GÖZÜME GÖZÜKMEYİN LÜTFEN; ESTETİK ANLAYIŞIMIN İÇİNE MIÇIYORSUNUZ RESMEN!
Dudak dediğin o kadar da pütür pütür, yampiri-yumpuri olmaz değil mi? Şimdkilerin dudaklarına bakıyorum da maymun şeyi gibi. Herkes dolgu yaptırıyor sanırım. Bakınca ur görmüş gibi oluyor ve çok itiliyorum. Eskiden incecik, tiril tiril olurdu dudaklar... AĞIZLARINA BİR TERLİK PATLATACAKSIN; BOOOOM!
Parktaki güvenlik görevlisi diyor ki, "Biz akşama kadar kimlerle uğraşıyoruz biliyor musunuz; uyuşturucu kullananlar, sapıklar...". Sapık dediği de eşcinseller. Ulan, eşcinsellere seks yapacakları alan yarattınız da, onlar fantezi olsun diye mi parklara, sinemalara, hamamlara, tuavaletlere düştü? Akkıllı olun ki cahil kalmayın, cahil kalmayın ki demokratik olasınız; demokratik olun ki, insan haklarına saygılı bireyler olun. Batı'da eşcinsellik normal karşılanıyor, eşcinseller evlenebiliyor, eşcinsellerin rahat hareket edebilecekleri alanlar yaratılıyor, hatta sevişebilmeleri için onlara özel tuvalet kabinleri yapılıyor. Siz tutturmuşsunuz eşcinsellik sapıklık diye, dediğinizi tekrar edip duruyorsunuz; sapıklığın ne demek olduğunu bile bilmiyosunuz. Tabi size uymayan her şey sapıklık! Eğer cennete cehenneme inanıyorsanız, eşcinseller değil, homofobik olanlar gidecek cehenneme. Çünkü eşcinsellik doğanın gerçeği olan bir cinsel yönelim. Problem sizin beyinlerinizde. Gerçekleri algılayamıyorsunuz; kim ne derse, robot gibi ona inanıyorsunuz. Okuyun da bilgilenin biraz; deli cahiller!
Gerçekten hayatta en zor olan şey, cahillerle uğraşmak. Anlamıyorlar. Beyinleri yıkanıyor ve robot gibi kendilerine öğretilenin dışına çıkamıyorlar artık. Hayat boyu bildiklerini tekrar ediyorlar.
Kedilerle, dünyanın bütün pislikleirnden arınıyorum. Çünkü onların olduğu ortamda sadce sevgi oluyor; yaşadığın bütün olumsuzlukları unutuyorsun, sevgi yükselişe geçiyor... Eğer bunaldıysanız, psikoloğa gideceğinize, kedilerle vakit geçirin...
Türkiye'de her şey keyfi. Bireye saygı diye bir şey yok. Bireyin hayatı, geleceği, psikolojisi falan hiç önemli değil. Gücü ele geçiren, "güç bende ve her şey benim istediğim şekilde olur" düşüncesine sahip. Mesela AÖF sınavları...Artık dijital çağdayız. Sınav kağıtları kargo ile yola çıkıp da tek tek okunmuyor ki. Sınav biter bitmez, sonuçlar da otomatik olarak belli oluyor. Hal böyleyken, sınavlar biteli 10 gün olmuş, daha en erken ayın 26'sında açıklanır diyorlar. Eski usule göre bile bu kadar zaman geçmiyorken, bazı dönemlerde sınavdan 2 gün sonra açıklanırken, şimdi niye durum böyle. Dedim ya; bir fütursuzluk, bir disiplinsizlik var. Gücü elinde bulunduran, kafasına göre takılıyor işte. LANET OLSUN! Bu coğrafyayı seviyorum ama bu coğrafyadaki disiplinsizliği asla.
Bugün ne okudunuz? Aaaa, okumadınız mı? Hiç okumuyor musunuz? E nasıl yaşıyorsunuz o zaman? Sorgulamadan size sunulan kadar mı? Ok!
Bir psikiyatr demişti ki, Türk insanının 4 olumsuz özelliği var; karamsar, kaderci, yasçı ve agresif... Melankoliyi de ekleyelim! Bülent Ersoy'un bu albümü de melankolik! Suskun Dünyam
Ben hiç ocakta unutup da bir şey yakmam. Ama aldığım bütün çaydanlıkları, ilk çay demlememde hep yakmışımdır ve hep yanık çaydanlıklarla idare etmişimdir. Bugün aldığım çaydanlığın başına gene aynı durum gelecek mi çok merak ediyorum...
Biten aşkın kaçınılmaz sonu ama adama pahalıya patlamış. Keşke masraf etmeden ayrılsalardı... Tazminata saysın artık adam... Bütün malını karısının estetiğine harcamış, kadın güzelleşince baila erkeğe kaçmış!
Nüfusunun yarısını oluştumasına ve de kendi toprakları olan Güney Azerbaycan'da yaşamalarına rağmen, İran'daki Azeriler, Farsi yönetimi tarafından ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Bu ayrımcılık sadece yönetim ile sınırlı kalmamaktadır, halklar arasında da bir kutuplaşma vardır. Farsiler, Azerilere köle gibi davranmaktadır, onların dilleriyle, yaşam biçimleriyle dalga geçmektedirler, hatta siz eşek gibi çalışacaksınız, biz yiyeceğiz diyorlar. İranlı Türk aktivist Abbas Lisani, bu aşağılamaya tepki gösterdiği için 15 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Tepkisinde asla şiddete dair hiçbir şey yoktur. Demem şu ki, Farsiler Amerikalara, Avrupalara göç edeceklerine, barış ve özgürlük için mücadele etseler keşke...
Türkiye disiplinsizlikler ülkesidir. Kimse zamanında randevusuna bile gelmez. Borçlar zamanında ödenmez. Hiçbir iş zamanında yapılmaz. Bir çok iş yumurtaya kapıya dayanınca yapılır. Lakayıtlık çok mevcuttur. İş ile özel hayatlar biribirine karıştırılır. Vesaire, vesaire... Amaaaa... Eğer işin ucuna faydalı olmak, yaralı parmağa işemek falan olunca, birden kuralcı olunur ve o iş yapılmaz, kimseye faydalı olunmak istemez. Mesela fatura mı ödeyeceksin, mesainin bitmesine daha 5 dakika vardır ama almazlar. Kuyrukta mı bekliyorsun, dünya yansa umurunda değildir iş yapanın... Gibi, gibi...
EGOLUSUNUZ İŞTE!
Bugün voleybol Türkiye Şampiyonası'nda ZiraatBank ile Fenerbahçe erkek takımlarının final mücadelesinin 4. maçı vardı...Youtube'da canlı yayınlanan maçın yan tarafında yapılan yorumlara bakıyorum da, kimsenin maç falan umurunda değil. Herkesde tamamen ego var. Yazmaktan maçı izlemiyorlar bile. Fenerbahçelilerin takımlarını tutmasını anlıyorum da, kurum takımlarını kim tutar Tanrı aşkına. O kadar çok tutan var ki. Tabi onların taraftarı değil bu kişiler; Fenerbahçe'nin düşmanı olan Galatasaray, Beşiktaş, vesaire gibi kulüp takımlarının taraftarları. Fenerbahçe yenilsin de, hangi branşta olursa olsun, kim yenerse yensin; kendileri yenemiyosa, başkaları yensin. Fenerbahçe yenilerek, egolar tatmin edilecek tabiki de. Kim demişti onu; Türkiye'de başarı Fenerbahçe'yi yenmek kadardır; başarı bu yüzden Türkiye sınırları dışına çıkamaz, diye... Oysa ben niye böyle değilim diye çok merak ediyorum. Mesela kadınlar Voleybol Avrupa Şampiyonası'nda Fenerbahçe elenirse, aynı Fenerbahçeyi destekliyor gibi Vakıfbank veya Eczacıbaşını da destekliyorum. Veya Fenerbahçe dışındaki takımlara düşman değil, onları da severek izliyorum. Çünkü aynı oyuncular ya zamanında Fenerbahçeli olmuşlar, ya da olacaklar... Orada emek sarf eden sporculara karşı nasıl negatif olabilir ki insan? Sanırım bu-fanatik ve anlamsız taraftarlık, başarısızlığın egoya dönüşmesi olsa gerek... Bunu amatörce yaptığım teniste falan da görüyorum. Mesela ben maç yaparken, beni yenemeyen nerdeyse herkes benim yenilmem için dört gözle bekliyorlar. Eğer maçta değillerse, arkadaşları ben olmama rağmen beni değil, benim rakiplerimi destekliyorlar. Karşı taraf bir sayı aldı mı, bravo sesleri yükseliyor ama ben sayı aldım mı kimseden ses çıkmıyor... Daha önceki günkü maçta, 3 yıl benimle tenis oynayıp tenisini geliştiren kişi bile, bir kere bile beni yenemediği için olsa gerek, şimdi dargın olduğum için, utanmadan karşı taraf sayı alınca sevinç naraları atıyor. Tabi bunlar beni düşürmüyor, daha da hırslandırıyor. İlk seti 6-3 aldık, benim partnerim üstelik kadındı, ikinci sette de 5-2 ve oyunda 30-0 önde olmalarına rağmen, o iki sayıyı ve hiçbir oyun vermeyerek 5-7 kazanarak, 2-0 tamamladık maçı. Bir de şu var. Mesela maçlar dengeli olsun diye partnerleri ona göre seçiyoruz ve genellikle zayıf halkayı ben alırım ama benim bu iyi niyetimden bile fırsatçılık yapıp, bütün topları partnerim olan zayıf halkanın üzerine oynarlar. Egolusunuz dediğim zaman da bana kızarlar.
Kendi doktorunuz, kendiniz olun. Eğer derdimin çaresini bulmak için 7-8 doktora gitmeseydim, "tiroid hormonun 6, yani normal değerin üstünde çıkması, tedavi olmanı gerektirmez" diyen doktorun sözünü kaale alsaydım, şu anda 2 aylık ilaç tedavisi ile TSH'ımı 3.5'a düşüremez, kalp çarpıntılarımı durduramazdım. Kendinizi, kendinizden başka kimseye emanet etmeyin... Yanlış anlaşılmazın, tıp alanına değil sözüm, sağlığınızla ilgili olarak sadece ipleri elden bırakmayın.
Endokrinoloji doktoru bana teşekkür etti; ilaç tedavisinin tiroid hormonuma tepki vermesinden dolayı. Şaşırdınız mı; genelde hastalar doktora teşekkür eder ama bu doktor iyileştirdiği hastalara teşekkür ediyor.
Aslında ben sinirli sayılmam. İnsanlar çıkarıyor beni çileden. Bugün sabah kan tahlili verip, sonuçlarını göstermek için de tam 2.5 saat doktorun kapısının önünde bekledim. Toplamda da bana ayrılan 5 dakikalık süre için sabah 8'den akşam 4'e kadar hastanedeydim. Ama hiç sinirlenmedim. Çünkü; 1. Beklerken kitabımı okudum. 2. Koskoca Devlet Hastanesi'nde 1 tane Endokrinoloji branşı vardı ve doktor canla başla çalışıyor, işini en iyi yapmaya çalışıyor, bir de hastalara güler yüz gösteriyordu.
***
Sigara içmiyorum, alkol almıyorum, uyuşturucu what, bara-kahvehaneye gitmiyorum, okeye de 4üncü olmuyorum, dövme de yaptırmıyorum, pantolonumu düşürüp kıçımın çatalını da göstermiyorum, pantolonumun paçalarını düdük gibi daralttırıp 20 santim kısalttırmıyorum da, saçlarımı arkadan at kuruğu yapmıyor, kulağıma da küpe takmıyorum, bir saatim bile yok vesaire; insanlar "aaaa!" oluyor. Niye ki? Siz içiyorsunuz, yapıyorsunuz da, başnız göğe mi eriyor? Şu anda da sütümü içiyorum. Çünkü içimden böyle geliyor... Kimseye de bir şey demiyorum, hatta keyifle seyrediyorum özentililiği!
AF: Ne alaka yahu, alkol içmek özentilik mi oluyor?
Ben :Sence?
Bence değil, yaşım 43 özendiğim için mi içiyorum yani. Bazen saçmalıyorsun...
Peki ne için içiyorsun; ihtiyaçta mı? Keyif desen, o da bir özenti sayılmaz mi? Alkolden keyf alma geni var mıdır? Sosyalleşmeler de özentilik üzerine kurulmuyor mu? Aslında özentililiğin temelinde de psikoloji yatar! Söylediklerimi etiketli biri söyleseydi, gene saçma mı derdin? O zaman alkol ve sigara içme nedenlerine bağlı olarak akademik psikolojik yazılar oku derim...
Genelde tutarlısın, tutarlı olmaya da çabalıyorsun. Ancak bazen çok komik şeyler söylüyorsun. Neyse, iyi haftasonları...
Söyledikleirmin arkasındayım... Gerçeklerle yüzleşmek zordur tabi...
İnatçı seni.
Banker Kastelli, Çiftlik Bank vsaire ve son olarak Kripto Para... Vatandaşı suçlamıyorum. İnsanlar zor koşullarda elbette geleceklerini garanti altına almak için yatırım yapacaklardır. Peki devlet böyle hassas konularda niye daha tedbirli değil. Evde hırsız çalıyor, bankada gene çalıyorlar. Biz kime ve nereye güveneceğiz öyleyse? Halkın parasını çalanlara gerçekten idam vereceksin, şöyle sallandıracaksın ki, kimse kimsenin hakkını yiyemesin!
Ekonomistlerimizden tek isteğim var; şu Doları durduracak bir ekonomik sistem geliştirin artık. Yani daha çok üretelim, daha çok ihraç edelim, daha az ithal edelim... Hayatım Dolar'ın yükselişi, paradan sıfırların atılışıyla geçti. Şöyle sabit bir para kurumuz olmadı gitti; yazıklar olsun bize!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder