31 Mayıs 2019 Cuma

Kanasın vicdanım!


Hep soruyorum vicdan neydi diye; çocuk yetiştirmek, yaşlıya bakmak, mülteciye yardımcı olmak, tüm ayrımcılığa maruz kalanların yanında durmak, aç bir insanın karnını doyurmak, birisini hayata döndürmek, birisini şiddetten kurtarmak falan, vesaire... Bunlar yeterli değil vicdanlı sayılmak için... Çünkü bunları herkes yapabilir istedikten sonra... Ben olaya daha bütüncül bakıyorum; çünkü içinde yaşadığımız çevre-doğadır bizi ayakta tutan. Ama biz daha aldığımız oksijen-nefesi bile bitkilerin sağladığını bilmeyecek kadar cahil olmaya ve cahil kalmaya gönüllüyüz. Çünkü henüz daha içgüdüseliz ama içgüdüsel hayvanlar bile yaşadıkları çevreye zarar vermek için değil, dünyadaki yaşamın sürdürülebilirliği için yaşıyorlar, mücadele veriyorlar. Ama biz ne yapıyoruz fotosentez olayını bile idrak eden de, etmeyen de; onları yok etmeye, hayvanları falan vicdanlıyız diye kısırlaştırmaya falan çalışıyoruz, ne bileyim doğanın dengesini gereçekten sanki o şekilde sağlanabileceğine inanıp Kanguru katliamı falan yapıyoruz. Ulan o kısırlaştırdığınız, yaşama haklarını ellerinden aldığınız hayvanların anneliğine şahit olmadınız mı hiç; olsaydınız vicdan denilen şeyi gözlemleyebilirdik insan türünde. Ben sevgiyi bitkilerde gördüm, daha çok içli dışlı olduğum kedilerde gördüm. Öyle büyük bir sorumluluk sergiliyorlar ki doğaya katkıları gereği yavrularını yetiştirirlerken... Şimdi bunları anlatmayacağım. Çünkü anlamak isteyen hayvanları bir öteki olarak görmek yerine, hayatı onlarla paylaşarak gerçek anlamdaki insanlığını gösterir.

İnsanlara bakıyorum da hep bir maddesel çıkar peşindeler. Yatlar-katlar, yemeler-içmeler, ve bu ve bütün benzer eylemleri sanki gerçek bir yaşammış gibi keyife dönüştürmek... Utanıyorum, evet utanıyorum.. İnsnalar açlıkta ölürken, savaşlardan kırılırken bile tatil yapmak falan nasıl bir vicdandır. Gidin ya..!. Şu anda 18 kişilik bir aileyiz kedilerimle. 13 tanesi bu seneki yavru kedi, bir tanesi sokaktan gelen kalçası özürlü ve diğerleri evin 3 dişi kedisi.... Evet maddesel olarak da sıkıntı çekiyoruz, onlara tek başıma yetme konusunda da... Ama (tabiki hiç kimseden ne maddi ne de fiziksel anlamda bir beklenti içer'sindeyim.) ben bunları sevgiye dair hyatın bir ödülü olarak görüyorum. En başta da bir sorumluluk öğretisi; çevreye, insanın elinden gelen katkıyı sağlaması adına falan; şikayetim çevrenin bana yüklediği sorumluklar değil bazen vicdanımı ağırlık olarak zorlasa da; çevremdeki duyarsızlık ve vicdansızlık beni rahatsız eden. Ben bunlarla uğraşırken, sevgi dili beklediğimiz ama nedense nefret dilini kullanmayı bir marifet sayan özellikle dinci-muhafazakar kesimin, demokrasiyi lağvedip yerine kendilerine yönlü çıkarcı düzeni getirmeye çabalamalarını gördükçe inanın tiksiniyorum. TEK KELİMEYLE TİKSİNİYORUM. ÇÜNKÜ ÇOK İĞRENÇ GELİYOR BU BANA. Çünkü çıkarları için her türlü ifitra gibi pisliklerin mübah görülmesini midem kaldırmıyor ve hiçbir şey olmamış gibi samimiyetsizlikler; "evrenim ben nereye düştüm uzaydan" duygusu yaşatıyor bende. Şükürler olsun ki vicdanıma uygun bir hayat sürdüğüm için gözüm açık gitmeyecek.


Hayattan; müziğimi dinlemek, okuyarak bilgimi arttırmak dışında hiçbir hedefim olmadı; bunu da kapasitemce gerçekleştirmek için mücadele verdim. İnsanlar hep cennetliksin diyor bana; toplumsal cinsiyetin hakim olduğu bir dünyada bir erkek eşcinsel olarak çalışmaya başladığım 18 yaşımdan, 10 senelik yatalak sürecine kadar 30 sene boyunca onun yaşam sürecine elimden katkı sağlamaya çalıştığım annem için-aslında bir fiil fiziksel anlamda ilgilendiğim için, işte ne bileyim sabahleyin yoldan geçenler 17 kediyle ilgilendiğim için falan veya işte mültecilere elimden geldiğince hukuki veya yaşamsal süreçte katkı sağlamaya çalıştığım için... Bunları övünmek için söylemiyorum; daha iyisini yapanların olduğuna inanıyorum ama ben de kapasitemce vicdanıma uygun davranmaya çalışıyorum işte... Bunları cennet beklentisiyle falan yapmmadığımı belirtmek için söyledim; bir insani sorumluluk bunlar iyi niyet suistimal edilmediği sürece... Ben zaten hayattan hiç bir şey beklemedim ki... Hayattan ne öğrenebilirim kaygısıyla, bu düyada nefes alabildiğim için bile müteşekkir oldum. İsyanlarım ve sisteme eleştirilerim de bir insanlık icabı; gerçekten maddesel anlamda falan bir şey beklediğimden değil. Öyle bir zihniyetim olsaydı, ben de köşeyi çoktan dönenlerden olurdum. Çünkü o kapasitemden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Dediğim gibi yolum farklıydı. Güzel bir müzik dinlemek, doğaya-hayata dair illüze edilmiş bir fotoğraf-resim, başka başka dünyaların yaratıldığı kitaplar, beni büyüten fikirler-düşünceler ve bilgiler her zaman bana daha cazip geldi. 50 senem geçti böylece. Umduğumu bulabildim mi; hayatı yaşayabilmekten ve tecrübe edinebilmekten daha iyi bulunabilecek ne olabilir ki..? Tek sorun uyuşamamamızdı şu hayat-takilerle. Ama şöyle de bir gerçek var... Kolay bir hayat olsaydı ben bu yaşamımda ne kadar büyüyebilecektim?

Geçen 50 yılımda üzüldüğüm hiçbir nokta yok yaşayamamak adına; ne istediysem yaptım ve yaşadım; engellere rağmen olması daha bir katmerledi aldığım keyifi. Tek üzüldüğüm nokta bazı kşileri, bazı türleri, bazı şeyleri istediğim kadar memnun edememek oldu. Keşke hayvanlara daha çok yardımcı olabilseydim; onları daha uzun yaşatabilseydim; kocaman devasa ormanlar inşa edebilseydim huzur içinde yaşayabilecekleri; birbirlerini öldürmeden yapay etlerle falan doğaya katkı sağlayabilecekleri... En çok da, mesela annemi bilgi kültür olarak eğitebilseydim okullara göndererek ve onunla hayatı arkadaşça çok daha güzel paylaşabilseydik. Ben anneme uzayı falan, gezegenleri falan anlattım ama o bunun sihirine kapılamadı ki... Eşicnsel olduğumu bilse de, bu konuda direkt tek bir sitemde bulunmasa bile, hep evlenmem doğrultusunda bir beklentisi oldu ne yazık ki... Mesela mülteci arkadaşların dilini öğrenmeye vakit ayıramadığıma çok üzülüyorum. Eğer onlarla çok iyi konuşabilseydik, onlara 3. ülkeye gidinceye kadar Türkiye yolculuklarını bir liman değil de, hayatlarının güzel bir kültürel yolculuğu-seyahati olarak gerçekleştirmelerini sağlayabilirdim. Onlar da bir an evvel Avrupa-Amerika-Kanada derdindelerdi daha eğlenceli bir hayat hedefi için. Bir eşcinsel olarak eşcinsellere tam olarak anlatamadım eşcinsel olarak dünyaya gelmenin bir mükafat olduğunu, çok özel bir durum olduğunu. Bu yazı aslına bir vicdan yazısıydı içinde yaşadığımız dünyada sürekli benimki kanar halde olduğu için ama 50 yaşımı dolduracağım 10 Haziran'a bir "şey" gibi, gönderme gibi oldu. 16 ay sonra olacağım emeklilik hakkımı kazanmak için çalıştığım süreçten sonraki geçen 11-12 yıllık süreç ise, kendime daha çok vakit ayırdığım, daha çok spor(tenis, badminton, yüzme ve bisiklet) ve açıktan da olsa üniversite eğitimleriyle geçirdiğim-sosyloji ve felsefe okuduğum, internet ile bilgi-kültür ve sanata daha çok kolay ulaşarak kendimi doyurduğum hayatımın altın yılları oldu. Beni üzen, kızdıran ve affetsem de-affetmesem de bir şeyleri değiştiremeyeceğim insanlar ol madı mı? Olmayan ne kadardı peki diye sorsak daha iyi olur. Umarım hayatlarının kıymetlerini bilirler sevgi ile yaşayarak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder