6 Mayıs 2021 facebook notlarım
İnsanların akıl ve mantığa dayalı düşünceleri kutsallaştırması, ancak din yoluyla olumsuzluklardan uzaklaşılabileceğini zannetmesi, dijital çağda elbette çok demode. Bir surede diyormuş ki, "hayatta olumsuz şeyleririn yanında olumlu şeyler de varmış ve bir işi bitirip diğer işe başlayınca, ve de işte Tanrı'ya yönelirsen, intihar etmekten kendini uzaklaştırabilirmişsin". "Gerçekten mi?" diyorum... Genelde kafayı bozanların dine yöneldiğine falan şahit oluyorum ama daha sonra işin içinden hiç çıkamıyorlar, tamamen kafayı yiyiorlar..! Bakınız, okuyan, yazan bir insan psikolojiye dair bir şeyler bilir. İnsan psikolojisi, insan yaşamında en belirleyici faktördür. Uzmanlar diyor ki, "eğer intihara bir meyil varsa, yani ruhsal problemler varsa, bu kaçınılmaz olabilir" ama tıp gelişti ve sadece hayata pozitif bakmakla öyle psikoloji falan düzeltilemez. Çünkü psikolojik yansımaların sebebi çevresel olduğu kadar genetikseldir de. Bazı problemler ne uzman terapisiyle, ne de dinle, ne de akıl tavsiyeleriyle halledilebilir. İnsan yapısındaki bazı kimyasal madde eksikliklerinin oluşturduğu bazı psikolojik problemler, ancak o eksik kimyasal maddelerin takviyesiyle düzeltilebilir. Bu da psikiyatriye girer. Bırakın artık psikolojik problemlerin hurafelerle giderilmesini. Laboratuvarda çalıştığım için biliyorum çünkü; Akdeniz anemisi olup da düzenli olarak kan takviyesiyle ancak en fazla 30 yaşına kadar yaşayabilecek insanların, hacıya-hocaya inanıp da kan nakli yaptırmayıp, üfletilerek iyileşeceğini sanıp, ölümlere sebep olunduğuna şahit oldum. Bazı madde eksikliklerine dayalı psikolojik sorunları olanların da ilaç kullanıp, düzenli olarak tahlil yaptırarak bu madenin vücuttaki dengesini sağladıkları tıbbi bir gerçektir. Demem şu ki, insanlar o sureyi okumadan da hayata pozitif bakılarak tutunulabileceğini biliyorlar ama şartlar ne yazık ki bunu hayata geçirmeye yetmiyor işte. Çünkü insanlar sistemler tarafından çaresiz bırakılıyor. İmkansızlıklar insanların umutlarının yeşermesini engelleyebiliyor. Çünkü insanların canına tak edebiliyor. Daha önceki paylaşımlarımda dediğim gibi bazı insanların intihar konusunda zaafiyetleri olablir ama zorlu koşullar olmasaydı, doğuştan getirdikleri psikolojileri belki kendilerini yaşam boyu idare edebilecekti. Ben, maddi imkansızlıklardan inithar edenleri münferit bir olay olarak görmüyorum; sistemin ekonomik başarısızlığı olarak görüyorum. Eşcinsel veya transseksüel intiharlarını kişisel psikolojiye bağlamak, olaya bu şekilde bakanların ancak duyarsızlığı ve de bilinçsizliğiyle açıklanabilir. Bakınız, herkes aynı güçlü pisikolojiye sahip olmayabilir ve çevresel faktörler bazen insanların aleyhinde işletilebilir. Toplumun eşcinselliğe %90'ı negatif bakarken, sistemin siyasi ve dini mercileri eşcinselliği lanetlerken, işsiz-aşsız-evsiz kalan bu kişileri ne dinin pozifif tavsiyeleri kurtarabilir(kaldı ki eşcinsellik din üzerinden lanetleniyor), ne de uzman yardımı. Eğer bireyler toplumsal bazda varolamıyorlarsa, bu bireysel değil toplumsal bir sorundur. O yüzden olaylara lütfen artık uhrevi yollardan yaklaşmayı bırakıp, akıl ve mantık çerçevesinde sosyo-ekonomik açıdan yaklaşın...21. yüzyılda bırakın artık şu şarlatanlığı ve şarlatanlıkları...
İnsanların at, eşek gibi hayvan dostlarımızı binek ve yük hayvanı olarak kullanmasını reddediyorum! Ata binmek bir spor değildir!
Ata binmek bir spor değil, hayvanlara zulümdür
Kullanıp eşyalarını teknolojiye uygun olarak yeniliyoruz ama kafaları bir türlü güncelleyemiyoruz! Oysa kafa formatı bedava; akıl!
Ben hiçbir din kitabını okumadım, Kuran zaten Arapça olduğu için, kulağımıza da hep Arapça şyler çalıyor. İşte bazen bazılarının dine dair paylaşımlarını görüyorum ve benim okuduğum felsefi, sosyolojik, kişisel gelişim, bilimsel bilgiler ve hayat tecrübelerimin yanında o kadar bilindik kalıyor ki... Yani bir innsanın doğru düşünebilmesi için din ve kitaplarına ihtiyacı olamaz. Oturup bilimsel gelişmeleri okuyun ve takip edin, yüzlerce yıl önceki felsefi yazıtları okuyun, hayata ve olaylara biraz toplum bilimsel-sosyolojik yaklaşın, birazcık gerçekçi olun, dine ihtiyaç falan duymazsınız. Din ancak okumayan insnalara belki bir yol gösterici olabilirMİŞ eskiden. Çünkü din kendini güncellemiyor ve günümüzde hayatı, yaşamımızı asla karşılamıyor. Ben topluma faydalı bir birey olmaya çalışırken, beni lanetleyen bir şeye niye inanayım ki? Gerçekçi bir insan, gerçek olmayan, gerçek olması ihtimali bile bulunmayan gerçek dışı şeylere niye inansın ki?
Dini iyi insan olmakla falan örtüştürmeye kalkmayın. Ben inançsız biriyim ve bazı inançlı insanların sokak kedilerini aç bırakmasına karşı mücadele veriyorum. Vicdan, akıl ile doğru orantılıdır. Vicdanınız yoksa, hiçbir din sizi iyi insna yapmaz...
İshak Demir: Akıl menfaatini ister kalp ise vicdanlı olmanı. Kalp ile aklı doğru orantıda kullanmak lazım. Din insanların vicdanlı adaletli saygılı olmasını sağlar kişi zaten bu özelliklere sahipse dinsizliğinin pek bir önemi yoktur. Ama yaratıcı bir kudrete inanmak onun kulu olduğunu kabullenmek dolayısıyla egona yenilmemek esastır. İnsan çok değerli bir varlıktır ama insan kalabilen her insan değerlidir, bu demek değildir ki bitkiler diğer canlı varlıklar değersizdir. Doğanın evrenin bir dengesi vardır, önemli olan bu dengeyi bozmamaktır. Benim bilgi ve inançlarım böyle, saygılarımla.
İşte ben bunları bilgiye ve tecrübeye dayanarak daha sağlıklı ve engelsiz yapabiliyorum... Çünkü din gibi kültürel şeyler güncel olmadıkları için, yapmak istediklerimin önünde engel teşkil edebiliyor. Kalp dediğin şey de akıldır. Eğer aklın yoksa kalp dediğin vicdanını da doğru kullanamazsın...
Bir de gerçekten din insnaların saygılı adaletli olmasını mı sağlıyor, tam tersini mi? Dinde cinsiyet ve cinsel yönelim eşitliği yok mesela! Yani din homofobik ve cinisyetçi. Bunun aksini iddia ediyorsan, o zaman sen de homofobik ve de mantıksızsın demektir.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim ego demişken... Ben inançlı insnaların genelde egolu olduklarına şahit oldum. Bilgili, kültürlü ve inançsız insanlar olayalara daha sağduyulu yaklaşıyorlar ve geniş pencerden bakabiliyorlar. Mesela tenis oynuyorum; çok inançlı insanlar yenilgiyi asla kabul edemiyor ama ben mesela inançsızım ve yenilgiyi kendi yetersizliğim olarak görüp eksiklerimi tamamlamaya çalışıyorum, antrenman yapıyorum ama onlar antrenmansız maça çıkıp, yenilince öfkeden raketi yere çapıyorlar...
İshak Demir:dostum dinler hep değiştirilmiş etkili insanlar menfaatlerini koruyacak şekilde ya yeniden yazmış ya da okunmasını engellemiş. Kuran adlı kitap ilk yazılan kitaptan itibaren yazılan tüm kitapların derlemesidir. Kitaplardan öğrenir insan ilmi dedin ya zaten ilmin gelişmesine sebeptir bu kitaplar, fikir verir örnek verir aklı kullanmayı tavsiye eder.
Yaratıcı kuvvete inanmak meselesine gelince; sen tek tanrı'ya inanırsın, ben de yaratılışın-tanrı'nın-bütünün, bir parçası olarak görürüm kendimi ve kendime inanırım, yanlışlarımın hesabını vicdanımdan sorar, öte dünyaya değil, hukuğa ceza verdirtirim kednime...
İshak Demir: Zaten hepimiz bir bütünün parçalarıyız doğru düşünüyorsun, bizler tanrı parçacıklarıyız. Allah kendisinden özellikler güçler güzellikler yüklediği insana birliğin bozulmamasını istemiştir. Kendisi gibi sonsuzluğu vermiştir. Birliği dirliği düzeni bozan sahip olduğu güçleri kötüye kullanıp zulmeden insanları tabii ki yanına yakınına almaz, sende bunu tercih etmezsin. Tabii ki haksızlık yapan kanunlarla cezalandırılmalıdır, din kitabı kanun kitabı değildir sadece fikir verir.
İshak Demir: aşar Nuri Öztürk ün Kuran ı Tanıyor musunuz adlı kitabını alıp okumanı tavsiye ederim.
Ben doğruya din üzerinde değil, akıl-mantık ve bilimsel bilgi üzerinden yaklaşanlardanım. Yani inanalar tarafına dahil olup da doğruya ulaşma taraftarı değilim. Ben özgür kalmayı ve aidiyetsiz olmayı seviyorum... Yani dediğin kişi de bana yeni bir şey katablecek olanlardan değil. Onu okuyacağıma Platon'dan günümüze felsefe okurum... Yani kısaca dediğin kişi ne mucit, ne de filozof...
İshak Demir: önyargılı olma derim, herkesin sınırsız özgür olduğu yerde herkes tutsaktır bunu da unutma derim ki din ve ahlaki öğretilerin görevide budur.
Dedim ya, ben uygulamaya bakarım. Din doğru uygulandı da biz mi amenna dedik! Ben dini anlamaya çalışmak yerine, hayatımı doğama uygun şekilde yaşama taraftarıyım...
Bu kınalı kuzum bu dönemlerde kedilerde salgın olan nezle hastalığına yakalnamış. Evdeki kedileri ağızlarına enjektörle şurup vererek iyileştirdim ama sokak kedilerine bu şekilde müdahale etmek çok zor. Artık tavuk suyuna şurup karıştırarak tedavi etmeye çalışıyorum ve başarılı olmaya başladım...
Bugün de dini anlamda ibadet yapmadım ama sokak kedilerini ilaçla iyileştirmeye çalıştım, karınlarını doyurdum!
Diyetteyim. Kapanma sürecinde 10 kilo vereceğim. Bir hafta aç kalanın halinde anlayacak kadar az kalori alıyorum!
Yanlış anlaşılmasın, ben kimsenin inanç şekline falan karşı değilim; inanç sisteminin bana karışmasına karşıyım! Eşcinselleri lanetlemek, birilerine karışmak demektir ve bu nefret kimsenin üzerine vazife değildir. Eğer din üzerinden benim cinsel yönelimim lanetlenirse, ben buna sessiz kalamam, konuşurum, kendimi savunurum. Kalkıp da bana din eşitlikçi falan demeyin; din cinisyetçidir, din cinsel yönelim ayrımcılığı yapmaktadır. İki de bir dini yanlış kullanıyorlar diye de terennüm etmesin kimse; doğru kullanılsın ki, biz de kendi önümüze bakalım!
İshak Demir: önyargılı olma derim, herkesin sınırsız özgür olduğu yerde herkes tutsaktır bunu da unutma derim ki din ve ahlaki öğretilerin görevide budur.
Dedim ya, ben uygulamaya bakarım. Din doğru uygulandı da biz mi amenna dedik! Ben dini anlamaya çalışmak yerine, hayatımı doğama uygun şekilde yaşama taraftarıyım...
İshak Demir: ben oldum diyorsun yani, peki sen bilirsin
Olayı istediğin yönden anlamak kolaycılıktır. Ben olaya bilimsel taraftan yaklaşılması gerektiğini söylüyorum; tavsiye ettiğin kişinin bana bir şey veremeyeceğini söylüyorum. Bu kişi benim felsefeden öğrendiğim şeyleri din üzerinde yorumlayarak, dinin afyon etkisini arttırdığını düşünüyorum...
Din sadece manevi bir tatmindir. Çünkü hayatın; matematik, felsefe, sosyoloji, sanat, spor, ekonomi, bilim, külür, teknoloji, spor, demokrasi(eşitlik, özgürlük, hak-hukuk) vesaire gibi hayatımızı doğru bir şekilde gerçekleştirmemizi sağlayan gerçekleri var. Dini hayatınızdan çıkarırsanız hiçbir şey olmaz ama saydıklarımdan birini çıkarırsanız yaşam aksar, belki de hayat durur, felakete sürüklenir.
Türkiye'de eşcinsel hak mücadelesi, bir çok eşcinsel ve transseksüel tarafından cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim açısından kendilerini gerçekleştirebilecekleri bir basamak olarak kullanılıyor. Yani, bireyler cinsiyet geçişini veya cinsel yönelimini gerçekleştirme sürecini başlattıktan sonra, kendi dünyasına dönüyorlar ve eşcinsel hak mücadelesi umurlarında bile olmayabiliyor. Oysa belli bir noktaya geldikten sonra da bu bireyler eşit ve özgür şekilde yaşayamıyorlar ve sanki daha fazlasının gerçekleçmesinin mümkün olmadığını düşündükleri için, "kendimizi yormayalım, hatta zarar görmeyelim" tavrındalar. Öyle olmasaydı, sosyo ekonomik olarak belli bir noktaya gelen eşcinsel ve transseksüellerin daha güçlü bir şekilde hak mücadelesi yaptığına şahit olurduk. Mesela Bülent Ersoy. Mesela öğrenciyken eşcinsel hareketine katılanların, trans geçiş ameliyatından sonra mayolarını giyip, kendilerini denize ve güneşe vermeleri gibi... Veya işte zamanında seks işçiliği yaparken maruz kaldıkları saldırılardan sonra kendilerini hak diye yırtanların, belli bir ekonomik güce sahip olduktan sonra sadece paralarını saymaları gibi...
İçinde bulunduğu kültüre uygun olup da başarılı olanlar, kendilerini başarılı saymasın; önemli olan, öteki olarak hayata tutunabilmek ve başarılı olmaktır. Mesela İslam coğrafyasında, azınlık değil de o milliyetin bir bireyi ve heteroseksüel olarak önünüzde bir engel yoktur ama hiç düşündünüz mü eşcinsel, ateist, bedensel engelli ve mülteci olarak varolmak nasıl bir şeydir? Hayatta; dini, ırkçı, cinisyetçi, her türlü ayrımcı ötekileştirmelere karşı yaşam mücadelesi veren insanların da olduğunu unutmayın... Hiç eşcinselleri, dinsizleri, başka milliyetten olanları anlamaya çalıştınız mı, kendinizi onların yerine koydunuz mu? Mesela ben liseye giderken, sırf beğendiğim bir çocuğun heyecanıyla okula giderdim; yoksa okulda cinsel yönelimimden dolayı içine kapanık olduğum için hiç kimseyle konuşmadan günü tamamlayıp evin yolunu tutuyordum. Ben çocukluğumda ve gençliğimde eşcinsel olduğum için sosyal hayata karışamadım; çünkü cinsel yönelimim az veya çok anlaşılıyordu ve bu da benim içime kapanmama sebep oluyordu. Çalışırken de cinsel yönelim mobbinglerine sessiz kalıyordum. İş arkadaşlarınızın fiziksel tacizleri, emellerine ulaşamayınca hakkınızda yaptığı dedikodular... Askerlik hayatında da aynı şekilde. Sizi sirk hayvanı gibi hissettirebiliyorlardı; acaba bu eşcinsel mi diye koskoca bölüğün önünde incelletirlseniz, ne düşünürdünüz veya geceleri sarkıntılıklardan uyuyamasanız..; eğer hayattaysam, bu aklıma mukayyet olmamla, içinde yaşadığım sistemin ilkelliğini idrak edebilmemle alakalı. Sustum, içime kapandım ama yaşama umudumu hiç kaybetmedim. Bitecek dedim; okul da bitecek, askerlik de bitecek, çalışma hayatım da bitecek ve ben huzura kavuşacağım. Belki huzura kavuşamadım ama umut yolculuğumda hiç pes etmedim. Beni hayatta-ayakta tutan da vazgeçmediğim umutlarımdı işte...
İnsanlar "kapanma" sürecinde sigaranın yasak olup olmadığını konuşuyor. Yasakçı sistemi anlayabiliyorum da, özgürlükçüleri anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. 1 paket sigara parası ile günde kaç kedinin karnını doyurabileceğinizi hiç düşündünüz mü? Duyarsızlık, duyarsızlıktır. Muhafazakarınki duyarsızlık, laikinki özgürlükçülük diye bir şey olmaz; duyarsızlık, duyarsızlıktır, NOKTA!
İlk filminde bir eşcinseli oynadı ve hamamda erkek erkeğe sevişti.
"Belki ben de 50 yaşında gay’liği seçebilirim. Ama şu anda karşıma öyle bir erkek çıkmadı" dedi.
Şimdi de kadın elbisesi ile poz vermiş.
Ateş olmayan yerden duman çıkar mı sizce?
MEHMET GÜNSÜR EŞCİNSEL Mİ?
"Eski evliliklerin uzun sürmesi kadının çaresizliğinden kaynaklanıyor romantizme gerek yok" diye bir paylaşımla karşolaştım. Çok doğru bir söz. Erkek her türlü turşuyu kaşıkladığı için, garanti bir hizmetçiyi boşamıyor. Gerekirse karısını dövüyor. Gerekirse sokağa atıyor. Ama kadın, ekonomik güvencesi olmadığı için kocasından ayrılamıyor. Çocuklar ne olacak? Hadi bir ayrılsın; sonucunda dayak mı olacak, cinayet mi, sokak mı belli değil? Hani cazibesine dayanılamayacak kocalar olsa da, kadınlar da her şeye katlanarak bu evliliğe devam etsin. Sistem de böyle bir aile kavramını korumaya çalışıyor; eşcinselliği bahane ederek, kadını şiddete karşı koruyacak sözleşmeleri falan iptal ediyor... Evlilik, aile dediğimiz şey öyle güllük gülistanlık bir şey değil ki; çaresizlikten katlanılan bir şey. Erkek nasıl her gün kuru fasülye yemiyorsa-yemek istemiyorsa-çapkınlık yapıyorsa, kadın da "bamya" yemek istemez aslında ama kadına soran kim ki? Ben kadın olsaydım, "aile ne, koca ne, evlilik ne, çocuk ne ayol" derdim. "Kim devam ettirirse ettirsin soyunu, aile kavramını, bana ne?" derdim... Böyle bir aile anlayışını ve koca kavramını savunan, koruyan, kıskanana kadınlara da pes diyorum sadece...
Billboard müzik listesine bir şey olmuş; müzik iyileşmiş; bütün listeyi, yani hot 100'ü hiç sıkılmadan keyifle dinleyebiliyorum...
Hayatımda başka bir spor takımında hiç böyle bir şeye şahit olmamıştım. Fenerbahçe kadın voleybol takımı, Eda ve Naz dışındaki, eskilerden bir de Dicle, onunla da sadece 1 yılllık sözleşme yenilendi, bütün oyuncularını gönderip, yeniden bir kadro oluşturuyor. Amaç ne? Yeni gelen oyuncular eskisinden gerçekten daha mı iyi olacak? Yeni gelenler de tecrübesiz veya ve de çok star değiller. Uzun vadeli mi düşünülüyor, başarısızlığın öfkesi bu şekilde mi çıkartılıyor, yoksa artık Fenerbahçe kadın voleybol takımı şampiyonluğa değil, ikinciliğe veya üçüncülüğe mi oynayacak? Başarı adına biz taraftarları şaşırtcaak ne olabilir bilmiyorum. Yeni oluşturulan kadroya Egonu "gibi" bomba bir transfer mi yapılacak? Yani Fenerbahçeyi seven Kelsey bile gönderiiyorsa, artık söylenecek hiçbir şey kalmamıştır.
TÜİK 2020 verilerine göre Denizli'nin % 20'si tek kişi yaşıyormuş. Bu da en az % 20 *ey oranına tekabül ediyor...
Nick Kamen 59 yaşında kanserden ölmüş. Öldüğünde yanında bir eşi falan yokmuş. Çünkü hiç evlenmemiş. İlişkileri olmuş ama hiçbir ilişkisi onu eviliğe götürmemiş. O yüzden 100 kişiden 70'i onun eşcinsel olduğuna inanıyor. Biz Nick Kamen'ı sadece Madonna destekli "Each Time You Break My Heart" şarkısıyla tanıdık. Ama o bir pantolon reklamında çıplak bedeniyle şöhret olmuş. Eşcinsel/trans şarkıcı Boy George'un da yakın arkadaşıymış.
Eylem Şenkal'ı tanır mısınız bilmem. Profeyonel eski milli voleybolculardan. Spor akademisi mezunu ve yüksek lisansını psikoloji üzerine Londra'da yapmış bir psikolog. Ama biz onu daha çok Best Model Birincisi ve mankenlikten, ve televizyon programlarından, sunuculuktan, vesaireden tanıyoruz. Ve şu anda spor psikolojisi üzerine çalışmalar yapıyor, spor psikoloğu olarak bir hastanede çalışıyor, bir süre İngiltere Premier League takımlarından Chelsea ve Arsenal’de çalışmış... Tabi biz çok yetenekli insanları tanımayız, unutur gideriz ve takip etmeyiz...
Teknoloji bu kadar ilerlemişken, artık DNA'larımızdaki bozuk genlerin değiştirilebildiği ve de yapay zekadan bolca bahsedildiği bir aşamada, bilime duyarsız kalamayız değil mi? Artık şarlatanların ne dediğine bakmak yerine, hayatımızı kaliteli yaşamak adına yönümüzü bilim çevirelim olur mu? Okuyalım lütfen, gerçekçi olalım..
Hayatta her şeyin bilimsel bir açıklaması varken (mesela yaratılışın), akıl ve mantık çerçevesinde daha güvenlikli-sağlıklı-kaliteli yaşamak varken; neden bilinmezlerden medet umarız, bilinmezler üzerinden bir hayat süreriz ki? Merak etmeyin bilimsel yaşarsanız, Tanrı sizi sevmez diye korkmayın! Bence daha çok sever. Çünkü dertsiz problemsiz olunca, külfet oluşturmamış olursunuz.
Ben kadın olsam, saçımla tüyümle, mememle kalçamla kimseyi uğraştırtmam, yani karıştırtmam; savururum da savururum! Kime ne ayol!
Ben bir ahlaksızlık göremiyorum; gören var mı? Bana göre ahlaksızlık; hırsızlıktır, hak yemektir, eşitsizlik, adaletsizlik ve baskıdır! Ve de bu antidemokratikliğe sessiz kalmaktır... Aksine soyunmak ve cinsellik özgürlük olduğu için en güzel ahlaktır!
Sporcu kadınları spor dışı yaşamlarında böyle toplumsal cinsiyet halleriyle görüyorum ya; şoka giriyorum!
Ambalaj sanayisinin yüz karası kutular. Açma kapama konusunda bu kadar mı standartsızlık olur? Ne açmak mümkün oluyor ne de mesela peynir gibi ürünlerin suyunu tutmasını biliyor. Nerden sızdırıyorsa, sızdırıyor işte. Açarken öfkemden her yerini bıçaklıyorum kutunun. Ancak o şekilde açabiliyorum..!
Not: Fotoğraftaki gene iyi görünüyor, genelde o kadar kalitesiz oluyorlar ki!
BU ÜLKENİN ANTİDEMOKRASİYE DÖNÜŞMESİNİN 1 NUMARALI SEBEBİ, REFERANDUMDA EVET DİYENLERDİR!
Vakti zamjanında demediler mi, Evet-Hayır referandumunu particilikle karıştırmayın, tek elden yönetilirseniz, devletin bütün birimlerinin ele geçirileceğini ve söz hakkınızın kalmayacağını? Şuncazcık aklımla siyasetle hiç alakam yokken ben bile bunu düşünebilmişken, siz niye düşünemediniz? 20 senede mi aklınız başınıza geldi? Geçmiş olsun! Bu konuda alnım ak, vicdanım rahat. Çünkü ben zaten mufazakarlığa karşı, laik ve Atatürkçü birisiyim. İşim olmaz tutucularla!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder