24 Nisan 2021 Cumartesi

23 Nisan 2021 facebook notlarım

 Kedilerin alışamadıkları ve çok korktukları, gecenin 3'ünde duydukları davul seslerini, onlara izah etmem çok imkansız!

Kedi yavrularını öldürenlerin gebermesini, gözlerinin oyulmasını, bağırta bağırta kazığa oturtulmasını istiyorum ve hiç kuşkunuz olmasın, benim hayvanları öldürenlere merhamet duymam söz konusu bile olamaz. Eğer zalimlere merhamet edersem, bu benim merhametime gölge, şüphe düşürür. EVET, HAYVANLARI ÖLDÜRENLER ZALİMDİR, AKILSIZDIR! Geçtiğimiz günlerde bizim mahallede kedi yavruları zalimler tarafından katledilmiş. O zalimlerin kafasına demir gülle öyle bir çarpmalı ki, kafaları bedenlerinden uçup gitmeli. Çok mu acımasızım; hadi yaa! Demek ki kedilerin can taşıdığını, bir sevgi yumağı olduğunu bilmiyorsunuz; çok yazık, çooook yazık!

Hayvanların, eşcinsellerin, mültecilerin, tüm ötekileştirilenlerin öldürülmelerine sessiz kalacağız, hatta yaşlıların ölmelerine kurtulduk diye sevineceğiz; sonra bir de utanmadan merhemetten, insalıktan mı bahsedeceğiz; hadi ordan! Benim inancım yok ama vicdanım var, merhametim var, acılara karşı sızlayan bir yüreğim var, ne yapabirim acaba diye bana kafayı yedirten bir duyarlılığım var; bu övünmek falan değil, sadece bir hatırlatma, bir mesaj!

Türkiye'de İstanbul sözleşmesi'nin iptaline tepki gösterdiler diye tutuklanan İranlı mülteciler varken, Türkiye'ye kabul edilen Suriyelilerin kabul edilme sebeplerinin merhametle alakalı olduğuna beni kimse ikna edemez. Eğer merhametten bahsedeceksek, önce kendi ülkemizdeki, kendi vatandaşlarımıza falan merhamet etmemiz gerekmez mi? Düşünsenize, eşcinsel diye insanları koruyan bir sözleşmeye karşı çıkıyoruz. Aile değerlerinden falan bahsediyorlar. İnsan olan, can taşıyan eşcinsellerin korunmasından daha mı önemli aile kavramı? Tanrı'nın gerçekten böyle istediğine mi inanıyorsunuz? Adalet anlayışınız bu ise, bu adalet falan değil ve çağ dışı bir ilkellik. Yaaa, bugün insanlar dinden bahsediyorlar, Tanrı'dan bahsediyorlar ama yapılan yanlışların sebebinin eğitim, demokrasi vesaire eksikliği olduğunu düşünmeden, veya düşünmek istemeden, laf kalabalığı olan konuşmalar yapıyorlar. İşte Osmanlı bile şöyleymiş, günümüzde nasıl böyle akılsızca davranılabiliyormuş. Akılsızlık dedikleri de nasıl toprak kaybettiğimiz, nasıl ekonomik olarak düze çıkamadığımız falan. Duyduklarım karşısında benim aklım duruyor, deliye dönüyor. Eşitik, özgürlük ve demokrasi sorunumuz varken, insanların düşündükleri maddesel şeyleri benim aklım, havsalam gerçekten almıyor ve ben bu insanlarla aynı havayı soluyorum. Alıp başımı dağlara çıkasım geliyor... Son yıllarda bu tarz konuşmalara asla müdahil olmuyorum; çünkü beni sadece demoralize edecek. Bu tarz konuşmaları yapanlar da tuzu kuru olanlar, öyle mağdurları düşünecek tipte olmayan insanlar... Yaaa, insanlara bakıyorum efendiler ama duyarlılık yok... Öyle olunca da samimi gelmiyorlar...

Yeni kafa doktorları seviyorum. Mesela bir konu üzerine X kuşağı olduğumuzdan bahsedince, birden suratıma bakıp ilgilenmesi falan çok hoşuma gitmişti. Yani tepki verebilen insanları seviyorum. Çünkü resmi kurumlarda çalışan insanlar senin suratına bile bakmayabiliyor genellikle. Ve hep azarlama şeklinde konuşuyorlar... Ve sabır bardağı taşana kadar hep alttan almak zorunda kalıyoruz işlerimizin aksamadan yapılması için. Oysa asıl onların alttan alması gerekmez mi? Hayır, onlar hastaların tepkilerine karşı hemen güvenliği, ardından polisi çağırıp seni mahkemeye falan verebiliyorlar. Eğer resmi bir kişi haklı ise; vatandaşı mahkemeye vermez, sorunun ne olduğunu anlamaya çalışır, vatandaşı ikna etmeye çalışır. Gerçekten ülkemdeki insanların kafa yapısını anlamakta zorlanıyorum ve kabul edemiyorum. Neymiş, yeni yasaya göre doktorun istemediği hastayı muayene etmeme hakkı varmış. Bravo, bravo, bravo!!!! Eğer, insanlar hastanede falan tepki gösteriyorlarsa, işleri zamanında veya istedikleri ölçüde gerçekleştirilmediği içindir. Ve bu tepki güzel bir uyarıcı olarak kabul edilmelidir. Demek ki sistemde bir eksiklik var ki, tepki var. Bastırılması yerine bu uyarıcı etkilere sevinilip ve üst mercilere ulaştırılıp, sorunun ne ise çözülmesi gerekmez mi?

"Deli Gibi Sevdim" şarkısının flamenko aranjeli evrensel yorumu karşısında Emel Sayın'ın alaturka yorumu o kadar vasat kalıyor ki.

Bizim müziğimizi yorumlayan Selda, Neşe ve Gülden Karaböcek ve Kamuran Akkor gibi şarkıcıları, diğer şarkıcılardan ayıran fark, müziğe teknik açıdan evrensel bakabilmeleri... Folklorik şarkılarımızı çok güzel Batılı aranjelerle dinlenilebilir niteliğe büründürmüşler... Ve farkındaysanız, bu şarkıcılarımızın yaptıkları müzikler asla ölmüyor, hala büyük bir keyifle dinliyoruz. Çünkü zamansız müzik yapmışlar... Hiç düşündünüz mü, mesela Kamuran Akkor'un "Bir Ateşe Attın" şarkısı bir çok kişi tarafından yorumlanmasına rağmen, neden hala onun yorumunu dinliyoruz, tıklanma olarak neden günümüz şarkılarıyla yarış halinde... Şarkı 40 milyona dayanmış. Evet bu şarkı anlattıklarıma uç bir örnek ama sonuçta örnek! Yani asıl anlatmak istediğim, iyi müzik sadece iyi ses ve iyi şarkıyla alakalı değil; iyi bir aranje-düzenlemeyle alakalı...

Eğer bu türküyü eğer Gülden Karaböcek yorumalmasaydı, belki kulağıma bile gelmezdi...

Eğer bu türküyü Nilgül yorumlamasaydı, gerçekten dönüp de yüzüne bakmazdım. Düzenleme, düzenleme, düzenleme diyorum, başka bir şey demiyorum...

Her şarkının bir ruhu vardır ve önemli olan o ruha uygun düznelemeyi bulabilmektir. Aranjör farkı işte bu noktada ortaya çıkıyor. Mesela bu şarkının(Nar-ı Aşk) rockvari düzenlemesini sevmem, akustik versiyonu ruhuna o kadar uymuş ki...

Vaktimi ne kadar çeşitli müzik dinleyerek geçirirsem, ruh sağlığımı o kadar iyi hissediyorum ve herkese tavsiye ediyorum. Müzik ama gerçek anlamda müzik, iyi kotarılmış müzik hayata daha sağduyulu gözlerle bakmamızı sağlıyor... İnsanı dinginleştiriyor çünkü. Hani bir seyahat yaparsınız, bir kitap okursunuz, yeni bir şey öğrenirsiniz ve beyninizde şimşekler çakar ya(sizin çakmıyor mu?); aynı hisleri iyi bir müzikle de yakalıyorsunuz... Şu anda gecenin kaçı ama ben hala ölçü ölçü müzik dinliyorum...

"Konuşamıyorum"u Nilgül'den dinledikten sonra, İlhan İrem ses renginin bana hitap etmediğinden iyice emin oldum...

Nilgül'ü çok övüyorum, farkındayım ama bana göre öyle bir ses ve yorum ki, şırrak diye bir tokat gibi!

Yasakçı zihniyetler; kadınlar veya hiç kimseye haklarını iade etmez. Kadınların, haksızlığa uğrayan herkesin, söke söke haklarını iade ettirmekten başka çareleri yoktur. Ne demek yaa; kadın araba kullanamaz, oy veremez, başını açamaz, istediği erkekle yatıp kalkamaz, vesaire. Eğer kadınlar özgür yaşarsalar, erkek egemen zihniyete sadece (hadi o lafı söylemeyeyim, siz anlarsınız, hani yemekle falanla alakalı olan), seyretmek düşer. Eğer kadınlar, erkekleri kendilerine karıştırtırlarsa, ağam paşam, kulun kölenim, hem döv hem sev beni derlerse, elbette malum cinsiyet-erkek kendinde her türlü hakkı görecektir. Hani diyorlar ya, kadınlar erkekliğe çaresiz bırakılıyor diye, acaba? Kadınların işine mi geliyor bu sistem diye düşünmeden edemiyor insan. Kadınlık, erkekliğe bel mi bağlıyor? İçinde yaşadığım şehir, yani Denizli, Türkiye'de boşanma oranı İzmir ile birlikte en yüksek il. Neden; çünkü kadınlar çalışıyor ve anlaşamıyınca erkeklere bye bye diyor. Tabi böyle kadınlara bir ad takıyorlar ama bu ahlakçı toplumun saçma sapan namusçuluğundan başka hiçbir şey olamaz. Eğer kadınlar haklarını kazanmak istiyorlarsa, ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarından başka seçenekleri olmasığından. Hayatta tek güvenilir kaynak paradır. Asla yarı yolda bırakmaz insanı. Paranız varsa, sırtınız yere gelmez. O yüzden dünyanın en güvenilir erkeğine güvenceğinize, paraya güvenin; erkek sahibi olacağınıza, dolar ve altın sahibi olun. O zaman huyunuza uygun erkek seçebilme, işinize gelmezse gönderebilme şansına sahip olursunuz. Mesela benim param var; sevgilim yok ama sevgililerim var. Hayatımı yaşıyorum, yaşıyorum oh, oh! Misal dedim canım. Param falan yok ama param varmış gibi davranabilme özgüvenim var..

HAYAT BANA NE ÖĞRETTİ?

Hayat bana yapıma uygun yaşayabilmek için özgür olmayı öğretti. Toplumsal olmayıp birey olunca da ayaklarım üzerinde durabilmek için güçlü olmam gerektiğini öğretti. Hayat bana kendimden başka hiç kimseye güvenmemem gerektiğini öğretti. O yüzden yalnız olunca, kendime yetebilmenin yollarını öğretti. Kendime yetebilmeyi öğrenince, kimseye muhtaç olmayınca bağımsızlığın, özgürlüğün hayattaki en önemli şey oldğunu yolllardan, yıllardan sonra bir kez daha anlamış oldum. Ben şu anda hayvanlara güveniyorum, paraya güveniyorum ama çıkarcı insan türüne asla güvenmiyorum. Aşk, sevgi bile çıkar üzerine kuruluyor. İçimdeki sevgimi paylaşıyorum ama kimseden sevgi bile beklemiyorum artık. Sevilmek diye kaygım falan kalmadı hiç. Şimdilerde sadece hayvanlar için çabalıyorum, özellikle kediler için falan. Gerekirse mülteciler gibi ihtiyacı olan mağdur kesim için de. İnsan türü sadece mecburiyetten sosyalleştiğim bir tür. Beynimde duvarlarımı yıllar yıllar önce ördüm insan türüne karşı. Çünkü inancım, güvencim öyle sarsıldı ki; onlardan da güvenimi kazanmaları için hiçbir çaba göremediğim gibi, güvenimi sarsmaya devam ettiler. Hayat bana ne yaşarsam, kendim için yaşamam gerektiğini öğretti. Çünkü gerçekten hiç kimse hiç kimseyi düşünmüyor. Hatta anan-baba, ailen bile. Zorda kalınca anlarsınız ne demek istediğim... Yaralımıyım, hayır. Çok mutluyum; çünkü nasıl yaşayacağımı öğrenmenin özgüveniyle çok mutlu bir hayat sürüyorum. Hayat bana nasıl yaşamam gerektiği konusunda dersini verdi, ben de o dersi başarıyla verdim çünkü...

Özgür olduğum için, yanında sevgili-eş olmayınca yaşayamayanları anlamak benim kapasitem dışında. Sevgili dediğin ne zaman istersen olur zaten. Canın sıkılınca da şutlarsın! Ben beraber olduğum kişilere "şey" gözüyle bakıyorum. Çünkü başka bir işlevsellikleri yok ki... Gerçekçi olmak her şeye rağmen çok güzel... Dün hastanede bekleme stresi yaşamamak için yoldan geçerken çekirdek-ciklet niyetine aldığım Dostoyevski'nin "Yer altından Notlar" kitabında da çok akıllı olmanın, çok bilinçli olmanın, toplumsal olmamaktan daha zor olduğundan bahsediyordu ama ben ne kadar zor olsa da akıl ve bilinç çerçevesinde yaşamayı seviyorum; çünkü benim hamurum böyle karılmış, benim malzemem-genetiğim bu...

Hoca diye bazılarının peşinden falan gidiyorlar, dediklerine inanıyorlar ya; MÜSTEHAK diyorum. Kitap okuyun kitap; şarlatanların sizi hipnotize edeceğine. İşte bilgisiz olunduğu için her denilene inanılıyor ya... Bakınız, günümüzde her şey pahalandı ama en ucuz şey kitap. 3-5 liraya kitap var. Akşama kadar ne yapıyorsunuz gerçekten? Rus klasiklerini okusanız, aklınız gene gelir başına! Kitap okuyun derken, dediklerimi anlamıyorsunuz değil mi(Sözüm meclisten dışarı), farklı dillerde konuşuyoruz değil mi? Evet biliyorum kitap okumak çok zor ama aklın işlemesi için, bilgiye ihityaç vardır. Yoksa o aklı robota çevirirler!!!

Dogmatik değil, yani bilinmezlere inanan değil; laik, gerçekçi, bilimsel, özgür, özgüvenli çocuklar yetiştirin. O yüzden Atatürk'ün ve bize bıraktığı laik yaşamın kıymetini bilin. Eğer Atatürk ve bize bıraktığı laik yaşam omasaydı, inançlarınızı bile gerçekleştiremeyecektiniz. Çünkü özgürlük olmayınca, hiçbir şey özgür olmaz, özgür bırakılmaz, sadece iktidarların oyuncağı olur... Herkesin, özellikle çocukların ve içindeki çocuğa sahip çıkanların 23 Nisan bayramı kutlu olsun, içinizdeki çocuk ölmesin, özgür kalsın... 

Muhafazakar iktidarla birlikte, kutlanmaya kutlanmaya milli bayram sevinçlerimiz de öldü sanırım!

BEN BU ÖZGÜR ÖZEL'İ SEVİYORUM YAAA! BRAVO!!!

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Thodex kurucusu Faruk Fatih Özer'in 2 milyar dolarla (kripto para) yurt dışına kaçmasına ilişkin, "Devlet arkasından bakıyor, tosuncuğun arkasından baktığı gibi." sözleriyle tepki gösterdi. 

128 milyarın hesabını soramazsınız diyen iktidara da; "Cumhurbaşkanı tarafından muhalefetin konuşmasının yasaklandığı bir sürece gidiyoruz, şu işe bakın. ‘Ya benim istediğim gibi konuşacaksın ya susacaksın! Susmazsak ne olacak? Milletvekiline fezleke, partiye kapatma, öğrenciye elektronik kelepçe, derneğe kayyım, insanlara hapis, hiçbirini yapamadıklarına ‘terörist’ yaftası, ‘hain’ yaftası. ‘128 milyar dolar nerede’ diye sormak eğer hainlikse sizden korkacak değiliz o hainliğe devam ederiz. 128 milyar doları tüketmek hainliktir, sormak vatan görevidir. Nazım Hikmet’in dediği gibi vatan hainliğine devam edeceğiz. Sen bu paranın hesabını verene kadar biz sana bunu sormaya devam edeceğiz. Sormak değil bu soru karşısında susmak hainliktir." şeklinde cevap vermiş

CHP'den Özgür Özel 2 milyar kripto para ile kayıplara karışan Fatih Özer için demiş ki,"Devlet arkasından bakıyor, tosuncuğun arkasından baktığı gibi."! İktidardan mıymış bu adam?

CHP'den Özgür Özel, kripto para hırsızı için, "Devlet arkasından bakıyor, tosuncuğun arkasından baktığı gibi." demiş!

Ayşe, Fatma..; Tosuncuğun ÇiftlikBank'ına koş! Ayşe, Fatma Kripto'ya da koştı ama paraları da uçtu gitti.!

Yıl 2021.... Korona günleri... Gerçi Korona'dan önce de son yıllarda bayramları kutlamıyorduk çeşitli gerekçelerle-bahanelerle... Milli bayramlarımıza gereken önemin verildiğine inanmadığım gibi, bazı kesimin kasıtlı olarak karşı çıktığını bile düşünüyorum... Ama dogmatizm sağlığımızdan önemli anlaşılan..! Cuma namazı serbest!

Ben Koronaya yakalanmadım. Çünkü benim yaşam biçimim Korona'dan korunacak şekilde zaten. Camiye, düğüne, bayrama, kahvehaneye, eğlenceye, pikniğe, kısacası hastane dışında kalabalık oluşturan hiçbir vesaireye gitmiyorum. Herkese geçmiş olsun, ben çok iyiyim hamdolsun!

İçimden Korona aşısı yaptırmak gelmiyor. Çünkü gelmiyor işte. Yani Korona'ya bile inanmıyorum ki bazen, aşısına inanayım. Şüphe duruyorum, elimde değil. Eğer zorunlu olmazsa, yaptırmayacağım!

Dünyanın en iyi pasör çaprazlarından sayılan ve Türk vatandaşlığına geçen Küba asıllı Melissa Vargas, lezbiyen olduğu ve eşcinsel evlilik Türkiye'de kabul edilmediğinden dolayı, eşcinsel eşinin vize problemi yüzünden mi Feberbahçe'den gönderildi? 

Yoksa, Vargas vedasında tekrar görüşmek üzere dediğine göre, Türk Mili Takımı'nda oynayabilmek için statü gereği, iki yıl başka bir ülkede sporcu olarak bulunması mı gerekiyor acaba? Yoksa, Fenerbahçe tekrar Avrupa Şampiyonu olabilmek için, Vargas'ın mevkiisine Egonu gibi daha etkili voleybolcu transfer edebilmek için mi gönderiyor Vargas'ı? Çünkü Egonu'nun Feberbahçe'ye gelmesi uzun zamandır konuşuluyor. Yoksa yoksa Vargas kendisi mi gitmek istedi? Çünkü her sporcu profesynel spor hayatında farklı deneyimler yaşamak ister; Kimisi aynı kulüpte ömür boyu mutlu olur, kimisi değişik heyecanlar arar. Ama ben, Vargas'ın kendi isteğiyle gittiğine inanmıyorum... Ve tekrar Fenerbahçe'ye dönme ihtimalinin bulunduğuna inanıyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder