18 Mart 2012 Pazar

Demokrasi İçin Dünyayı Karşısına Alanlar Konu Eşcinsellik Olunca Susuyorlar

Eşcinselleri Düşünmedikten Sonra Eşcinsel Olmuşsun-Olmamışsın Kaç Yazar!

Demokrasi diye dünyayı karşılarına alanlar, eşcinsellik olunca ya susuyorlar, ya da inkar ediyorlar. İçinde herkesin, en önemlisi insanın kendisinin, eşcinselliğin-in olmadığı bir demokrasi olabilir mi?

Geçenlerde sinema oyuncusu George Coloney "Eşcinsel misiniz?" sorusuna "Eşcinsel değilim demek eşcinsel arkadaşlarıma haksızlık olur, birileri eşcinsel olduğumu düşünüyorsa neden üzüleyim." demişti.

Geoge Coloney eşcinsellerin yanında durarak ne kaybetti? Şöhretini mi, yoksa şöhretinden gelecek paraları mı? Ayrıca insanlık şöhret ve paradan daha önemli değil midir?

"Biz"de bir ünlü çıkıp da bırakın "ben eşcinselim" demeyi, eşcinselliğin doğal bir yönelim olduğunu ne savunan var, ne de bilen. İşin içinden sıyrılmak için en fazla "Herkesin kendi tercihidir" diyerek eşcinsellere olan nefreti daha da körüklüyorlar. Ben "tercih" kelimesini kullananların çoğunun kasıtlı kullandığına bile inanmıyorum. Bunlar doğuştan gelen doğal bir yönelimin, eğilimin ne olduğunu, eşcinselliğin de genetiksel bir durum olduğunu bildiklerini, düşünebildiklerini bile zannetmiyorum. Tabi bunun altında farkında olmadıkları içselleşmiş bir homofobinin cahilce bilinçsiz tepkisi de yatabilir.

Kelimelerin yanlış kullanımı dolaylı da olsa önyargıları güçlendirecek, nefreti besleyecektir ama keşke insanlarımız kullandıkları kelimelerin ne anlama geldiğini düşünebilecek kadar bilgi sahibi olabilselerdi de, bunu bile-bile kullansalardı. "Herkesin kendi tercihi, saygı duymak gerek" diyorlar eşcinsellik için ama eşcinselliğe saygı duyulmadığını bilmiyorlar mı? Eşcinselliği reddetmek, eşcinselliğin, eşcinsellerin yanında durmamak da bir saygısızlık değil midir? "Herkesin cinsel tercihine saygı durmak gerek" demek, sanki eşcinsellik bir hastalıkmış da, "hiçbir şekilde bana bulaşmasın" kaçışından başka bir şey değildir. Bunu-"Herkesin cinsel tercihine saygı durmak gerek" diyebilen bile çok az. Eşcinsellik hep inkar edilir, "eşcinsel misin" soruları da hep hakaret olarak algılanır ve birilerini yaralamak, aşağılamak, zarar vermek için iftira olarak kullanılır. Eşcinsellik üzerinden yapılan bu atışmalar, tartışmalar yüzünden de eşcinsellere nefret büyür de büyür, eşcinseller ölür de ölür ama hiç kimse katliamlarda kendi paylarının da olduğunu bilmez, düşünemez, kimsenin işine de gelmez zaten sorumluluk almak.

Ünlüler arasında kimlerin eşcinsel olacağına dair şehir efsanesine dönüşmüş dedikodular vardır. Birisi şöhret yolunda sivrildi mi hemen hakkında iyi niyetli veya kötü niyetli eşcinsellik dedikodusu yapılır. Çok kadınla görünmüyorsa magazin piyasasında eşcinsel olma ihtimali yüksektir. Belki eşcinseldirler, belki değildirler. Hemen önlemi alınır dedikoduların önüne geçmek için ve hemen sevgili yapılır, sevgiliyle gazetecilere yakalanılır. Kadın eşcinsellerimizin de üzerine gidilir ama bu en fazla "Ne zaman evleneceksiniz?"den ibarettir. Onlar da "Kısmet" derler. Giyim-kuşam ve davranışlar erkekçedir ama erkek egemen bir toplumda feminenlik hafiflik olarak algılandığı için bu erkeksilik kimseyi rahatsız etmediği gibi takdir bile edilir.

Tabi onlar da heterokapitalist bir dünyada kendi çıkarlarını korumak için erkek olmak zorundadırlar, kadın olmak zorundadırlar. Hayran kitlesini kaybetmek para kaybetmek demektir. Yoksa gerçek sanat yapsalar, halkı eğlendirmek dışında da bir şeyler yaparlardı. Mesela konumuz gereği üç kuruş kaybetme pahasına eşcinsellerin yanında durabilirler, eşcinselliğin ahlaksızlık olmadığına dair açıklamalarda bulunabilirler. Ama herkesin kendisi olamadığı heteroseksist bir dünyada, başkası, en ötekisi eşcinsel olmak, eşcinsellerin yanında durmak, ayrımcılıklara karşı duyarlı olmak şarkı söylemek ve rol kesmekten daha zor sanırım.

Birileri eşcinsel liste hazırlıyor (keşke bu liste de iyi niyete hizmet etse), birileri de kendi cinsine ilgi duymaya başlarsa, önce listeyi hazırlayandan başlayacağını söylüyor. Yani erkek egemen bir kültürde eşcinsel olunsa bile sadece başlanabilir, başlayan-beceren tarafta olunur. Listeye dahil olanların içinde bugüne kadar adı eşcinsellikle anılanlar da var ama hep inkar edilmiştir eşcinsellik veya hiç dile getirilmemiştir o kişiler tarafından. Şimdi transseksüellerin bile o kadar ayrımcılığa maruz kalmalarına rağmen trans erkek ve kadın olarak bile eşcinselliği ahlaksızlık olarak gördüğü, eşcinsellerimizin bile eşcinselliklerini inkar ettikleri bir dünyada, heteroseksist dünyadan yüklü miktarda çıkarı olanlar nasıl eşcinselliğin yanında durabilsinler ki? Bakın eşcinselliklerini itiraf etsinler demiyorum, eşcinselliğin doğallığını, bu dünyada eşcinsellerin de eşit yaşama haklarının olduğunu savunsunlar, gerçek eşitliğe dair bir duruş sergilesinler o bile yeter. Tabi yapabilirlerse insanların eşcinselliklerini itiraf edebilmeleri en doğrusu, en faydalısı, en güzelidir. Çünkü insanın kendisi olabilmesinden öte bir doğruluk ve güzellik olabilir mi?

Demokrasi diye dünyayı karşılarına alanlar, eşcinsellik olunca ya susuyorlar, ya da inkar ediyorlar. İçinde herkesin, en önemlisi insanın kendisinin, eşcinselliğin-in olmadığı bir demokrasi olabilir mi?

Sesini Duyunca Bile Tahrik Oluyorum


Happy Birthday Adam Levine!

Facebook'ta Adam Levine'nın doğum günü hatırlatması vardı. 18 Mart 1979 doğumluymuş. Balık burcu üstelik. Yani duygusal mı duygusaldır bu adam. Kadınlarla bu kadar çok ilgisinin altında yatan da bu duygusallığı olsa gerek.

Ben bu adamın sesini ilk Maroon 5 olarak duydum radyolarda. İncecik bir sesi vardı. "Sunday Morning" o kadar çok çalıyordu ki o dönemle radyolarda, şarkıyı o kadar çok sevmememe rağmen beynime kazınmıştı. " This is Love" da önce çıkan single'larından olmasına rağmen aynı anda o da dönüyordu radyolarda. Sonra "She Will Be Loved" klibini falan gördüm ama o kadar işte.

"Song About Jane" den sonra çıkan ikinci albümleri "It Won't Be Soon Before Long"dan "Makes Me Wonder" dikkatimi çekiyordu ama öyle çok da ayılıp bayılmıyordum ama televizyonda her çıktığında izlemeden de duramıyordum. Sonra aynı albümden çıkan ikinci single'larının klibi televizyonlarda dönmeye başlayınca, şarkının melodisinin hoşluğundan dolayı çarpılmıştım. Klipte ayrıca Adam Levine'ın sütun gibi kalçalarını yatak sahnesinde tam anlamıyla görebiliyorduk.

Adam Levin'a ilgim de Rolling Stone dergisinde okuduğum bir röportajından sonra bu dönemde başladı. Sonra internetten bütün şarkılarını ve fotoğraflarını indirmeye, bütün kliplerini izlemeye başladım. Ne yalan söyleyeyim, hayatımın her döneminde birilerine, bir çok kişiye aşık oldum ama tek takılıp kaldığım Adam Levine oldu.

Sıradan bir olabilir ama beni çok çekiyor. Sesini duyduğum zaman bile içim gıcıklanıyor ve tahrik oluyorum. Fiziği de bir model kadar olmasa da bana çok çekici geliyor. İnsanın onca kişi arasından neden birisine karşı kimyası hareketlenir bilmiyorum ama Adam Levine'a karşı bende o şeyler oluyor işte. Belki hayatı paylaşsak aynı şeyleri hissetmeyeceğim ama uzaktan aşk denilen duyguyu harekete geçiriyor bende. Belki sadece hoşlanmadır bilmiyorum. Zaten çok abartmıyorum, sadece hayallerimi en süsleyen figür aşksal konuda Adam Levine.

Kardeşinin eşcinsel olduğunu ve aile olarak ona bu durumun normal olduğunu hissettirmeye çalıştıklarını söylemesiyse daha bir çekti beni ona. İşin tuhafı ona olan ilgim hiç azalmadı. Yani müzikallikten öte bir durum bu durum. Son single'ı "Moves Like Jagger"la uzaktan da olsa onunla yuvarlanmaya devam ediyorum. Doğum günün kutlu olsun Adam Levine!

17 Mart 2012 Cumartesi

Compact Disc İcat Oldu, Eşcinseller CD oldu!

Gerçekten teknoloji hayatımıza bu kadar girmeden önce eşcinseller bu kadar travesti değildi. Demek ki içlerinde varmış ki, arkadaşlık sitelerinde CD başlığı altında kendilerini fırsattan istifade ifşa ediyorlar bastırılmışlıklarının hıncını alırcasına.

Daha düne kadar erkekliklerinden ödün vermeyen kelli-felli adamlar bile CD olmuşlar. Zannetmiyorum ki bunlar travestizmle cinsel yönelimin  ayrımının farkında olsunlar. Çünkü daha kullandıkları CD tanımının bırakın ne anlama geldiğini, alıntılandığı yabancı dildeki "Cross Dressing" açılımını bile bilmiyorlar. Travestilere günümüzde moda şeklinde CD denildiğini zannediyorlar. Yaptıkları işin farkındalar tabi. Kendilerini kadın gibi hissediyorlar ve öğrendikleri şekilde bunu hayata geçiriyorlar. Geçirsinler, bir sorun yok ama ne olduklarını bilsinler-kendilerini tanısınlar ki, kendilerini doğru bir şekilde ifade edip ön yargıların kurbanı olmasınlar.

Toplumda eşcinsellik denilince kadın gibi erkek akla gelir. Eşcinseller de bunu bu şekilde hayata geçirirlerse, cinsel yönelimler ve cinsiyet kimlikleri travestizme sıkışıp kalmaz mı? Eşcinsellik diye bir şey tabiki de varolmaz böyle olunca, varolmayan bir şeyin kabul edilmesi de söz konusu değildir. Sanki eşcinsellik denilince sadece CD başlığı altında travestiler ve bunlarla bastırılmış cinsel yönelimlerini tatmin eden gizli aktif eşcinsel erkekler var.

Teknolojinin eşcinsellerin kendilerini gerçekleştirmelerine çok faydası oldu ama eşcinsellerin piyasadan çekilip, eşcinselliğin görünürlüğünün yok olmasına da sebep oldu. Eşcinsellik internet sayesinde CD'lik üzerinden kontak kurulan bu kolaycılık sayesinde sadece cinsellik bazında yaşanırsa, heteroseksizm ne kadar sağlıklı bir gözle bakabilir ki eşcinselliğe? İnternetin fişi çekilince cinsellikleri de ellerinden alınırsa, bu kolaycılık daha da zorlaştırmaz mı eşcinsellerin işini? Yani ileriye gideceğimiz yerde birden en başa, seksenler öncesine bile dönebiliriz. Teknoloji ilerlese de eşcinseller bilinçlenmedikçe eşcinsellik travestizme mahkum olacak gibime geliyor.

Hep diyorum ya, "Eşcinsel Kültür oluşmadıkça, eşcinsel hakları hayata geçmez." diye, artık gerçek hayatta kendini gerçekleştirmek için bir araya gelmek için mecburiyetler de kalmayınca, eşcinselliğin cinsellikten başka paylaşılacak bir şeyi kalmıyor. Ahlakın, namusun cinselliğe indirgendiği erkek egemen bir dünyada da sırf cinsel kültür o kadar kolay oluşmaz sanırım.

16 Mart 2012 Cuma

Bütün LGBTT'ler Eşcinsel ve Homofobiktir!

İnsanın kendini toplumsal cinsiyetle ifade etme hakkı vardır ama bir insan sadece cinsiyetle, özellikle toplumsal cinsiyetle varolmaya çalışırsa, yanlış algılara ve davranışlara kurban gidebilir.

Ben bir transseksüelim! Ama transseksüellik anlayışım karşı cins tarafından sadece sevilmek, ilgilenilmek. Bunun için de toplumsal cinsiyet şartlanmalarıyla karşı tarafa fantezi malzemesi olma mecburiyetim yok. Çünkü böyle bir isteğim yok. Böyle bir içgüdü mü var? Maskülenlik ve feminenlik doğal mı, toplumsal mı? Cinsiyet kimlikleri toplumsal cinsiyetten soyutlanamaz mı? Cinsiyet kimliklerinin doğuştan bir şekli-şemali mi var? Sadece erkeğe ve kadına ait renkler olabilir mi doğanın yapısında? Toplumsal cinsiyet anlayışı dışında ben cinsiyetimi içimden geldiği gibi doğal bir şekilde ifade edemez miyim? Herkesin toplumsal cinsiyet anlayışına göre davranması bile cinsiyet kimliklerinin baskı altında olduğunu, heteroseksizmden etkilendiğini göstermez mi? Bu bile transseksüelliğin ne kadar doğru bir transseksüellik olduğunu sorgulatmaz mı? Bu şartlar altında transseksüellik ne kadar kendisiyle barışıktır, ne kadar diğer farklılıklara empatiyle yaklaşabilir? Bir transseksüel cesur bir şekilde ne kadar diğer cinsiyet ve cinsel yönelim farklılıklarının yanında hak mücadelesi verebilir, ne kadar onların kimliklerine sahip çıkabilir, ne kadar kendinin diğer farklılıklarla tanımlanmasından rahatsızlık duymaz?

Ben bir biseksüelim! En azından yarım biseksüel. Çünkü biseksüel kendi cinsiyle de beraber olabilense, cinsel ve duygusal olarak kendi cinsine de yönelebiliyorsa, o da yarım da olsa bir eşcinsel sayılmaz mı? Eşcinsel tarafı olmasa bile, yok sayılanın yanında yer almak gerekmez mi insanlık gereği? Heteroseksist bir dünyada kabul edilmenin yolu, kabul edilmeyenin yanında olmaktan geçmez mi? Ödün vermeden ödün beklemek ne kadar hakkaniyetlidir acaba? Biseksüeller eşcinseller tarafından kabul edilmemekten şikayetçi ama heteroseksist topluma karşı ne kadar açık bir şekilde varolmaya çabalamışlardır ki? Hep heteroseksüel taraflarının arkasına sığınmamışlar mıdır? Bir kere de eşcinsellik için eşcinsel oluverseniz ne çıkar yani? Hatta hep eşcinsel oluverseniz ne çıkar? Eşcinsel olarak kabul edildiniz de, biseksüel olarak kabul edilmeme noktasına mı geldiniz?

Ben biseksüeller veya diğer ötekileştirilmişler için biseksüel veya her şey olarak tanımlanabilirim, ama diğerleri benim için eşcinsel olarak tanımlayabilirler mi kendilerini? Bütün cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleirnin günah keçisi eşcinseller mi olacak? Sonra da diğer LGBTT'ler eşcinsellerden alınacaklar sırf tanımlamalar yüzünden. Önce bütün olsak da sonra ayrışmaya kalkışsak daha iyi olmaz mı? Önce birbirimizi yiyeceğimize heteroseksizme karşı haklarımıza sahip çıksak, sonra mal bölüşümüne gitsek, haklarımızı daha kolay ve çabuk elde edemez miyiz?

Bütün LGBTT''ler bir miktar bedensel veya duygusal anlamda eşcinsel sayılmazlar mı? İnsanların cinsiyet kimliği olarak ne hissetmeleri yada hissetmemelerini hiç mi heteroseksist sistemin etkisinde kalmamıştır? Kalmamış olsaydı LGBTT'ler daha açık ve hakları konusunda daha cesur olmazlar mıydı? LGBTT'lerin açık olamamalarının homofobiyle hiç mi bağlantısı yoktur?

LGBTT'lerin heteroseksizme karşı değil de, eşcinselliğe karşı varoluş çabalarının altında yatan bir şey mi vardır, varsa o şey nedir? Eşcinsellerin daha görünür olmalarının kompleksi midir bu? Eşcinseller diğer LGBTT'leri yok mu sayıyorlar gerçekten? Yoksa eşcinselliğe cinsel yönelim olarak bir karşı duruş mudur içsel veya dışsal homofobiden kaynaklanan? LGBTT'ler homofobik olabilirler mi?

Eşcinseller diğer LGBTT'lere, diğer LGBTT'lern eşcinsellere yaklaşımından kat be kat daha bütünselci yaklaşmışlardır. Ama diğer LGBTT'ler eşcinselliğe karşı hep bir tavır almışlardır. Ne yalan söyleyeyim heteroseksizmden çekmelerine rağmen, hep heterosekizmin tarafında yer alıyormuş gibi davranmışlardır, en azından öyle bir izlenime sebep olmuşlardır saklanarak. Yoksa benim bilmediğim diğer LGBTT'lerin eşcinsellerden daha fazla bir ötekileştirilme politikasına maruz kalma durumları mı söz konusudur? Benim bildiğim erkek egemen sistemin baş aktörü heteroseksüelliği en çok yaralayan, rencide eden eşcinselliktir ve daha politik oldukları için de politik olarak daha hedefseldirler eşcinseller. Sonuçta diğerlerinin bir çıkış noktaları vardır. Çünkü bir uçları heteroseksüellikle temas halindedir. Daha politik olmamalarının altında yatan da heteroseksüelliğin can simidi olma hali midir?

Düşüncelerime eşcinseller dışında kalan aktivist LGBTT'ler karşı çıkacaklardır ama ben genel gözlemlerime dayanarak düşüncelerimi açıkladım. Bilmiyorum belki de transseksüellik, biseksüellik heteroseksüellikle daha bir özdeştir. Yoksa LGBTT'ler daha birlik-beraberlik içinde olmazlar mıydı? Çünkü birbirimizden alınıncaya kadar heteroseksizmden alınacak daha çok şeyimiz yok mu? Mesela ben her LGBTT olarak tanımlanmaya varım haklarımız için. Yoksa siz hala görünmeyip, heteroseksizme karşı durmayıp LGBTT kategorizasyonuyla uğraşanlardan mısınız? Daha eşcinsellerimiz bile erkek olarak görünme çabasındayken, varolamayışın alınganlıkları ve bunun yansımalarını birbirimize tepki olarak göstermeyi çok görmemek gerekiyor tabii.

15 Mart 2012 Perşembe

Eşcinsellik Ölmez!

Çocukluğumdan beri heteroseksist sisteme karşıtlığımı tamamen yapıma bağlıyorum. Bu yapı da doğallık ve kendim olmak üzerine kurulu. Yapı-genetik değil de çevresel faktörler önemli olsaydı bugün ben, ben olmaz, homofobik ve eğreti bir heteroseksüel olurdum. Çünkü çevremde yapımın özgünlüğünü muhafaza edecek bir yaşam kültürü yoktu.

Genetiği bu kadar savunmak narsistlik olarak falan algılanabilir ama hiç umurumda değil. İnsanın iyisiyle, kötüsüyle kendisi ile barışık olması kadar doğru ve de zararsız bir şey olamaz. Çünkü ben çevresiyle nedensiz ve de mantıksız bir şekilde problemi olanların, kendisiyle halledemediği problemleri olduğunu düşünüyorum. Benim de, bizim de, eşcinsellerin de toplumsal çevreyle problemi var zannedilebilir ama ne yazık ki eşcinsellerin değil, heteroseksizmin eşcinsellikle problemi var ve biz sadece nefes almak için haklarımızın derdindeyiz.

Genetik ve çocukluğuma dönersek, hatırladığım kadarıyla, çünkü bazı şeyleri çok küçük olduğum için ailem anlatıyor; Heteroseksist toplumsal düzenin hep karşısındaydım, karşısındaymışım. Yıldızım hiç barışmamış heteroseksizmle. Tabi ailem beni çocukluğumda bunu bir rahatsızlık olarak görüp hocalara götürüp, muska falan yaptırıyorlar. Psikolog mu var o dönemlerde. Çünkü sürekli ağlayan ve itiraz eden bir yapım varmış. Biliyorum çok inatçıydım ama doğal yapıma göre ben haklıydım hep.

Çocukluğumda hayvan hakları veya çevre haklarını nereden bileceğim. Ama ben çocuk aklımla hayvanların binek olarak kullanılmasına ve etinin yenmesi için kesilmesine hep karşıydım. Ağaçların kesilmesine karşıydım. Ve bunlar için çok kavgalar ettim ailemle, üzdüm onları bile-isteye.

Bu duyarlılığın altında tabi ki kendim-kendim olmam yatıyor, kendimi-haklarımı korumak yatıyor, doğaya olan inancım yatıyor, erkek egemen sisteme boyun eğmemek yatıyor.

Ben kendimi bildim-bileli kendimin, ne istediğimin, eşcinselliğimin farkındaydım ve o yüzden kendimle ilgili hiç tereddütlerim, problemlerim olmadı. Ne kadar problem varsa doğaya ters ve düşman olan heteroseksist yapıyla ilgiliydi. O yaşlardayken, daha ilkokula başlamadan çok önceleri bile eşcinselliğimin farkındaydım adını koyamasam da. Çünkü ilgim hep kendi cinsimeydi. İlköğretim çağında aileme evlenmeyeceğimi ilan ederek adını bilmediğim eşcinselliğimi itiraf etmiş, açılmıştım. Ama onlar bunu cahil akıllarıyla çocukluğuma veriyorlardı. Onların veya çevrenin ne düşündüğü benim hiçbir zaman umurumda olmadı ama.

Bu dik başlılığım yüzünden hatırlayamadığım çocukluk dönemimde bile ailem bana "Öl de kurtulalım" dediklerinde, "Ölmeyeceğim işte" diyerek ayak diretirmişim.

Şimdi de devlet bana "öl" diyor doğallığım, açıklığım, eşcinselliğim, kendim olmam ve heteroseksist çoğunluğa benzememek için diretmem yüzünden. Çünkü Devlet eşcinselleri eşcinsel olarak yasa ve uygulamada korumuyor ve korumak işine gelmiyor sanırım ki eşcinsellerle ilgili teklifleri kabul etmiyor, geri çeviriyor. Ama ölmeyeceğim işte heteroseksizme inat ve açık bir eşcinsel, ibne, top, "ben" olarak yaşayacağım, yaşlanacağım. Çünkü insanın, canlının kendi gibi yaşama hakkından daha önemli ve öncelikli bir hakkı olabilir mi?

Meksikalı Trans aktivist Agnes Torres ölü bulunmuş. Irak'ta eşcinseller öldürülüyor. Dünyanın her yerinde eşcinseller ve transseksüeller aynı şekilde katlediliyorlar, şiddete ve ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Sırf seks olarak giriş-çıkışın, duygusal anlamda sevginin kendi cinsine olmasının namusa indirgenip ahlaksızlık olarak dayatılmasından dolayı.

İnsanlık denilen şey bu olmasa gerek. İnsanların doğal yapısından dolayı öldürülmesine karşı bu duyarsızlığın anlaşılacak bir tarafı ve izahı olamaz. Var mı gerçekten? Tek bildikleri dayanaksız bir şekilde eşcinselliğin ahlaksızlık, günah ve hastalık olduğu. Gerçekten tedaviye ihtiyaç var ama doğal yapının değil de doğaya ters olanın, doğallığa karşı olanın.

Ben artık kendi olmaya cesareti olmayan eşcinsellerden hakları için mücadele etmesi konusunda çok da talepkar değilim. Aklı olan bir insanın kendisiyle mi çatışması, yoksa doğal yapısına karşı olan, değişmesi için baskı yapan heteroseksist yapıya karşı kendisi gibi olması için mücadele mi vermesi gerekir, kendisi karar vermesi gerekir diye düşünüyorum. Kimisine kendisi olarak yaşamak kolay geliyor, kimisine başkası olarak, başka şeyle adına yaşamak daha kolay geliyor. Yaşamak veya yaşamamak, işte bütün mesele bu.