Antropoloji, geçmiş ve günümüz topluluklarında yaşayan insanların çeşitli yönlerini inceleyen bilim dalı. İnsanın kültürel ve fiziki yapısını araştıran antropoloji, insanlık tarihinin en eski dönemlerinin aydınlatılmasına yardımcı olur.
Arkeoloji, arkeolojik yöntemlerle ortaya çıkarılmış kültürleri, sosyoloji, coğrafya, tarih, etnoloji gibi birçok bilim dalından yararlanarak araştıran ve inceleyen bilim dalıdır.
Genetik ya da kalıtım bilimi, biyolojinin organizmalardaki kalıtım ve genetik varyasyonu inceleyen bir dalıdır.
Evrim, popülasyondaki gen ve özellik dağılımının nesiller içerisinde seçilim baskısıyla değişmesidir.
Tarih, geçmiş zamanın incelenmesidir.
Fen bilimleri, doğa bilimleri veya fennî bilimler; insanların maddesel çevresini denetlemek ve değiştirmek amacıyla geliştirdiği teknolojik bilgileri kapsayan akademik disiplinler grubuna denir.
DİN ise insanların doğaüstü güçlere, kutsal saydıkları türlü varlıklara, tanrılara ya da Tanrı’ya inanma, tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel olgu.
Dinler tarihi, dinleri benzer ve farklı yönleri ile karşılaştırmalı olarak inceleyen bir bilim dalıdır.
Dünyadaki en eski dinlerden biri olan Tengriciliğin, MÖ 12000 ile 3600 arasında Bronz Çağı'nda ortaya çıktığı söylenir. Orta Asya'daki Altay Dağları'nda yaşayan insanlar tarafından kurulan din, atalarına bağlılığıyla bilinen tek tanrılı bir dindi. Diğer dinlerde olduğu gibi kutsal bir kitabı yok.
Dinler neden ortaya çıkmıştır..? Dinler ilk anlardan itibaren doğrudan “sürü” halinde yaşayan insanların toplum haline gelmesi, üretimin sürekliliğinin sağlanması ve yaşamın güvence altına alınması için ortaya çıkmışlardır. Dini bilinç bir bakıma, maddi koşulların zorlandığı; insanın maddi gücünün ve yeteneklerinin tıkandığı, üretim araçlarının ve kullanılan teknolojinin yetersiz kaldığı koşullarda boy vermiştir.
Nasıl ki bilimin yetersiz kaldığı ya da teknolojinin çözüm üretemediği yerde dinsel düşünüş devreye giriyorsa; dinin “kutsal soluğunun” tükendiği noktada da bilim devreye girerek dinsel düşünüşü sınırlamaktadır.
Çok tanrılı dinlerin bir ifadesi olan mitoloji, tarihsel-toplumsal gelişmenin belli bir evresinde artık hayatı açıklamaya yeterli gelmiyordu. Tanrıların hiyerarşik ve karmaşık dünyası, büyümekte ve merkezileşmekte olan devlet yapılanmasının ruhuna aykırıydı. Birçok farklı inanca sahip kavimleri bir çatı altında zorla birleştiren lider kavimler, büyük ve merkezi devletler kurarken, diğer halkların karmaşık ve nispeten “demokratik” tanrılar sistemini de basitleştirmek ve merkezileştirmek, tekelleştirmek zorundalardı.
İlk tanrılar somut, kendilerinden bereket, korunma gibi belirli amaç ve umutlar beslenen, kişisel tapınmalarla ilgili olduğu iddia edilmektedir.
Tek tanrılı dinlerde eski ilahların bir kısmı melek, cin, şeytan, aziz ve peygamberlere dönüştürülmüşlerdir. Yeniden kurgulanan mitolojik anlatımlarda Sümerlilerin eski tanrılarının tek tanrılı dinlerde Hızır, İlyas gibi peygamberlere ya da azizlere, velilere ve hatta meleklere, cinlere dönüştüğü görülebilmektedir. Allah'ın isimlerinden bir kısmı da Arap ve ortadoğu mitolojilerinde eski ilahlara verilen isimlerle ortak kök isimlerden oluşur.
Bu bilgileri 10 dakikada hızlı bir şekilde internetten topladım. Konuyu şuraya bağlayacağım. Akıl ve mantık denilen bir şey var. Bu çerçevede internet çağında bir şeyleri araştırıp öğrenme imkanımız mevcut. İnsanın bilim dışı, sadece birilerinin yıllar önce söylediği hurafik şeylere inanması ve bu çerçevede yaşamaya devam etmesinin kapasitesizlik ve cahil kalmakta inat etmesinden başka bir açıklaması olamaz. Nasıl ve ne ölçüde yaşatacağı kişinin kendi tasarrufundadır ama herkesi kendi çerçevenden bakmaya zorlamak ve uymayanları kötü olarak hedef göstermek cahilliğin zarar verici boyutudur. Dine inanmak doğrudur, inanmamak yanlıştır diye bir şey olamaz. İnananları değiştirmenin mümkün olmadığını bildiğim için böyle bir çabayı zaman kaybı olarak görüyorum ama demokrasi denilen şeyin hayata geçirilip bu tür-yobaz insanlara dur denilmesi gerekiyor. Eğer hayata doğal ve bilimsel gözlerle bakanlar, yobazlara bir zarar vermeyip, yobazlar bilime zarar veriyorsa, bu bile neyin doğru neyin yanlış olduğunun göstergesidir. Ben dine inanmayan biri olarak sevgi, saygı çerçevesinde yaşamaya, topluma faydalı olmaya, doğayı ve hayvanları kurtarmaya çalışırken; dine inananların nefreti, ayrımcılığı, eşitsizliğe inanması, çıkarcılığı, hayvanları hiç düşünmemesi, bazı kesimleri ötekileştirmesi, ahlakçılığı vesiare ve bütün bunları dine dayandırarak yapması, aslında söylenecek bir şey bırakmıyor insana...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder