoksa eşcinselsiniz de eşcinselliğinizle barışık olmadığınız için, erkekliğinizi mi ispat etmeye çalışıyorusunuz? Bana bir şey ispat etmek zorunda değilsiniz ki. Eğer kendinizi test etmek istiyorsanız, gidin kendiniz bulun kadını. Erkek olan erkek, erkekliğine güveniyorsa, kendisi bulur beraber olacağı kadını. Haa, eşcinsellerin etrafında kadın çoktur diye fırsatçılık yapmaya çalışıyorsanız, sakın ha, sakın ha karşınızdakini salak yerine koymaya kalkmayın, miktir olun gidin!

Benimle beraber olup, başka erkeklerle tanıştırmamı isteyen erkeklere de... Ulan bana ne sizin dötünüzün değişik penis keyfinden!

Bugün eşcinselliği lanetleyen din, yarın çiçekle aşk yaşamak isteyene de fetva verdirebilir; egemen kültürün çıkarına ters düşerse.

8 Ekim

BİR EŞCİNSELİN BİR GÜNÜ NASIL GEÇER?
Bu sabah kalktım. Sporumu yapmaya gittim; biraz tenis oynadım, spor aletlerinde hareketlerimi yaptım. Sabahtan akşama kadar 22 kedinin bakımı sürekli meşgul ediyor zaten beni. İnternette okumalarım ve blog sitelerimi güncellemem 24 saat aralıksız zaten. Yemek, bulaşık, çamaşır vesaire de her insanın olduğu gibi, benim de rutinlerim. Açık'tan dördüncü üniversitem de meşguliyetlerimden. Bugün en sakin günlerimden biriydi. Bol bol yattım ve dinlendim. Ne yalan söyleyeyim seksimi de yaptım. Sonra arkadaşlar aradı. 3 saat tenis oynadık. Gene yemek, çay falan... Kedilerin balımı... İnternet... 50 küsur yaşındaki mülteci engelli eşcinsel arkadaşın da sağlıkla ilgili problemleri konusunda neler yaptığınına dair konuştuk telefonda. Engelli bacağının ağrılarına, tansiyorun, böbrek taşı sancısı ve de kulak problemi eklendi bir de. 5 yıl oldu geleli, hala yerleştirilemedi bir ülkeye. Kimler kimler gitti de, o gidemedi hala. Çünkü haksızlık her yerde. Bir çoğu eşcinselim, lezbiyenim yalanlarıyla üçüncü bir ülkeye vatandaşlık kazandılar ama bu arkadaşımız dürüstlüğünden dolayı ihmal ediliyor işte. İşte böyle bir eşcinselin yaşamı. Belki de bu dünyada kendileriyle barışık oldukları için en masum yaşayan onlar. Belki de o yüzden bu kadar üzerilerine geliniyor. Yani açık-net-yalansız dolansız-dürüst, masum ve kednileiryle çok barışık oldukları için... Zaten insanların kişiliğinde ve yaşam tarzında değil de, cinsel yöneliminde defo aramak, cinsel yönelimi üzerinden onu karalamak kadar aptalca ve de art niyetli bir şey olabilir mi? Bir de din üzeirnden vurmaya çalışıyorlar ya eşcinselleri; dine inanmıyorum ama eğer varsa bile, Tanrı katında; homofobiye maruz kalan eşcinseller değil, onlara homofobik eziyet-eşcinsel düşmanlığı yapanlar cehennemliktir. Eğer cenneti sakınıyorsanız eşcinsellerden, bizi bu dünyada rahat bırakın, cennet sizin olsun!

***

Bir insan eşcinselim diyorsa, konu kapanmıştır, sorgulayamazsınız. Çünkü o eşcinsel kafasına silah dayandığı için eşcinsellik yaşamıyor, içinden geldiği için yaşıyor. Hadi sorguladınız diyelim; bugüne kadar bir yere varabildiniz mi bu konuda? Eşcinselliğin hastalıkla, sapıklıkla, ahlaksızlıkla alakasının olmasını söylemek, heteroseksüelliğin de aynı şey olduğunu söylemektir. Canınız sıkılıyorsa, heteroseksüelliği yatırın masaya; sapıklık, ahkalsızlık, hastalık konusunda inanıyorum ki daha çok şey çıkarabilirsiniz. Bi' de günah falan diyorlar ya eşcinselliğe; gerçeklikle alakası olmayan din-dogmatizm üzerinden bir insanın hisleri ve cinsel varoluşu sorgulanabilir mi? Günahsa kime ne?

4 Ekim 2019 Cuma

PARKA HANGİ VİCDANSIZ BIRAKTI YAVRU KEDİLERİ?


Bu akşam İncilipınar Parkı kortunda tenis oynarken kulağıma yavru kedi sesleri geldi. Ağaca çıkmışlar ve inemiyorlar. Ortalama 3 aylıklar falan. Yükseklik 4 metre ve de düz bir dut ağaç olduğu için çıkıp indirmem çok zordu. Tenis oyunumuzun son bir saati boyunca ara ara miyavladılar. Bu esnada ne yapmam gerektiğini düşündüm; eve mi götürmeliydim 20 kedim olmasına rağmen, yoksa parkta çevre koşullarına kendileirni alıştırarak hayatta kalma mücadelesi onlar için daha mı avantajlı olurdu? 1 saat boyunca parkta onca insana rağmen, hiç kimse ilgilenmedi yavru kedilerle. Oyunumuzu bitridikten sonra sokak hayvanları barınağını aradım ama açmadılar telefonu defalarca aramama rağmen. Sonra hayvansever bir arkadaşıma, Ayşegül hanıma telefon açtım ne yapabiliriz? diye. O da itfaiyeyi aramamı söyledi. Yani kedileri ağaçtan indirip, parka bırakacaktık, yani parkta kalacaklardı. Sağolsunlar itfaiyeciler hemen geldi. Ağaçtan aldılar kedileri ama bir tanesi biraz korktuğu için saldırganlık yapmıştı ve kaçtı. Ben uysal olanı eve götürmeye karar verdim ama diğer kardeşini tek başına bırakmaya gönlümüz razı olmadı. Onun yanına da gidip ikna ettim ve eve getirdim yavruları. Bu arada beni yalnız bırakmayan Aynur ve yardımcı olan hanıma ve telefonla bana direktif veren Ayşegül hanıma çok teşekkür ederim. İtfaiyemize de özellikle çok teşekkür ederim. Evdeki diğer kediler tepki göstermedi yavrular küçük oldukları için ama onlar hala biraz korkuyorlar ama parktaki durumlarından daha iyiler ki, artık bağırmıyorlar. Biraz mama yediler, süt içtiler. En korktuğum evdeki kedilerin tepki göstermesiydi ama öyle bir sorun yaşammadı. Mesela Pırıl kedi eve geleli 6 ayı geçti, hala kabul etmiyorlar ve fırsat buldukça saldırıyorlar.
Kıssadan hisse...
Ben hasta veya kedi manyağı değilim kedilere karşı duyarlılığımdan dolayı. Bu bir insanlık, bir vicdan, bir duyarlılk meselesi. Eğer bakıma ihtiyacı olmasalar, ben niye onların bağımsız ve özgür yaşamasına istemeyeyim ki? Duyarlı insanların sayısının yok denecek kadar az olması, sanki ben bu dünyalı değilmişim hissi uyandırıyor bende. Neden bütün insanlar hayvanlara karşı sorumlu değiller? Lüks koltuklu milyonluk evlerde oturmak ve görgüsüzce bununla övünmek marifet mi? Terbiyesizler diyorsum açık ve net olarak bu tarz yaşayanlara? mağarada yaşar ama dünyadaki diğer canlılara karşı üzerime düşeni yaparım çok daha iyi. Anormal olan ben değilim, benim gibi düşünmeyenler. Sonunda iyiler kazanacak, göreceksiniz. İnsnaların gelecek ile ilgili hayallerini falan düşününce, gerçekten onların insanlıkları adına utanıyorum, nasıl bir insanlıksa?
Kediler oraya-parka nasıl gelmişlerdir? Mahallede rahatsız olanlar veya kedileri yavrulayınca, yavrularından kurtulmak için parka bırakmışlardır. Hep sokakta hayvanların daha iyi yaşayacakları dile getirilir. Bu aslında bir vicdan rahatlatma yöntemidir. Gözleri görmeyince, başlarına ne geldiği umurlarında bile değildir çünkü.
Hayatta yaşamaktan daha önemli bir şey yoktur ve hayvanların da yaşamalarına da yardımcı olmamız gerekir eğer gerçekten bir insan isek!

2 Ekim 2019 Çarşamba

TÜRK POP MÜZİĞİ KADINLARDA KİM STAR, KİM 1 NUMARA?


Benim çocukluğumda, hatırlayabildiğim kadarıyla 77'den 80'lerin ilk çeyreği veya yarısına kadar Türk Hafifi Müziği denilen Pop Müziğimizde Ajda Pekkan dışında kadınlarda bir klasman farkı yoktu. Yani Bir Nilüfer veya Sezen Aksu ne ise, bir Seyyal Taner veya Nil Burak, Gökben, Sibel Egemen de o demekti. Hatta Nazan Şoray sahnelerin gecede en fazla kazana yıldızı, Gülistan Okan TRT'nin gediklilerinden, Sezer Güvenirgil veya Şenay ise marjinal görsellikleriyle başlı başına bir star idiler. O dönem dergilerin kapaklarına falan bakarsanız, bu saydığım isimlerin hepsinin aynı klasmanda star olduklarını görebilirsiniz. Nükhet Duru'nun ise gökten düşmüş gibi hiç kimsenin anlamayacağı "Melankoli" gibi şarkılarla A klasmanında olması şaşırtıcıydı. Hatta Ajda'nın tek rakibi idi. Nilüfer "Dünya Dönüyor" ile büyük bir patlama yapmuş ama orada kalmış; taa "Geceler"e kadar. Sezen Aksu "Sen Ağlama" ile kraliçe koltuğuna oturdu ve bir daha kalkmadı. Zerrin Özer de "Gönül" ve "Hekimden Sorma" ile yılın sanatçılarından biri oldu ama bir daha devamını getiremedi. 90'lardaki popüleritesi ise, Seyyal Taner, Gökben, Gülden karaböcek dahil herkesin o dönemden payna düşeni almasından başka bir şey değildi. Ajda Pekkan bile sadece Süperstar isminin kredisini kullanmaktadır hala. Kadınlarda "pop kare as"ın oluşması ise, Ajda, Nükhet, Nilüfer'in istikrarlı sürekliliği-üretimi oldu(Ajda da o kareden düştü aslında). Çünkü Nur Yoldaş, Banu, Asu Maralman, Esmeray gibi ses ve müzik kalitesi olanların bunlardan bir eksiği yoktu. 90'ların starları Candan Erçetin, Sertab Erener, İzel, Yeşim Salkım, Deniz Seki, Işın Karaca, Aşkın Nur Yengi gibiler bile zamana yenilmişlerdir. Ama Sezen Aksu, Nilüfer ve Nükhet Duru'nun hala varolmasıysa, onların gerçek bir sanatçı, birer star olduklarının göstergesidir. Demet Akalın, Hande Yener, Hadise gibiler ise albümden internet çağına uzanan yıldızlardır. Emek sarfetmiyorlar mı; sarfediyorlar ama Sıla veya Gülşen gibi sanat veya özgünlük adına mı çaba sarf ediyorlar, yoksa popüler olmanın derdindeler mi tartışılır. Bir de İrem Derici, Merve Özbey, Simge, Ece Seçkin, Derya Uluğ gibi iyi şarkıcı olup, internet fırsatını çok iyi değerlendirenler var. Aleyna Tilki ise yeniçağın şu andaki rakipsiz starı. Tüm zamanların yıldızı ve Türkiye'nin yıldızı, Yıldız Tilbe midir acaba? Arada kaynattıklarımızı da unutmamak gerekiyor hiç kimseye benzemeyen Şebnem Ferah, Göksel, Nil Karaibrahimgil, ve ve ve Nazan Öncel gibi...