2 Haziran 2019 Pazar

İRAN VE TÜRKİYE ARASINDA BADMİNTON ARACILIĞIYLA KURULAN DOSTLUK KÖPRÜSÜ SONSUZLUĞA UZANIYOR!


Dostluğun yıllarla hesabını yapmak da doğru değil aslında; çünkü kalpten olduktan sonra zaman ve mekan ölçütlerinin bir önemi kalmıyor. Ama badminton sporuyla kurulan ve sonsuzluğa uzanacak İran - Türkiye köprüsün nereden baksan 5-6 yıl oldu. Hayat yolculuğu Türkiye'den geçip Batı ülkelerine uzanan İranlı kardeşlerimizin Türkiye ile olan kültürel aynılıkları, yıllar geçse de, Türkiye'yi de kendi ülkeleri hissedip hasret gidermek için tekrar ziyaret etmelerini sağlıyor. Kendi söylediklerine göre gene son durakları Türkiye olacak belki de. Çünkü kültür denilen şey sadece sonradan öğrenilenden öte, yılların içselleştirmesiyle yapıyla özdeşleşen kalıcı bir şey. Efsun arkadaşımız Amerika'ya ilk gittiğinde, önceden İngilize'yi az-çok bilmesine rağmen, oraya gidince en çok dil konusunda sıkıntı çekmiş. Çünkü öğrenirken bir bakmış ki, Türkiye'de kaldığı sürece Türkçe gibi düşünmeye başlamış ve anlamak-öğrenmek için kafasının içinde çeviriyi yaparken ana dili olan Farsça üzerinden değil de, Türkiye'de yaşadığı sürece pekiştirdiği Türkçe üzerinden yapmaya başlamış ve bu sorunu halledebilmek çok zor olmuş. Bu da gösteriyor ki, dil denilen şey sadece ağızda olan bir iletişim aracında çok öte bir şey; kültürün tam manasıyla bir parçası, insanın yaşadığı hayatın kafasında şekillenerek dışarıya bir ifadesi... Çünkü sen konuşurken, yaşam biçimini ifade ediyorsun; "Hey Toni" ifadesiyla, "Ula Niyazi"nin ortak bir potada dile dönüşmesi o kadar kolay olmuyor demek ki...

Amerika'daki arkadaşımızın Türkiye tatili vesilesiyle bir araya geldik. Sanki dün ayrılmışız veya hiç ayrılmamışız gibi... Ben İranlılarla tanışmadan önce kültürün insan yaşamında bu kadar etkili olabileceğini hiç düşünmezdim. İşte ne bileyim, hangi kültüre gitsem çabucak adapte olabilirim diye düşünüyordum. Ama hiç de öyle olmuyormuş ne yazık ki... İnsan kendine yakın olanla daha bir kaynaşıyor, çünkü kendinden gibi oluyor. İranlılar Türkiye'ye gelmeden önce, nasıl Batı bize fesli yobaz Müslümanlar gözüyle bakıyorsa, ben de İran'da böyle kültürel bir zenginlik olabileceğini düşünmezdim, zahmete bile girmezdim oralarda ne olup-bitiyor diye. Batı sirayet etmiş ya bütün dünyaya, yüzümüzü de hep oraya çevirdiğimiz için, etrafımıza kör olmuşuz gibi bir durum. İranlılarla geçirdiğim bu süreçte, bizimle aynı olduklarını gördüm ve zorda kalsam ve sıkışsam kaçacağım ülkeler Batı değil de İran olurdu herhalde. Çünkü insan yaşamında güven çok önemlidir ve benzer kültürlerde insan daha güvende hissediyor kendini. En azından bu, bende böyle. Parka gittikçe ve tanıştıkça Afganlıları da kendime çok yakın hissetmeye başladım. Hatta onlar sanki atalarımıza daha çok benziyor gibi geldi. Karşı apartmanımıza Suriyeliler taşındı, küçük çocukları belki daha ötekileştirmeye maruz kalmadığından olabilir, beni her gördüğünde gülümseyerek el sallıyor. Şunu da söyleyeyim; ben hiçbir ülke insanıın ülkemize gelmesini istememek gibi bir düşünceye sahip değilim; sadece çıkarcı politikalara insanların alet edilmesine karşıyım. Belki de kültürler arası ötekileştirme de, veya onu bir zenginlik olarak görmek de kişisel bir yapı meselesi, benimki de biraz fazla bir pozitif-iyi niyetli bir bakış açısı olabilir mi bilmiyorum. Ama her ne olursa olsun ben böyle düşünmeyi,böyle yaşamayı seviyorum.

Men, şirini nargli hayli düsdarem! İranlılarla her buluşmamızda bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Zaten o kadat çok benzer kelime var ki; şive farklılığından dolayı farklı zannediliyor sadece.

Bu arada Türk vatandaşı olup Türkiye kimliklerini alan İranlı kardeşlerimize yeni coğrafyalarında bir ömür boyu mutluluklar diliyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder