12 Nisan 2022 Salı

10-11 Nisan 2022 facebook notlarım

 10

Hayatta en rahatsız olduğum şeylerden biri, insanların ter kokusundan rahatsız olmaları veya temizlik hastalığı gibi durumları. Şükürler olsun ki ben bu toplumsal koşullanmalardan kediler sayesinde kurtuldum, daha doğal oldum. İnsanlar veya hayvanlar pis veya kötü kokuyor diye onlardan nefret etme hakkınız yok, olamaz da. İnsanlar istediği gibi yaşama hakkına sahiptir. Toplu ortamlarda falan insanları kokmaları veya pis olmaları veya kötü giyinmeleri sebebiyle dışlayamazsınız, sosyalleşme haklarını ellerinden alamazsınız. Eğer rahatsız olyorsanız, siz kendinizi evinize hapsedeceksiniz. Ben bir yıl banyo yapmacağım mesela. Benim sokağa çıkmama engel olamayacağınız gibi, tiyatroya gitmeme de engel olamazsınız. O tiyatroyu tek başıma izlerim; rahatsız oluyorsanız, siz çıkıp gidecrsiniz. Temizlenmesi gereken ne biliyor musunuz; yobaz beyinli insanlar. Kötü kokan veya pis insanlar değil hayatımızı mahveden; yobaz beyinli cahil insanlar. İki kelimeyi yan yana getirmesini bilmiyorlar; ortam kokuyormuş gibi eliyle ortamı yellendirmeye çalışırlar. Bi defılp gidin be hayatımızdan; biiz doğamızla başbaşa bırakın; siz kendi faunusunuzda yaşayın!

Bana diyorlar ki senin evin kedi sidiği kokuyor; size gelin dedim mi zaten? Siz gelmek istiyorsunuz! Defolup gidin hayatımdan!

Hayatta en sevdiğim koku kedi kokusudur; huzur veriyor bana. Parfüm veya deodorant samimiyetsizlik ve yapaylıktır!

FOTOĞRAFFOBİK BİR KÜLTÜRDE YAŞAMAK, EN ZORUMA GİDEN ŞEY.

Tiyatro izlerken ortamın ambiyansını görüntülemek için selfie yapınca, arkadaki kadının biri rahatsız oldu. Çıkma dışarıya o zaman dedim. Bak herkesin elinde telefon var ve herkes çekim yapıyor. Ben senin neyini çekeyim kadın; arkamda sen olduğunu bile farkında değilim! 

Bu ülke çok fotoğraffobik. O yüzden fotoğrafçılık asla sanat olamaz. Fotoğraf bu ülkede özel günlerde çekilen bir hatıra ve de resmi belgeden başka bir şey değil.

Yaa pardon da, ben bu ülkenin havasını, suyunu çok seviyorum ama yobaz kültürünü sevmiyorum. Lütfen herkes üstüne alınmasın. Geçenlerde laf lafı açtı ve birisi dedi ki, Bülent Ersoy sanatçı değil. Sanat nedir, sanatçı nedir biliyor musunuz acaba? Sevdiğiniz müzik türünü icra edeni sanatçı sayıp da, homofobiniz sizi kör ettiyse ben ne yapabilirim ki size? Bu ülkede heykel ucube, müzik-sinema-resim günah, fotoğraf röntgencilik, dans ahlaksızlık, edebiyat vatan hainliği, vesaire olarak görüldükten sonra, homofobiniz yüzünden dünyanın en iyi sesini basan sanatçısına sanatçı değil demenize şaşırmamak gerek... ama sinirlendim işte. Sevmeyebilirsiniz ama o kıt aklınızla sanatı tartışmayın.

Seversiniz sevmezsiniz; benim de tarzım olmadığı için çok dinlemem. Hiç dinlemem değil; çok dinlemem. Ama dinlediğim zaman da derinden etkilenirim. Çünkü şarkıyı çok derinden icra eder. Eğer bu ses evrensel düzenlemelerle şarkı söyleseydi, benim için muhteşem, dünyanın da taptığı bir sanatçı olurdu. Şuraya bağlayacağım. Bülent Ersoy dünyanın en önemli sanatçılarından, ses sanatçılarından biridir. Dünyanın da 1 numaralı trans sanatçısıdır. Siz kabul etmeyebilirsiniz. Ama sizin reddiniz, bu gerçeği değiltirmez. Onun yorumunu icra edebilecek başka bir sanatçı var mı dünyada? YOK. Bakınız, dini bir toplumda, bütün engellemeler ve yasaklara rağen Bülent Ersoy olmak, dünyanın hiçbir yerinde mümükün değildir ama Bülent Ersoy bunu başarmıştır. O yüzden Bülent Ersoy bu ülkede bir devrimdir. 22. yy.da bile bunu yapabilecek kaç LGBTİ var? Sadece yeteneğinin üst seviyeden olmasıyla alakalı değil onun zirve yapması; o gerçek bir cesur yürektir. Dolayısıyla alkışlanası, saygı duyulasıdır. Çünkü kimliği konusunda hiçbir zaman ikili oynamamıştır. Ve en önemlisi bu ülkede Zeki Müren ile birlikte bir çok eşcinsele kendileri olabilme konusunda cesaret vermiştir. Onlar bana göre bu ülkede eşcinsellerin tanrıçalarıdır.

Siz kendinizi iyi, duyarlı, vicdanlı sanabilirsiniz ama neye göre, kime göre..? Bir kişiden bahsetmek istiyorum. Bir hayvanseverden ama bu sözde değil, özde. Kendinden çok onları düşünen bir kişilik. Ayşegül öğretmenden bahsetmek istiyorum. Ben onun kadar hayvanlar için mücadele eden birini görmedim. Benim için o bir melek. Sokaktaki bütün hayvanlara yetişmeye çalışıyor, borçlara girerek onların bakımlarını ve tdavilerini üstleniyor ve bunun için imkanlarını eksilere düşürmüş bir kişi. En son birisi kör olmak üzere iki hamile kediyi evine aldı. Geçen haftalarda birisi doğurmuştu, bugün de kör olan diğer kedi de doğurmuş. Bunu niye paylaştım. Gerçek vicdana ve duyarlılığa örnek olsun diye. Evrenim de ömrümden alıp, Ayşegül öğretmen gibilere versin. Çünkü ben yaşadım yaşayacağımı zaten... 3-5 yıllık projelerimi gerçekleştireceğim bir ömürden daha fazlasını istemiyorum artık...

Bana göre insanlık, insan türü hayvan ve bitkileri kendisiyle eşit görüp onları korursa ancak mümkündür!

Leman Sam hayvanların kesilmesine karşı çıkar linç yer, Sezen Aksu Adem ile Havva'ya şarkı yapar linç yer, Sibel Alaş davul sesinden rahatsız olduğu için linç yer... Siz yobazlar istediğiniz gibi yaşayacaksınız, istediğinizden rahatsız olacaksınız ama başkaları ne hayatlarını yaşaybilecek ne de rahatszılıklarını dile getirebilecek öyle mi; hadi yaa! Nasıl bir kafa bu yaa? Biz gitmeyeceğiz; siz medeni olacaksınız, insan haklarına riayet edeceksiniz; çünkü Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Bu ülkeyi tetketmesi gerekenler şeriat kafalı olanlardır!

Bana eşcinsellik ve dinsizlik karşıtlığı yapacak olanlar sayfamdan gitsin. Çünkü bu sayfa dinsiz bir eşcinselindir!

Elbette hayvanları insan türünden daha çok seviyorm. Şu samimi bakışı insan türünde yakalamak mümkün mü? HAYIR! Foto içi A. Coşkun'a teşekküerler...

İnsan türünü bir türlü sevemediğim gibi, son yıllarda iyice nefret ettim.

11

Çinliler ve Japonlar biribiriyle karştırılmalarına kızıyorlar. Bırakın üke olarak, Güney Kore ve Tayvan da buna dahil, insanlar bile hepsi biribirinin neredeyse tıpa tıp aynı. Neyin kafası bu anlayamıyorum. Bu ırka Güney Kore'de ise Koreli dersin, Çin'de ise Çinli, Japonya'da ise Japon. Mesela aşağıdaki şarkıcının nereli olduğunu söylemesem, eğer tanımıyorsanız, nereli olduğunu bilebilir misiniz? Belki Japon asıllı, Güney Kore'de yaşayan, köklerinde Singapur'un da bulunduğu, herkesin Tayvanlı zannettiği bir Çinldir!

Millet sebzenin 30-40-50 lira diye dert yanıyor.  Herkes hakettiğini yaşıyor, yanlış seçimlerinin cezasını çekiyor, kurunun yanında yaş da yanıyor ama asıl hakettiğini yaşayanlar yanıyor. Siz hala daha dış güçler demeye devam edin, yanlış yönetimin kurbanı olduğunuzu görmeyin. Ne zaman aklınız başınıza gelir; açlıktan belki...

Mimamr kaıdnın biri diyor ki, "2 yıl AKP için çalıştım, sonra gerçekleri gördüm vazgeçtim. Annem karpuzu çok sevdiği için, karpuzun 16'da birini 25 liraya aldım, kızım doktorasını Danimarka'da yaptı işsiz, Allah'a havale ediyorum... "

GEÇMİŞ OLSUN, EL FATİHA!

Bazıları, yani yandaşlar her şey çok normal, pahalılığın sebebi dış güçler, muhalefet demeye devam ediyor. Asıl tehlike ne biliyor musunuz; bu kafadan hala milyonlarca insanın olması. Devam edin. Fiyatlar yarısına düşerse, gene oyum iktidara diyenler var...

Türkiye'de insanlar okumadığı, araştırmadığı gibi; dogmatizme, gelenekselliğe çok inanan bir toplum. Dolayısıyla da varoluşu gerçekçi, demokratik, özgürlükçü değil. Bireysel değil, din, milliyetçilik gibi toplumsal değerlere önem verip, insanca yaşamaktan vazgeçmiş oluyor. Üstüne üstlük muhalafet de gerçek anlamda bir laik, sosyalist olmadığı için, değişen bir şey olmuyor.

SADECE YAŞAYAN BİR ORGANİZMA OLMAK!

İçinde yaşadığımız toplumsal yapıya objektif bakmak gerekirse, toplum sosyal evrimini kendi kendine gerçekleştiremezse, kötü yönetilmeye devam eder. O yüzden neden böyle oluyor diye çok üzülmemek gerek. Eğer doğduğunuz coğrafyadan vazgeçemiyorsanız, laik ve aydın bir kişi olarak sadece seçimlerinizi doğru yapacaksınız, dik bir  duruş sergileyeceksiniz ve kendinizi kurtaracak şekilde bir yol izleyeceksiniz. Ben öyle yaptım. Başımı sokacak kümesimi aldım, emekli oldum, erkek egemen yapıya direnerek evlenmedim ki kendimden başka hiç kimseye karşı sorumluluğum yok, hiçbir ideolojiye bağlanmadım, hiç kimsenin müridi olmadım, kimseyi de etrafımda toplamadım, dolayısıyla bireysel olmanın hafifliğini yaşıyorum. Çünkü böyle kültürlerde ancak bireysel olarak kendinizi koruyabilirsiniz. Çünkü herkes içinde yaşadığı kültürü az veya çok içselleştirerek, sizi zora sokabileceği içinm tek ses olmak falan pek mümkün olmuyor. Böyle toplumlarda ancak bilgisizler tek ses olabilir. Ben dışarıyla da fişimi çekeli yıllar oldu. Ne gazete okuyorum, ne TV seyrediyorum. Kedilerimden biri TV'me işeyip bozduğuna şükrediyorum şu an. İnterneti de kendi tercihlerim doğrultusunda kullanıyorum. Zaten minimum yaşayan bir insan olduğum için, kendimi bir şekilde idare edebiliyorum. Hiç kıyafet aliş verişi yapmıyorum, beslenme olarak da karbonhidrat, yağ, şeker ve proteini o an ne ucuzsa ondan temin etmeye çalışıyorum. C vitamini olarak da meyvenin-sebzenin çürüğünü çarığını alarak idare ediyorum. Bu coğrafyada insan hakları, aşk-sevgi-saygı-hoşgörü, açlık seviyesinin üstünde yaşamak falan lükse kaçtığı için, öyle hayallerim de yok artık. Sadece kimseye muhtaç olmadan ayaktayken ölmek istiyorum, o kadar. Bir de evde büyüttüğüm kediler ben ölünce sokakta kalmaması için, onlar ölünceye kadar da bir ömür istiyorum...

Hayatta mutlu olmak için sadece doğaya ve bilime inanacak ve içinden geldiği gibi yaşayacaksın. Bakıyorum da insanlar bilinmezlere inanıyor, bir liderin peşine takılıyor, bir şeylerin taraftarı oluyor vesiare... Oysa sadece kendileri olabilseler, bunlara ihtiyaç duymayacaklar, boş bir rüzgarın da peşine takılıp uçuruma sürüklenmemiş olacaklar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder