1 Mayıs 2021 Cumartesi

Eşcinseller, yobaz eşcinseller, işçi eşcinseller, 1 Mayıs, Kaplumbağalar, kediler ve...

Eşcinselin biri, "Eşcinselim, tutucuyum-dogmatiğim, istediğimi olurum, istediğimi desteklerim, kime ne?" demiş. OLAMAZSIN! Olursan, Lut Kavmi inancını desteklemiş olur, homofobiyi besler, sonra da nefrete kurban olmayı kendi kendine hazırlamış olursun. Bu ne demektir biliyor musunuz; sapık diye yüzünüze tükürene, "yarabbi şükür" demektir. Nefret cinayetlerine kurban gidince, "hak ediyorum" demektir. "Eşcinsel olsam da, eşcinselliğimden kendim de nefret ediyorum," demektir. "Tedavi edilebiliyorsa, tedavi olmak istiyorum." demektir. Kimliğinle barışamamak, kendini ve dolayısıyla hayatı, doğayı sevmemek demektir. Eşcinsel olduğun için işsiz kalmayı hak ediyorsun demektir. Eşcinsellere, transseksüellere niye iş vermiyorlar; cinsel kimliklerinden dolayı. Sen, sana karşı çıkanların tarafında olunca, gerçekten seni içlerine alıp, seni olduğun gibi kabul edeceklerini mi sanıyorsun; seni kullanırlar, posanı çıkarırlar, sonra da yok sayarlar, yok etmeye çalışırlar. Bu kadarını düşünemiyor musun gerçekten? O tutucu-şeriatçı-yobaz kesimin, "Oh ne güzel eşcinsel bir kardeşimizi var, aman da aman, çok da ciciymiş..!" diye seni seveceğini, aralarına kabul edeceklerini mi sanıyorsun? O gözlerini kapatıp ağızlarını kulaklarına kadar açıp nefret kusan, şeriat kanunlarının uygulanmasını dört gözle bekleyenlere nasıl güvenebilirsin ki? Sen hiç, örneğin Buse takma adlı, eşcinsel Malkoç bilmem kim, darp edildikten sonra 88 bıçak darbesiyle öldürüldü ve eşyaları gasp edildi ama katilin "Ben onu kadın sanmıştım, bana cinsel ilişki teklif etti.." gibi iftiralarla nasıl kendini kurtarmaya çalıştığına dair haberleri okumuyor musun? Sen istediğini olabilirsin ama ben senin yüzünden yanmak istemiyorum. O yüzden eşcinsel olup da özgürlük karşıtı olan, tutucu olan hiç kimseyi kabul etmiyorum. O zaman eşcinselim demeyeceksin. Git tedavi mi olacaksın, eşcinselliğimden kurtuldum diye kendini mi kandıracaksın, ne yapacaksan yap ama eşcinsel kelimesini ağzına alıp da, eşcinselliği lekeleme, nefret kavramının insanca yaşamak isteyen eşcinsellere yönelmesine sebep olma. Her zaman diyorum; tutuculuk ile demokratiklik, laiklik, özgürlük, modernlik yan yana olmaz. Çünkü bağnazlık; yeniliğe ve farklılığa kapalı olmak, karşı olmak demektir. Adamlar kendilerinden başkasına normal gözüyle bakmıyorken, eşcinselliği sapıklık olarak adlandırırlarken, nasıl "Ben tutucu, bağnaz olurum!" kime ne diyebilirsin ki? Hadi ol da görelim bakalım, hem bağnaz, hem de eşcinsel nasıl olunuyormuş. Seni karşılarlarken şöyle derler sanırım; "Şimdi de bağnaz kesimimizin eşcinsel kişilerinden..."! Gerçekten böyle karşılanacağını falan mı sanıyor tutucu eşcinseller? Bunlar gerçekten ruh hastası!

AKIL, MANTIK VE BİLİM DIŞI İNSANLARA MEDYADA SÖZ HAKKI VERİLMMELİ; ÇÜNKÜ ORTALIĞI PİSLETİYORLAR!

Laik sandığım medyatörler, yobaz kesimin homofobik piyonlarını kendi sosyal medya kanallarında falan ağırlayıp, homofobilerini bir kez daha kusmalarına sebep oluyorlar. Bu laik sandığımız medyacılar, bu homofobikleri ağırlayarak ne bekliyorlar; homofobiklerin yanlışlarını kabul etmelerini mi, yoksa daha yumuşak dil kullanmalarını falan mı? Oysa aynı bildikleri cahilliklerini, nefretlerini zehir gibi akıtmaya devam ediyorlar. Onları medyada ağırlamak, homofobinin yanlışığını topluma göstermek falan olamaz. Zaten toplum da % 90 aynı kafadan olduğu için, bu durum varolan homofobiyi iyice pekiştirir. Eğer bu medyatörlerin amacı, yobaz kesimden de tık alıp biraz daha para kazanmaksa, size de lanet olsun derim!

EMEK HIRSIZLIĞI, EŞCİNSELLERE KARŞI DAHA FAZLA YAPILIYOR!

EŞCİNSEL İŞÇİLER VARSA, 1 MAYIS'TA EŞCİNSELLER DE OLUR!

Hala tutucu, bağnaz olunduğu için, insanlar, 1 Mayıs gibi hak eylemlerini tehlike olarak algılayıp, hak mücadelesi verenleri kötü olarak etiketleyebiliyor. Eşitlik ve özgürlük kavramlarının öneminin farkında olmayanlara eşitlik ve özgürlüğün önemini de kavratamayız. Çünkü onlar içinde yaşadıkları koşulları içselleştirdikleri için, gerçek anlamda eşitlik ve özgürlüğün ne demek olduğunu bilmedikleri gibi, gerçek anlamda eşitlik ve özgürlüğü günah veya ahlaksızlık gibi sitematik unsurlarla örtüştürebilirler. Çünkü onların empati kurmak, kendilerine benzemeyenleri anlamak gibi ne bir düşünceleri vardır, ne de buna kapasiteleri yetmez sanırım. Çünkü kendilerine benzemeyenler zaten onların dünyasından olmayan, onlara göre yoldan çıkmış kişilerdir. Çünkü onların öğrenilerinde, sisteme itiraz etmek, verilenden-sunulandan fazlasını, hakkın olanı istemek bir saygısızlıktır. Hatta hak mücadelecileri arpası fazla geldiği için kudurmuş kişilerdir onlara göre. Yani belli mevkidekiler lüks yaşarken, bazılarının açlık sınırının altında yaşaması, onlar için normaldir.

İktidarlarda ve de tabanlarında şöyle bir algı yanılsaması vardır. İşte 1 Mayıs'ta yürüyüş yapanlarınki falan bir hak mücadelesi değil, sisteme karşı olan ve ortalığı karıştırmak isteyenlerin bir eylemi. Zaten iktidarlara göre, kendilerine verilene itiraz etmek de bir provokasyondur. Neymiş, 1 Mayıs'ta sadece işçiler yokmuş, bir çok sistem karşıtı grup varmış. Peki o gurplardaki insanlar emekçi değil mi, onlara karşı emek hırsızlığı yapılmıyor mu? Hem de daha fazlası yapılıyor; sistemin dışında kesim oldukları için. Mesela iktidardakiler, tanıdık vasıtasıyla, torpil yoluyla falan iş bulabilir, çok iyi maaşlar alabilir, o kesimden olup da en alt gelir düzeyine sahip işçiler de bir şekilde kendilerini idame ettirecek kadar para kazanabilirler ama mesela ya eşcinseller, transseksüeller... 1 Mayıs'ta ne işi var diyorlar ya... Oysa toplumun dışladığı kesimlerdeki insanlar bırakın düşük maaşı-emek hırsızlığını, çalışacak iş bulamıyorlar. Siz hiç açık cinsel kimiliğiye iş yapan kaç eşcinsel ve transseksüel gördünüz? İşçiler de eşcinsel olabilir, eşcinsel işçiler de vardır. Onlar da çalışmak istiyorlar, onlar da haklarını istiyorlar. 1 Mayıs eskiden sadece emek hırsızlığına karşı bir hak mücadelesi olabilir ama günümüzde emek hırsızlığına eşcinseller gibi iktidar sistemi dışındaki farklı kesimlerden oldukları için daha fazla haksızlığa uğrayanların bir hak mücadelesi platformu da. O yüzden o etkinliğe katılanları anlayamamak, cahilikten başka bir şey olamaz.  Yaşam değişiyorsa, herkesin kafasının da değişmesi gerekir.

Şehir hayatında kaplumbağalar nasıl kendilerini koruyarak yaşıyorlar bilmiyorum. Caddedeki bir kaplumbağayı yeşil alana götürdük. Tamam ot yiyiorlar da sularını falan nereden içiyor bu hayvanlar bilmiyorum.

KİM DOĞADA, KİM SİRKTE?

Çocuk diyip geçmemek gerekiyor. O çocukların arkasında, onları yetiştiren bir aile, bir toplum var. Çocukların davranışlarını da çocukluklarına vermek yerine, toplumun bir yansıması olduğunu görmek gerek. Sokak kedilerinden birinin doğurduğu ve yavrularını sonra başka bir yere taşıdığından bahsetmiştim. Mahalledeki çocuklar da demişti ki, annesi taşırken bir tanesi düştü öldü. Peki anne kedi, doğurduğu yerden niye taşıyor yavrularını? Güvenli bulmasaydı, oraya, yüksek bir yere, kapalı bir kutuya doğurmazdı. Ya çocuklar yavruları almaya çalışırken kutuyu düşürdü, ya da anne kedi, çocuklar balkona çıktıktan sonra rahatsız olduğ için taşıdı yavrularını. Yavruların bodrum katında olduğunu öğrendik. Kalan yavrulardan 3'ü ölmüş, 3 tanesinin de gözleri kapanmış. Gözlerine müdahale yaptık göz damlasıyla. Lafı uzatmadan... Eğer yavru kediler insan gözetiminde olmazsa, bir çoğu hayatını kaybetme riski taşıyor. Tabi en önce insanların zararlı etkisinden korumak gerekiyor kedileri. Mesela bu kedi, insanlar rahatsız etmeyip doğurduğu yerde-balkonda yavrularına bakabilseydi, yavrular hem telef olmayacaklar, hem daha sağlıklı büyüyeceker, hem de bizim gözetimimizde olacaklardı... HAYIRLI RAMAZANLAR EFENDİM! HERKESE VİCDAN VE DUYARLILIK DİLİYORUM!!! Mahallede insanlar, bizim hayvanlar için yaptıklarımıza, balkonlardan sanki sirk izliyorlarmış gibi bakıyorlar. Ama asıl bana onlar sirkte-kafeslerindeymiş gibi, ben doğanın-hayatın içindeymişim gibi geliyor. Durum, kimin nereden, nasıl baktığıyla alakalı; kim doğada, kim sirkte?

Hayvanlarıyla, böcekleriyle, bitki örtüsüyle doğayı bir bütün olarak görrmeyen, bilimsel ve doğaya inanmak yerine bilinmezlere inanan ve kendini farklı konumlandıran insna türünden ben bir şey bekleyemem! Geçmiş olsun herkes!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder