Gene biraz terapi yapmak istiyorum. Çünkü o da(öyleleri de) bir kişilik olmasına rağmen, hayatından çıkarmış olsan da, aklına bir daha getirmek istemesen de; suistimallerine, çirkefliklerine, dedikodularına, artniyetlerine maruz kalmaktan dolayı; yaptığı haksızlıkları tam anlamıyla sindiremiyor ve ister istemez bir tiksinti yaşıyorsun aklına geldikçe. Tabi bu tiksinti duygusu bile, hayatından gidip mikrop saçmamasından daha iyidir. Ben aslında kendi dünyasında yaşayabilen, kendi kendine yetebilen ve mutlu olabilen, kendi kendine hayatı köpürtebilen-çoğaltabilen biri kişi olduğum için, belki öfkem kendime; böyle mikroplara hayatımda nasıl yer açıyorum diye. Çünkü insanı kötü hissettirmekten başka sana kattıkları hiçbir şey olmuyor ki böylelerinin. Kullanıyorlar seni çıkarları doğrultusunda. Tabi bu müsade iyi niyetten kaynaklanıyor. Yoksa sert duvara çarpsalar, çeker giderler. Ama ne oluyor biliyor musunuz; bu kötü insanlar yalnız kalmaya mahkum oluyorlar. Çünkü etraflarında kötülük yapacakları hiç kimse kalmıyor zamanla. Buna rağmen kişilikleri değişiyor mu; ASLA. Çünkü hamurları kriminoloıjik-suç potansiyeli taşıyor-içleri nefret kaynıyor-yıkıcılar ve bu şekilde besleniyorlar. Bu insanlar bir de çok güzel rol yaparlar. Avlarını tuzaklarına düşürünceye kadar vericidirler. Seni ağına düşürdükten sonra tırtıl gibi yer, bitirirler. Veee, hayır dediğin zaman şeytanlıklarını gösterirler. Arkandan iftira atarlar, seni bütün ortak tanıdıklarına kötülerler, her türlü hakareti yaparlar; kısaca hayatınızı allak bullak ederek giderler, ellerinden gelse boğarlar bile. O yüzden hayatınızda hiç kimseye sınırlarınızı tam anlamıyla kaldırmayın. İnsanları asla ve asla % 100 sevmeyin, mıncık mıncık olmayın. Çünkü insanların saygısızlığına maruz kalmamak için mesafeyi korumak her zaman iyidir. Ben hiçbir zaman, hayatım boyunca hiç kimseye sıfır kilometre olAmadım. Ben gerçek anlamda sevgimi bile içimde yaşarım. Çünkü güvenim sarsıldığı için, o sevgi zaten isteseniz de çıkmaz. Vardır o sevgi ama haksız dünyada, sevgimin de haksızlığa uğramasına izin veremem. Çünkü sevgi çok korunması gereken kutsal bir duygudur. O yüzdendir ki ne duygusal anlamda, ne de arkadaşsal anlamda sevgi paylaşımım çok samimice olamıyor artık, uzun süredir. Çok sevmişimdir, göstermişimdir de bu sevgiyi ama geri almak koşuluyla; beynimi tam anlamıyla teslim etmemişimdir, yani tam anlamıyla inanamıyorum artık karşımdaki kişiye. Karşımdaki kişinin gerçekten sevilip sevilmeyeceği konusunda hep şüphelerim oluyor az veya çok ama zamanla gelişti bu duygularım, darbe ala ala. Çünkü benim sevgim de ürkektir kendim gibi. Ben hiç kimseye samimi bir şekilde seni seviyorum diyememişimdir sanırım, çok uzun zamandır diyemiyorum diyebiliriz daha doğrusu. Ya karşımdaki sevgiyi haketmemiştir, ya da sevgimin yara almasından korkmuşumdur. Yazdıklarımdan aşk mağduriyeti falan çıkartabilirsiniz ama öyle değil. Yazdıklarım arkadaşlık ilişkileriyle alakalı. Evet, ne yazık ki hayatım boyunca tam anlamıyla güvenebileceğim bir arkadaşım, dostum bile olmadı. Güvenemiyorum, çünkü güvenememek konusunda 50 yıllık bir hayat tecrübem var. Bu yüzdendir ki, yapımda yalnızlık olmasına rağmen, bu güvensizlikten dolayı da yalnızlığı tercih etmiş olabilirim. Yalnız mı kaldım; hayır yalnızlığı tercih ettim (Çünkü iyi-lik yalnız kalmaz, sadece sırt dönülüp gidilir), arkadaşlıklarımı da mesafeler koyarak yaşadım. Bırakın arkadaşlığı, duygusal anlamda bile mesafesiz hiç kimse olmadı ki hayatımda. Benimki paranoya değil, gerçekten insanlar kısa süre içersinde güvenilmez olduklarını gösteriyorlar... Vee ben kişiliğini beğenmediğim insanlara bir daha güvenilemeyeceği için, onlarla hiçbir şey olmamış gibi yapamıyorum bir daha. Görüşülür, karşılaşılır, nezaketen hatta bir şeyler paylaşılır ama o kişiye noktayı içimde noktayı koymuşumdur artık... NOKTA!
Çin zulmünden kaçan Uygur Türklerinin, Çin'den gelen aşılar karşılığında, geri iade edilmek üzere tutuklandıklarına dair haberler
Çin yapımı olan hiçbir şeye güvenmiyorum!
Yanlış anlaşılmasın... Aşı yaptırmak isteyenler, yaptırsın. Çünkü buna ihtiyacı olanlar olabilir sağlıkları gereği veya hayatlarındaki kişilere karşı sorumluluklarından dolayı. Ben de yaptırmayı düşünüyordum ama dediğim gibi Çin malı olmasından dolayı vazgeçtim. Çünkü Çİn'e güvenmiyorum. Ve benim bağışıklık sistemim güçlü ve sorumlu olduğum kişiler de sadece kediler. Onlara sorumluluğum da yaşadığım süre boyunca ne yazık ki...
10 sene sonra Ajda Pekkan'ın "Farkın Bu" albümünü sindire sindire tekrar dinledim. Ajda Pekkan'ın diskografisinin son(pop) albümü zaten. Bundan sonra da bir albüm yapacağını sanmıyorum. Yani Ajda Pekkan'ın müzik hayatı albüm bazında 10 yıl önce bitti anlayacağınız. Şunu da not düşeyim. Bu albüm. Süperstar 3 albümündne sonraki en iyi albümüdür. Aradaki albümleri yok sayıyorum zaten. Fotoğraf çekimleir ise, Ajda Pekkan'ın en profesyone işidir. O kadar beğenmiştim ki, Elle dergisi miydi fotoğrafları kullanan hatırlayamadım, 2 adet almıştım ve hala saklıyorum. İyiki de almışım, çünkü internette bu fotoğrafların düzgün bir şekilde yayınlananı yok.
Keşke üst dudağı incecik kalsaydı, müzikleri hep Batı, masada boş bardaklar, kirlenmiş tabaklar... Ajda Pekkan bence kendini yenilememiş, katletmiştir..!
Cinsel yönelimimden dolayı benden utanan tanıdıklarıma diyeceğim o ki, benden uzak durun, eşcinsellik falan bulaşır!
Bir zamanlar bir akrabam eşcinselliğimden dolayı bana ailemizin yüz karası demiş. Unutmadım. Ben beyazım, sen cahilsin!
Homofobikler-eşcinsellik karşıtları nefretleriyle, cahillikleriyle, kirli kalpleriyle ölecekler. Zavallılar!
Tanıdığım homofobiklerin-eşcinsellik karşıtlarının bir bacakları sallanıyor, çoğu da gitti zaten; CEHENNEME!
İçlerinde nefret barındıran insanların ölmesine falan zerre üzülmüyorum! Dünya bir pislikten temizlendi diye seviniyorum!
BEN ERKEK VEYA KADIN DEĞİLİM, BİR İNSANIM, HALİL'İM!
Bakınız, ben tırnaklarıma oje falan sürüp dolaştım yıllarca. İnsanlar tuhaf bakmadı mı; cahilin bakış açısından bana ne ayol; ben ojemi sileceğime, o gitsin aklını düzelttirsin. Oje silmekle, ben içimdeki kimliği silmiş mi olacağım? Bu dünyanın, beni ben olarak kabul etmekten başka bir seçeneği yok, olamaz da! Hatta geri zekalı eşcinseller bile anlayamadı beni. Ya erkek gibi olmalıymışım, ya da kadın gibi. Benim erkek veya kadın olmak gibi derdim yok ki. BEN HALİL'İM AYOL. Beni bilenler, çocukken de aynı olduğumu ve hiç değişmediğimi bilirler. İçinden geldiği gibi yaşamak isteyen bir hayvan türü işte!
Gerçekten ben hiç değişmedim. Çünkü kendimi o kadar çok seviyorum ki, ayrılamam ki kendimden!
Bezen istiyorum ki, içimdeki ruh Halil çıksın, bu dünyadaki Halil'in elinden tutup götürsün..! İnsanı kendisinden başkası gerçek anlamda ne anlamak istiyor, ne de seviyor...
ALİ KOCATEPE'DEN NEFRET EDİYORUM!
Sevdiğimiz sanatçıların bütün şarkılarını, albümlerinin Batı'daki gibi bir kutuda CD formatında satılması hayalden öteye gidemedi. Şimdilerde dijital platformlarda bu mümkün sayılabilir ama bir şeyler biz arşivcilerin içinde eksik kaldı bu konuda. "Tüccar zihniyetli" bütün müzik şirketleirne lanet okuyorum. Nükhet Duru gibi bir sanatçının plak dönemi albümleirne sırf Aki Kocatepe yüzünden kavuşamadık. Hiç iyi düşünmüyorum bu adam hakkında.. Umarım o albümleri elinde tutmanın hayrını göremez! Sıkışır da bu albümlerin haklarını birilerine devretmek zorunda kalır umarım. Ölüp gideceğiz, bari güzel müzikler miras kalsın gelecek kuşaklara. Kayahan'ın Nilüfer'e yaptığını, o da Nükhet Duru'ya yaptı. Daha önce verdiği şarkılardan tekrar para istedi ve yeni albümünden çektirtti. Nükhet Duru ne kaybetti değerinden ama Ali Kocatepe hafızalarda paracı olarak yer etti.
Ajda Pekkan'ı çok eleştiriyorum, çünkü 80'li yıllarda çok büyük hayranıydım. 90'lı yıllarda hayal kırıklığıydı benim için. Keşke markalaşmaya çalışacağına, kaliteli müzikler yapıp, müziğine saygı duydursaydı. Derdi eğer günümüz pop müziğğiyse, ondan bin kat alasını yapıyorlar. Bunu göremiyor mu acaba? Bu anlamda Gülşen, Aleyna Tilki, Hande Yener falan varken yani...
Nihal Candan'a bayıldım. Nihal Candan ve Bahar Candan'ı sevmeyenler, çağın gerisinde kalmış ve zeka seviyesi düşük insanlar olabilir ancak... O kadar mantıklı ve içten konuşuyor ki. İnsanlar, kelimeleri uzatarak konuşmasını baz alıp, içeriğini algılayamamıyor olabilir...
Bazı insanlar hep hayata kahrediyorsa, bu kahırlı bir kaderleri olduğundan değil, kendileri kahırlı olduğu içindir. Bunun coğrafya ie falan alakası yok. Beğenmiyorsan coğrafyanı, onu da değiştir kardeşim ama önce bunun için kafayı değiştirmen gerekiyor. Yoksa oksijen aynı oksijen, yeşil aynı yeşil, dünyanın eğimi 23 derece, uydusu ay, vesaire. Ama sen almışsın her gece rakı şişesini eline, içip içip isyan ediyorsun. Dağ dağa küsmüş, dağ senin melankolinden bihaber! Sana komalı-yarım sesli Arabesk müzik dinle diye dayatan mı var? Doğu toplumunun metamatiğinde var hüzün, yas, isyan vesaire. İki de bir hayata, dünyaya suç bulup durmayın. Kendinizde bir değişiklik yapın derim eğer hayattan memnun değilseniz. Çünkü hayat, sizin hayatınız ve değiştirmek kendi elinizde... Herkesin derdi kendine büyüktür. Kurun kendinize nefes alabileceğiniz bir dünya; bunu ister kaçarak yapın, ister mücadele ederek. Kendi derdinizin dermanı kendinizde, kendi ruh halinizin psikoloğu kendinizden başkası da olamaz.
Değil Türkiye'nin dünyanın en iyi yorumcusuna, "Nükhet Duru ne kadar yaşlanmış," ve de "yaşlanmış demeyi kafayı taktı" demek, sahiden hangi aklın ürünü olabilir? Bu yaşta canlı performansı Nükhet Duru kadar iyi olan, dünyayı da bırakın, evrende başka bir ses ve yorumcu var mı(Burada biraz abartmış olabilir miyim; yok ya, abartmış sayılmam!)? Sizin o yerlere göklere koyamadığınız megastarlarınız, imparatorlarınız neden Nükhet Duru kadar sahneye çıkmıyorlar? Siz hiç Nühet Duru canlı performansı izlediniz mi? Tabi müzikten anlamayan geri zekalılar, Nükhet Duru'nun yaşına takar kafayı!
Çok merak ediyorum. Bazı yeniden basılan eski albümlerin ses kayıtları pırıl pırıl değil. Kayıtlar mı kötüymüş o dönem, yoksa orjinal ses bantları kayıplara mı karışmış? Hani bizde sanatsal bir şeyin değeri para kazandırıncaya kadardır, geleceğe belge olarak kalmasının hiçbir önemi yoktur ya... Eğer arşivci müziksever, sanatseverler de olmasa, geçmişe dair elimizde hiçbir şey kalmayacakmış. Türkiye'yi anlat deseler, ben buradan anlatırdım! Geçmişine sanatsal olarak sahip çıkmayan, sadece erkek egemen taraflarıyla övünen bir ülke! Baılıp satmayan plakları falan eritmişler, sonra ham madde olarak falan kullanmuşlar... Daha neler... Zaten plak dönemine ait 500-600 kadar LP'den falan bahsediliyor. Ona bile sahip çıkamamışız. yazık, çok yazık...
GERÇEK MUTLULUK, CİNSİYETÇİLİKTEN BAĞIMSIZDIR!
Beyinler o kadar koşullanmış ki belli kalıplara... İşte erkek sert olur, kırar dökerse hoşgörülebilir, hatta bununla içten içe gurur duyulur, serseridir çünkü erkek genele göre, sigara içmesi falan olağandır, askere gitmeyen erkek mi olur değil mi, sonra evlenip çoluk çocuğa karışarak erkekliğini ispat etmelidir, kadınlar ise özetle erkeğe hizmette kusur etmemesi gereken ikinci sınıf bir insandır, ev işi yapar, çocuk yapar, erkeğin namusuna helal getirmemesi gerekir, erkeğine itaat etmesi gerekir, falan filan. Yani toplumsal cinsiyet kalıplarına uyulmalıdır. Ve sadeece kadınla erkek evlenir ve yuva kurabilir. Çünkü aile kutsaldır. Eşcinsellik ise ahlaksızlık, sapıklık, insan türünün neslinin tükenmesine sebep olan, özentililikten başka bir şey olmayan tehlikeli bir durumdur. En çok da çocuklara yanlış örnek olduğu söylenir, çocukları travmaya soktuğu falan. Oysa çocukları travmaya sokan sevgisizlik ve şiddettir. Çocukların ben, kadın bir anne beklentisi içinde olduğunu falan sanmıyorum. Kadınlık, çocuğun beslenmesini ve büyümüsini sağlayan bir cinsiyettir. Oysa bir çocuğun sağlıklı büyümesi için bir kadına falan ihtiyacı yoktur; eğer gerekli ilgi, sevgi, şefkat gösterilirse. Rol model falan cinsiyetçilikten başka bir şey değildir. Tabi ben bunu homofobiklere anlatamam... Uzmanların bile cinsiyetçi olduğunu unutmayın. Çünkü onlar da bu sistemin birer köleleri.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder