29
Eskiden geçmiş bayramlarımızı kutlardık, şimdi haftalar öncesi gelecek bayramlarımızı kutluyoruz... George Owel'ın 1949'da yayınlanan; insanların kontrol altına alındığı, bireyselliğin kalmadığı, düşüncelerimizi bile artık duyulacak diye kendimize bile söyleyemediğimiz, teknolojik çağda tek elden yönetimi anlatan "1984" adlı kitap, sanki bu yüzyılda "Koronavirüs" süreciyle ile hayata geçmiş gibi... Koronavirüs sanki eski çağlar kapanıp, yeni bir çağlar başlıyormış gibi... O yüzden Koronavirüs'e sadece mevsimsel bir rahatsızlık gibi balmak yanlış olur...
30
DÜNYA YUVARLAKTIR DÖNER; SADECE BU KADAR; KİŞİSEL YORUMLAR BENİ İLGİLENDİRMİYOR!
Arkadaşlar bir şey söyleyeceğim. Eğer siz maneviyatınıza, inançlarınıza saygı bekliyorsanız, aynı saygıyı size benzemeyenlere, yani inançsızlara, hayatını sizin gibi yaşamayanlara da anlayış ve saygı göstermek zorundasınız. Göstermiyorsanız, bu bizim saygısızlığımız değil, sizin saygısızlığınızdır. Size benzemeyenlere, hatta benzetemediklerinize hakaret etmek, küfür etmek, aşağılamak, kötülemek; karşı tarafı, yani size benzemeyen ve kötü olarak gördüklerinizi asla ve asla saygısız yapmaz. O sadece sizin anlayışınız, sizin bakış açınız. Herkesin doğrusu kendine ve inkar edemeyeceğimiz ama dogmatik olanların asla kabul etmediği doğal gerçekler var. Çünkü güneş aynı doğuyor ve batıyor; oksijen O2'dan oluşuyor, yeşil yeşildir, kırmızı da kırmızı, vesaire... Yani hayat sizin yüklediğiniz anlamlar içermeyebilir ve bazıları hayata sizin yüklediğiniz anlamları yüklemek zorunda olmayıp, içinden geldiği gibi yaşama hakkına sahiptir. Haa, sen bundan alınırsın, darılırsın, gücenirsin; bu sadece senin sorunundur. Sen öyle yaşıyorsun diye, ben de sana saygısızlık olmasın diye, kendi yaşamımı kasmak, kısmak, gizlemek zorunda değilim. İnadet ne kadar serbest ve görünürse, benim için cinsellik gibi hayatın doğal gerçeklerini saklamamak da benim için ayıp değildir. Ben seni saygısızlık olarak algılamayıp, sen beni saygısız diye lanse edip, linç ettirmeye kalkarsan, bu senin insanlık dışılığındır. Demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten bahsediyorsak, bilimsel gerçekliği olmayan inançlarınızla, insanları yargılayamazsınız(saygısız göremezsiniz) ki ben buna zaten öldürüleceğimi bilsem izin vermem. Benim için hiçbir günün ve ayın, diğerlerindne farkı yok. Çünkü ben olaya gökbilimsel olarak bakıyorum. Ok?!
BEN APTAL MIYIM?
Latin veya Kuzey Avrupa ülkelerine, vesaire ülkelere bakıyoruz; beden veya cinsellik hiç onlara göre ayıp veya günah değil veya o anlamdan sıyrılmış. Hayatlarını yaşıyorlar doya doya ve hayattan keyif almaktan dolayı hiç suçluluk duygusu falan hissetmiyorlar. Şimdi bu insanlarI kapalı değil veya cinselliği özgür yaşıyor diye nasıl kötü ilan edebiliriz ki; insanların hayattan keyif almasına karşı çıkmanın akıl ve mantıkla hiçbir alakası yoktur. Şimdi ben yüzlerce kişiyle doya doya seks yaptım diye kendimi niye kötü hissedeyim ki; aksine, aklımı kullanıp hayatı kaçırmadığım için kendimi çok mutlu hissediyorum. Kendimi tencereye kapatarak kime neyi ispat edeceğim ki; hayatımı içimden geldiği gibi yaşamazsam, birileri beni ödüllendirecek mi? Oysa en güzel ödül bu dünyaya gelip, hayatımızı özgürce yaşama hakkıdır. Hayatı-mı özgürce yaşamayarak niye kendime zindan zehir edeyim ki? Ben aklımı ve mantığımı kullanabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü hayatımı özgürce kendim için yaşadığım zaman, bu dünyaya daha faydalı olabiliyorum, daha üretken olabiliyorum. Eğer kendimi gerçekleştiremezsem, mutsuzluğum beni faydasız bir birey haline getirecek. Eğer ben paraya pula önem vermiyorsam, gelirimin yarısını falan hayvanlarla paylaşabiliyorsam, bu lükse tamah etme köleliğinden kurtulup, en büyük servetin hayatı doya doya yaşamak olduğunu bildiğimdendir. Bir de şu ahlakçılar ahlak timsali kesilip, geri planda neler yaşadıklarını bir bilseniz. Sana ahlaksız derler, aynmısını kendileri de yaparlar, sonra tövbeye gelip günah çıkartırlar ve kendileriirni temiz hissederler. İçgüdüleri depreşince, başkalarında ayıpladıkları şeyi tekrar yaparlar ama gene günah çıkartırlar ve bu silsile böyle devam eder gider. Kimisi hayatını özgür ve suçluluk duymadan yaşar, kimisi de baskı altında ve suçluluk duyarak; ee ben o zaman durduk yere niye yükün aldına sokayım ki psikolojimi? Aptal mıyım ben?
Hayatta öğendiklerimden biri olup, bu konuda içime tamamen kapanmama sebep olan şey; ister dert paylaşmak için olsun, ister keyifli bir sohbet yapmak için, isterse zorda kalıp yardım istemek konusunda olsun, vesaire, hiçbir zaman, hiç kimsenin kapısını çalmamam gerektiği... Çünkü kapılar insanın yüzüne kapanabiliyor veya açılmayabiliyor. Bazıları için bu durum önemli olmayabilir ama ben arsız olmayıp hassas bir insan olduğum için, böyle bir şey yapmayı bırakalı 30 sene oldu. Çocukken bile utangaç-mahçup-içine kapanık bir kişi olduğum için kimseden bir şey talep edemezdim. Küsmelerimi bile içimde yaşardım. Hala da öyle; birisine kırıldığım zaman, kırgınlığımı içimde yaşarım ve kimseye küsmem. Çünkü küsersem, o kişi veya kişileri de üzmek içimden gelmez. Bazen ben bile kendimi anlayamıyorum. Niye bu kadar hassasım, niye bu kadar duyarlıyım, niye bu kadar vicdanlıyım diye. Gerçek ihtiyaç dışında birisine bir telefon bile açamıyorum rahatsız ederim diye korktuğum için. Çünkü telefonlarıma cevap verilmemesi gibi durumlarla kaşılaşınca üzülüyorum. Tabi insanları tanımak adına bıu konuda tecrübelendiğim için, önceki deneyimlerimin üzüntülerini unuttum gitti ve şu anda artık hayata-topluma göre bir karakterim oluştu ve o doğrultuda davranıyorum. Yani kimseyi rahatsız etmiyorum, üzülmemek adına... En önemlisi başkalarının bana saygısızlık yapmasına izin vermek istemiyorum... Çünkü bu benim kendime yaptırdığım bir saygısızlık sayılır ve bunun suçlusu kendimden başkası olamaz...
UZAK DURULMASI GEREKEN 1 NUMARALI İNSAN TİPİ!
İnsanlara karşı tutumunuzu sadece o anki olaya göre geliştirmeyin, birkaç olaydan sonraki ortak verileri baz alarak kişiliği üzerinden not verin. Kişiliğini beğenmediğiniz insanlara karşı noktayı içinizden koyun, münakaşaya bile girmeyin. Hatta sosyal hayatta ortamı germemek ve moral bozmamak adına, merhabaya merha şeklinde geçiştirin. Tabi üzerinize geliyorlarsa, ölümünüz pahasına hadsizlere hadlerini bildirmek bir numaralı vazifeniz olsun. Örneğin, haksız olduğu halde zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışanlara ve de kendini her daim haklı gören dogmatik-kaderci olan, bilimsel dünyadan bihaber, kafasının içine hiçbir bilgi sokmayan insanlarla asla muhatap olmayın. Bugün iyi olur yarın kötü, sana iyi davransa başkasına kötü davranır ve bu tür insanlar akıl ve mantıktan yoksun oldukları için, şiddete meyilli insanlardır; cahil insanlardır çünkü. Örnek vereyim; meteoroloji yarın yağmur yağacak diyor, bu cahil insnlar diyor ki, Allah meteorologlara izin veriyor da, hava durumun öyle biliyorlar... Yani her şeyi havaya bakarak neticelendiren insanlardan uzak durun derim... Böyle insnlara bakınca, siz de onlardaki donanmısızlığın, kaderciliğin getirdiği aşağılık kompleksinin öfkeli ve saildırgan yansımalarını imusunuz? Mesela çok egolu olabiliyorlar, hoşgörüden yoksun oluyorlar; hep bir altetmek ve haklı çıkmak pörtlemesi sergiliyorlar. Hiç kimseyi beğenmiyorlar, çok kibirli oluyorlar falan... Ve çok kaypak oluyorlar; rüzgar nereden eserse arkalarına alıyorlar; belli ve sağlam bir duruşları olmuyor. Ağızları da çok boş laf yapıyor, kafa şişiriyorlar...
Halil Sezai, bilinenin aksine alkolik bir adam değil, sisteme karşı olmayan, sistem sadece yorduğu için sistemin içinde olmak istemeyen, annesi, anneannesi ile birlikte yaşayan, ailesiyle ve yalnız yaşamaktan mutlu olan, yeğenlerini çocukları gibi görüp kendini onlara adayan, ünlü olmayı sevmeyen, yemek yapmayı çok seven, yalan haberler yüzünden magazinden nefret eden bir adam...
Bugün yazman res geldi gibi sıcaktı hava... Hiç üşümedim!
Adamın birisi demiş ki, "Karım lezbiyen çıktı, beni bir kadınla aldatıyor, ne yapmalıyım?". Bu kadar mı geri zekalısın? Sana karşı bir şey hissetmiyor, hissetmeyecek işte. Onunla sevişeceğine, şişme bebekle sevişsen daha anlamlı olur. Şişme bebek bir şey hissetmez sana karşı ama eşcinsel bir kadın senden iğrenebilir bile! Arkadaşlar, sayın seyirciler, sevgili dostlar; eğer siz karşı cinsten hoşlanıp hemcinsinizden hoşlanmıyorsanız, eşcinseller de benzer şekilde hemcinsleirnden hoşlanıp, karşı cinsten cinsel anlamda tiksiniyor? Eğer bunu anlayamıyorsanız, bu konuda empati kuramıyorsanız, zekanızda büyük bir problem var demektir. Geçiniz günah münah işlerini; bunlar hayatın gerçeklerini karşılamıyor!
Aptalın birisi de demiş ki; "Sanırım biseksüel oldum ve kendimi tutamayıp cinsel olarak bir şey yaparım diye korkuyorum...". Korkma yavrum: önce biseksüel oluyorsun, sonra eşcinsel, sonra da transseksüel falan da olabiliyorsun, sonra ben "trans heteroseküsel"im demeye de başlıyorsun; heteroseksist ve homofobik bir toplumda cinsel kimliğiyle barışamayanların geçirdiği "sosyolojik evrimsel"bir süreç bu...
EŞCİNSELLİK HAYATIN GERÇEĞİ, DİN İSE SADECE KİŞİSEL BİR "İNANÇ" BİÇİMİDİR!
Gericiler diyor ki, "İstanbul Sözleşmesi, eşcinselleri de koruduğu için, yani eşcinsellik sapılıktır ve günahtır, kabul edemeyiz". Huuu, siz Ortaçağ'da mı yaşıyorsunuz? Eşcinseller de insandır, onlar da sizin analarınız-babalarınızdan peydahlanmıştır, yanardağın lavlarının küllerinden falan doğmamıştır, yani sizin tabirinizle Lut Kavmi mitolojisinin bir ürünü değil, sizin soyunuzdan-heteroseksüel ilişkilerden gelmektedir. Dolayısıyla eşcinsel hakları da, insan haklarıdır. Diyelim ki eşcinsellik günah, eşcinsellik sapıklık; peki eşcinselleri koruMamak hangi insanlıkta var; sanırım cahillikte, yobazlıkta var. Eşcinseller var mı; VAR! Eşcinseller de her vatandaş gibi görevini yerine getiriyor, vergisini veriyor mu; evet! Sanırım amaç, eşcinselleri nefret politikasıyla oy çıkarına alet etmek!
Laiklik nedir; İnançlılarla inançsızların, din baskısı olmadan eşit koşullarda yaşamasını sağlayan bir düzendir. Laiklik olmadan, herkese aynı düzeyde eşitlik ve özgürlük gelmez. Gericiler laikliğe işte bu yüzden karşı çıkıyor. Yani her şeyin kendi istedikleri gibi olmasını istiyor. Bunu da din üzerinden yapıyorlar. Oysa dinin bilimsel hiçbir geçerliliği yok. En önemlisi bir eşcinsel olarak beni düşünmüyor, hatta bana karşı çıkıyor. Neymiş eşcinsellik günahmış. E bundan bana ne? Nefretinizi, ayrımcılığınızı kendi içinizde tatmin edin, bana yansıtmayın. Çünkü nefret, insan hakları suçudur. Siz eşcinselliğe günah diyorsunuz ama ben de homofobi bir suçtur diyorum.
Homofobikler eşcinsellere karşı şöyle aptalca bir davranış sergiliyorlar. Onlara, Tanrı'nın lanetlediği bahanesiyle falan, acınacak, yardıma muhtaç, hasta ruhlu, sapık insnalar gözüyle bakılıyor. Evrenim evrenim; siz aklınızı bir tarttırır mısınız? Geçmişten günümüze hayran olduğunuz, dünyaya yön veren, hayatımızı kolaylaştıran bir çok lider, bilim adamı, yazar, sanatçı, vesairenin eşcinsel olduğunu göremiyor musunuz? tabi okumayınca, sadece şarlatanları dinlerseniz, göremezsiniz!
Transseksüellik hali hazırda cinsiyetçidir. Çünkü transseksüeller toplumsal cinsiyete uygun şekilde varolmaya çalışıyorlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder