27 Haziran 2017 Salı

İstanbul'da Özgürlük Anıtı (bir Danimarkalı kadın)!


İstanbul'daki polisin, yani valiliğin, yani yani devletin izin vermediği için eşcinsellerin yaptığı "Onur Yürüyüşü"nde tutuklanan göstericilerden biri de Danimarkalı bir kadınmış. Serbest bırakıldığına dair haberleri okuyunca öğrendim durumu.

Yazıyı yazarken tüylerim diken diken oldu ve ağladım. Keşke bütün kadınlar o kadar özgürlükçü ve cesur olabilselerdi. Gavur diye beğenmediğimiz kadın Müslüman bir ülkede Amerika'daki Özgürlük anıtı gibi ne kadar heybetli duruyor.

Ağladım dediğim gibi ve çok gurur duydum. Danimarkalıyım bundan sonra, DANİMARKALI! Denmark 12 point..! Bütün Eurovision'ların galibi artık benim için Danimarka. Bütün puanlarım Danimarka'ya. Komşuculuk yapıyorum Danimarka'ya! Coştum gene, duygu seline kapıldım işte...

Evet Danimarka'nın da havasını teneffüs etmeliyim ölmeden önce. Keşke herkes bir kere Danimarka'ya gitse de özgürlük bulaşsa biraz. Özgürlük demek Danimarka demek çünkü!!!

Dikkat ettiniz mi, kaldırımdaki küçük taşın üzerinde sanki Everest Tepesi'nde gibi en yüksek seviyeden özgüvenli duruyor kadın. Türkiye'deki misal 40 milyon kadın böyle bir duruşa sahip olsa, inanın özgürlük devrimi yapılır. Nerdeeee!

Polis de sanki bütün kaleleri zapdedilmiş gibi 20-30 santimlik taşın üzerinden kadını indirmeye çalışıyor! Oysa ben polis olsam..!

26 Haziran 2017 Pazartesi

Tutuklu melekler; eşcinseller!


48 yaşındayım... İyi kötü yaşayıp gidiliyor işte eşcinsel olarak da olsa. Ben bütün engellere rağmen hep güzel bakmaya çalıştım hayata. Homofobiye maruz kalmama rağmen şikayetçi olmak yerine pes etmemek adına "homofobi de neymiş?" dedim. Homofobiye rağmen iyi yaşamak konusunda çok da yalancı sayılmam. Çünkü hayat sadece eşcinsellere zor değil. Başka kesimlerin de zorlukları var. Hatta eşcinsellereden bile daha zorluklarla karşılaşan kesimler var ama cinsel yönelim ayrımcılığı akıl ve mantık dışı bir şey. Karşı cinsel ilişkiler kutsanırken, eşcinselliğin kabul edilmemesi, hastalık-sapıklık vesarire mumelesi görmesi, eşcinsellerin bu yüzden nefret cinayetlerine kadar uzanan bir ayrımcılıkla mağdur edilmesi kabul edilebilir bir şey değil. Çok değiniyorum konuya, çok tekrar ediyorum söylediklerimi ama söyleyecek şeylerim o kadar çok ki, o kadar anlatmak istiyorum ki eşcinselliği insanların gerçekleri görebilmeleri için... Görmüyorlar, göremiyorlar, görmek istemiyorlar... Belki anlatırsam bir şeyler değişir diye umuyorum.

Doğanın zorlukları gibi sosyal yaşamın da zorlukları var. Çünkü oluşturulan sistemin ayrımcı tarafları var çıkarlar doğrultusunda. Çıkar diyince de sadece maddiyat anlaşılmasın. Hegemonyadan daha büyük çıkar olabilir mi? Bu sayede zaten her şeyi kendi çıkarların doğrultusunda hizmet ettriyorsun. Hegemonik olmanın altında yatan sebeplerse, psikolojik olarak yaklaşırsak birey üzerinden, bilinçsizlik derim düpedüz. Çünkü paylaşmanın, eşit olmanın, özgürlüğün, barışın, sevginin, duyarlı olmanın, hoşgörünün, vesairenin insanın uzun vadede kendi çıkarlarına daha denk düşeceğini görememek bilgisizlik, cahillik, bilinçsizilik, kapasitesizlik, vesairedir... Aklı başında bir insanın mantıklı ve sağduyulu olması gerekir, olaylara da aklı selim yaklaşması gerekir. Başını sonunu düşünmeden akıl dışı davranıyorsan, bireysel de olsa, toplumsal da olsa bir arıza var demektir. Konuyu çok uzatmaya da gerek yok aslında... İnsanın hemcinsini sevmesinin kime ne zararı var..? Eşcinsellik eğer sapıklıksa, ahlaksızlıksa, hastalıksa, vesaireyse, yani bu denilenler gibi düşünüyorsan, o zaman ben senin aklından, kapasitenden şüphe ederim. Bir insan bir insanı seviyor ve mutlu oluyorlar, bu sayede çevrelerine de mutluluk veriyorlar ve kendileri dahil hiç kimseye, hiçbir şeye zararları yok.

Eee, derdin ne o zaman be güzel kardeşim?! Sen soy soyla, boy boyla, heteroseksüel olarak da sağlıklı yaşa, bütün cennetler de senin olsun..! Her koyun kendi bacağında asılmıyor muydu? Eğer eşcinseller insan gibi yaşarsa, herkesin eşcinsel olmasından korkuyorsanız, hepiniz eşcinselsiniz demektir o zaman. İnsan içinden gelmese kendi cinsini sevemez. "Ama ben, belli mi olur, ben özenerek sapabilirim, hemcinismi sevebilirim..!" diyorsan, o zaman aslolan eşcinselliktir zaten. Çünkü ben dünyada erkeksiz de kalsam karşı cinse asla ve asla yönelmem. Çünkü eşcinsellik sapmaz! Eğer heteroseksüellik rayından çıkabiliyorsa, o zaman sapık kimmiş iyi düşünmek gerek.

Bu yıl da devlet eşcinsellerin yürümesine izin vermedi. Bir de karalıyorlar eşcinselleri arkalarında şu var, bu var diye... Görüntülere hiç bakmıyor muusunuz? Sanki kollarından tutulup sürüklenen birer melek gibiler. Ne bağırıyorlar polislere, ne de karşı koyuyorlar. Tabi az veya çok insanlık gereği tepki gösteremeleri normal ama hiç zarar verici bir eylem görüntüsü hissediyor musunuz siz eşcinsellere bakınca? Eşcinseller şiddetvari değil, şiddet mağdurudurlar. Korunmaya ihtiyaçları vardır ama devletin güvenlik güçleri onları korumak yerine daha başka şeyler yapıyor. Sıkmıyor mu biber gazını, atmıyor mu fişek, tomalarla barikat kurmuyor mu, köpekleri salmıyor mu üzerlerine, karakollara götürmüyor mu..? Ne yapmış ki eşcinseller insanca yaşama hakkını dile getirmekten başka? Devlete mi karşı gelmiş, güvenlik güçlerine mi saldırmış, vatandaşlara mı saldırmışlar..?

Devlet eşitlikten, özgürlükten, insan haklarından bahsediyor ama daha eşcinsel haklarını boşverin ne yasalarda eşcinsellik kelimesi geçiyor, ne de ağızlarına eşcinsel kelimesini alıyor. Gerekçe ise onların muhafazakar olmaları. Muhafazakarlıkla demokrasi yan yana olmaz yalnız, bu böyle biline. O zaman Türkiye demokratik değil dendiği zaman kızmayacaksınız. İnsani gelişmişlik sıralamasında sonlarda değil miyiz? Avrupa'da, Amerika'da eşcinseller çok rahat bir şekilde haklarını dile getirebiliyorlar; O ülkeler ne kaybediyor; hiçbir şey; dahası insanını kazanıyor, demokrasiye kazandırıyor.

Biz bu dünyaya bir kere geliyoruz. Öte dünyanın kanunlarını bu dünyada uygulamaya kalkışmayın lütfen. Sen öte dünyaya göre yaşa, ben bu dünyada insanca yaşayayım. O yürütmeyiz diyen kişiler, eşcinsellere müdahale eden güvenlik güçleri nereden cesaret alıyorlar; devletten. Kimse de demokratik bir yaşam hakkını savunmayı devlet karşıtlığı olarak falan çarpıtmasın. Ben eşcinselim, eşit ve özgürce yaşamak sitiyorum ama bu toprakları, vatanımı faşistlerden daha çok seviyorum. İnsanlara baskı yapmak, zorbalık yapmak insanı ne çok vatanperver yapar, ne de çok dindar yapar. Hele hele insan, hiç yapmaz.

Sevmek ve sevilmek istiyoruz yaa eşit ve özgür bir şekilde. Bir de herkes gibi insanca yaşamak. Biz sizin siyasetinizin veya ideallerinizin derdinde falan değiliz. Tabi onların tartışmasını ayrı platformda kesinlikle yaparız ama eşcinsel hakları sizin siyasi çıkarlarınıza ters falan düşmez. Eşcinsel hakları insan haklarıdır, insanca yaşama hakkıdır, sevme hakkıdır, kişinin doğasını gerçekleştrime hakkıdır. Ama koca koca milletveklleri, üst düzey yöneticiler insana, doğaya karşı gelen açıklamalar yapıyorlar. Deprem, sel gibi felaketler nasıl doğanın kendini gerçekleştirmesiyse, eşcinsellik de doğanın kendini gerçekleştirmesinden başka bir şey değil. Ama siz ne yapıyorsunuz, doğayı doğayla karalamaya çalışıyorsunuz. Neymiş, doğal afetlerin sebebi eşcinsellikmiş, Tanrı eşcinselleri cezalandırıyormuş. Gülsem mi, ağlasam mı bilemedim. Bilim diye bir şey var. Haftalık 3.5 liraya bilimsel dergiler falan var, alıp onları okusanız ya bir... Tabi bunların işin ironisi ama gerçeğin de ta kendisi. Gerçekten, gerçeklerden çok uzak, bihaber yaşadığımız için bütün bu karanlıklar, zorbalıklar, bilgisizlikler.

Toplumu da bilinçsiz, eşcinseli de bilinçsiz aslında. Sadece aktivizm yapandan ibaret değil ki eşicinseller. Milyonlarca eşcinsel var; neredeler; sadece yatak odasında eşcinseller. Hayatım boyunca binlerce erkekle yattım; hangi birisi çıkıp da eşcinselim dedi. Eşcinsel ise niye yürüyüş-ü onur yapmıyorlar, heteroseksüel iseler neden erkek erkeğe sevişiyorlar? Bayram sonrası trafik yoğundu gene cinsel hayatımda. Beraber olduklarımın bir tanesi bile kendini eşcinsel olarak tanımlamıyor. Yani toplumdaki eşcnesellik kadar eşcinsellerde de aynı seviyede bilinçsizlik var. O sokaklara dökülen eşcinseller, eşcinsellik olmasaydı başka bir konuda da duyarlılık sergilerlerdi inanınız. Zaten devletin karşı çıktığı aklı başındalık, bilinçlilik değil mi? Çünkü bilgi toplumu demek, insanların kendi kendilerini gerçek anlamda yönetmeleri demektir; Azıcık da olsa çoğunluğun seçtiği iktidarlarla herkesin yönetilmesi değil. Muhafazakar yönetim şekli beni ve milyonlarca kişiyi kapsamıyor, gözetmiyor; neden dışarıda bırakılıyor bu insanlar, neden saygı gösterilmiyor eşcinsellere, neden herkese anlayışla yaklaşmıyor devlet. Bu şu demek gibi bir şey; ben heteroseksüelim, bana ne senin eşcinselliğinden!

25 Haziran 2017 Pazar

Benim için bayram, eşcinellere haklarının iade edildiği gündür!


Bayram benim için her bayramda anamın elini öpmekti. Benim dini inancım yok. O yüzden bayramlar sadece kültürel bir durum ihtiva eder BENİM İÇİN! Adettendir lokum, şeker, tatlı ve misafir ağırlamak... Herkesi manevi olarak kutluyorum, amaaaa... Eşcinsellerin insanca yaşama hakkı yok sayılırken hiç kimse benden bayram havası beklemesin. Devletin eşcinsel haklarını yok sayması ve "Onur Yürüyüşü"ne izin vermemesinden, bu duruma sessiz kalan herkes sorumludur. Duyarsızlıktır bu, insanlık dışıdır, antidemokratiktir... Benim cinsel yönelimim, sevgim kendi cinsime diye yapılan haksızlığa sessiz kalınmasını kabul edemem. Benim bayramım gökkuşağının tüm renklerinin kabul edildiği ve eşcinselliğin doğal sayıldığı, eşcinsellere gasp edilen haklarının iade edildiği gündür...

24 Haziran 2017 Cumartesi

Hayata eşcinsel olarak karışırsak, "Onur Yürüyüşü"ne gerek bile kalmaz!


İstanbul'da devlet eşcinsellerin "onur yüyüşü"ne izin vermiyor. Neden? Toplumun huzurunun bozulmaması içinmiş güya. Gerçekten eşcinsellik ve eşcinseller toplumun huzurunu mu bozuyor, yoksa bazılarının nefreti mi bu? Şimdi yürüyüş yapılınca kime ne yapacak eşcinseller? Birilerine mi saldıracak? Ahlak dediğin ne; Cinsel yönelim- kimin kimi veya neyi sevdiği mi? Bu çıkarlar üzerine kurulu, göreceli ve de ayrımcı bir bakış açısıdır. Oysa bu yürüyüş, eşcinsellerin hakları için farkındalık yaratmak adına kendilerini göstermesi, ayrımcılığa uğrayan kesim olarak bir insan hakları gerekliliğidir ve devlet tarafından buna sahip çıkılması, eşcinsellerin karşıtlara-homofobiklere karşı korunması gerekir. Normal olması gereken bu değil midir? Burada zararlı olan eşcinseller mi, homofobikler mi? Devlet bunun farkında değil mi, yoksa homofobik olan devletin kendisi mi? diye sormak gerekiyor.

Kafamda çok sorular, çok cümleler, çok düşünceler oluşuyor konuya dair ve kendim üzerinden açıklama yapmak daha samimi geliyor ve daha inanarak sarf ediyorum cümlelerimi bu sayede. İnsanın sorması gerekmez mi bu insanlar neden yürüyüş yapmak istiyor? diye. Siz eşcinsellere haklarını verdiniz de, onlar laf olsun diye mi kendileirni gösretmeye çalışıyor? İnsanca yaşamalarına izin verseniz, toplu olarak yürümelerine gerek bile kalmaz. Zaten otomatik olarak eşcinsellik de kabul edilmiş olur.

Peki eşcinseller engellenince, eşcinsellik yok mu oluyor, eşcinsellik yaşanmıyor ve eşcinseller yaşamıyor mu oluyor? Bir kere şunun kafalara iyice sokulması gerekiyor... Nefret de etseniz, kabul etmeseniz de doğada eşcinsellik var. Canlı tarihinden beri bu böyle ve bu şekilde devam eder de. Olan sadece sizin sevginize oluyor nefret kustuğunuz için, insanlığınızı feda etmiş oluyorsunuz ve eşcinsellere zulmetmiş oluyorsunuz. Evet canlıların sevme hakkını elinden almak en büyük zulümdür. Sen heteroseksüel olarak düğün dernekle kutsuyorsan ilişkini, eşcinsellerin de bir canlı olarak bu anlamda kendilerini gerçekleştirme hakkı vardır.

Hem eşcinsellerin derdi sadece "yatmak-kalkmak" değil ki. Eşcinsel oldukları için yaşam alanları daraltılıyor, yaşama hakları ellerinden alınıyor... Çalışamıyorlar, sağlıklı bir şekilde eğitim alamıyorlar, topluma karışamıyorlar, aile ve çevreleri tarafından baskı altına alınıyorlar, dışlanıyorlar, aşağılanıyorlar, saldırıya-şiddete maruz kalıyorlar, nefret cinayetine kurban gidiyorlar, vesaire... Bu yürüyüş sadece sevişme hakkı için değil, yaşama hakkı-nefes alma hakkı için de, birey olduğunu gösterebilmek için de, eşitlik ve özgürlük için de...

Peki bu yürüyüşe neden karşı çıkılıyor, neden yapılamıyor..? Aslında konuyu çok detaylandırmaya da gerek yok. Eşcinseller gündelik hayatın içinde eşcinsel olarak yoklar ise, yılda bir defa oluşturulacak 100 bin kişilik kalabalığa da homofobik kesim sırtını cinisyetçi sisteme dayayarak karşı çıkacaktır elbet. Sen eşcinsel olarak hayata karışsaydın, eşcinsel olarak hayatını yaşasaydın, eşcinsellerin de normal birer insan olduğun gösterseydin bütün homofobiye ve kaybedeceklerine, engellere, vesaireye rağmen, toplum senin eşcinselliğine, eşcinsellere de alışacağı için, bu yürüyüşe gerek bile kalmayabilecek, kalsa bile kimse sesini çıkarmayacaktı. Ama sen normal hayatta heteroseksüel gibi algılatırsan kendini, toplum da eşcinselliğe yabancı kalır ve genel kültürüne eşcinselliği yakıştıramaz, hayatın bir gerçeği olduğunu idrak edemez, sonra da homofobik duygular yüzünden mesafe koyar eşcinselliğe-eşcinsellere ve seni yürütmez.

Önce kendinden başlayacaksın mücadeleye. Önce kendi içindeki homofobiyi yeneceksin, kendini-eşcinselliğini seveceksin, eşcinselliğine saygı duyacaksın, kimliğinin arkasında özgüvenli bir şekilde duracaksın utanmayarak, sokağından her gün eşcinsel olarak geçeceksin, yaşadığın ortam ve mekanlarda eşcinsel olarak yaşayacaksın ki alıştıracaksın çevreni eşcinselliğine, kabul ettireceksin böylece kendini, göstermiş olacaksın eşcinsellerin korkulacak veya mesafe koyulacak yaratıklar olmadığını, paylaşacaksın hayatı onlarla ki kaynaşacaksın. İşte o zaman anlayacaksınz homofobinin bir sebebinin de eşcinsellerin kendileri olduğunu.

Kapalı olunca şiddete, ayrımcılığa, aşağılanmaya, her türlü ayrımcılığa zaten maruz kalmıyor muyuz ki..? Bari açık eşcinsel olarak maruz kalalım ki kabul edilmemiz açısından bir işe yaramış olalım. Kendimizi koruyacağız diye eşcinsel olarak hayatın içine karışmazsak, ne kendimizi koruyabiliriz, ne de eşcinselliğimizi yaşayabiliriz. Bakınız..! Ben açık bir eşcinsel olarak yer alıyorum hayatın içinde. Bana diyorlar ki veya açık eşcinsellere diyorlar ki, "o eşcinsel, eşcinsel olarak yaşar.". Demek ki neymiş; biz eşcinsel olarak görünmediğimiz için eşcinselliği insanalara yakıştıramıyorlar. Biz eşcinselliğimizden utanmasak, başta kabul etmeseler bile, bir süre sonra "o eşcinsel, eşcinsel olarak yaşar" negatif düşüncesi pozitife dönüşür ve "eşcinsellerin eşcinsel olarak yaşama hakkından daha doğal bir şey olamaz" noktasına gelinir. Toplumu dönüştürmek, ayrımcılığa maruz kalanların elindedir. Egemen sistem çıkarlarını korumak adına hak konusunda taviz vermez, bunu unutmayalım.

Bugün ben sembolik bir şekilde yaşam alanlarımda gökkuşağı bayrağıyla dolaştım, bir anlamda onur yürüyüşü yaptım tek başıma. Bayrakla dolaşmak zaten hiç sorun değil benim için. Çünkü beni bilen zaten bildiği için eşcinselliğimi, görür görmez eşcinsellik akıllarına geliyordur mutlaka. Yani ben bayraksız da eşcinsel olarak varım zaten hayatın içinde. Rahatsızlık göreceksem de görüyorum bayraksız olarak ama kendimi, eşcinselliğimi de kabul ettiriyorum ve eşcinselliğin genel anlamda kabul edilmesine katkı sağlıyorum bu sayede. Çünkü ben eşcinselim diye kılık kıyafetimden, davranışlarımdam kısmıyorum hiçbir zaman; cinsiyetçi LGBTİ anlayışına paralel olarak da abartmıyorum ama asla. İçimden nasıl geliyorsa öyle yaşıyorum. Tanındığım oratmlarda çok hoşgörüyle karşılanıyorum gerçekten. Çünkü eşcinselliğin sadece cinsellik olmadığını ispat ediyorum hayatı yaşama hakkımı heteroseksüeller kadar kullanmaya çalışarak. İnsanın özgüvenidir, kimliğine sahip çıkmasıdır hoşgörüyü, saygıyı, vesaieyi sağlayan.

23 Haziran 2017 Cuma

Gökkuşağının hikayesi


Gökkuşağı, güneş ışınlarının yağmur damlalarında veya sis bulutlarında yansıması ve kırılmasıyla meydana gelen ve ışık tayfı renklerinin bir yay şeklinde göründüğü meteorolojik bir olaydır. Gökkuşağında görülen yedi renk; kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, çivit mavisi, menekşedir.

Mitolojiye göre Yunan tanrılarının kraliçesi olan Hera yeryüzüyle haberleşmek istediğinde, "renkli elbise" sini giyerek giden haberci İris'i gönderirdi.Eski Atinada'ki ölümlüler İris'in görev başında olduğunu gökkuşağını görünce anlarlardı.
Birçok kültür gökkuşağını cennet ile dünya arasındaki köprü olarak görmektedir. Doğadaki en güzel manzaralardan biri olan gökkuşağı batı kültüründe umut ve şans sembolü olmuştur.
İran Müslümanlarına göre gökkuşağındaki renklerin bir önemi vardır. Yeşil bolluk, kırmızı savaş ve sarı ise ölüm anlamına gelir. Sibirya’da güneşin dili olarak düşünülür. Güney Amerika Yerlileri ise denizin üzerinde görülmesinin bir şans olduğuna inanırlar.
Türk kültüründe Alkım veya “Alakuşak” da denir. Umay Ana (Türk mitolojisinde doğum ve bereketin sembolü olan en önemli kutsal varlıktır.) yeryüzüne inmek için gökkuşağını kullanır. "Al inancı"yla bağlantılı olarak ele alındığında yerle göğü birbirine bağlayan büyülü bir köprü olduğu anlaşılır.
Tüm dünya mitolojilerinde ilgi çekici bir unsur olan Gökkuşağı pek çok dış tesirle karşılaşsa da bir kuşak olduğu ve yeryüzünü sardığı fikri temelde aynı kalmıştır.
Gökkuşağı görsel olarak tüm insanlığın daima ilgisini çekmiştir, çünkü fizik kuralları gereği ona hiçbir zaman ulaşmak mümkün değildir, bu nedenle geriye tek bir şey kalır, hayalgücünü zorlamak.
Gökkuşağının Anadolu'da yaygın olarak kullanılan diğer adı olan Alkım sözcüğü Alkımak (hoş görünmek, hoşa gitmek, hayırdua etmek) fiiliyle bağlantılıdır. Beğenilme, hoşa gitme anlamı bulunur.

Gökkuşağı bayrağı, bir gökkuşağının renklerinde olan şeritler içeren rengârenk bir bayraktır. Birçok gökkuşağı bayrağının tasarımı "geleneksel" (kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, çivit mavisi ve menekşe) renk düzenini takip etmektedir.

Gökkuşağı bayraklarının kullanımı çok eski bir gelenektir; dünya çapında birçok kültürde çeşitlilik, içericilik, umut ve arzunun bir simgesi olarak gösteriliyor.

Gökkuşağının eşcinsel bayrağı olarak kullanılması

Günümüzde birbiriyle bağlantısı olmayan bir sürü gökküşağı bayrağı kullanılmaktadır. Bunların belki en çok bilinen örneklerinden gay pride'i simgeleyen "gurur bayrağı"dır.
Barış bayrağı da özellikle İtalya'da çok yaygın ve kooperatif bayrağı, uluslararası dayanışmayı simgeliyor.

Gökkuşağı bayrağı, İnka İmparatorluğu'nun mirasını ve And halkı hareketlerini temsil etmek için de Andlılar tarafından kullanılır.

Gökkuşağı bayrağının eşcinsel toplum tarafından ilk kullanımı 1978 yılında San Francisco Gay ve Lezbiyen Özgürlük Günü Yürüyüşü sırasında oldu. Hippi hareketlerinni zenci yurttaşlık hareketlerinni simgeselliğinden esinlenen San Franciscolu sanatçı Gilbert Baker, eşcinseller tarafından her yıl kullanılabilecek bir simge arayışı içinde gökkuşağı bayrağını tasarladı. Baker ve 30 gönüllü, yürüyüş için iki dev prototip bayrağı elle dikip boyadılar. Bayrakların her biri farklı renkte olmak üzere sekiz şeridi vardı ve her bir renk eşcinsel toplumun farklı bir bileşenini temsil ediyordu: kırmızı yaşamı, turuncu iyileşmeyi ve gelişmeyi, sarı güneşi, yeşil doğayı, çivit mavisi uyumu, mor maneviyatı, cam göbeği sanatı ve cart pembe cinselliği.

Bir sonraki yıl Baker, 1979 yılındaki yürüyüşte kullanılmak üzere seri üretimi için San Francisco Paramount Bayrak Şirketi'ne başvurdu. Üretimdeki bazı kısıtlamalar yüzünden (cart pembe boyanın piyasada fazla bulunmaması gibi) pembe ve cam göbeği tasarımdan çıkarıldı. Altı renkli bu yeni tasarım, San Francisco'dan diğer kentlere de sıçrada ve kısa süre içinde eşcinsel bilincin ve çeşitliliğin dünyaca tanınan simgesi haline geldi. Hatta, Uluslararası Bayrak Yapımcıları Kongresi tarafından da resmen tanındı. 1994 yılında, 9 metre eninde 1,5 kilometre boyunda devasa bir gökkuşağı bayrağı New York Stonewall 25. yürüyüşünde 10 bin kişi tarafından taşındı.

Gökkuşağının Türkler tarafından nefret edilmeye başlandığı dönem!

Türkiye'de ise bu yıl gökkuşağı renklerine düşmanlığın başladığı yıl olarak tarihe geçecektir büyük ihtimal gökkuşağının anlamı hoşgörü olmasına rağmen, höşgörüye inat!

Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanı Kürşat Mican, 25 Haziran’da yapılacak Onur Yürüyüşü’ne ‘izin vermeyeceklerini’ söyledi. “Devlet müsaade etse de biz müsaade etmeyeceğiz. Yürütmeyeceğiz” diyen Mican, “Onlar hangi bölgede yürüyecekse gideriz o bölgeye o caddeyi kapatırız onlar gelemez zaten oraya” ifadesini kullandı.

AKP'ye yakınlığıyla bilinen televizyon yorumcusu Fatih Tezcan, Twitter hesabından 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nün fotoğrafını paylaşarak, köprüdeki ışıklandırmanın "LGBTİ propagandası" olduğunu iddia etti.

Tezcan, paylaşımında "Ramazan ayında LGBT adı altında 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nden bu Sapıklık Propagandası'nın iznini kim verdiyse Allah onun belasını versin!" ifadelerini kullandı.

Köprünün ışıklandırmasıyla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan arandığını söyleyen Tezcan, "'Konunun bizle ilgisi yok.' Diğer iddia: Karayolları veya İBB'nin işi bu. Ben tiksindim artık." ifadelerini kullandı.

Tezcan ayrıca, köprünün güzel olduğunu ifade eden bazı kullanıcı yorumlarının ardından "Bazıları 'güzel olmuş' demişler. doya doya seyretsinler. Bizim çoluk çocuk temiz nesil şehitler 15 Temmuz dertlerimiz var. Allah görüyor!" dedi ve bu kez de köprünün videosunu paylaştı.

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı'nın FETÖ'nün iş adamları yapılanması TUSKON operasyonunda tutuklanmasıyla, köprüdeki gökkuşağı renklerini ilişkilendirdi. Hakan, "ACABA LGBTİ’nin gökkuşağı sembolüne 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde yer vermek... Damat Ömer Faruk Kavurmacı’nın yeniden tutuklanmasına mütevazı bir belediye tepkisi mi?" sorusunu yöneltti.

Yeni Akit Gazetesi: Sapkınlar kudurdu

Bağımsız Ülkücüler Platformu Başkanı Adnan Baran, “Örgütler ülkemizi asli değerlerinden uzaklaştırmak için her türlü yolu deniyor. Bu tür konular özgürlük değil ahlaksızlıktır. Toplumu dejenere etmek için herkese görev bölümü yapılmış bu kişiler de toplumun ahlaki ve inanç temellerine dinamit koyuyorlar. Bu tarz yürüyüşlerin önüne geçilmelidir” diye konuştu.

İnsan Hakları Savunucuları Derneği Başkanı Ali Akbaşise, “İnançsız toplumlarda çıkan sapkınlıkların asla bir insan hakkı olmayacağını ilan ediyor ve kişilerin, rahatsızlıklarını yürüyüşlerle, meşru duruma getirme yerine, psikolojik tedaviye gitmelerini tavsiye ediyoruz. Cinsi sapkınlıklar,  ‘insan haklarının’ değil, psikolojinin konusudur” dedi. Devlet yetkililerinin yürüyüşü engellemesi gerektiğin vurgulayan Akbaş, “İçişleri Bakanlığını yürüyüşü engellemeye davet ediyoruz” dedi.

Yusufiyeli Ülkücüler Derneği Başkanı Hasan İlter de, “Bu yürüyüşün Ramazan ayından sonra bayramın ilk günü yapılacak olması milletin sinir uçlarına yönelik bir uygulamadır. Milletimizin uyanık olması tahriklere gelmemesi lâzım” dedi. Kılıçdaroğlu’nun da sokaklarda olduğuna işaret eden İlter, “Bir taraftan Kılıçdaroğlu yürüyor, bir taraftan LGBTİ’ler yürüyor. Bu tür yürüyüşlerin kesinlikle yasaklanması lâzım” dedi.

İstanbul'da M6 hatlı Levent-Boğaziçi Üniversitesi metrosunun 2 senedir gökkuşağı renklerinde olan ışıklandırmasının LGBTİ+'lerin Onur Haftası'nda 'tek renkli' hale dönüştürüldü.

Onur Haftası nedeniyle ABD Ankara Büyükelçiliği'ne gökkuşağı bayrağı asıldı. ABD'li Büyükelçi John Bass gökkuşağı bayrağının asılmasını sosyal medya hesabından paylaştı.

John Bass, paylaşımında "Bu yıl Onur Haftası dolayısıyla Ankara’daki rezidansımız ve büyükelçilikte bu bayrağı yükseltmekten bir kez daha onur duyuyorum. Bayrağın renkleri bize farklılıklardaki gücü, insan haklarının evrenselliğini ve herkes için geçerli olduğunu hatırlatıyor" ifadeleri yazdı.

Tepkilerden sonra gökkuşağı bayrağını kaldıran Beşiktaş Belediyesini eleştirenlere cevap niteliğinde her şeye rağmen demokrasi diyen Beşiktaş Belediyesi Meclis Üyesi Sedef çakmak'ın yazısından...

O kadar birbirimize güvenimiz kalmamış ki, iyi bir iş yapıldığında bile hemen eleştirmeye başlıyoruz. Yıllardır hiçbir risk almamakla eleştirilen CHP sonunda bir adım attığında bunu göremiyoruz.

Ama halbuki biz o güveni inşa ettiğimiz bir süreç yaşadık! Gezi Direnişi’ne katılan herkes çok iyi biliyor ki biz orada “asla bir araya gelmem!” dediğimiz gruplarla birlikte halay çektik, sohbet ettik, müzik dinledik, kitap okuduk, namaz kıldık, birbirimizi yargılamadan gerçekten anlamaya çalıştık! Biz orada aslında yaşamak istediğimiz ülkeyi kurduk! Kurban olmadığımızı, adım attığımızda nasıl muhteşem güçlendiğimizi fark ettik! Karşıdakini anlamaya çalıştıkça kafamızdaki önyargıların kırıldığını fark ettik! Hala da hayalini kurduğumuz ülkeyi kuruyoruz, hala da bizden farklı olduğunu düşündüğümüz insanlarla, farklılıklarımızı tehdit olarak görmeden nasıl bir arada yaşayacağımızı sorguluyoruz. Demokrasi denen şey de tam olarak bu sürecin kendisi, ulaşılması gereken bir son durak değil! Demokrasi en temelinde hepimizin insan olduğunu, insan olduğumuzdan dolayı değeri, saygıyı, eşitliği ve adaleti ne olursa olsun hak ettiğimizi söylemez mi? O zaman neden adalet diyenleri eleştiriyoruz? Bu çıkarım bir kenarda dursun.

İngiltere Büyükelçiliği’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada “Büyükelçilik & Başkonsolosluğumuzda farklılıkları desteklemek & ayrımcılığa karşı durmak için gökkuşağı bayrakları dalgalanıyor #OnurHaftası" ifadeleri kullanıldı.

Benim notum...

Bütün bu karşıtlıklar gökkuşağı renklerinin eşcinsellerle özdeşleştirildiğini, bu renklerin eşcinsellere teslim edildiğinin göstergesidir. Artık eşcinseller bu karşıtlıkla kağıt üzerinde olmasa da resmen kabul edilmişlerdir. Eşcinseller önyargılı tutumlarla ötekiliştiriliyorlar ama bu ötekileştirme varlıklarının da bir kabulüdür. Sapıklık, hastalık olarak düşünülse de bir eşcinsellik gerçeği kabul edilmiştir artık. Eşcinsel haklarının geç kazanılmasına sebep olan eşcinsel bilinçsizliğine rağmen doğa kendini gerçekleştirmeye devam ediyor, eninde sonunda da layığıyla gerçekleştirecek, eşcinselliğin doğanın bir parçası olduğu anlaşılacaktır elbet. Ne üzücü ki, eşcinselliğe karşı yayagara koparanlar, bu tepkiyle eşcinselliği teyid ettiklerinin farkında değiller. Farkındalıkla bir kabul ediş herkes için daha hayırlı olurdu.

Şöyle baktığımda fazla umutlanamıyorum eşcinsel hakları konusunda. Bu umutsuzluk sadece toplumun önyargısı ve homofobisiyle alakalı değil tabi. Eşcinsellerin bilinçsizliğiyle alakalı daha çok. Hoşgörü toplumu olmayı hızlandıramıyoruz eşcinsellerin fazla katkı sağlamamasındna dolayı. Ama bu vazgeçmeyi gerektirmiyor...

Not: Wikipedia ve gazetelerdeki haberlerden faydalanılmıştır...

Son olarak...

İstanbul Valiliği tarafından yapılan açıklamada, LGBTİ üyeleri tarafından 25 Haziran Pazar Günü yapılması planlanan "Onur Yürüyüşü"ne, "Vatandaşların ve gezi amacıyla bölgede bulunacak olan turistlerin güvenliği ve kamu düzeni gözetilerek, anılan gün ve öncesi ve sonrasında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesine izin verilmeyeceği" belirtildi.