Bir şey bana ait değilse, benim olmadığı için kıskanmam. Bir şey bana aitse, benim olan bir şeyi de niye kıskanayım ki. Her halükarda kıskanmak akıl ve mantık dışıdır. Yetersiz oldukları için kendine güvenemeyen insanlar kıskanır. Bir erkek bir kadını niye kıskanır veya bir kadın bir erkeği; kendilerine güvenemedikleri için. Sende olmayan bir şey niye kıskanılır; onu elde edemeyeceğin içindir. Elde edemeyeceğin bir şeye ulaşmaya çalışmaksa, insanın kapasitesini aşan bir hadsizliktir. Kıskanmak insanın kendisine zarar veren yanlış bir şeydir; vazgeçin kıskanma huyunuzdan; gördüğüm kadarıyla yanlış bir şeydir diyorum; yoksa ben hayatım boyunca hiçbir şeyi kıskanmadığım için, tam anlamıyla kıskanmak duygusunu bilmiyorum. Mesela sevgiliyi kıskanmak; başkasında gözü varsa, benimle işi yoktur, miktir olsun gitsin. Bu bir kıskançlık göstergesi değildir; sadece samimiyetsiz ve güvensiz insanlarla zaman harcamak istemediğimdendir, gerçekçi olmak aslında. Çünkü benim öyle başucumda bir sevgilim olsun diye hiç kaygım olmadı; yatmaktan başka ne işe yarar ki sevgili; yatma kalkma işi olmasa, sevdiğiniz kişiyi sevgili yapar mıydınız kendinize? Aslında sevgli kavramı ahlakçı toplumların seks garantisi. Eğer özgür bir seks hayatınız olduğu zaman, o zaman yanınızda sevgili anlamında birini istemiyorsunuz bile; yük. Tabi hayatı yemek, içmek, sıçmak ve sevişmek dışında yaşamayan biriyseniz. İçgüdüsel bir hayvan gibi yaşıyorsanız, yalnızlık hoşunuza gitmeyebilir ve hep yanınızda birinin olmasını istersiniz. Geleneksel toplumlar genelde tek eşli oluyor ama bu da doğa kanunlarına aykırı olduğu için gitmiyor, yürümüyor. Maddi-yat, eşya, mal mülk kıskançlığı da böyle bir şey; bütün dünya senin olsa ve onu herksten kıskansan kaç yazar? Veya gözün yükseklerde olsa ve ulaşıncaya kadar başkalarında gördükçe hep kıskançlık krizi yaşasan ve de ulaştın diyelim, ölümlü dünyada kaç yazar? Hayat paylaşınca güzel, hayat yaşatınca güzel, hayat sevdiğin şeyleri yapınca keyifli... Kıskançlık toplumsal bir form zaten! Gözüm görmedikten sonra sevdiğim kişinin bile benim dışımda ne yaptığı hiç umrumda olmaz; başta benim olanı niye kıskanayım dedim ama aslında insanların birbirinin olması bile o kadar aptalca ki; niye biri bana ait olsun veya ben niye birine ait olayım; salak mıyım ben? Bazıları diyor ki, sevgilisiz çekilmiyor hayat; sevgiliyle çekiliyor mudu? Aslında çekilmez olan ne hayat, ne de sevgilisizlik; insanın yaşamasını bilmemesi!
Hayatta bir tek dileğin olsa deselerdi; kedilerin ölümsüzlüğü derdim, hayvanların ölümsüzlüğü derdim; varsın biz insanlar ölelim!
Gezi olaylarında ölen ve yaralanan ve suçlu bulunan o kadar insan bu ülkenin demokrasi sevdalılarıydı. Halktan bağımsız karar veremezsin dedikleri için...
Gezi olayları sırasında Denizli'de yaşamam rağmen üzüntümden psikolojik tedavi gördüğümü kimse bilmez; stresten sürekli kulaklarım çınlıyordu ve uyuyamıyordum... Kimsenin bize bu sıkıntıları yaşatmaya hakkı yoktu. Gezi olaylarında demokrasi için mücadele veren herkese çok teşekkür ediyorum.
İsmail Korkmaz'ın hayattan kopartıldığı, açıkçası sopalarla dövülerek katledildiği tarih bugün. Savunmasız bir insanı sopalarla öldürünceye kadar dövmek hangi vicdana tekabül ediyor acaba?
Ali İsmail Korkmaz hep 19 yaşında bir çocuk olarak kalacak ve ömrünün kalanını yaşayamayacak; NEDEN? Onun yaşam hakkını elinden almaya kimsenin hakkı yoktu!
Hayatta böyle bir süreci de yaşadı Türkiye ve 3 ay sürmüş Gezi Parkı olayları. Tarihe baktığımız zaman muhafazakar dönemlerde bu tür olayların daha fazla olduğunu görüyoruz...
***
Bazıları diyor ki, sevgilisiz çekilmiyor hayat; sevgiliyle çekebiliyor muydunuz ki? Çekilmeyen ne hayat, ne sevgilisizlik; yaşamasını bilmemek!
Sokakta, denizde falan yapış-yapış öpüş-öpüş sevgilileri görüyorum; bu "gök görmezlik"ten başka bir şey olamaz. Bakın benim sevgilim var demek istiyorlar; sanki marifetmiş gibi; bir gülesim geliyor ki bunları görünce; benimki belki bolluktan!
Piknik yapmayı hiç sevmem; elin ayağın kirleniyor, tuvaletin geliyor; öyle meşakatli ki! Yemeğimi yerim, tuvaletimi yaparım, nereyi gezeceksem ondan sonra gezerim. Koluma sevgili takmayı, onunla sinemeya gitmeyi, onunla parklarda öpüşmeyi de sevmem. Evde çatır çatır sevişir, onun gönderir, nereye gideceksem ve ne yapacaksam onsuz yaparım; benim yaşam biçimimle onun yaşam biçimi uymaz ki. Ben günde 8 saat spor, 12 saat internette surf yapar, kedilerin bokuyla sidiğiyle uğraşırım; kim çeker beni ki, hiçbir sevgili de sevgiilisine uymak mecburiyetinde değil!
Ayyy, hele başka şehire sevişmeye gitmeyi hiç sevmem; dün biri Aydın'dan arıyor, arabam var, istediğin zaman gelirim diyor. Bu konuda gelmeyi de sevmem, gitmeyi de; benim sekse öyle o kadar vakit ayıracak zamanım olamaz ki. Zaten kabarık bir listem var, hiç boş bırakmıyorlar ki!
***
Devlet dağ keçilerinin avlanması için ihale açmış. Av nedir yaa? Bence bu bir katliamdır? Bu ihaleyle para mı kazanacaksınız, yoksa avcılığı hala ata sporu olarak falan mı görüyorsunuz? Yemin ediyorum gidip o bölgeye kendimi kurşunların önüne atasım geliyor. Türkiye 21. yüzyılda yaşamıyor bence. Bir an önce kurtulmalıyoz bu zihniyetten Kınıyorum av ihalesini; açık ve net kınıyorum! İsterlerse idamımı versinler. Ben hayvanların can kaybını düşünmekten uykusuzluk çekerken, böyle kararların alındığı bir güne uyanmak kahredici.
Uyan Türkiyem; hayvan öldürmek bir av değil, KATLİAMDIR! İhtiyacı mı var insanlığın buna; el uzayda, biz avda!
Balıklar da bir canlıdır; balık avına da karşıyım, balık yenilmesine de; neymiş, boğazda balık ekmek keyfiymiş; ot yiyin!
Kedimin biri şu anda corp corp su içiyor. Onların yaşadığını hissetmek bana huzur veriyor. Hayvanları kendinizden düşük görmeyin.
Birkaç yıl sonra spor, sanat ve kitap okumak dışında sadece hayvanların yaşamasına vakfedeceğim kendimi; benim için huzur bu!
***
TÜRKİYE'DEKİ GİBİ GELENEKSEL EŞCİNSELLİĞE ÖRNEK BİR PROTİP!
Murat Övüç: "İlk olarak ortaokulda erkek sıra arkadaşımla takılmaya başladım. İlk eşcinsel ilişkimi 19 yaşında yaşadım. Kadınlarla da birlikte olabiliyorum; eşcinsel miyim, biseksüel miyim anlamadım ama cinsel anlamda çok sağlıklıyım. Bir kadınla da evlendim kısa süren, çocuğum da oldu ve 19 yaşında şu an ama 12 yıldır bir erkekle birlikteyim."
Yukarıdaki ifadele geleneksel-heteroseksit-homofobik bir kültürdeki eşcinsel protipi. Türkiye'de eşcinseller genel anlamda cinsel yönelimleriyle tam olarak barışamadıkları için; eşcinsel miyim değil miyim tereddütü yaşarlar, bundan kurtulmaya çalışırlar, din ile kimlikleri arasında çatışma yaşarlar, ailelelerinin başlarını öne eğdirmemek için heteroseksüel evlilk dayatmalarına boyun eğerler, evlenirler, çocuk sahibi olurlar ama eşcinsellikleirni de yaşamaya devam ederler ama bir türlü kendilerine gene de eşcinselliği konduramazlar, erkeklikleriyle-aktflikleriyle övünürler ve cinsel anlamda sağlıklı bir erkek metabolizmasının onları toplumun gözündeki kötü eşincel olmaktan kurtardığını sanırlar. Biseksüelim diyerek, ben erkeğim de aslında, eşcinsellik de bir çeşni benim için demek isterler. Çevrelerinin homofobisini de ekonomik güçleriyle sustururlar. Ama hayat boyunca ne eşcisnelliğe inanırlar, ne eşcinselliği savunurlar; eşcisnelliklerini sadece yaşarlar ve ikiyüzlülüğe ayak uydururlar. Çünkü toplum, heteroseksizmi tehdit etmeyen eşcinselliğe pek dokunmaz.
***
Zannediyorlar ki eşcinseller evlenmek için can atıyor (Biz insanca yaşamanın ve sosyal haklarımızın derdindeyiz), homofobikler de o yüzden karşı çıkıyor eşcinsel evliliğe; evlenmek isteyen kim ayol; zorla evlendirseniz bile her gün zinadan basmak zorunda kalırsınız bizi!
Eşcinsellerin amacı evlenmek değil ki, heteroseksizmin bütün kalelerini ele geçirip egemenliklerini ilan etmek; evlilik dediğin ne ki; al iki yüzk, geçir parmağına, al sana evlilik, belediye memuruna hiç gerek yok; hem de mülkiyetsizinden! Kim karışabilir ki? Biz büyük oynuyoruz bebeğim! Önce her yeri gökkuşağı renklerine boyayıp bütün dünyayı hipnotize edeceğiz ve alıştıracağız bize sizi; uzun vadede, yavaaaş, yavaaaaş! Bir bakmışsın, heteroseksüeller azınlıkta kalmış, öteki olmuş! Hahahahahahaha!
Devletler eşcinsellik konusunda niye bu kadar kükrüyorlar ki? Anayasa'da heteroseksizmi korumak diye bir madde falan mı var; veya eşcinsellik yasaklanmalı diye? Neye dayanarak homofobi sergiliyor bazı devletler? Anayasal devlet iseler, o zaman demokrasiye uygun davransınlar. Mesela diyanet bir din kurumudur ve demokratik yönetimlerde ulusua söz söyleme hakkı demokrasiyle bağdaşmaz. Herkesin inanç özgürlüğü vardır ama inanç üzerinden demokratik bir yönetimin olması söz konusu bile olamamz. İnsan haklarından daha mı üstün din? Din ancak inananları ve kişileir bağlayabilir; yönetim biçimini değil; burası laik bir cumhuriyet, şeriat devleti değil; din üzerinden söylemde bulunan iktidarların o koltukta 1 saniye bile durma hakkı olamaz. Din bir inançtır, herkes istediğine inanır ama inandıklarını genele dayatamaz; akıl ve mantık dışı bir şey bu.
Neymiş eşcinsellik günahmış, hastalıkmış... Devlet hastalığının tanımını bilmiyor mu? Günahın falan demokrasiyle ne alakası var?
Yobazlar hiçbir canlı türünde eşcinsellik yoktur, eşcinseller kıçlsrıınndan uyduruyor bunları demişler. Eşcinsel bir çocuğun babasına benim kediler arasında eşcinsel olanlar da var dediğimde, sen öğretmişsindir onlara dedi. Yani bu yobazların iddialarını canlı videolarla çürütsen bile akıl ve mantık dışı bahaneler uydurmaya devam ederler. Çünkü bilime basmaz ki bunların kafaları! Kurulmuş robot gibiler!
Heteroseksüeller eşcinselliğe saldırdıkları ölçüde, benim de heteroseksüllere savunma babında karşılık verme hakkım vardır.
Gerçekten kedilerim arasında eşcinsel olanlar var ve genelde yeri geldiğinde hepsi de eşcinsel ilişki yaşıyorlar, heteroseksüel ilişki de...
AKP eşcinsellik konusunda tribünlere oynayabilir en fazla. Sıkıyorsa eşcinselliği yasaklasın bakalım!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder