Sevim Tuna, o dönemin Sibel Can'ı gibiymiş sanırım. Ne kadar ses mevzubahis dense de, işi bağlayan fizikmiş. Sahne belki de böyle bir şey ama herkesin tercihi farklı! Bakınız dediklerimde bir ahlakçılık ifadesi falan yok, müzikle sahneyi bütünleştirmek kadar doğal bir şey olamaz ama fiziğini, sesinin veya yaptığın işin önüne geçirirsen, o zaman bütün sesini-müziğii-emeklerini yerle bir edersin. Dinleyicide farklı bir algı oluşacaktır. Mesela Seyyal Taner, Füsun Önal, Sezer Güvenirgil, Sibel Egemen, vesaire de çok cesurdur sahnede ama onlar çırılıçıplak soyunsa da, et görmeyiz ortafda, sanat görürüZ, iş görürüz! Müzikte, fiziğini nasıl ifade ettiğin, önemli bir ayrıntıdır!
TÜRK SANAT MÜZİĞİ'NDE 3 DİVA!
Kimler kimler geçmemiş ki Türk Sanat Müziğinden... Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Nesrin Sipahi, Sevim Tuna, Behiye Aksoy, Gönül Akkor, Seçil Heper, Muazzez Abacı, Muazzez Ersoy, Safiye Soyman... 80'lerdeki benim çocukluğum dönemimde olan Serap Mutlu, Hülya Sözer, Yüksel Uzel, Ayşe Tunalı, Nalan Altınörs, vesaireleri saymıyorum bile... Ama bana göre Türk Sanat Müziği'nde 3 sanatçının yeri başkadır. 1. Tüm kitlelerce sevilmişlerdir. 2. Sahnelerde birer yıldız olmuşlardır. 3. Gerçekten çok güzel şarkılar söylemiş, çok güzel albümler yapmışlardır. Ben bu üçünün albümlerini müzikçalara koyup sıkılmadan ve keyif alarak dinleyebilmekteyim. Ama aynı şeyi diğer saydıklarım için öyle uzun uzadıya yapamıyorum...
Not: TSM de söyleyen Kamuran Akkor, Neşe Karaböcek, Gülden Karaböcek gibi sanatçıları bu kategorinin dışında tuttum. Çünkü onlar her türün sanatçısı ve tüm türlerin divası!
Hayatımdaki en büyük idealim, hep bir dergi çıkarmak olmuştur...
O bir barbie! Bu film sahnesinde dikkat edilmesi gereken, Lale Belkıs'ın konuşmadan bile sırf bakışlarıyla nasıl ustaca bir oyunculuk sergilediği...
Sporda antrenör niye vardır, takım sporlarında niye kaptan vardır; amaç sadece onları yetiştimek midir, yoksa takım içinde eksikleri görüp, taktik uygulamalaırına yardımcı olmak mı? Bence en çok ikincisi daha. Çünkü maça çıkılıyorsa, antrenman bitmiş, iş sadece bugüne kadar öğrendiklerini sergilemek ve de strateji ve taktikle de oyunu güçlendirmektir. Maça anternman havasında çıkıp, saçma sapan oyun sergileyemezsin. Git antenmanını yap, ondna sonra maça çık. Ama bazılarına bakıyorum da, kendilerine oyun esnasında yardımcı olacak direktiflere bile, demoralize ediyorsun diye kızıyorlar. Sen konuştuğun için hata yaptım diyorlar. Hayır, sen zaten o vuruşu hiçbir şekilde doğru yapamayacaktın. Yanında konuşulmasa da aynı hatayı bin defa yapmıyor musun? İnsanlarda şu var; hata yapıyorlar, o hatanın yanlış teknikten kaynaklandığını düşünmeyip, aynı bildiklerini okumaya devame diyorlar, kendilerini düzeltmeye çalışmıyorlar. Eğer hata yapıyorsan, orada teknik bir bozukluk vardır. Tniste doğru duruş ve doğru vuruşştur işin pif noktası. İnanmadığın vuruşu yapmaya hakkın yoktur. Yanında birileriyle oynuyorsan, istediğin vuruşu yapamazsın. Ben sayı alırken, senin hatalarınla sürekli sayı kaybetmeye ne mecburiyetim var benim öyleyse? Ben çabalayacağım, yorulacağım, üstüne bir de tafraya mı maruz kalacağım? Bir şey söylüyorsam, aynı hatayı bin defa yaptığın ve hatanı düzeltmen için; yoksa bana ne? Bir de şu var... Yanlarındaki güçlü oyuncu sayesinde kazanıyorlar, sonra da kendilerine pay çıkarıyorlar ya... Mesela tenis oyununda karşı tarafa sadece iki oyun vererek, setlerde 3-0 kazanmışız, oyunu yanımdaki kendi çabasıyla almış gibi havalarda. E karşımda olunca sen de sıfır çekiyorsun. O zaman marifet sende değil demek ki... O yüzden herkesle spor yapmak sadece fiziksel olarak değil, beyinsel olarak da yoruyor beni. Sözüm meclisten dışarı...
Sevilmek gibi derdim yok, çünkü hiç imse sevmek zorunda değil ama bana % 1 sevgisi olanlara da çok teşekkür ediyorum... Çünkü o % 1'lik sevgi bile insana yeri geliyor güç kaynağı oluyor...
Tam kapanma ne zaman olacak, olacak mı olmayacak mı? diyorlardı. Ben de, bu tam kapanma ne? diyordum. Zannediyordum ki, artık Türkiye'de kadınlar kara çarşafa girecek, şeriata geçceğiz... Tam gün sokağa çıkma yasağıymış. Hay evren iyiliğiniz versin. Beni güldürdünüz gene.
Yalnız yaşamak çok avantajlı... Kavga yok, şiddet yok, cinayet yok... Belli saatlerde her türlü sosyalleşiyorsun, sonra yalnızlığına-huzura çekiliyorsun... Bazıları diyor ki, yalnız hayat çekilmiyor. Yalnız kal diyen yok ki; çalış, sporunu yap, sanatını yap, hobini yap, seksini yap, canının istediğini yap ama gece 24-08 arası hayatına kimseyi alma! Gecenin karanlığında kimseye güven olmaz, zorda kalsan kimse sesini de duymaz! Yanında bir soluk istiyorsan, kedilerle yaşa...
İnsanlar aşktan bahsediyor, ikili ilişkilerden bahsediyor, ayrılıktan bahsediyor, uzun ömürlü ilişkinin formüllerinden bahsediyor, aşk acısından bahsediyor... Bana komik geliyor. Yatıp-kalkıp orgazm olunca ne aşk kalıyor, ne de yanında uzun vadeli birini istiyorsun; ben hemen postalıyorum! Kimsenin "osuruk" kokusunu çekemem!
Kocasını kendisine şiddet uyguladığı için öldüren kadın 108 gün sonra tahliye edilmiş. Haklıdır kadın, canına tak etmiştir, son şiddette de ölümden dönmüş ama... Ben o kadın yerine olsam, iki çocuk doğurup büyütene kadar, çoktan ayrılıp kendime başka bir hayat seçerdim. Çünkü ne kadar koca faktörü ve toplumun kadına bakış açısı ayrılığa cesaret ettiremese de, şu anki düşülen durumdan daha kolaydır gibime geliyor. Ben bir insan öldürsem, canımı kurtarmak için bile olsa, kabusum olur, sonrasında gözüme uyku girmez.
Böyle bir şarkı nasıl yapılabilir? Sözlerden bahsetmiyor, melodidedeki acıdan bahsediyorum. Resmen insnaı hanmçerliyor! Yıldız Tilbe demişti ya, bazı şarkılarımı insanlar çok acı çekmesin diye iptal ettim diye... İnanıyorum. Hem öyle şarkılar yapar o deli kadın, hem de yaptıklarını yakar!
Melike bana demişti ki, "Ben hayatımda senin kadar çiçekleri seven bir erkek görmedim!". Ben de ona demiştim ki, "Ben erkek değillim, ben içinde kadın ruhu taşıyan ve içinde kadın ruhu taşıyan erkeklerle beraber olan bir lezbiyenim!". Buna çok gülmüştü...
Tanrım beni baştan yarat ama kedi olarak yarat!
Kediler o kadar zeki hayvanlar ki... Mutlu olunca esnerler. Onları mutlu eden ise, sahiplerinin onların isimlerini söylemesi, sevgi sözcükleri söylemesi, şarkı söyleyip dans etmesi, vesaire... Ve o kadar kıskançtırlar ki... Bir tanesini sesli bir şekilde seviyorsan eğer, dışarıdakiler bile koşup içeriye gelirler, sırnaşırlar ve o anda sevdiğin kediyi ekarte edip kendilerini sevdirmeye çalışırlar. Mesela yatağa girdiğimde, hangisi kucağımı kaparsa, diğerlerini yanıma yaklaştırmaz. Diğerleri de bedenimin diğer bölgelerine çöreklenirler... Mesela yatağın yatak olduğunu bilirler ve yatak odasının kapısı açılır açılmaz hemen yatağa koşarlar ve çılgınlar gibi yuvarlanırlar yatakta... Bazılar hayvanların şirinliklerini matah bir şeymiş gibi videoya çekip paylaşırlar. Ben bunu çok etik bulmam. Çünkü onların izin verip vermeme güçleri yok ki... Ben fotoğraflarını falan paylaşıyorum ama aslında bu bile beni rahatsız ediyor. Bunu belki de insanları hayvan sevgisine teşvik etmek için yapıyorumdur. Hani bazıları korkar ya hayvanlardan; korkulcka bir şey olmadığını göstermek için... Ayrıca kediler, insanların iyi mi kötü mü söylediklerini sesin tonundan, renginden anlıyorlar...
Geceleri biz böyle uyuyoruz. Gecenin karanlığında flaşla çektim. Bazıları ayak ucumda uyuyor. Şu anda evde yaşayan kedi sayısı 8'e düştüğü için kolay. 30 kedi yaşarken, üstümden tır geçmiş gibi oluyordu. Nohut oğlum kaybolduğundan beri pencere dibinde yatıyorum; gelirse haberim olsun diye!
Evine sokak kedilerini almayan insanlara güvenmem ben. Zorda kalsam beni de almazlar içeriye!
En büyük internet icadı YouTube bana göre!
Nohut oğlum kaybolduğundan beri pencere dibinde yatıyorum; gelirse haberim olsun diye!
27
ŞARLATANLARA SORACAĞINIZA VE İNANACAĞINIZA, OKUYARAK KENDİNİZ ÖĞRENİN!
Din toplumların afyonudur. Bilimsel hiçbir dayanağı yoktur. Gericiler de bunu çok güzel kullanıyor. Çünkü onlara inanacak bir zemin var. 180 senedir sakız orucu bozar mı? diye soruyorlar, cinselliği oruca mazleme ederek de resmen milletin gazını alıyorlar... Televizyonlara çıkarak falan da milyonları ceplerine indiriyor. Biz niye geri bir toplumuz? un cevabı dindir! Sakallı sakallı hoca başlığı adı altındaki insanlar, saçma sapan konuşarak milleti oyalıyor işte. İnsanlar da bunlara inandıkları sürece de, prim yapmaya devam edeceklerdir bu şarlatanlar. Hadi bana anlatsalar ya bu saçmalıkları; Konuşturtmamki bunları yakınımda... Bu gericilere inanacağınıza okuyarka kendiniz öğrenin. Gıcık oluyorum bu "sakallılar"a yaa! Ayrıca aç ayı oynamaz hoca. 15 saat açlıktan sonra insanlar seks mi düşünür? Bu hocalar, cinsellik üzerinden ahlakçılık yaparlar ama her vaazlarında da cinsellikten bahsederler. Bunların aklı fikri niye sekste ki?
Hoca, "iftarı karınızla seks yaparak açabilirsiniz" demiş. Aç ayı oymaz hoca; neyin kafası bu?
Hocalar, cinsellik üzerinden ahlakçılık yaparlar ama her vaazlarında da cinsellikten bahsederler. Bunların aklı fikri niye sürekli sekste ki?
Geçen hafta bir eşcinselle konuştum. Ailesinin baskısı üzerine din yurdunda kalmış ama orada eşcinsel ilişkiler yaşanıyormuş, o da yaşamış. Artık bir şeyleri korkmadan cesurca konuşabilmeliyiz. Hem eşcinsellik günah diyecekler, hem de böyle yerlerde eşcinsel ilişki yaşanacak. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu... Medyada da bu tür yerlerde eşcinsel ilişkilere dair haberler okumuyor muyuz?
Açıköğretim'in sadece bir ticarethane olduğunu nerden anlayabiliriz..? Mesela iki yıllık bir bölümü üstten ders alarak 1 yılda bitirebilir miyim? diye baktım. İlk yıl güz döneminde üstten ders alamıyormuşsun. Yani senin 1 yılda bitirmeni engelliyorlar. Çünkü AÖF'e ne kadar çok bağlı kalırsan, o kadar harç parası ödeyeceksin. Online sistem son dönemlerde çok mezunu vermiş. Bu da AÖF için maddi bir kayıp. Soru sayısının niye 20'den 30'a çıkarıldığını, soruların niye zorlaştırıldığını sanıyorsunuz; sırf mezun olamamanız için. Yani kısaca AÖF de devlet için bir gelir kapısı. Çünkü sınavlar artık online olduğu için AÖF eskisi gibi öğrencilere ne kitap masrafı yapıyor, ne de okullarda öğretmenlere görev ücreti ödüyor. Paranın tamamı külfetsiz cebine giriyor. Ama gene de, muaf dersleri çıkartırsanız, mesela Fotoğrafçılıkta 2 yılda 16 ders oluyor, güz ilk sınavıdan dört dersi geçersin, bahar döneminin 1. ve 2. dönem derslerini üstten de ders seçerek verirsen, kalan güz ikinci dönem derslerini de yaz okulunda verirsen, gene de 2 yıllık ön lisans programını 1 yılda bitirebilirsin.
Aslında ben ne Vargas'ın ne de Mihajlovic'in gittiğine üzülmüyorum. Bu onları sevmediğim anlamına gelmez. Hepsi de değerli oyuncular. Bir kere Sarı Melek olan her voleybocu, başımızın tacıdır ama bazen değişik sebeplerden dolayı, farklı zamanlarda veya farklı takımlarda çok iyi performans gösteren oyuncular, size gelince gösteremeyebilir. Ne Vargas, ne de Mihajlovic, Fenerbahçe takımını sırtlayamamışlardır. Bu sene kağıt üzerinde ilk 6 oyuncu olarak çok iyi idik aslında. Tamam Vakıfbank'a kafa tutamayabirdik ama Final Four'a kalamamak çok büyük hayal kırıklığıydı. Ligi ikinci bitirmek, Şampiyonlar Ligi biletini almak, Eczacı başını bir-iki maç dışında hep yenmek falan çok büyük başarı sayılabilir ama hep ikinci veya üçüncü olmak da bir yere kadar tatmin eder bir taraftar olarak insanı. Ben, takımın başında Terzic olduğu sürece, ne doğru transfer yapılacağına inanıyorum, ne de takımın başarı göstereceğine. Fenerbahçe'de güçlü olmasından çok, güven verecek istikrarlı voleybolculara ihtiyaç var. Mesela vargas; çok güçlü ama, istikrarlı servisi bile yok.10 kere fileye taktıktan sonr, 8 kere ace yapsa ne anlamı var. Bir de pasör çaprazı dediğin bu kadar mı blok yer! Mİha da aynı şekilde; ne kadar blok yedi bu yıl. Yeni tarnsferlerle de önümüzdeki sezon da üçüncülüğe oynayacakmışız gibi gözüküyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder