Özdemir Erdoğan'ın sürekli eşcinselliğin özenilerek olan bir durummuş gibi açıklamalar yapmasının, kendisinin eşcinsellikle ilgili bir probleminin olduğunun göstergesidir diye düşünüyorum. Bırakın artık eşcisneller hakkında, eşcinsellerin çocukluğu hakkında konuşmayı. Eşcinsellikten rahatsız mıyız, sonradan mı olduk biz eşcineller kendimiz karar verelim buna. İnsan yapısında olmayan bir şeyi, hayat boyu sürdürmez; ancak cinsel yönelimiyle barışamayan eşcinseller dahil homofobik bireyler takar kafayı bu kadar eşcinselliğe. Niye sanatçı Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma değil de, Özdemir Erdoğan ve bazıları sürekli eşcinsellik ve öldüğü halde bir eşcinsel olan Zeki Müren'e fırsat buldukça saldırır? Bu ne eşcinselleri eşcinsellikten vazgeçirtebilir, ne de Özdemir Erdoğan'ın homofobisini iyileştirebilir. Tek çare doğayı sevmek, canlının doğasıyla barışmasıdır... Cinsel yönelim olan eşcinselliğin, Bülent Ersoy örneğini vererek transseksüellikle telafi edilmesini savunması falan, tamamen homofobidir. Özdemir Edoğan'a diyeceğim o ki, insan kendisiyle barışmadığı, kendini sevmediği sürece sürekli bir kaçış noktası arar ve sürekli eşcinsellere saldırır, eşcinsel karşıtlığı yapar... Hayata doğal gözlerle ve sevgiyle baksa, içindeki karşıtlık-nefret-homofobi bitecek ve huzura erecek. Bir de Bülent Ersoy'u, Zeki Müren'den transseksüel olduğu için daha namuslu ilan etmiş. Namus denilen şeyin makatla alakasının olmadığını bilmemek ne kadar cahilce bir şey. Namus denilen şey, dürüstlüktür. Bir eşcinselin, cinsel yönelimi-kimiliği ve bedeniyle barışmasından daha güzel namus olabilir mi? Zeki Müen kestirse, kadın olsa daha mı namuslu olacaktı? Çok cahilce laflar bunlar. Hatta utanç verici. Özdemir Erdoğan'ın açıklamaları talihsizlik falan değil, düpedüz nefret-homofobidir ve şiddetle kınıyorum. Sanatçı da olsa eşcinselleri nefrete hedef göstermeye hakkı olamaz. Onun bu homofobik sözleirne bakarak, kimbilir kaç kişinin eşcinselliğe önyarıyla bakmasına sebep olacaktır. Yasalarımızda da eşcinsellik tanımlanıp tanınmadığı için, susturacak hukuki bir mercimiz de yok. Konuşsun bakalım; nefreti bir gün aklını başına getiri umarım... Yoksa muhafazakar iktidara, eşcinsellik üzerinden yandaşlık mı yapıyor özdemir Erdoğan. Gerçi politik bakış açısını da hiç bilimiyorum. Yoksa homofobinin cahillik ve yandaşlıktan başka bir açıklaması olamaz ki.
9 Ocak 2021 facebook notlarım
Rusya'nın ne kadar güvenilmez bir politikası olduğunu biliyoruz ama zavallı Ermenistan'ın bu oyuna gelip kendileirni harcamaları çok aptalca... Oysa Türkiye ve Azerbaycan'ın dost elini tutsalar, geçmişte olanların sebebinin Rus oyunlarına gelmek olduğunu bir kavrayabilseler... Ermenistan'a diyeceğim o ki, şu kısacak hayatta huzur için geleceğe bakın ve Rusya'ya kullandırtmayın kendinizi...
Kadınların estetik yaptırmasına, o bir kadın diye dayanak sunulması, kadının nesne olduğunu onaylamaktır. Ben hiç estetik ihtiyacı duyan dişi bir kedi görmedim. Onlar da yaşlanıyorlar sonuçta. Estetik yaptırmayan kadınlar kadın sayılmıyor mu? Dünyadaki olması gereken en büyük barış, insaların kendileriyle-doğalarıyla barışmasıdır. Yoksa insanlar trip atmaya, bombalamaya devam edeceklerdir.
Hayatta en azından bir tane de kapı komşusu edinin. Çünkü en yakınınız, en sevdiğiniz gelinceye kadar iş işten geçebilir. Kapı komşusu edimek için de önce siz adım atın, fedakarlık yapan siz olun. 5 çayı içiyordum, bir telefon... Arayan Aysel abla... Halil ikindi böreği yaptım, gel al... Bir kabak bükmesi, bir ıspanaklı bükme, iki tane de bezdirme... Bu kadar denk düşer değil mi? Hayata bakış açılarınız farklı olsa da, kırmayın komşularınızı... Ortak noktamız, yaşamak çünkü!
Eşcinselliği; din, sosyolog, psikolog, heteroseksizm, vesaire hiçbir şey tartışamaz. Herkesin aşkı, sevme biçimi kendisinden başka hiç kimseyi bağlamaz. NOKTA. Tartışıyorsanız da, bunun bilimsel hiçbir geçerliliği yoktur. Siz tartışıyor veya karşı çıkıyorsunuz diye de biz eşcinseller, eşcinselliğimizden veya aşkımızdan mı vazgeçeceğiz? Eşcinselliği tartışmak veya karşı çıkmak, erkek - kadın ilişkisini tartışmak ve buna karşı çıkmak gibi bir şeydir. Karşı cinsi neden seviyoruz diye kendinizi sorguluyor, bundan utanıyor ve bu yüzden kendinizden nefret ediyor musunzu? Eeee? Dayanağınız din mi? Güldürmeyin tanrı aşkına! AYRICA EŞCİNSELLİĞİMİZİ DE AÇIK AÇIK YAŞAYACAĞIZ, BUNUN ONURLU MÜCADELESİNİ DE VERECEĞİZ. İTİRAZINIZ MI VAR; TINNNN! Eşcinsel karşıtlığınız hava civa, baki olan eşcinsellik! Dün öyleydi, bugün böyle, yarın da eşcinsellik DAİMİ! Yalnız heteroseksüelliğin geleceğinden kaygılıyım!!! Heteroseksüeller neslimiz tükenecek diye bu kadar korktuklarına göre, belki haklılardır.
"Sen de Başını Alıp Gitme" Türk Popunda en sevmediğim şarkıdır!
İnsanlar fotoğraf çekilecekleri zaman hazırlanırlar; makyaj yaparlar, güzel giyinirler, poz verirler, gülümserler falan... Oysa fotoğraf benim için anı belgelemektir. O anda duygularınız nasıl ise, görüntünüz ne ise o çıksın; daha gerçekçi, daha anlamlı olmaz mı? Zaten malzemeniz ne kadarsa, o kadar çıkarsınız; daha iyi çıkmaya çalışarak da daha iyi olmazsınız. Lütfen kendinizi kandırmak yerine, varolan şeklinizle barışın. Çünkü çirkin bulduğunuz taraflarınız bile sizin bir karakteriniz, bir parçanız, bir güzelliğiniz, evrenin-yaratıcının siz e bir hediyesidir. Nankör olmayın lütfen!
Bazıları fiziksel özellikleriyle varolmaktan öteye gidemiyorlar; saçlarını savuruyorlar, deve kuş boylarıyla heybetli heybetli yürüyorlar, renkli gözleriyle kırpıştıra kırpıştıra bakıyorlar, falan filan... Oysa sevgi ve saygıdır gerçek olan, empatik ve duyarlı olmak, kısaca ERDEMLİ OLMAKTIR... Bilgi ve fikirlerdir insnalığa katkı sağlayacak, dünyayı değiştirecek olan. Çağlar, çağlar geçiyor ve insanların çoğunluğunun hala geçici şeylerle uğraşması ne zavallıca... Bir kitap okudum, hayata bakış açım değişti diye havalı havalı yürüyenlerle karşılaşamıyorum hiç ne yazık ki...
Kağıda basılı dergilerin uzun ömürlü olmadığı günümüzde yeni bir dergi olan, Mızmız isimli bir düşünce dergisini lk sayısında yalnız bırakamazdım. Bilim ve Ütopya'nın bu sayısı da muhteşem!
Zeki Müren'in size neden paşa diyorlar diyen generallere cevabı:
Sayın generaller siz ihtilal yaptınız; çoluk çocuğu astınız, işkence yaptınız. Halk buna çok fena içerledi. Bunun üzerine size i*bne, bana PAŞA dedi.
Boğaziçi'ne atanan rektörü istemeyen öğrencilere polisin davranışı, demokratik bir ülke olmadığımızı bir kez daha gösterdi!
Üniveriste'de okuyanlar öğrenciler ise, nasıl bir rektör tarafından yönetileceklerini seçme hakları vardır.
Mesela ben bilime inanan, hurafelere karşı çıkan birisiyim. Bilim dışı bir insanın bana direktif vermesini asla kabul edemem. Çünkü o örneğin evrim teorisine, sanata, eşcinselliğe büyük ihtimal karşı çıkacaktır ve dolayısıyla çatışma... Boğaziçi Üniversitesi'nin de bir yapısı ve geçmişi var. Öğrenciler de bu üniversitenin yapısına paralel, daha en baştan önlem almaya çalışıyorlar. Ben özgür bir eğitim alamayacaksam eğer, okulu bırakacağıma, özgürlük karşıtlarına karşı mücadele veririm. Kimse de bana muhafazakar iktidarın atadıklarının özgürlükçü olduğunu falan söylemesin. Gülerler yoksa!
Ayyyyy... Bu kadarına da pes doğrusu... Ayol bana sadece kel değil, bir de ibne diye aşağılıyorlar. E kel ve ibneyim. Burada rahatsız olacak olan ben miyim, yoksa utanması gereken beni doğal özelliklerimden dolayı aşağılayanlar mı? Şimdi ben cahillerle mahkemede mi uğraşacağım; kendime asla yakıştıramam bunu; onun yerine onlara gerçekleri anlatmaya çalışırım, anlamak istemiyorlarsa da yoluma devam ederim... Dün birisi bana, başka birisine yaptığım yorum üzerine sosyal medyadan amca diyerek yaşım ve görüntüm üzerinden mesaj göndermiş, aşağılamış yani. Onunla çatışacağıma, başkasına yaptığım yorumu sildim ve çekildim, kendi haline bıraktım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder