Yanlış anlaşılmaz ve ukalalık sayılmazsa, hayata dair bir şey paylaşmak istiyorum. Hayatta hiç kimseye bağımlı olmadan, muhtaç olmadan yaşamanın lüksü ve keyfi hiçbir şeyde olamaz. Şunu demek istiyorum. Eğer eliniz tutuyorsa, biraz da aklınız çalışıyorsa, mümkün olduğunca hayatta her şeyi yapmayı öğrenin ve her işinizi kendiniz yapın. İnanın bir insana iş yaptırmak, o işi sıfırdan öğrenip kendinin yapması çok daha kolay. Bir kerede yapamıyorsanız, beş kerede yaparsınız ve öğrenirsiniz ve bir daha da kimseye muhtaç olmazsınız. İnsanların parayla nazını çekmektense, iyi veya kötü, kolay veya zor kendiniz yapın derim. Ben 35 senedir berber nedir bilmiyorum. Bütün kıl tüy meselelerimi kendimi hallediyorum. Evimde tüm berber malzemelerim var çünkü. Ben sucuya ve elektirkçiye de para vermiyorum. İnanın denklemleri veya fonksiyonları çözmekten bile milyon kat daha kolay. Boyacıya da asla boya yaptırmıyorum. Boyacı benden daha titiz değil ki! Mesela terziye gitmem; Zaten hazır giyim konusunda bedenim problem yaratmıyor da, çocukluğumdan beri dikiş makinesi kullanmasını biliyorum. Mesela dışarda yemek yemek hem çok masraflı oluyor, hem de damak zevkine göre olmuyor. Dünyanın 1 numaralı aşçısından bile daha iyi yemek yapacağıma inanıyorum. Çünkü açıyım diye geçinenlerin mükemmelliyetçi insanlar olmadığını görüyoruz. Amaçları süsleme sanatı ve ticaret! Bir çok ev kadını pratiklerinden dolayı, gurmelerden bile daha güzel yemek yapabiliyor. Daha hangi birisini anlatayım ki? Mesela öğrenme konusunda da öyle... Bir enstrüman mı çalmak istiyorum; alfabeyi bilen bir insan, notaları da çok kolay sökebilir ve pratikle o enstrümanı çok iyi çalabilir, öyle de yaptım zaten. Hele şu fitnes salonlarına para verenlere acıyorum... Bisiklet binmesini de kendim öğrendim, yüzmeyi de, tenis ve badminton oynamayı da, hem de 40 yaşından sonra; ha tekniğim çok mu ustaca; hayır değil ama belli bir yaştan sonra en iyi hocanın bile seni ne kadar iyi yoğurabileceği de sınırlı ölçüdedir. Aslında internet çağında, internet sayesinde kendi kendine bir şeyleri öğrenmek o kadar mümkün ki... Mesela hayvanlar konusunda. Kedilere baka baka, bir verterinerden daha iyi anlıyorum onları. Sağlık konusunda da öyle. İnsanın en iyi doktorunun kendisi olması laf değil gerçekten. Bir hastaya, bir hemşireden bile daha iyi bakabileceğimi biliyorum. Zaten pratikten yetişme bir sağlıkçıyım. Vesaire, veaire... Bir de bir insan bir şeyi yapmayı öğrenince, başkalarının yaptığını da beğenmiyor artık. Mesela resim konusunda... Tamam bazılarının tekniği çok süperdir ama ben de çizebiliyorum, ben de üstelik kendi stilimde boyayabiliyorum. Mesela ben fotoğrafçıyım diyorlar; biliyor musunuz sanat aslında öğrenmekten çok insanın genleriyle alakalı; yaratıcı bir zeka ve el becerikliliği varsa, beyin fotoğraf çekerken falan matematiğini otomatik olarak öyle mükemmel yapıyor ki, Leonardo Vinci gibi objeler arasındaki esetetiksel mesafeyi öyle güzel ayarlıyor ki, fotoğrafçıyım diyenler solda sıfır kalabiliyor... Kısaca hem becerikliyseniz hem de azimliyseniz, dediğim gibi istedikten sonra her şeyi mümkün mertebede yapabilirsiniz; belki bazı şeyleri, bazıları ustalaştıkları için sizden daha iyi yapabilirler ama bir işi insanın kendisinin yapması ve başarmasının da hazzı hiçbir şeyde yok inanın...
8 Ocak 2021 facebook notlarım
Bazı insanlar vardır, uyurken tepesinde top patlatsan uyanmaz, benim gibi bazı insanlar vardır, uyurken yaprak sesini bile duyar ve uyurken kulağına gelen her sesi kaydeder ve sabahleyin hatırlar. Hayatım boyunca yanımdaki sesleri duymayacak kadar derin bir uykuya dalmamışımdır. Acaba ben gerçekten kedi miyim diyorum. Hele son yıllarda uyumak formalite gibi bir şey. Gözümden uyku akıncaya kadar yatağa girmem. Uyku akma noktasını da 2 dakika direnirsem atlatıp uykumu dağıtabiliyorum... En küçük deprem sallantılarını bile duyuyorum ve kendimi aldatmaya çalışıyorum yok deprem değildir diye. Denizli'de yılda 22 bin deprem olduğunu biliyor muydunuz?
Televizyon figürlerine cinsel yönelimlerinden dolayı yasak getirildiğini söylediğim zaman, yasağa seslerini çıkarmıyorlar da, "yok canım, onlar sağlıklı birer erkektir", mesela Zeki Müren'e falan "kibar bir erkek" diyerek homofobi yapıyorlar veya cahilliklerinden ne yaptıklarının farkında değiller. Cahil homofobikler sizi! Homofobilerindnen-korkuya dayalı nefretlerinden dolayı ne denileni anlayabiliyorlar, ne de ne denilmek istendiğini, ne de neyi savunduklarının veya savunmadıklarının farkında değiller. Kusura bakmayın ama bu ülkede insanlara laf anlatmak kadar zor, yıpratıcı ve imkansız bir şey yok, bu kafalarıyla da olamaz! Ne halleri varsa görsünler diyeceksin. İnsanlar hak ettikleri hayatı yaşarlarmış; cahillikleri onların ödülü bence. Çeksinler! Eşcinseller bile cinsel yönelimlerinin arkasında duramıyorlarsa, homofobiklere de kafa yormaya değmez çünkü. Dün arkadaşıma da söyledim, ben orta zekada bir insanken-hatta sayısal zekam sıfır iken ve bunları düşünebiliyorken, insanların % 90'ı düşünemiyorsa, zeka seviyeleri kaçtır acaba?
Günümüzde başarılı olmanın formülü, üniversite bitirmek değil; yabancı dil, bilgisayar ve matematiktir! Potansiyelinizin harekete geçmesini ve değerlenmesini bu üçü sağlar...
Yabancı dil, matematik ve bilgisayar; bu üçünü hangi yaşta olursanız olun, mutlaka öğrenin! Göreceksiniz ki bu üçü sayesinde her şeyi başarabiliyorsunuz ve de özgüvenli bir birey oluyorsunuz!
ŞARPA, ERKEĞİN KADINA BİR DAYATMASIDIR! BAŞKA DA HİÇBİR ŞEY DEĞİLDİR!
Güzele ne yakışmaz..! İki farklı canım Madonna! Başörtüsü insanın özgürlüğünü kısıtlamamalı. KEŞKE BÜTÜN KADINLAR BAŞÖRTÜLÜ-ŞARPALI BİR MADONNA OLSA (Bizim yörede eşarba, şarpa derler ve çok hoşuma gider bu kelime)! Başörtüsü din ile alakalandırılırsa, yobazlar tarafından öyle güzel kullanılır, erkek egemen toplumda kadın baörtüsü aracılığyla öyle haince cendereye sıkıştırılır, kadına başörtüsüyle öyle güzel ahlakçılık yapılır ki... Evren erkeği üstün yaratmamıştır, erkek fiziksel gücü sayesinde kendini Tanrlaştırarak ayrıcalıklı hale sokmuştur. Oysa kadın olmasa, o erkeği kim doğuracak? Erkekler kadına baörtüsünü dayayacağına, önce kendilerini bir hizaya soksun!
Cazcı Ayşegül bayağı meşhurdu. Türkülerimizi caz şeklinde popüler yapan sembol bir isimdir benim için. Bu albümünü de o kadar çok sevmişimdir, bozulursa diye kaç yedeğini aldığımı unuttum...
Ayşegül(Yordam)... Türkülerimiz adına, tıpkı Şükriye Tutkun gibi bir devrimdir benim için. Şükriye Tutkun nasıl opera gırtlağıyla modernleştirmişse, folkopera gibi bir şey yapmışsa, Ayşegül de türkülerimizi cazlaştırmış, folkcaz yapmıştır. Çok albüm çıkardı, çoook... Farklı, özgün, şahsına münhasır olduğu için onun da kıymeti anlaşılamadı, umarım kırılıp küsmemiştir bizlere...
Hayatımda altın değerinde şarkılar vardır. Şükriye Tukun - Kumru da bunlardan biridir... ve Kumru albümü bir bütün olarak baş yapıttır benim için....
Farkında mısınız, son 20 yılda, insanların fiziksel yapılarıyla, yapısal özellikleriyle, yaşlarıyla, vesaireleriyle dalga geçen, aşağılayan, sözüm meclisten dışarı embesil bir nesil türedi. Çünkü bilgi yoksunu oldukları için, söyleyecekleri bir şey yok. İnterneti sadece sosyal medya arkadaşlığı için kullanıyorlar. 51 yaşındayım, her ay bilimsel gelişmeleri takip etmek için falan tüm bilim dergilerini almaya çalışıyorum. Sizce neden? Dedim ya, son 20 yılda öğremeyen ve öğrenme çabası olmayan insanların yaşadığı bir sürece girdik. Laf oldu mu herkes konuşuyor ama boş boş konuşuyor. Bizim zamanımızda öğrenme çabası ve birbirine saygı vardı! İnanın bu ülke asla ve asla medeni olamaz! Valla..!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder